La Belle Epoque (2019)


Yaaa, çok güzel bee, Fransızca diye demiyorum izlemesi çok keyifli bi film. Westworld (2016- ) dizisinin bize hatırlattığı Westworld (1973) filmiyle insanlığa kazandırılan bu distopik fikir pek çok mecrada defalarca işlendi. Nedir o fikir, bir insana istediği hayatı suni olarak sunabilme fikri... Westworld (1973) bunu teknolojiyle yapıyordu, insansı robotlarla kurulan bir dünyada parayı basan istediği kurguda istediği gibi yaşayabiliyordu, adam öldürme, tecavüz gibi sapkın fikirlerin yasal bir yaptırımı olmadığı bir dünyaydı burası haliyle, çünkü karşınızdakiler robottu.. La Belle Époque (2019) napıyor, olaya Avrupalı bir bakış açısı kazandırıyor ve parayı basan istediği kurguda istediği gibi zaman geçirebiliyor, çünkü karşınızdakiler sanatçılar, aktör ve aktrisler.. Tabii ki bu ortamda sapkın fikirlere yer yok, aşk var, nostalji var..


Eskiden gazetelere karikatür çizen bir işsizdir Victor, kıçındaki kıllar ağarmış bu amcamızın yaşıtı çoğunluk gibi teknolojiyle arası pek iyi değildir. Hala kendi kendine eski moda kalem-silgi-kağıt üçlüsüyle stilize çizimler yaparak zaman geçiren Victor'un eşi Marianne, iddiasına göre gerçek bir işi olan, eve ekmek getiren ve çağa ayak uyduramayan kocasından sıkılan bir kadındır. Ayrıca terapistiyle yatmaktadır. Sinemacı oğulları Maxime bir ara bu Romantik Westworld işinin başındaki arkadaşından babası için bir davetiye koparır.

Bir gün Marianne'le Victor'un bir tartışmaları, ihtiyar Victor'un evden ayrılmasını gerektiren seviyeye varır. Parası pulu olmayan Victor'un cebinde tam ne işe yarayacağını bilmediği bu davetiye vardır ve çaresizlikten o stüdyoya gider. "Hangi dönemi, nasıl bir ortamda yaşamak istersiniz?" sorusuna Victor'un verdiği cevap, "16 Mayıs 1974, Lyon, La Belle Epoque isminde bir restoranda olmak isterdim tekrar, hayatımdaki en mutlu günümdü, Marianne'le tanıştığımız zamandı!.." oluyor. Genelde insanlardan -20'ler Paris'i- gibi klasik istekler alan eleman, bu spesifik istek üzerine Victor'dan mekan ve karakterler hakkında bilgi topluyor. Birkaç gün sonra size haber vericez deyip yolluyorlar ihtiyarı.


Birkaç gün sonra 16 Mayıs 1974, Lyon, La Belle Epoque'e giriş yapan Victor, inanılmaz bir deneyim yaşamaya başlıyor!.. Tabii ki çevresindeki işinin ehli oyuncular ve harika reji sayesinde..

Synecdoche, New York (2008) filmindeki teknik kurgu, Midnight in Paris (2011)'deki romantizm... Güzel olan her şey bu filmde bir araya getirilmiş.. Nicolas Bedos'un yazıp yönettiği film, Fransa'nın Oscarları olarak bilinen Caesar Ödüllerinde bir sürü adaylıkla beraber En İyi Senaryo dahil 3 ödül kazanmış. Diğer ödüllerinden biri tabii ki En İyi Prodüksiyon Tasarımı, öbür diğeri de En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü (Ardant)!..


İzlediğim iyi Fransız filmlerinin çoğunda Guillaume Canet adını görmek tesadüf olmaktan çıktı artık, yönetmen rolüyle hikayede yer alıyor. Klas adam valla. Viktor rolüyle ise Fransa'nın Haluk Bilginer'i Daniel Auteuil'i izliyoruz. Fanny Ardant, Marianne'nin gerçeğini; Doria Tillier ise paralel evrendeki halini canlandırıyor. Çok beğendim, şiddetli tavsiye!..

30 Nisan 2020
Oku..

Free Fire (2016)


Sinema tarihinin en masrafsız dönem filmi!.. Tek mekanda, o da hangarda geçen hikaye bir buçuk saatlik Meksika açmazına sahne oluyor. 70'lerin sonlarında Boston'da terk edilmiş bir fabrikada yasa dışı silah alışverişi yapmak için buluşuyor iki grup; silahları ver, paraları al, para-çokomel, bu. Yok para sayma makinesi şır şır, yok silahları test etcez diye bam bam...

Millet gergin, bir an evvel kontroller bitsin, herkes yoluna gitsin diye bakılıyor ama bir yandan da birbirlerine artislik yapıp duruyorlar. Takımlardan birer kişi bir gün önce bir münasebet yaşamışlar, birbirlerini fark edince bir anda bağrış çağrış üste yürüme oluyor. Adamlardan biri tam bir pislik çıkıyor Rıza Baba, sonra biri bi el ateş ediyor dayanamayıp, sabahlar olmasın...


Yönetmen Ben Wheatley'nin Amy Jump'la beraber yazdığı filmin, bir değil iki değil üç değil beş değil baş rolü ama öne çıkan birkaç isim var tabii, Brie Larson gibi, Sharlto Copley, Cillian Murphy ve Armie Hammer gibi... Ara ara dinlenerek, mütemadiyen birbirine sıkan 8-10 kişiden kim ayakta kalacak diye merakla izleniyor. Bi de Brie tek kız ortamda, birkaçı yürüyor o hengamede kıza..

Bu filmi, sinema tarihinin en masrafsız dönem filmi yapan şeyi de anlamışsınızdır herhalde, sadece ceket pantolon, ankesörlü telefon ve mekana geldikleri iki araba.. Sonrası kapalı kutu ve çok akıllıca bence, 70'lerde de terk edilmiş bir depo böyle görünüyor, günümüzde de. Sonuçta günümüzde terk edilmiş bir depo pek ala 70'lerden beri kullanılmayan bir yer olabilir. Tatlı iş yani, tavsiye..

29 Nisan 2020
Oku..

Ibiza (2018)


Netflix'te karşıma çıkan, Gillian'ı görünce "Aa ben bu kızı tanıyorum!" diye yükseldiğim ve ismi-cismi eğlence vaadettiği için anında izlemeye karar verdiğim bu bi buçuk saatlik filmi, Ramazan günü bira içercesine, amcasının karısı Bihter'e yanlayan Behlül'cesine, izlenmeyi bekleyen Breaking Bad'leri, her gün onar yirmişer sayfa okuyabildiğim kitapları bir kenara itip izledim. Arada böyle küçük kaçamaklara, çerezlik filmlere de hakkımız olsun di mi, karantinadayız sonuçta..

Bir reklam şirketinde sosyal medya işleriyle ilgilenen New Yorklu Harper, müşteri bağlamak için birkaç günlüğüne İspanya'ya iş gezisine gitmelidir. Bunu goygoycu kankilerine söylediğinde hemen birinci sınıf biletini iptal edip üç tane ekonomik sınıf biletle değiştirmesini ve hep beraber Barselona kaçamağı yapmayı teklif ederler. Yok mok der ama sonraki sahnede uçaktadırlar. Gece eğlenmek için girdikleri mekanda ünlü dj Leo ile tanışır Harper. Leo sahnedeyken Harper ve kızlar alkolün etkisiyle partiden partiye koşar.


Ertesi gün Leo Leo diye yanan Harper, internetten Leo'nun o gece Ibiza'da sahne alacağı mekanı bulur. (Ibiza, İspanya'nın adacıklarından biridir, uçakla ya da feribotla ulaşım vardır. Zaten bir adaya başka nasıl gidilir. Bu bilgilerin hikayeyle alakası yoktur.) Kızların gazıyla, alkolün rahatlığıyla, ekstazinin enerjisiyle Leo'yu bulma macerası başlar Harper'ın. Ama ertesi sabah Barselona'da toplantıda olması gerektiğini unutmamalıdır!..

Gillian Jacobs'ın aşırı tatlı hallerini ilk Love (2016-18)'da izlemiştim, yazının başında bahsettiğim tanıdıklık da buradan. Richard Madden (nam-ı diğer Robb Stark) ise ünlü dj rolüyle Gillian'a eşlik ediyor. Çatlak kankiler ise Phoebe Robinson ve Vanessa Bayer..

Elektronik alt yapılı bu eğlenceli filmi yazan Lauryn Kahn, yöneten ise Alex Richanbach; filme puanım 4,5'tan 5... Süresi, temposu, müzikleri ve baş rol çiftiyle eğlenceli bir seyir sunuyor. O kadar.

28 Nisan 2020
Oku..

BoJack Horseman (2014-20)


Raphael Bob-Waksberg yaratıcılığında Netflix için hazırlanan bir Amerikan yetişkin animasyon dizisidir. <<Ha siktir, off çok kötü oldu bu, onunla da yattım bununla da yattım, biraz da kokain çektim, şırıngaları sevmiyorum hadi eroini de burundan çekelim, siktir senaryoyu okumayı unuttum!>> Böyle bir animasyon yani. Yaşamı sorgulayan, depresif ve kara komik bir iş!. Will Arnett, Amy Sedaris, Alison Brie, Paul F. Tompkins ve Aaron Paul orijinal seslendirme kadrsounda yer alan isimler ama ben sadece ilk bölümü İngilizce izledim sonra Türkçe dublaja geçtim, çünkü harika bir ekip seslendirmiş: Uğur Taşdemir, Ezel Kalkan, Melis Toklu, Murat Şenol ve Merih Ermakastar; tabii ki hiçbirini tanımıyoruz ama çok güzel iş çıkarmış bu İmaj Ekibi.

Aslında hep orijinal dilciyimdir ama Türkçe izlemenin avantajı, bir yandan da telefondan sosyal medya sörfü yapabiliyor olmak, belki yemek yerken hatta yemek hazırlarken de tüketebilmek!.. Malum bu ara verdik kendimizi mutfağa.. Onun için, bazen böyle işlerde Türkçe dil seçeneği kullanışlı olabiliyor.


Ağırlıklı olarak Los Angeles'ta geçen dizi, 90'larda çok izlenen bir sitkomun eski yıldızı BoJack Horseman'ın, depresif hayatı etrafında dönüyor. Eskiden çok ünlü olmakla şimdi eski ünlü olmak arasına sıkışıp kalan BoJack, alkolik, uyuşturucu bağımlısı, seks düşkünü ve birkaç ilginç arkadaşa sahip. İlk bölümlerde hayatını kitaplaştırma ve yeniden popi olma projesinde hayalet yazar olarak tanıştığı Diane, onun sevgilisi BoJack'in sektörden tanıdığı Mr. Peanutbutter, neden olduğu bilinmez ev arkadaşı Todd ve menajeri Princess Carolyn...

Tabii ki yayınlandığı ilk gün olan 22 Ağustos 2014'te başlayan biri, 6 sene içerisinde sayısız yan karaktere ve birbirinden ilginç olaylara denk gelmiştir fakat ben hepsine bir hafta on gün gibi bir sürede maruz kaldım, toplamda 77 bölümlük 6 sezonu paket halinde izledim. Hangisi daha keyifli emin değilim, hatta Netflix'le hayatımıza giren tüm sezonu bir oturmada izleme lüksü, hafta hafta beklediğimiz tv dizi sisteminden daha mı iyi o konuda da soru işaretlerim var. Çünkü kolay tüketme lüksü içerik hakkında düşünmemde yani sindirmemde pek de yardımcı olmadı gibi.. Yine de çok güzel dizi ama şimdi verdiğim puan 8, hafta hafta izlesem 7 veya 9 olur muydu?!


Harika da bir kapanış soundtrack çalışması var: Açılış çok tatlı caz tınılı bir enstrümental, kapanış ise tam bir bölüm sonu keyfi, müziğiyle beraber okuyun bak çok güzel, "Back in the 90's I was in a very famous TiiiiiiğViğ show..."

Hikayede ayaklar baş oluyor, insanı diğer hayvanlardan ayıran özelliği olan, düşünmek ve düşünebildiğini de düşünerek fikir sahibi olması, bütün hayvanlar alemine verilmiş, hepsi layıkıyla konuşamasa da gayet insani faaliyetlere tabiiler. Böyle bir dünya yani, genel olarak insan vücudunda hayvan kafaları, bazen belirgin bir özelliği varsa ne bileyim yengeçse el değil de kıskaç, tarantulaysa sekiz kol falan ama genelinde insan vücudu var. Ve sosyal hayat da buna uygun, her canlı aynı haklara sahip.. Hikayenin doğası gereği karakterler Amerikan şov camiasından tipler, arada bildiğimiz ünlüler de yan karakter olarak katılıyorlar, bazen de (izin alamazlarsa) isimleri azıcık değiştirilerek, George Clooney - Jurj Clooners mesela.. Ama Jessica Biel gibi aynı isimde ve kendi seslendirmesiyle hikayeye katılanlar da olmuş.


Bence kesin izleyin, bu arada bu Ocak'ta yayınlanan son sezonuyla beraber final yaptı. İnternette "Aa, niye bitti, yaa bitmeseydi!" yorumlarını görünce ilgimi çekti. Çok da beğendim, hakkaten de "Aa niye bitti ki?! Keşke bitmeseydi!.." dedim ben de.

BoJack'in bu dünyasını sevdiyseniz veya sevecekseniz, size teselli ikramiyesi gibi bir mini dizi söyleyeyim: Tuca & Bertie (2019) isminde 10 bölümlük bir BoJack Evreni hikayesi, bambaşka karakterler, sadece insan vücudunda hayvanlar alemi devam ediyor!.. Henüz izlemedim ama aldım listeye..

28 Nisan 2020
Oku..

After Life (2019- )


Hollywood'un aman bilmez laf sokucusu komedyen Ricky Gervais'ın, Netflix için yaptığı son işi After Life (2019- )'ın 6 bölümlük ilk sezonu geçen sene yayınlanmıştı, dünden itibaren de yine 6 bölüm süren ikinci sezon yayında!.. Yarımşar saatten bir lokmada izlenebilecek bir dizi. İzlerken peçetelerinizi yanınızda bulundurun çünkü durduk yerde ağlatabilecek bir hikaye!.. "Daha neler" demeyin, Ricky Gervais bu ne yapacağı belli olmaz. İngiltere'de küçük bir kasaba olan Tambury'de geçen hikaye, karamizah da değil doğrudan trajedi aslında, bazen komik durumlara sahne olan içten bir trajedi..


Yerel bir gazete olan Tambury Gazzette'de çalışan Tony habercidir; ekipte, fotoğrafçı, reklamcı, editör falan vardır; küçük ama samimi bir ekiptir ve hepsi salak salak tiplerdir. Tony'nin eşi yakın zaman önce kanser tedavisi görüyormuş, tutunamamış ölmüş kadın. O günden beri intihar etmeyi düşünen Tony bir şekilde beceremez, sonra vazgeçiyor gibi olur, kararsızdır, hep fikir değiştirir. Gıcık bir tiptir, -hep öyleymiş ama yeni bir şey değil- hayatın çok ilginç noktalarını çok ince sorgular, sonra gereksiz haberler yazdığı işine geri döner.

Karısıyla neredeyse her anının videosu vardır, sürekli o videoları izleyip dertlenir, kimle konuşsa karısını anlatır, "şöyle yapardık, bunu derdi, sakın şöyle düşünme derdi" falan diye kendini üzdüğü yetmezmiş gibi etrafındakilere de pompalar o hüznü, herkes gözler ıslak ıslak dolaşır. Yaşlı babası huzurevindedir, bakımıyla birilerinin ilgilenmesi gerektiği için yatırtmıştır, her gün de ziyarete gider. Babasına bakan hemşireyle flörtleşir ama tam beceremez, karısı aklından çıkmaz. Çok tatlı adamdır aslında ama esaslı gıcıktır.


Ricky Gervais'in yazıp yönetip oynadığı bu dünyalar tatlısı İngiliz aksanlı gözü yaşlı komedinin gayet mütevazı bir kadrosu var: Mandeep Dhillon, Diane Morgan, Kerry Godliman, Ashley Jensen, Laura Patch, Jo Hartley ve Harry Potter'ın hademe Filch'i David Bradley. Toplasan iki sezonu bir düzine bölüm ediyor, o kadar tatlı ki şuna da vakit ayıramayacaksak neye ayıralım bu günlerde, kesin izleyin!.. Keşke bitmese diyeceksiniz...

25 Nisan 2020
Oku..

Kocan Kadar BoxSet



Kocan Kadar BoxSet, Şebnem Burcuoğlu'nun iki kitaplık roman serisinin aynı isimlerle, Kocan Kadar Konuş (2015) ve Kocan Kadar Konuş: Diriliş (2016) olarak sinemaya uyarlanmış film serisidir. Kıvanç Baruönü'nün yönetimindeki filmlerin ikisine de puanım 4/10'tür, biri birinden daha iyi değildir, birin kaldığı yerden iki devam eder.

Kadın egemen bir ailede, anane-anne-kızkardeşler-süperteyzeler-yenge-kuzen içiçe, kız çığlıklı bir evde Efsun'un evde kalmışlığı ekseninde döner muhabbetler. Bir yayınevinde çalışan kitap kurdu Efsun, inekliğinden ve istemediğinden -neredeyse ailesine tepki olsun diye- evliliğe çok uzak bir kızdır. Diğer kızlara benzemez, esprilerini herkes anlamaz, çocuk sevmez falan. Ama yaşının 30 olduğunu fark edince ve lise aşkı Sinan'la karşılaşınca her şey değişiverir, bu fırsatı kaçırmamak için evdeki kızların taktiklerini uygulamaya başlar. İşte "mesajlara hemen cevap verme"den, "göster ama elletme"ye kadar!..


Sinan da eskiden sevdiği kızı tekrar bulduğuna sevinir ama bir süre sonra o kızın nedense çok farklı birine dönüştüğünü fark eder, eskiden kitaplardan bahseden Efsun artık evlilikten başka şey konuşmaz olmuştur. İlk film, Efsun'un evlenme teklif etmesiyle biter. İkinci film kaldığı yerden devam eder ve artık aileler tanışır, kavga gürültü falan filan.

İnsanların evlilik müessesesini sorguladığı, sorgulaması gerektiği bir hikayecilik. Öyle olağanüstü bir durum yok, hep bilinen şeyler anlatılıyor. Ama keyifli bir taraftan bakmaya çalışıyor. Gülünsün eğlenilsin ama unutulmasın da insanların hayatlarını bu tarz kararlarla şekillendirdiği, öyle ana-baba böyle istedi, adet bu diye de yenecek boklar değil tabii. Hikaye her türlü evlendirtiyor o ayrı!.. Ama ayık olun, istediğiniz gibi evlenin deniyor.


Kadroya göz atalım, Ezgi Mola & Murat Yıldırım çiftine, Ebru Cündübeyoğlu, Eda Ece, Begüm Öner, Enis Arıkan, Hümeyra falan eşlik ediyor. Pek çok BKM filmi gibi bunlar da Netflix'te yer alıyor, ve böylece ulaşımı kolaydır diye düşünüyorum, çünkü artık herkesin Netflix üyeliği var gibi duruyor. Korona Netflix'e yaradı!..

25 Nisan 2020
Oku..

Donnie Darko (2001)


Birkaç yıldır izlenecekler listemde duruyor, çok meşhur film olduğu için, bir nevi genel kültür mevzusu addedip izlemek için sıraya aldım ama korku filmi olduğu için sürekli sıranın sonuna iteleyip durdum. Çünkü sevmiyorum korku filmlerini, olur olmaz yerlerde titreşen florasanlar, durduk yerde arkalardan geçen gölgeler falan hiç mi hiç hoşuma gitmeyen şeyler. Ha hakkıyla yapan yok mu bu işi klişeye düşmeden, var, ama çok nadir.. Dün izledim artık Donnie Darko (2001)'yu, tamam yeter itelediğim diyerek, tam da o bahsettiğim nadir korku filmlerinden çıktı, korku filmi bile denemez hatta gerilim yeterli; bilim-kurgu/gerilim son kararım.. Kimse de korku filmi demiyor mu yoksa buna, ben mi öyle sandım yıllarca..


Uyurgezer bir genç olan Donnie, akıllı çocuktur, okulda dersleri falan iyidir ama acayip bir tiptir, psikiyatra gider, ilaçlar falan kullanır. Hayali bir arkadaşı vardır, Frank isminde, tavşan kostümüyle beliren, "hayat şöyle kötü, hayat böyle berbat, dünyanın sonu gelecek" falan diye konuşur Donnie'ye. Donnie onun hayali bir tip olduğunu bilir, anlattığı şeylerin bu dünyada bir karşılığı olmadığını da düşünür ama onu dinlemekten de kendini alamaz. Frank ona görevler verir, Donnie de yapar o işleri, anarşist eylemlerdir onlar: yok okulun su tesisatını patlat, yok meydandaki heykeli parçala gibi..


Frank'le konuşmaları Donnie'ye zaman yolculuğu fikrini verir, "mümkün mü, nasıl olur da olur, zaman yolculuğu ne anlama gelir?"

Öyle yani, Frank'in sorgulamaları ve başına gelenlerle keyifli bir karanlık maceraya sürükleniliyor. Hiçbir şey olmasa bile bir şeyler oluyor..

Başrolde Jake Gyllenhaal, ablası rolünde de ablası Maggie Gyllenhaal oynuyor. Richard Kelly'nin yazıp yönettiği filmde rol alan diğer isimler Jena Malone, Mary McDonnell, Daveigh Chase ve Patrick Swayze ve Drew Barrymore.. Richard Kelly, daha önce izlediğim ve beğendiğim Domino (2005)'nun da senaristiymiş. Donnie Darko (2001) tutunca, devamı niteliğinde S. Darko (2009) diye bir film yapılmış, filmi izlemememin birkaç sebebinden biri imdb.com'da Bottom Rated Movies #90 unvanına sahip olması.

Darko ailesinin minik kızı rolünü oynayan Daveigh'ın kariyeri tam bir korku tüneli, ufacık yaşta bi girişmiş kız bu türe artık olan olmuş.. S. Darko (2009)'da da baş rolü oynuyor bu kızımız.


Yani Donnie Darko (2001)'yu ben beğendim, kafa açıyor, rüyalara falan girip altınıza işetmekten uzak duran bir iş.. Tavsiye ederim, 8/10.. Aa bir de Seth Rogen var filmde, liseden kötü çocuk tayfada!..

24 Nisan 2020
Oku..

Aşkımızın Son Tekmesi (2020)


Diziler ara verince bazı kanallar akşamları yerli filmleri yayınlamaya başladı, güzel de oldu aslında, belki de hiçbir yerde gösterim fırsatı bulamayacak işler böylece seyircisini bulmaya çalışıyor. Bu akşam da Fox TV'de, uzun zamandır bu kadar kötüsüne denk gelmediğim bir film vardı, Aşkımızın Son Tekmesi (2020), yeni de film, ne posteri var ne bişeyi.. Vizyonluk değil doğrudan televizyon için yapılmış sanırım.. Aslında hiç frekansıma girmeyecek bu filmi haberlerden önce fragmanını görünce bekledim, izledim; neden peki, Emir Çubukçu var diye!..

Kitapçılık zamanlarımda, Beyoğlu Tünel'deki mağazaya oyuncular falan sık gelirdi, Okan Bayülgen, Demet Evgar gibi popüler isimlerle beraber Emir Çubukçu gibi daha az bilinen, tiyatro ağırlıklı çalışan birkaç oyuncu da devamlı müşterilerdendi. Bir de Emir'in gözler sıkıntılı, rafın önünde arka kapak okurken böyle burnunun dibine kadar sokardı kitapları, yani çizdirmediyse gözleri devam ediyordur hala öyle - ben bıraktım o işi kaç sene oldu, bilemiyorum son halini.. Çok tatlı adamdır ama.. Sonra kendi öykü kitabı da yayımlandı Can Yayınları'ndan, meraklısı baksın..


Yönetmenliğini Deniz Yılmaz Şayir'in yaptığı filmin esas kızı Seren Şirince, kötü kızı ise Ecenaz Üçer.. Bir de olmaz olsun Sermiyan Midyat var kadroda; bir kere denk geldiğim ve bana yettiği bir kişi kendisi.. Beşiktaş'ta BKM'de bir vesileyle birileriyle üst kattaki fuayede görüşürken geldi, elinde viski kadehi, stand-up'ı için poster çekimi yapıyorlarmış, rahatlaması lazımmış, fuayede herkese "rahtalamak, viski, viski, rahatlamak" falan diyerek dolaşıyordu.. E iç rahatla madem, o da yok, viskiyle dolaşıp millete anlatmayı seviyor gibiydi.. Çok sinir bozucudur ama anıdır nihayetinde!..


Çocukluktan beri aşık olduğu kızın aslında kankisi olduğu gerçeğiyle sonunda yüzleşen Çetin, girdiği depresyondan çıkmak için yerli dövüş kulübüne yazılır. Spor salonunun sahibinin kızı olan Defne de yakın zamanda terk edilmiştir, acısını bu yeni çocuktan çıkarır. Sonra Çetin'e hastanedeki refakat sürecinde aşık olur ve olaylar gelişir.

Ama nasıl dandik hikaye işleyiş, nasıl fena diyaloglar, nasıl kötü performanslar.. Tiyatro sahnelerinden bildiğimiz Emir'in, özensiz bir yönetmen tarafından ne hallere düşürüldüğüne şahit olduk. En azından bu birkaç paragraf yazıyla Emir'in yanında olduğumu belirtmek istedim, normalde bu kadar kötü oyuncu değildir bilinsin!..

22 Nisan 2020
Oku..

Knock Knock (2015)


Lorenza Izzo
Benle yaşıt, Şilili, Başak burcu esmer bir güzel oyuncu. En bilinen filmi The Green Inferno (2013)'dan sonra filmin yönetmeni Eli Roth'la evlenmişler. Sanırım bu aralar ayrılarmış, her an boşanabilirlermiş, bu durum Lorenzo'nun kariyerini nasıl şekillendirir bilemiyoruz tabii, hayırlısı olur inşallah canım ya.. Bu filmde Genesis rolüyle karşımıza çıkan Lorenzo, seksi şeylerin can sıkıcı hadiselere yol açabileceğinin yürüyen bir örneği olarak kamera karşısındaki iki çıtırdan biridir!..

Keanu Reeves
Nam-ı diğer Neo, ne zaman gelecek The Matrix 4 (2021), yeter yıldık beklemekten, John Wick diye bi tipe 3 sene 4 film çektiniz, bıkmadınız mı?! Gerçi metroda insanlara yer vererek, umulmadık patlamalar yapıp beklenmedik fahiş gelirler getiren projelerden set emekçilerine de pay ayırarak falan herkesin gönlüne taht kurmuş bir aktör. Onun yaşı benim yaşımın 2 katından 8 eksiktir. Bu filmdeki rolü de eski bir dj ve halen bir mimar olan aile babası Evan'dır. 'Acıma yetime, döner koyar götüne!' sözünün temsilcisidir. Bu karakterin tek kabahati bir pipiyle dünyaya gelmiş olmasıdır.


Knock Knock
İki genç ve psikopat kızın, -kendi değer yargıları çerçevesinde- eşlerini aldatan adamları cezalandırma ve dünyaya faydalı bir iş yapma çalışmalarını konu alıyor. Death Game (1977) filminin tekrar yapımı olan Knock Knock (2015), bir vesileyle ailesinden ayrı bir hafta sonu geçiren babaya musallat olarak, onu 'baştan çıkararak', sekse teşvik eden kızların, bir takım tehditlerle mağdur duruma düşen adamla maceralarını konu alan Eli Roth yönetimindeki filmdir. Gerilim dozu çok yüksektir, izlerken "Hay sikiyim yaa" dedirtebilir.. Tutunduğu konu itibariyle kendi segmentinde iyi bir yere oturmasına rağmen filme puanım 4/10'tür.


Ana de Armas
Geçtiğimiz günlerde Sergio (2020)'da, şimdi de bu filmde memelerini görme imkanı yakaladığım, benden bir yaş büyük Havanalı güzellik, kısmet olursa yakın zamanda Yeni Bond Kızı olarak anılacak. Bu sene sonunda vizyona girmesi planlanan son Bond filmi No Time to Die (2020)'ın tarihi muhtemelen değişecektir. Hatta acaba sinemalar bundan sonra nasıl olacaktır? Belki de doğrudan dijital bir kanala verilecek artık filmler.. Filmde Bell rolünü oynayan Armas, psikopat iki çıtırdan diğeridir. Baba Evan'ı cinsel açıdan zorlayan Bell, genelde planın uygulayıcısı rolündedir.

Eli Roth
Aslında biz onu daha çok popüler olduğu haliyle, yani Inglourious Basterds (2009)'taki Donny Donowitz rolüyle biliyoruz ama aslında korku sineması ağırlıklı çalışan bir yazar-yönetmen-yapımcı kendisi.. Hostel korku serisi ve boşanmak üzere olduğu eşiyle tanışma vesilesi The Green Inferno (2013) en bilinen işlerindendir. Keanu Reeves'den 8 yaş küçüktür. En son, tarzının çok dışına çıkarak, fantastik komedi The House with a Clock in Its Walls (2018) filminde yönetmenlik yapmıştır. Belki de artık komediden devam eder, belli mi olur?!..

20 Nisan 2020
Oku..

One Night in Istanbul (2014)


Evet sayın seyirciler, kameralarımızı 2005 UEFA Şampiyonlar Ligi Finaline, İstanbul sınırları içinde olduğu iddia edilen Atatürk Olimpiyat Stadyumununa çeviriyoruz. Orada son zamanlarda, hele de sokağa çıkma yasaklarına maruz kalınan bu Korona Günlerinde, in cin top oynuyor. Son 5 senedir Ümraniyespor'un takıldığı bu stat, 15 yıl önce tüm dünyayının nefesini tuttuğu anlara ev sahipliği yapmıştı. Milan-Liverpool mücadelesinde ilk yarı sonucu 3-0 olup Milan tarih yazmak için kolları sıvamışken, soyunma odasında Türk'ün biri ikinci yarı için Liverpool'u gaza getirmiş olacak ki, 3-3 maç sonucuyla penaltılara giden maçı Liverpool kazanmıştı. Siz bu hikayeyi bir de Liverpoollu birinden dinleyin.


Liverpoollu taksici Tommy ve kankası Tony, takımlarının maçlarını izlemek için çok sefer deplasmanlara gitmişlerdir. Ve bu sefer de Şampiyonlar Ligi finali İstanbul'da oynanacaktır. Keşke gidebilsek diye çok içlenirler ama para pul yok, otur oturduğun yerde diye birbirlerini sakinleştirirler. Tommy'nin oğlu da futbolla hiç ilgilenmez aslında ama babası ve arkadaşının bu İstanbul geyiğini duyunca, "Off İstanbul'a mı gideceksiniz, çok iyi ya" falan der, Tommy de oğlunun İstanbul gezisi fikrine yükselmesini bir işaret olarak görür ve "Sen de gelmek ister misin?" der. Yani oğlanı maça götürmek için tek çare İstanbul'sa, öyle olsun anasını satayım diyerek battı balık yan gider..

Bir takım kötü adamlardan borç almaya çalışırlar. Olmadı aile yadigarı olan "Hitler'in kol düğmeleri" ortaya çıkar, bunu satmaya çalışırlar. (Hikayenin bu ve daha bir sürü kısmı çok salak, tefeci adam İstanbul'da kol düğmeleri için alıcı bulur, bizimkileri maçı izlemeye ama aslında malı teslim etmeye göndermiş olurlar. İstanbul'daki kötü adamlar parayı başkasından çalıp bizimkilere kaptırır falan saçmalık, o para kimindi, kim kime verecekti, kol düğmelerinin alıcısı kim, hiçbir şey anlatılamadan olan olur biten biter.) İstanbul'a hem maç izlemeye hem de bir emanet teslimatı için gelen 2 baba 2 oğul 4 İngilizin, maç için gelen başka taraftarlarla ve kötü adamlarla macerası...


O kadar düz ki film, algı gereği adamlar İstanbul'a gelir gelmez fes takıyorlar. Hayır bir de bu işe kalkışmadan önce çalışmışlar da, İstanbul'da geçiyor diye Midnight Express (1978)'i izlemişler, hapse düşme sahnesine Hollywood göndermesi de yazmışlar falan.. Stadı daha uzağa yapsaydınız amk laf sokmalı güzel şeyler de var.. Yani aslında anlattığı tipler çok gerçek olabilir ama kafalardaki İngiliz algısı o olmadığı için doğru gelmiyor; yoksa Liverpool'a giden hanzo Türk grubu da böyle, İstanbul'a gelen hanzo Liverpoollu grubu da.. Aynı aslında ama algı yanıltıyor.. Yani aslında bizim vizyon canavarı Lazlı Kürtlü şive komiği komedi filmlerimiz ayarında.. Hele bir de posterdeki plakayı kes ya, Amasya ne olum ya!.. Bilememek çok kötü lan..

Sonuçta maceradan maça vakit kalmayan İstanbul'da her an her şey olabilir mesajı çıkıyor. Steven Waddington'ın baş rolü oynadığı filmde Sedat Mert, Gamze Seber ve küçük bir rolle de Erkan Kolçak Köstendil yer alıyor, tabii ki, İngilizce-Türkçe karışık oynayarak, "Where is my money amına koyim!.."

20 Nisan 2020
Oku..

Synecdoche, New York (2008)


Nedense bir Seinfeld (1989-98) karakteri olduğuna yemin edebileceğim bir sinemacı olan Charlie Kaufman hiç oyunculuk yapmamış; ama ben onu ardarda şakalar yapılan bir sit-com sahnesinde rahatça hayal edebiliyorum. Fotoğrafını bırakıyorum buraya, bir de siz bakın.. Kaufman, 90'ları televizyona senaryo yazarak geçirmiş, bir yerden sonra para yatırıp yapımcılık yapmaya da başlamış.
Being John Malkovich (1999)'i yazarak sinemaya transfer oluyor ve hem onun için hem dünya için bambaşka bir dönem başlıyor. Birkaç filmden sonra Eternal Sunshine of the Spotless Mind (2004)'ı Synecdoche, New York (2008) takip ediyor.. Hatta bu filmle beraber yönetmenlik de yapmaya başlıyor.


Synecdoche, New York (2008)'da izlediğimiz şey, Caden Cotard isimli bir tiyatro yaratıcısının hayatı. Küçük kızı ve resim sanatçısı eşiyle gayet normal görünüyor ama çok geçmeden eşinin ondan kurtulmaya çalıştığını anlıyoruz, Berlin sergisini bahane ederek kızını da alıp kaçmasına şahit oluyoruz. Bu arada Caden, sahnelenen son oyunuyla çok büyük bir ödül kazanıyor, hem büyük gurur hem de büyük nakit kaynağı.. Kaçan eşi Adele'i ve hayatındaki saçmalıkları düşünmeden edemeyen ancak bir yandan da kazandığı ödüle layık olmak için fantastik bir tiyatro çalışmasına başlayan Caden'ın ortaya koyduğu iş, benim tiyatroya bakışımı güncelledi. Üstelik Adele'in çalışmaları da resme bakışım konusunda yeni pencereler açtı.


Dolayısıyla Kaufman'ın bu filmi bence, hem sinema hem tiyatro hem de resim sanatları için çok şey ifade ediyor. Ortaya konan olay örgüsü ve hastalıklı dünya tasviri bu adamın, Kaufman'ın, benden intikamı, sen misin beni sit-com oyuncusuna benzeten deyip ekliyor, Lynch hakkında ne düşünüyorsanız 10 katını istiyorum.. Buradan ona "bay Kaufman, ben zaten Lynch falan anlamam, benim için siz tamamsınız" demek istiyorum.

Filme başlamadan önce, afişinden kapıldığım hisle bunun teknik mimari bir hikaye veya modern şehir yaşantısı tasviri falan olduğunu düşünmüştüm. Sadece afişi görmeyle, bilgisayar ekranında küçücük bir imgeyle varmıştım bu kanıya.. Ne kadar da başka şeylere dönüşebiliyor yargılar.. Kadro da çok acayip.. Philip Seymour Hoffman başta, Catherine Keener falan..

19 Nisan 2020
Oku..

Knives Out (2019)


Başarılı bir Katil Kim? macerası!.. Adet olduğu üzere sonunda şaşırtmak için uğraşan bir tema, "Kim acaba, bence kesin şu.." diyorsunuz, sona geliyor, olay çözülüyor "Hee!.." diyorsunuz, hop ters köşe, "Oobaa!.." resmen şaşırtmaca şaşırana ceza var!

Benzerleri her sene mutlaka birkaç defa denenir. Çoğu vizyonda kalabalıklar içinde kaybolur, kimi uyarlandıkları az okunan romandan daha az izlenir.. Knives Out (2019)'un avantajı, seyircisini ekrana bağlayan popüler gibi oyuncuları ve prodüksiyon imkanı olması; yani kostümler şahane; ışık-renk dengesi göze, müzikleri kalbe, ses miksajı dirseklerimize dokunuyor. Güzel de bir hikaye kurgusu var. Yazan yöneten Rian Johnson boş adam değil, Looper (2012)'ı falan yapmış, güven veren bir filmografiye sahip.


Baş rolde pek çok açıdan çok güzel Ana de Armas bulunuyor. Zengin ve yaşlı ev sahibinin bakıcı/hemşiresi, bir nevi can yoldaşı olmuş dedeye.. Bir gün bütün çocukların, torunların evde olduğu bir aile toplaşmasından sonra, gecesine dede odasında ölü bulunuyor. İntihar gibi ama değil de gibi, zaten hastaydı bilmem neydi derken eve gelen dedektifler ailenin her ferdiyle tek tek görüşüyor ve herkesin bir bok yapmış olabileceği sonucuna varılıyor. Herkesin husumeti varmış meğer...

İsimsiz bir mektupla bu işi soruşturması istenen özel dedektif Benoit Blanc'ı Daniel Craig oynuyor, hikayenin Sherlock Holmes'ü kendileri. Resmi polislerle beraber o da araştırmasını yapıyor. Çoğu, tek mekanda -söz konusu malikanede- geçen filmin temposu takdire şayan bir hıza sahip. Bir anda pek çok şey oluveriyor!..


Aile fertlerini ise Chris Evans, Jamie Lee Curtis, Michael Shannon, Don Johnson, Toni Collette, Katherine Langford, Riki Lindhome ve Christopher Plummer oynuyor. Nasıl, şahane kadro değil mi?!

Sadece dedektifimiz Blanc sabit kalacak şekilde ikinci filmin de çalışmalarının başladığını imdb.com'da görüntüleyebilirsiniz. Oscar'da da (Kehanetler burada..) En İyi Senaryo kategorisinde yarışan ama bildiğiniz gibi ve o geceki herkes gibi Parazit/Gisaengchung (2019)'a kaybeden filme puanım 8/10'di..

18 Nisan 2020
Oku..

Yücel'in Çiçekleri (2018)


Köy Enstitüleri, köylüleri köy için yetiştirme sistemiydi. Kırsal kesimlerdeki okuma yazma bilen vatandaş oranını yüksek, temel bilgilere sahip, köydeki işlerini daha verimli yapabilecek bir toplum için ortaya çıkmıştı.

istanbulartnews Instgram hesabı dün fragmanını paylaşarak, Cengiz Özkarabekir'in yazıp yönettiği Yücel'in Çiçekleri (2018) belgeselinin, İBB Kültür Sanat YouTube kanalında çevrimiçi yayınlanacağını duyurdu. #EvdeKültürSanat ve Köy Enstitülerinin kuruluşunun 80. yıl dönümü vesilesiyle sunulan bu hizmetin aslında geçen sene de Ekrem İmamoğlu'nun YouTube hesabından yayınlandığını görüntüledim. Aynı açıklama yazısıyla iki farklı hesaptan paylaşılan film için, Ekrem İmamoğlu'nun öncülüğünde çekildiği yazıyordu.


Destek önemli tabii ama belirtmeliyim ki filmin özellikle canlandırma sahnelerindeki performanslar bütün işe gölge düşürüyor, kurgu açısından da biraz amatör olduğunu söyleyebilirim ama (övgü bölümü burası) sinamatografik açıdan göze hoş görünen, anlatılması, dinlenmesi, bilinmesi gereken yakın tarihimize ışık tutulduğu için değerli bir film. Kaynak çeşitliliği açısından önemli.. Üstelik harika bir fotoğraf arşivine sahip!.. Bir de YouTube'daki açıklama yazısında da belirtildiği üzere "Drama sahnelerinde kızı Gülümser Yücel'in destekleri sayesinde Hasan Ali Yücel'in gerçek eşyaları da kullanılmış." Ama hangileri müzeden gelen gerçek eşyaları, hangileri bit pazarından alındı bilemediğimiz için çok etkilenemiyoruz bu konuda!..


Komünist yetiştirdiği varsayımıyla da sevilmeyen bu sistemde yetişen öğrencilere karşı dönemin söylemi olan "Yücel'in piçleri"ne gönderme olarak filme verilen isim, anlatımda tarafını seçiyor. Yani filmin adını Yücel'in Piçleri bıraksalardı ve filmi aynen yayınlasalardı, tarafsız bir anlatım sunmuş olacakları ancak bu faşizan söylemi değiştirerek aslında yönlendirme yapılıyor ve kim bilir başka neler değiştirildi diye düşündürülüyor.

Anlatım demişken, filmin anlatıcısı, Köy Enstitülerinin (mimarı Hasan Ali Yücel'se) mühendisi olan İsmail Hakkı Tonguç'tur. İsmail Hakkı Bey'in gözünden anlatılır hikaye: "Hasan Ali şöyle bir çocuktu, ben burada okumuştum, onunla şunları yaptık" diye dönemi ve olayları anlatıyor, görmediği geçmişi öğrendiği kabul edilebilir ancak durduramıyor kendini, ölümünden sonrasını da anlatıyor. "Ben bu sebeple öldüm, Hasan Ali şunları yaptı, sonra da böyle oldu!.." Nereden biliyorsunuz?! Öldünüz siz İsmail Hakkı Bey!.. Senarist Özkarabekir, mukayyet olunuz beyefendiye!..


Yine de bu konuda, Can Dündar'ın Belgesel Kitaplar serisinin bir parçası olan Soner Sevgili yönetimindeki Köy Enstitüleri (2000) hikayeyi anlatımı bakımından daha başarılı bir yapım. Bu da YouTube'ta var, siz de ikisini de izleyip karşılaştırabilirisniz. Hatta bir de Toprağın Çocukları (2012) isimli bir kurgu film var, bu da döneme ait belli bir fikirler verebilir.

18 Nisan 2020
Oku..

Sergio (2020)


Birleşmiş Milletler (UN), ülkeler arasındaki iyi ilişkileri bozucu sorunların, barışçıl yollarla çözümü için önerilerde bulunmak üzere kurulmuş bağımsız bir örgüttür. 193 üye ülkesi olan BM, dünyanın pek çok yerinde 'sadece bulunarak' dahi olsa varlığını sürdürüyor. Özellikle, Kıbrıs'ta olduğum için görüyorum, UN Askerleri havalı havalı sürüyorlar jiplerini, 74'ten beri işleri -galiba- dönemsel raporlar hazırlayıp üyelere durumu bildirmek. Hatta dönemin BM Genel Sekreteri olan Ganalı Kofi Annan, Kıbrıs'ta barış içinde yaşamak için taraflara bir teklif hazırlamış ve Türk-Rum ortak devlet yönetimi önermiş, ancak bu Annan Planı, Nisan 2004'te adanın kuzey ve güneyinde yapılan referandumlar sonucunda, Türk tarafından % 64,91 oranında kabul gördüğü halde Rum oylarının % 75,38'i red şeklinde olduğundan hayata geçirilememiştir. Haftaya bugün birleşememenin üzerinden tam 16 yıl geçmiş olacak. Ayrıca Dünya Sağlık Örgütü, Dünya Bankası ve Uluslararası Çalışma Örgütü gibi kuruluşlar da yine BM'ye bağlı çalışıyorlar.


Bugün yayınlanan Netflix orijinal yapımı olan Sergio (2020), BM Diplomatlarından Brezilyalı Sergio Vieira de Mello'nun hayatının, Bağdat'taki Saddam Hüseyin sonrası Irak bölümünü konu alıyor. 2003'te El Kaide'nin bombaladığı BM Ofisi'nde bulunan Sergio ve arkadaşlarının hikayesi ve geriye dönük anlatımlarla Sergio'nun nasıl hep sevilen bir adam olduğu aktarılıyor.

Narcos (2015-17) dizisiyle tüm dünyaya Escobar'ı sevdiren Wagner Moura, bir sürü dil bilen, insanlık için elinden gelenin fazlasını yapmış bir diplomat olarak karşımızda.. Yine BM çalışanı olan ve -Sergio'nun aşık olduğu kadar olan- güzellik rolüyle Ana de Armas'ı izliyoruz. Benim filmden haberdar olmam, geçen hafta Armas'nın Instagram hesabından, "Haftaya filmimiz geliyo.." diye setten kareler paylaşmasıyla oldu.. War Dogs (2016) ve ardından Knives Out (2019)'la ilgimi çekmiş, takibe almıştım. Çok tatlı kız, hele bir de yeni Bond Kızı olmuş, daha çok izleyeceğiz yani.. Yani inşallah şu virüs mirüs belası geçecek de normale dönüp izleyebileceğiz!.


Valla güzel iş, sanki yer yer biraz zorlama gibi duruyor ama izleyin bence, 6/10!.. Bu arada filmin yönetmeni Greg Barker, daha önce HBO için aynı isimle, Sergio (2009) belgeselini hazırlamış. Barker, konuyla ilgilenmekle kalmamış, Sergio'nun hikayesini dünyaya duyurmak için ant içmiş resmen!..

17 Nisan 2020
Oku..

Dolemite Is My Name (2019)


Scott Alexander ve Larry Karaszewski'nin senaryosunu yazdığı Dolemite Is My Name (2019)'in yönetmeni Craig Brewer.. Brewer'ın işlerini severek izledim hep; Hustle & Flow (2005) ve Black Snake Moan (2006) gibi güzel filmlerdi hep, Dolemite Is My Name (2019) de öyleymiş. Özellikle Hustle & Flow (2005)'un öyküsüyle benzer çıkış noktalarına sahip, ikisi de ötekileştirilen, şans tanınmayan, kendi şanslarını kendi yaratan karakterlerin hikayesi. Dolemite'i bir adım öne çıkaran, gerçek ve sevilen bir tipin biyografisi olması.. Pek güzel anlatım, 8/10..

"Dolemite is my name / and fucking up motherfuckers is my game!"


Bir Rudy Ray Moore biyografisi olan filmin büyük bir kısmı, Dolemite (1975) filminin yapım serüvenine odaklanıyor. Rudy'yi Eddie Murphy canlandırıyor, Akademi hakkını yedi, aday bile göstermediler Oscar'a diye çok konuşuldu, hekes çok beğendi bu performansı, ben de öyle. Böyle kaykıla kaykıla yürümeler, lanet olsun adamımlar. Demo plaklar kaydedip ünlü olmaya çalışan Rudy, nasıl olsa da sahneye çıksam diye tırmalayıp dururken, bir evsiz dostunun anlattığı edepsiz hikayelerden ilham alıyor ve bir sahne şovu hazırlıyor. Edepsiz kafiyeli hikayeler.. "Dolemite is my name / and fucking up motherfuckers is my game!" sloganıdır mesela, hikayesine böyle başlar.


Zaman içinde bu edepsiz stand-up ile başlayan şova şarkılar, türküler, danslar da dahil edilip meşhur bir Dolemite Şov'a dönüştürülüyor. Turneler, sahneler fişşek gibi devam ederken arkadaşlarıyla bir sinemaya giden Rudy, <<ben de film yapcam>> diye gaza getiriyor kendini.. Hiç bilmeden, içinden geldiği gibi.. Her şeyini vererek, gülerek, eğlenerek.. Sonra filmi hiçbir sinemaya satamayıp bata çıka, uğraşa didişe, falan..

2008'de hayatını kaybetmiş Rudy'nin popüler olduğu dönemlerde bi düzine de film yapmış olduğunu görüntülüyoruz. Bir Netflix orijinali olan bu film, Golden Globe'ta iki ödüle aday gösterildi, En İyi Komedi/Müzikal Film ve Murphy'nin performansı.. Alamadı ama olsun, yine de konuşuldu, merak eden varsa buyursun izlesin denildi..

17 Nisan 2020
Oku..

Grand Hotel (1932)


Bir yerlerde denk geldiğim -Oscar acayiplikleri- listelerinden birinde görmüştüm bu filmi, başka hiçbir kategoride adaylığı olmayıp En İyi Film ödülünü kazanan tek film buymuş. Aslında performanslar, hikaye, teknik, reji çok iyi değil ama senenin en iyi filmi demişler; hiçbir şey olmadıysa bile kesinlikle bir şeyler olmuş yani!..


Berlin'de, bütün zengin turistlerin tercih ettiği, tanınmış kişilerin cirit attığı, meşhur bir mekan Grand Hotel. Bazen birkaç geceliğine bazense daha uzun zaman geçirmek için geliyor insanlar, e bir süre sonra da gidiyorlar, geliyorlar, gidiyorlar; otel burası sonuçta, kimler geliyor kimler geçiyor.

Film, telefon kulübesine girip birileriyle görüşmeler yapan karakterlerimizi tanımamızla başlıyor, yakışıklı bir Baron, gaddar bir iş adamı, hasta bir yabancı, ünlü bir bale sanatçısı, bir doktor ve birkaç karakter daha.. Hasta adam, yakın bir zamanda öleceğini öğrenmiş ve kalan günlerini Grand Hotel'de zevk içinde harcamak istiyor, Baron da ona çok içten arkadaşlık ediyor; iş adamı, fabrikasına ortak olabilecek bir yatırımcıyla görüşmek için otelde bulunuyor, yazışmalarını yapması için bir sekreter çağırttırıyor.

Baron'un bale sanatçısı Madam Grusinskaya'ya duyduğu beklenmedik aşk hayatını alt üst ediyor. Devamında yaşanan tatsız bir olay, onun da devamında daha tatsız bir olay yaşanmasına sebep oluyor.


Geçenlerde izlediğim The Meyerowitz Stories (New and Selected) (2017)'de baba Meyerowitz oğluyla film izlerken diyordu ki, "Bu 30'ların filmlerinde erkekler hep smokin giymişler. Artık herkes çok daha rahat.", oğul durur mu, yapıştırıyor cevabı, "Belki de o zamanlar ömür kısa olduğu için şık giyiniyorlardı, hayatın kıymetini biliyorlardı."

Öyle miydi hakkaten, geçmişe kıyasla insan ömrü uzuyor muydu?


13 Nisan 2020
Oku..