Vizyon: Ocak Ayının 4. Haftası


Sinema salonu için dolu, sinemaseverler için boş bir hafta. Bu hafta sadece iki yeni film var..

CM101MMXI Fundamentals (2013) vizyondaki dördüncü haftasında hala salonu doldurmayı başarıyor; aynı şey üçüncü haftası olan Celal ile Ceren (2013) için de geçerli. Cem Yılmaz'ın gösterisi zaten film değil sonuçta -gösteri-, Şahan'ın filmi desen, millet doluşuyor zaten. Bir şekilde parayı götürüyorlar işte.

Yine geçen hafta da gösterimde olan animasyon Efsane Beşli (2012) ve korku filmi Mama (2013), bu hafta da 'kendi çapında bir seyirci kitlesi' tarafından izlenmeye devam ediyor. Bu arada geçen hafta Mama'yı tarif ederken Jessica Chastain'li demiştim, eksik olmuş: Game of Thrones'ta Lannisterların Jaime'si, Nikolaj Coster-Waldau'da var filmde.

haftanın karesi: Mama (2013)'dan

Ve gelelim bu hafta vizyona giren filmlere..

Jason Statham ve Jennifer Lopez'in başrolünde yer aldıkları Parker (2013), The Devil's Advocate (1997)'in yönetmeni Taylor Hackford tarafından yönetilen ve Donald E. Westlake'in romanından uyarlanmış olan bir orta sınıf aksiyon filmi. Çok seyircisi olduğu söylenemez ama seyircinin şu an diğer filmlere ilgilendiği döneme denk geldi, ondan bence.

Aynı zamanda başrol olan Şafak Sezer tarafından yazılıp Murat Aslan yönetiminde çekilen G.D.O. Karakedi (2013). Filmin eğlenceli olacağını umup salonu dolduran seyirciler film çıkışı: 'zaman kaybı', 'rezalet', 'uf bu ne ya', 'olum süperdi', 'çok kötü film', 'boşa para verdik valla' gibi -çoğu olumsuz- tepkiler verdiler. Ben de izleyebildiğim kadarıyla beğenmedim filmi -ki zaten Şafak Sezer'den hiç haz etmem- Ancak bi sahnesi var, Durul Bazan bütün mahalleyi vuruyo, o sahnede müzik dupstep tercih edilmiş ve bence başarılı bir seçim olmuş, çok yakışmış..

31.01.13
Oku..

Judd Apatow Sineması


Kariyerine, Jim Carrey ve Adam Sandler gibi sonradan çok meşhur olacak arkadaşlarıyla komedyenlik yaparak başlamış. Netflix'teki 2017 çıkışlı stand-up gösterisinde anlatıyor o dönemleri, aşırı tatlı adam.. Seksenlerin sonlarına doğru Jim Carrey çok meşhur olmaya yeni başladığında, Apatow, Jim Carrey'nin bi gösterisinin kaydında yapımcı asistanı olarak görev alıyor. Ondan sonra yine Jim Carrey'nin de rol aldığı doksanların başlarında çekilen televizyon filmleri Tom Arnold: The Naked Truth 1, 2 ve 3 filmlerinin yazar kadrosunda yer alarak, sahne kariyerini yazarlığa ve yapımcılığa çeviriyor.

2003'e kadar televizyon için çeşitli şovlar yazıyor, yapımcılık yapıyor, şovlarda üç beş bölüm yönetmenlik yapıyor. Yani işin içine girdiği için her şeye biraz bulaşıyor. Ha ama dur burası önemli; Jim Carrey'nin baş rolünde olduğu Ben Stiller'ın yönettiği The Cable Guy (1996) isimli tv filmine yapımcılık yaptığı sette, ufak bir rolle oynayan Leslie Mann ile tanışıyor. 97'de evleniyorlar. 

Yıllar geçiyor, Judd Apatow, sinemada kontrolü ele alma zamanının geldiğini düşünüyor, The 40 Year Old Virgin (2005)'in senaryosunu Steve Carell'la beraber yazıp, yönetmenliğini de kendi yapıyor. Film epey beğeniliyor.


Daha sonra yaptığı işlerde Seth Rogen, James Franco, Adam Sandler, Jason Segel ve yazar Evan Goldberg gibi birçok kafa adamla beraber çalışmışlar, her zaman da beraber çalışmak isteyen tiplerden olmuşlar. Beraber senaryolar yazıp, ortaya gayet güzel işler çıkarıyorlar.

İkinci filmi Knocked Up (2007)'ın, baş rolünde Katherine Heigl ve Seth Rogen var. Tek gecelik olarak düşünülen bir ilişkide kaza kurşunu.. Ve hamilelik.. İki tarafın da başta istemeyip sonra aile olmaya alışmasının filmi. Baş roldeki hatunun ablası rolüne kendi karısını yazan ve onun kızları olarak da kendi kızlarını oynatan Apatow, sette ailecek çalışmanın keyifli olduğunu düşünüyor. Bunu bir sonraki filmi Funny People (2009)'da da görüyoruz, kankisi Adam Sandler ve Seth Rogen'a, Leslie Mann eşlik ediyor. Mann'in oynadığı Laura karakterinin iki kızı Ingrig ve Mable da yine kendi kızları Iris ve Maure.

Zaman zaman Funny or Die için de kısa videolar çeken Apatow'un sonraki filmi This is 40 (2012). Bu filmde Knocked Up (2007) filmindeki ablanın 40 yaş sendromu anlatılıyor. Gayet eğlenceli, sevimli bi devam filmi. Yaptığı filmlerle takip edilecek yönetmenlerden biri oluyor ve ne çekse izlenir bir seviyeye geliyor.


Bu arada yazığı yönettiği filmler haricinde, yapımcısı olduğu filmlerle de biliniyor, mesela Superbad (2007), Pineapple Express (2008), Bridesmaids (2011), The Big Sick (2017) ve 5 sezon süren bir HBO dizisi olan Girls (2012-17) çok meşhur olmuş filmlerindendir. Öyle ki yönetmenliğini de yaptığı Trainwreck (2015) filminin posterine Bridesmaids (2011)'in yapımcısından yazması icap etmiştir. Bu filmde de baş rol Amy Schumer senaryosuyla beraber gelmiştir, Apatow yönetmen ve yapımcılık yapmıştır. Yani ben kendi yazmadığım senaryoyu çekmem dememiş, gelen fikirlere açık olduğunu göstermiştir. 


Ve Love (2016-18) ile Netflix macerası başlar, zaten biraz da bu dizinin gazıyla Netflix stand-up'ı Judd Apatow: The Return (2017) hayata geçiyor. Gösterisinde de bahsediyor, "Filmlerimde hep yaptığım şeyi bu dizide de yaptığımı söyleyenler oldu, neymiş bu kadar inek tipli bi oğlan normalde böyle bi kızı tavlayamazmış.. Ben canlı örneğiyim işte diyor, bi bana bakın bi de Leslie'ye..." Yine aynı gösterinin başka bir yerinde, "Bir gün Leslie'ye (Lezli) seslendim ve bana dönüp dedi ki, aslında benim adım 'Lesli' diye telaffuz ediliyor... Peki bunu söylemek için neden 20 yıl beklediğini sordum, tartışmak istemiyormuş... Bunun karşılığında bana uzun bi süre 'Jud' diyebileceğini söyledim.." Gösteride her şakası reaksiyon almıyor zaten ama tatlı adam..


Geçen gün de, son filmi The King of Staten Island (2020)'ı izledim. Sinemalar kapalı olduğu için, ben torrentten buldum indirdim ama herhangi bir dijital platformla anlaşma yapmadığını görünce merak ettim, acaba film piyasaya nasıl servis edildi.. Kendisi mi direkt internete yükledi, nedir?. Film, itfaiyeci babasını küçükken kaybeden bir çocuğun, kız kardeş ve anneyle beraber büyürken babadan öğrenmesi gerekenlerin yarattığı boşluklar yüzünden tamamlanamayışını konu ediyor. Gelecekle ilgili bir planı olmayan bu gencin bile planlarının bozulabileceğini anlatan bir film. Apatow'un baş rolde yer alan Pete Davidson'la beraber yazdıkları filmi beğendim, standart, eğlenceli, dramatikli güzel bir hikaye ve karakterler bütünü.. Marisa Tomei aşkım da var kadroda, planları bozulan çocuğun plan bozan annesi rolünde...

26.01.13, güncelleme Aralık 2020
Oku..

This is 40 (2012)


Muhteşem bir film değil ama çok eğlendim izlerken. 40'lı yaşlarına gelmiş, iki kızları olan bir çiftin; zaman zaman birbirlerinden sıkılmalarını, kavgalarını falan filan anlatıyor. Çıktığında romantik-komedi piyasasında olumlu eleştiriler alan Knocked Up (2007)'ta, yanrol olan çiftin filmi bu. Hani oradaki kızın ablasıydı. Önceki filmle konu bütünlüğü falan yok tabii, yani onu izlemezsen bunu anlamazsın gibi bir durum yok. Bir nevi devamı işte, sequel dedikleri..


Filmi yazıp yöneten Judd Apatow'un diğer uzun metraj sinema filmleri şöyle: The 40 Year Old Virgin (2005), Knocked Up (2007) ve Funny People  (2009). Gördüğünüz üzere adamın tarzı belli, yaptığı işler çok eğlenceli. Bu filmlerini severek izlemiştim, bu yüzden This is 40 (2012)'ı heyecanla -olmasa da- bekledim. Ki beklentimi de karşıladı zaten. 


Filmde çifti, Leslie Mann ve Paul Rudd oynuyor. Mann, yönetmen Apatow'la 97'den beri evli ve yönetmen bu filmine de her filminde olduğu gibi karısını ve kızlarını dahil etmiş. Yani bildiğin karısına koca kızlarına baba olarak Paul Rudd'u seçmiş.. Filmin sürprizleri ise antrenman koçu Jason Segel ve hep oynaması gerektiği rolü bulan Megan Fox.

26.01.13
Oku..

Vizyon: Ocak Ayının 3. Haftası


Sinemadaki iş sayesinde vizyonda her hafta ne var -en azından benim çalıştığım sinemada-, hangi film daha kalabalık, hangi film sinek avlıyor ona bakıcaz.

Bu hafta sinema salonlarına bol bol seyirci çeken iki film var. İlki, Cem Yılmaz'ın 2012 senesi boyunca yaptığı son gösterisinden Murat Dündar yönetiminde derlenen CM101MMXI Fundamentals (2013); diğeri Şahan Gökbakar'ın Ezgi Mola ile oynadığı, kendi yazdığı ve yine kardeşi Togan Gökbakar'a yönettirdiği Celal İle Ceren (2013). Haftasonları bu iki filmin bütün gösterimleri kapalı gişe, haftaiçi ise Cem Yılmaz bir tık önde. Gerçi Cem Yılmaz 2 salonda, Şahan'ın ki 3 salonda birden oynuyor.

haftanın karesi: Müge Boz, Karaoğlan (2013)

Bu sene 11 dalda Oscar için yarışacak olan, Ang Lee yönetimindeki Life of Pi (2012) günde sadece iki seans oynarken izleyicisi üçü beşi geçmemekte. Keza Kudret Sabancı'nın yeniden uyarladığı çizgi roman efsanelerimizden ve başrolünde Volkan Keskin ve Müge Boz'un yer aldığı Karaoğlan (2013).. Günde beş seans, seansta beş kişiyle rekora koşuyor yeminle..


Kendine ait bir kitlesi olan korku filmleri hiç boş oynamaz zaten. Bu hafta, Jessica Chastain'li, Andres Muschietti yönetimindeki Mama (2013)'dan çıkan seyircilerden aldığımız tepkiler genel olarak "Pek bir konusu yok ama korkunç sahneleri var" şeklindeydi. Korku filmlerini hiç anlamıyorum.. Her hafta bir de çocuklara da hitap edecek seviyede bir film oluyor herhalde; Golden Globe'a aday Rise of the Guardians (2012) da kendine ait bir kitleye sahip.


24.01.2013
Oku..

Silver Linings Playbook (2012)


Geçen sene mi bir önceki sene mi ne? Akademi'de 7 dalda aday olan The Fighter (2010) filmi Christian Bale'e 'en iyi yardımcı erkek oyuncu' Oscar'ını kazandırmıştı. O gayet başarılı filmin yönetmeni David O. Russell, bu sene de Matthew Quick'in aynı isimli çok satan romanından uyarladığı Silver Linings Playbook (2012) ile 8 dalda Oscar'a aday. En iyi film, yönetmen, erkek oyuncu, kadın oyuncu, yardımcı kadın, yardımcı erkek, kurgu ve uyarlama senaryo.. Benim alır gözüyle baktığım sadece uyarlama senaryo ödülü var çünkü diğer kategorilerde favorilerim ayrı.


İki tane 'faking kıreyzi' birbirini buluyo resmen, iki saat boyunca epey eğlendim. Film için söylenecek pek bir şey yok aslında, hikaye normal bir romantik komedi kurgusunda devam ederken bir yandan karakterler o kadar derin ki; güldürürken düşündürüyor bir nevi..


Bradley Cooper ve Jennifer Lawrence'in başrolü paylaştığı filmde yardımcı rollerde Jacki Weaver ve Robert De Niro yer alıyor. O değil de bu adam niye çöp poşeti giyiyor ya :)

22.01.13

Sıralı Tam Liste: Oscar 2013
Oku..

Frankenweenie (2012)


Genel olarak Burton'ın animasyon işlerini sevdiğimi söylemekle başlayayım.
Gayet başarılı bir Frankenweenie (2012) izledikten sonra, asıl film olan, animasyon olmayan, yarım saatlik kısa film halinde olan, siyah beyaz olan Frankenweenie (1984)'yi de izledim.


Frankenstein ailesinin oğlu Victor, araba çarpması sonucu ölen köpekleri için epey üzülmektedir. Okulda, fen dersinde, ölen bir kurbağaya elektrik vererek, kurbağa ölü de olsa kaslarının çalışabildiğini öğrenir bir hocasından, Victor. Aldığı bu bilgiyi çok sevdiği köpeği Sparky üzerinde denemek ister. Derste kurbağaya verilen elektrikle kaslarının kasılmasını sağlıyorsak, Sparky'yi hayata döndürmek için ne kadar elektriğe ihtiyaç vardır.


Hem uzun hem animasyon olmasının avantajlarıyla yapılan yeni filmde hikaye daha süslü, daha güzel duruyor. Oscar'da da 'en iyi animasyon film' kategorisinde yarışacak olan Frankenweenie, Golden Globe'da ödülü Brave (2012)'e kaptırdı.

21.01.13

Sıralı Tam Liste: Oscar 2013
Oku..

Les Miserables (2012)


Victor Hugo'nun ölümsüz eseri Sefiller, Fransız Devrimi etkisinde yazılmış, romantizm akımının önemli eserlerinden. İlk kez 1909 senesinde filme alınan hikaye günümüze kadar çok kez tv veya sinema filmi olarak çekildi; tv dizileri yapıldı. Sefilller, Hugo'nun, Notre Dame'ın Kamburu ile beraber en çok filme çekilen hikayelerindendir. (bkz. The Hunchback (1997))Yetmezmiş gibi uzun zamandır Broadway'de en çok izlenen müzikallerden biri olmayı da sürdüren hikaye, bir de bu haliyle sinemaya uyarlanmış. The King's Speech (2010) filmiyle kariyerinde önemli bir adım atan İngiliz yönetmen Tom Hooper, sinemaya taşınan müzikal Sefiller'le başarısını sürdürüyor.
Başrol Hugh Jackman'a, Russell Crowe, Anne Hathaway, Amanda Seyfried, Helena Bonham Carter ve Sacha Baron Cohen gibi isimler eşlik ediyor.


Normalde müzikal filmler, bir sıfır önde başlar bende. Ama bu uyarlamayı çok beğenmedim. Kötü değil ama iyi de değil. Özellikle son zamanlarda, iki buçuk saatin altında film yapılmamaya başladığından beri bir hareket arar oldum filmde; yoksa sıkıyor. Tamam bu hikaye için belki bu süre az bile gelebilir ancak işleyiş biçimi iki buçuk saati kaldıracak durumda değildi.

Broadway sahnesinde de Eponine karakterini canlandıran Samantha Barks

Gelelim asıl konumuza. 8 dalda Oscar adayı olan film, sıkıcı olmasına rağmen bazı konularda ödülü kaptırmaz gibi duruyor. En iyi film, erkek oyuncu (Jackman), yardımcı kadın oyuncu (Hathaway), makyaj, orijinal şarkı, sanat yönetimi, ses miksajı ve kostüm. Çekim boyunca canlı performans sergileyen oyuncular, bu konuda bir ilki başarmışlar. Normal bir müzikal seti öncesi, stüdyoda şarkıları kaydedip onun üstüne rollerini oynar oyuncular ancak bu sette çekim sırasında şarkıları da kaydedilmiş. Ayrıca Fransız Devrimi'ni canlandırdıkları filmde; sanat yönetimi, kostüm, makyaj gibi kategoriler ödül getirebilir. Hatta ben, Hathaway'in performansı da boş dönmez derim.

17.01.2012

Sıralı Tam Liste: Oscar 2013
Oku..

Skyfall (2012)


Türkiye Türkiye dediler, kapalı çarşının altını üstüne getirdiler; sadece giriş sahnesiymiş. Ama o sahne de güzel bir jenerik ve muhteşem Adele şarkısıyla sonlandırılıp filme bağlanıyor. Skyfall, alışıldık bir Bond filmi olmamakla beraber çok özellikli bir film de değil. Hikaye olarak tabii, zira teknik anlamda 5 dalda Oscar adaylığı alarak -özellikle seste- farkını ortaya koyuyor. Aday olduğu kategoriler: en iyi sinematografi, ses miksajı, ses kurgusu, orijinal müzik, film müziği. Golden Globe'da zaten dün Adele'e ödül geldi.


Yönetmenliğini Sam Mendes'in yaptığı ve Bond'un sinema kariyerindeki 50. yılına denk gelen film güzel bir aksiyon sunuyor. Ama Bond filmi gibi değil yani. Daniel Craig falan değil de bence filmde asıl takdir edilmesi gereken Javier Bardem. Muhteşem bir kötü adam olmuş, sarışın haliyle daha bir itici olup, oyunculuğunu da konuşturmuş baya. Kadrodaki diğer isimler Judi Dench, Ralph Fiennes, Naomie Harris ve Berenice Marlohe..


Filmin baya Adana ve Osmaniye'de çekilen sahneleri de var.. O ilk kovalamaca İstanbul'da başlıyo, Osmaniye'de bitiyo, şelalede.. Ama komple İstanbul diyolar tabii.. Bu arada Skyfall ne ola ki la diyen varsa, Bond'un memleketi imiş, bildiğin malikane o da.. Hiç evini görmedik ki şimdiye kadar, hep dünyanın bi ucunda aksiyonda oluyodu..
Oku..

Argo (2012)


Oscar adayı filmler listeme 3. sıradan giriş yapan Argo (2012), aynı zamanda filmin başrolü olan Ben Affleck tarafından yönetilmiş. Bu film Affleck'in 3. uzun metraj yönetmenliği olurken, aynı zamanda sıradan bir aksiyon filmi olmaktan pek ileri gidememiş. Bu sene 7 dalda Oscar kovalayacağını görünce şaşırdım.


Joshuah Bearman'ın 'Escape From Tehran' makalesinden -yani yaşanmış bir olaydan- Chris Terrio'nun uyarladığı senaryo 'en iyi uyarlama senaryo' ödülüne aday gösterildi. Diğer adaylıklar şöyle: en iyi film, yardımcı erkek oyuncu, kurgu, film müziği, ses miksajı ve ses kurgusu. Filmin 'en iyi yardımcı erkek oyuncu' adayı Alan Arkin olurken, dükkanının fotoğrafının çekilmesine fena sinirlenen bir İranlı çarşı esnafını oynayan -Kurtlar Vadisi'nin Abuzer Kömürcü'sü (bkz: zürriyetsiz)- Afganistan doğumlu Muhammed Cangören, kendisine verilen ufacık rolle bile dikkatleri çekmeyi başarıyor.

Filmin konusu kısaca şöyle: İran'da ki ABD Büyükelçiliği'ne saldırılıyor, çalışanlarından altısı Kanada Büyükelçiliğine sığınıyor. Ve CIA de, İran'da mahsur kalan vatandaşlarını kurtarmak için bir çözüm yolu arıyor. Ajan Tony Mendez (Ben Affleck), Kanadalı film yapımcıları gibi gidip, oradaki vatandaşlarını da ekipten gösterip daha sonra hep beraber dönebileceklerini düşünüyor. Bu gizli operasyon için yapım şirketi ayarlanıyor, tanınmış oyuncu ayarlanıyor ve tabii ki senaryo ayarlanıyor: Argo. (Bu film için "Hollywood'un aslında ne işe yaradığını gördük" gibi yorumlar yapıldı, ne alakaysa.)


Küçük bir kısmı da İsatnbul'da geçen ama aslında büyük bir kısmı için şehri kullandıkları (İran sokakları da burda çekildi) ve dediğim gibi aslında çok da büyük bir numarası olan bir film değil, sıradan bir aksiyon/dönem (80'ler) filmi. Tamam, o en sondaki gerilim sahnesi baya hoş olmuştu ama bu kadar büyütülmesine anlam veremedim. Hatta dün gece Golden Globe'da 'en iyi film' ve 'en iyi yönetmen' ödüllerini almış, yine şaşırdım.

14.01.2013

Sıralı Tam Liste: Oscar 2013
Oku..

Django Unchained (2012)


Oscar adayı filmleri izlemeye-yazmaya, Tarantino'nun Django Unchained (2012) isimli eseriyle devam ediyorum. Spielberg'ün Lincoln (2012)'ü gibi bu da o dönemlere denk gelen, Amerika'da ki 'zenci köleliği'ni konu ediniyor. Ama çok daha hareketli bir şekilde.


Kelle avcılığı (yani bilmem kimi ölü yada diri getirene şu kadar para) ile geçinen Dr. King Schultz (Christoph Waltz) diyar diyar gezerken bir işi sırasında -yetenekli köle- Django (Jamie Foxx) ile tanışır; onu azad ve ortak ilan eder. Hikayenin ilerleyen kısımlarında ortaklar, çiftlik sahibi-tüccar Calvin Candie (Leonardo DiCaprio) ve yardımcısı/kölesi Stephen (Samuel L. Jackson) ile tanışacaklardır.


Aksiyonunu -artık her filminde bekler olduğumuz- cinsten sahnelerle süsleyen Tarantino, muhteşem müzik seçimleriyle de dikkat çekiyor. Bu filminde de kendine küçük bir rol ayarlayan Tarantino'nun bu sene 'en iyi yönetmen' kategorisinde adaylığı bulunmamakta. Ancak, senaryosunu da kendi yazdığı filmi: en iyi senaryo, ses kurgusu, sinematografi, film ve yardımcı erkek oyuncu (Waltz) dallarında yarışacak. Yine diğer filmleri izlemeden çok net yorum yapamamakla beraber, 'en iyi yardımcı erkek oyuncu' ve 'en iyi senaryo' ödülünü kapabilitesi yüksek gibi duruyor.


Nadiren 9/10 veririm bir filme..

Oku..

Lincoln (2012)


Oscar adaylarının açıklandığı şu dönemde, aday filmler izleyip, ödül tahminlerinde bulunma zamanı geldi çattı.

En iyi uyarlama senaryo, kostüm, ses miksajı, sanat yönetmeni, film müziği, kurgu, sinematografi, yardımcı erkek oyuncu, yardımcı kadın oyuncu, erkek oyuncu, yönetmen ve film kategorilerinde ödüle aday gösterilerek en çok kulvarda yarışacak film oldu Lincoln (2012).


İki buçuk saatlik bir Amerika tarihi belgeseli gibi. Neden belgesel gibi? Yer yer belgesel sıkıcılığına ulaşıp hemen toparlayan bir akışa sahip olduğu için. Sinemada izlemeyenler kesinlikle molalı izlemeli zira anlaşılması güçleşebiliyor.

Gerçi öyle çok karışık bir hikaye değil bildiğimiz üzere; Amerika Başkanı A. Lincoln'ün, kölelik sistemini kaldırmak ve 'zenci' (filmde negro diye geçiyor hep) vatandaşlarına da kanuni eşitliği getirmek için gösterdiği çaba anlatılıyor. Köleliğin kaldırılmasının kaosa yol açacağını düşünen muhaliflerle uğraştığı yetmezmiş gibi bir de dırdırcı karısı ve ille de askere gitmek isteyen oğluyla uğraşıyor. Küçük oğlu en sevdiği, çünkü hiç sıkıntı çıkarmaz.

Steven Spielberg yönetimindeki filmin senaryosu Tony Kushner tarafından Doris Kearns Goodwin'in, Lincoln'ün hayatını anlattığı kitabının bir kısmından (İç savaş'tan ölümüne kadar ki kısım) uyarlanmıştır.


Ancak Lincoln rolüyle 'en iyi erkek oyuncu' adayı olan Daniel Day-Lewis ve 'en iyi yardımcı erkek oyuncu' adayı Tommy Lee Jones gayet başarılıydılar. Diğer adayların performanslarını izlemedim daha ama Akademi'nin tarzını az çok bildiğim için çok kuvvetli aday olduklarını belirtmek isterim. Özellikle Day-Lewis ekranda her göründüğünde -belki de Lincoln'ün karizmasından bilemiyorum- ortamın havası değişiyor gibi oldu.
Lincoln'ün büyük oğlu Robert'ı Joseph Gordon-Lewitt oynuyor. Küçük bir rol ama o da başarılı yine, kötü olmamış yani. Tanıdık bir simayı küçük bir rolde gösterirsen ve başarılı olamazsa çok göze batıyor da. Örnek: Demirkubuz'un Yeraltı (2012) filminde Sarp Apak..


12+1=13

Sıralı Tam Liste: Oscar 2013
Oku..

Taken 2 (2012)


İlk film Taken (2008)'da, işi gereği aşırı dikkatli, her şeyde bir şey arayan, sürekli tedirgin, fazla korumacı bir yapısı olan babanın, biricik kızının bir arkadaşıyla Avrupa'ya gezmeye gitmek istemesi ve orada başlarına gelen bir olay akabinde 'ben size demiştim' deyip aksiyona atılması konu edilmişti.

Ahanda meşhur Haliç


O filmde kızını kaçıran elemanları bir güzel öldürüp kızını kurtaran baba, devam filmi Taken 2 (2012)'de, ilk filmde öldürülen kötü adamın babasının intikam istemesiyle yeni bir aksiyona girişiyor. Bir iş için İstanbul'a gelen Bryan Mills (Liam Neeson), kızı Kim (Maggie Grace) ve eski karısı Lenore (Famke Janssen)'u  da tatil için İstanbul'a gelmeye ikna edip, bu güzel şehrin tarihi ve mistik sokaklarında turistik geziler yapıp kaliteli zaman geçirmek istemiştir.

Çatılarımıza zaten film çekerken rahat koşulsun diye yol yapılmıştır.
Ki Türkiye'de geçen tüm amerikan filmlerinde bu sahne vardır. Ben olmayanını izlemedim yani.

Ama şehrin kültürel dokusu aksiyona o kadar uygundur ki, her çatıya bir el bombası atmak icap eder. Şimdi öyle yok hep çarşaflı kadın çekmişler, sanırsın Suriye falan diye geyiklere girmeyeceğim. Hollywood çekiyor sonuçta, bir çarşaflı görse bin tane görmüş gibi davranıyor. Ama benim takıldığım konu günümüzde geçen hikayede o polis arabaları ne geziyor. Hadi çarşaflıyı gördün bir tane çektin, o arabayı nerede gördün Oliver Megaton? Hiç bu açıdan aşağılanmamıştık.

Park halindeki güncel arabaların yanından hızla geçen 80'lerden kalma polis arabaları..


Leon (1994)'un yönetmeni Luc Besson ve  hep Besson'la çalışan senarist Robert Mark Kamen'in yine beraber yazdıkları senaryoyu, Transporter 3 (2008)'ün yönetmeni Megaton yönetmiş. Çok büyük bir kısmı İstanbul'da geçen filmde tanıdık sokaklar görünce hoşumuza gitmesi filmi beğeneceğimiz anlamına gelmiyor, kötü filmdi genel olarak.


12.01.13

Oku..

El Sexo de los Angeles (2012)


Bir İspanyol filmi. Hatta bir seks filmi. Xavier Villaverde'in yazıp yönettiği bir film.
Gayet başarılı, yer yer rahatsız edici olmakla beraber insanın cinsel eğilimlerine cevap verişini çok net gösteren bir film. İzlerken, rahatsız olup 'ya siktir git artık ya' seviyesine gelip, filmi kapatmayı bile düşündüğüm sahneler oldu. Çünkü çok güzel anlatıyordu. Hani, gerçek olanın dayanılmaz saçmalığı.


Çok güzel bir ilişkileri olan Carla ve Bruno, tam da olması gerektiği gibidir. Birbirine yakışan yakışıklı bir çocuk ve güzel bir kız. Bruno bir ara Rai diye bir çocukla tanışır. Rai, kaybedecek bir şeyi olmayan, rahat bir tiptir. Etrafındaki herkes onu sever. Saçmalığın başladığı nokta, Bruno'nun da onu sevmesidir. Benim filmi kapatmayı düşündüğüm sahneler başlar. O kadar güzel bir ilişkisi olan, onu seven güzel bir kız arkadaşı olan bir herif neden Rai'yle yakınlaşır? Kız arkadaşı olayı öğrenince o da anlam veremez benim gibi. "Nasıl oluyor şimdi? Gay misin? Nasıl olur ya? O mu ben mi karar ver?"


Bruno akıllanacak mıdır? Carla'nın, Rai'ye tepkisi nasıl olacaktır? Peki Rai neden bu çok güzel giden ilişkiyi bozmak ister? Rai aslında nedir?

Kız çok güzel çünkü, çocuklar da yakışıklı sonuçta -çok anlamam ama-, zaten film sevmek/sevişmek üzerine kurulu. Lisan seçimi İspanyolca üstelik, daha n'olsun?


Bundan önce Pirates of the Caribbean: On Stranger Tides (2011)'da deniz kızı Syrena olarak izlediğimiz Astrid Berges-Frisbey, Carla'yı; Bruno'yu Llorenç Gonzalez; Rai'yi Alvaro Cervantes oynuyor. Filmin adındaki 'los angeles' ABD'nin en kalabalık ikinci şehri olan LA ile karıştırılmasın, 'the angels' demek 'melek' anlamında o.


11.01.13
Oku..