Jojo Rabbit (2019)


"Hay Allah, neydi o Wes Anderson'ın izci kampındaki çocukları anlattığı filmi, Moonrise Kingdom (2012) mı, o değil mi, hmm.." derken bambaşka kafalara giren ve aşırı keyifli, trajikomik tarih güzellemesi çıkıyor. Güzel bir deneme, çok şahayane bir iş olmuş. Taika Waititi'nin Christine Leunens hanımefendinin romanından uyarlayıp çektiği film, 6 dalda Oscar adayı ilan edildi geçen gün. Adaylar açıklanmadan önce izledim ben bu filmi, benim tahminim 2-3 yaratıcı adaylıktı ama fazlası oldu, şimdi birer birer bu adaylıkları irdeleyelim bakalım. İrde şov!..


Yılın En İyi Filmi Adaylığı

Öhöm.. E, iyi film tamam da, 2019 bandrollü filmler içinde en iyi de bu değil şimdi, daha iyilerini izledim ve evet o daha iyileri de bu listede... Peki en iyi 9 filmden biri mi, yani bu listede olması ne derece doğru! Düşünüyorum.. Evet sanki, bu listede olmayacak da nerede olacak?! Kesinlikle son dokuza kalacak ama kazanamayacak bir film. Yani kazanması sürpriz olacak bir film.

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Adaylığı

Scarlett Johansson!.. Kesinlikle çok severek izlediğim, aşırı beğendiğim bir kadın, beğenmeyen varsa samimi bulmam. Yıllar yıllar, ne Lost in Translation (2003)'lar, ne Girl with a Pearl Earring (2003)'ler, ne Match Point (2005)'lerle hak edilen Oscar'lar için adı listeye eklenmedi, bu sene hem bu filmdeki yardımcı rolüyle hem de Marriage Story (2019)'deki başrolüyle Oscar adayı oldu. Marriage Story (2019)'deki performansı ödüle yakın durmakla beraber bu filmde sergilediği başarılı ama derinliksiz performans ile gelecek ödül haklı bir kazanç olmaz, boğazdan geçmez. Hatta bu listede görünce şaşırdığım bir adaylık bu. Mesela Waititi'yi görseydim Yardımcı Erkek Oyuncu grubunda, daha doğru bir yerleştirme olarak değerlendirirdim. Çok tatlı adammış, yeni tanıdım..


En İyi Uyarlama Senaryo Adaylığı

Christine Leunens'in yazdığı üç romandan biri olan 'Caging Skies'ten uyarlanan filmin senaryosu Waititi'ye ait. Güzel hikaye, aslında benzer mekanda geçen (Dünya Savaşı Almanya'sı, Nazilerin Yahudi avladığı günler..) binlerce film izlememize rağmen hikayeyi bambaşka bir yerinden yakalamış, farklı pencereler açmış bir anlatım. Senaryolaştırma başarısı ise filmi izlerkenki akışta, karakterler için yaratılan dilde ortaya çıkıyor. Filmi izledikten sonra, benim gelebilecek Oscar adaylıkları tahminlerimden biri buydu! Diğer dört adaya baktığımızda da epey çekişmeli bir kategori olduğunu görüyoruz.


En Başarılı Kostüm Tasarımı Adaylığı

Gayet standart olarak yorumlayacağım, dönem kostümleri işte, Nazi üniformaları falan..Yani güzel evet ama çığır açan, dikkat çeken, yeni bir şeyler üreten bir kostüm çalışması göremiyorum ben ortada. Anlamsız bulduğum bir adaylık..

En Başarılı Prodüksiyon Tasarımı Adaylığı

Tıpkı kostüm gibi, dönem seti kurmaktan daha öte bir şey yapılmamış bir prodüksiyon için Oscar adaylığı çok fazla.. Bu filmi kötülemek için dediğim bir şey değil kesinlikle, sadece filmin odağı burası değil, hikaye anlatımına ve diğer konuların da yeterince iyi olmasına dikkat edilmiş o kadar.

En Başarılı Film Kurgusu Adaylığı

Böylesine teknik bir dalda, sinematografinin kardeşi bir kategoride, bu filmin yarışması yine içime sinmeyen bir nokta olarak karşımıza çıkıyor. Kurgusu, renkleri, temposu kötü demek değil bu, gayet yeterli bir seviyede. Ama ödül uzak ihtimal!


Benim film için beklediğim adaylık ise mesela En İyi Yönetmen Adaylığı idi.. Waititi için En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Adaylığı falan.. Yani hem kamera önü hem kamera arkası hakimiyeti takdire şayan bir isim Waititi!

Filmin olayından bahsetmek gerekirse kısaca, hikaye, Nazi Almanyasında, çocuklara verilen askeri eğitim ve Yahudi düşmanlığı düsturuyla ve ilköğretim çağı çocuk izci kampı ortamında geçiyor. Jojo, Führer'i hayali arkadaşı yapmış, yani dertleşip, akıl alıp, lak lak yaptığı biri gibi düşlemekte. Jojo'nun annesi ise hiç de Jojo gibi düşünmeyen, büyüdüğünde Jojo'nun da fikrinin değişeceğini düşünen bir aklıselimdir. Yahudileri öldürmemenin suç olduğu bu ortamda, Jojo'nun annesi yatak odasının gizli bir bölümünde Yahudi bir kızı saklar. Führer'in en yakın arkadaşı Jojo, bu durumu öğrendiğinde ne olur dersiniz?!.

Bütün Oscar adaylarını ve kazanacaklar hakkındaki kehanetlerimi merak ediyorsanız linke tık!

15 Ocak 2020
Oku..

8. Geleneksel: Oscar Adayları ve Kehanetlerim


Bu sene 92.'si düzenlenecek Oscar Ödül Töreni için 8. kez kazanacakları söylüyorum. Bak, sevdiklerim demiyorum, kazanacakları söylüyorum, dikkat kesilin!

Bu sene bu kehanetlerde bulunurken hislerimi bir kenara bırakıp bislerimi kullandım. Hadi bismillah!..

Yılın En İyi Filmi
1917 (2019)
Ford v Ferrari (2019)
Jojo Rabbit (2019)
Joker (2019)
Little Women (2019)
Marriage Story (2019)
Once Upon a Time... in Holywood (2019)
Gisaengchung (2019)
The Irishman (2019) 🔴

En İyi Erkek Oyuncu Performansı
Marriage Story (2019) - Adam Driver
Dolor y Gloria (2019) - Antonio Banderas 🔴
Joker (2019) - Joaquin Phoenix
The Two Popes (2019) - Jonathan Pryce
Once Upon a Time... in Holywood (2019) - Leonardo DiCaprio

En İyi Kadın Oyuncu Performansı
Marriage Story (2019) - Scarlett Johansson 🔴
Bombshell (2019) - Charlize Theron
Harriet (2019) - Cynthia Erivo
Judy (2019) - Renee Zellweger
Little Women (2019) - Saoirse Ronan

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Performansı
The Irishman (2019) - Al Pacino
The Two Popes (2019) - Anthony Hopkins 🔴
Once Upon a Time... in Holywood (2019) - Brad Pitt
The Irishman (2019) - Joe Pesci
A Beautiful Day in the Neighborhood (2019) - Tom Hanks

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Performansı
Little Women (2019) - Florence Pugh
Richard Jewell (2019) - Kathy Bates 🔴
Marriage Story (2019) - Laura Dern
Bombshell (2019) - Margot Robbie
Jojo Rabbit (2019) - Scarlett Johansson

En Başarılı Yönetim
Gisaengchung (2019) - Bong Joon Ho
The Irishman (2019) - Martin Scorsese
Once Upon a Time... in Holywood (2019) - Quentin Tarantino
1917 (2019) - Sam Mendes 🔴
Joker (2019) - Todd Phillips

En İyi Senaryo
1917 (2019) - Sam Mendes, Krysty Wilson-Cairns
Knives Out (2019) - Rian Johnson
Marriage Story (2019) - Noah Baumbach
Once Upon a Time... in Holywood (2019) - Quentin Tarantino 🔴
Gisaengchung (2019) - Bong Joon Ho, Jin Won Han

En İyi Uyarlama Senaryo
Jojo Rabbit (2019) - Taika Waititi 🔴
Joker (2019) - Todd Phillips, Scott Silver
Little Women (2019) - Greta Gerwig
The Irishman (2019) - Steven Zaillian
The Two Popes (2019) - Anthony McCarten

En Başarılı Sinematografi
1917 (2019)
Joker (2019)
Once Upon a Time... in Holywood (2019)
The Irishman (2019)
The Lighthouse (2019) 🔴

En Başarılı Görüntü Kurgusu
Ford v Ferrari (2019) 🔴
Joker (2019)
Gisaengchung (2019)
The Irishman (2019)
Jojo Rabbit (2019)

En Başarılı Prodüksiyon Tasarımı
1917 (2019)
Jojo Rabbit (2019)
Once Upon a Time... in Holywood (2019)
Gisaengchung (2019)
The Irishman (2019) 🔴

En Başarılı Kostüm Tasarımı
Jojo Rabbit (2019)
Joker (2019)
Little Women (2019)
Once Upon a Time... in Holywood (2019) 🔴
The Irishman (2019)

En Başarılı Saç-Makyaj
1917 (2019)
Bombshell (2019)
Joker (2019) 🔴
Judy (2019)
Maleficent: Mistress of Evil (2019)

En Başarılı Müzik (Partisyon)
1917 (2019) 🔴
Joker (2019)
Little Women (2019)
Marriage Story (2019)
Star Wars: Episode IX - The Rise of Skywalker (2019)

En Başarılı Müzik (Şarkı)
Breakthrough (2019) - Diane Warren - I'm Standing With You
Frozen II (2019) - Kristen Anderson-Lopez, Robert Lopez - Into the Unknown
Harriet (2019) - Cynthia Erivo, Joshuah Brian Campbell - Stand Up
Rocketman (2019) - Elton John, Bernie Taupin - I'm Gonna Love Me Again 🔴
Toy Story 4 (2019) - Randy Newman - I Can't Let You Throw Yourself Away

En Başarılı Ses Miksajı
1917 (2019)
Ad Astra (2019)
Ford v Ferrari (2019) 🔴
Joker (2019)
Once Upon a Time... in Holywood (2019)

En Başarılı Ses Kurgusu
1917 (2019)
Ford v Ferrari (2019) 🔴
Joker (2019)
Once Upon a Time... in Holywood (2019)
Star Wars: Episode IX - The Rise of Skywalker (2019)

En Başarılı Görsel Efekt
1917 (2019)
Avengers: Endgame (2019) 🔴
Star Wars: Episode IX - The Rise of Skywalker (2019)
The Irishman (2019)
The Lion King (2019)

En İyi Belgesel Film
American Factory (2019)
For Sama (2019)
Honeyland (2019) 🔴
The Cave (2019)
The Edge of Democracy (2019)

En İyi Animasyon Film
How to Train Your Dragon: The Hidden World (2019)
I Lost My Body (2019)
Klaus (2019)
Missing Link (2019) 🔴
Toy Story 4 (2019)

Yabancı Dilde En İyi Film
Boze Cialo (2019)
Honeyland (2019)
Les Miserables (2019)
Dolor y Gloria (2019)
Gisaengchung (2019) 🔴

26 Ocak 2019
Oku..

Atiye (2019- )


Hatırlayınız birkaç sene önce, "Vay efendim, Netflix Türkiye süper kahraman dizisi yapıyor, aksiyonlu, fantastikli iş geliyor" diye yıktılar ortalığı da her yönüyle sınıfta kalan Muhafız (2018- )'ı iki sezon çektiler, hatta üçüncü sezon da yapılacak diye haber yaptılar.

Sonra da düşünmüşler "Ulan biz bunu bu kadar izlettik, bi tık daha eli yüzü düzgün bi şey yapsak daha çok izletiriz" sonucuna varıp Atiye (2019- )'yi yapmışlar. Benzer Anadolu-fantazya, yakışıklı/güzel başroller ve Netflix etiketi!.. Bu sene de yeni girişimleri olan, Celal Şengör hocanın senaryo danışmanlığıyla İmparatorluğun Yükselişi: Osmanlı (2020- ) diye bir dizi yapıyorlar, merak da etmiyor değiliz tabii..


Atiye (2019- )'ye dönüyorum. Bir kere bir sürü klişenin cirit attığı, fantastik öğeli, yer yer korku filmi efektli, sığ diyaloglu bir dizi. Çok da gömmek istemem aslında, temposu falan gayet güzel işliyor, piyasadaki bir çok işten daha iyi gibi duruyor ama sıçınca da çok sıçıyor be. Esas kızımız Atiye, ressam, çocukluğundan beri neresinden uydurduğu bilinmez bir sembolü farklı formlarla tuale aktarıyor ve böyle bir ressamlık kariyeri yapıyor. Kimse de hayırdır inşallah demiyor. Esas oğlan Erhan ise, Indiana Jones'luğun sınırlarında dolaşan, hoca mıdır, şantiye şefi midir bilinmez, nereye gitse tapılan yakışıklı bir arkeolog.


Baba mesleği arkeologlukta, babası gibi Göbekli Tepe'de çalışan Erhan ve ekibi nasılsa bir mağarada bir sembol bulur. Sanki oralarda ilk defa görülen bi şeymiş gibi bu sembol olay yaratır falan. Aa, bu Atiye'nin sağa sola çizdiği semboldür. Atiye atlar Göbekli Tepe'ye gider, aslında ışınlanır galiba, emin olamıyoruz. Neyse çiftimiz tanışır, gizemin peşine düşer.

Korku filmi gibi Atiye'ye sağda solda görünen büyücü kılıklı bir teyze vardır. Yani Atiye delidir, psikiyatr tabiriyle şizofrendir. Ama doktora göre korkulacak bir şey yoktur, çünkü ailede de vardır, genetik gibidir, bunun nesi iyidir?! Tabuttan ölüsünün çıktığını görür mü insan, allam çok korkunç..


Atiye bu işin peşinden gider ve "Madem ben bunu çocukluğumdan beri çiziyorum, öğrenebildiğim her şeyi öğrenip neden kendimi tanımak konusunda büyük adımlar atmıyorum" der ve Göbekli Tepe sit alanı içerisinde yerin dibine girer. Bir yandan da hata yapmaya müsait tatlı kız kardeşi, ablasının nişanlısı olan zengin çocuğuyla mercimeği fırına vermektedir. O sahnelerde tanık olduğumuz Melisa Şenolsun'un yandan göstermeli boyfrend tişörtü, daha önce sosyal medyalarda denk geldiğimiz bir görseline flaşbek çaktırıyor.


40'ar dakikadan 8 bölümlük sezonu bir oturmaya izledim aslında, izlenemez değil ama izlerken çıldırtıcı "E abi o niye öyle yapıyo o zaman!" dedirten, "E sorsana o zaman neden söylemedin diye o hooo!" şeklinde bıktırtan sahnelere maruz kalınıyor. Bir gizem yaratılmaya çalıştığını anlıyoruz tabii ama seyirciyi aptal yerine koymak konusunda biraz cömert davranıldığı da görülüyor. Cömert davranılmayan konulara gelince, sevişme sahneleri ve bilimum oyuncu performansları diyoruz. Aceleye getirilmiş gibi performans izlemek hikayeyi zayıflatıyor. Üstelik geçen haftalarda tesadüfen bir yerde denk geldiğim Beren Saat röportajı da şunu diyor: "Mehmet tabii daha derin bir çalışma yapmış olabilir karakteriyle ilgili ama ben çok kısa bir sürede, normal bir çalışmayla setteydim. Onunki kadar zor değildi benim karakterim." Buna benzer bir cümleydi, aynen bu değilse bile bu cümleye yaklaşmış olması bile yeterince tehlikeli değil mi yani..


Beğendiğim noktalar da oldu tabii, mesela iki ana karakteri bağlayan bir kişinin varlığı hikayede güzel bir bütünlük hissi yaratıyordu, kızkardeş mevzusu; veya o kızkardeşin Atiye'ye takma isim gibi özgün bir şekilde, Atik diye seslenişi falan.. Genel olarak oyuncu performansları zayıf olmakla beraber, üst sınıf bir gençlik dizisi kıvamında ve ülke tanıtımı açısından faydalı falan.. Ressamlığa, arkeologluğa, zengin kötü adamlığa getirilen yeni bir yaklaşım yok, yıllardır gördüğümüz mesleki klişeler uygulanmış. Puan vermem gerekirse 5/10 veriyorum.

14 Ocak 2020
Oku..

Rüya (2016)


Ünlü Mimar Emre Arolat'ın imzasını taşıyan, Büyükçekmece'deki Sancaklar Cami, filmin iskeletini oluşturuyor. Bu cami, filmin felsefe kısmı. Filmin asıl konusu ise, günümüz inşaat sektöründeki yolsuzluklar, vicdansızlıklar. Filmi izlediğinizde aklınızda kalan şey ise, berbat diyaloglar. Derviş Zaim'in yazıp yönettiği bir film, ustanın işleri içinde daha kötüsünü hatırlamıyorum.

Sine, bir inşaat şirketinde mimardır. Şirketin sahibi amcasıdır. Amcanın işler çok yolunda değildir, krediler, borçlar derken işleri toparlamaya yarayacak bir ihale için fesat düşünür, bulur, karıştırır. O sırada daha önce yaptıkları bir toplu konut projesinin sakinlerinden Yaren, mahalleye bir cami yapmak istedikleri için Sine'ye ulaşır. Sine, bir yandan bu yeni ihaleye fesat karıştıran bir şirketin kefilidir, bir yandan da hayır işi gibi bir cami projesiyle uğraşmaktadır.

Bu modern tasarım Sancaklar Cami'nin mimarı Sine'ymiş mesela..


Yağmurun bardaktan boşanırcasına aktığı bir gün bu eski proje alanında bulunan Sine, yaptıkları koca koca binaların dere yatağında olduğunu ve yağıştan nasıl etkilendiğini görür. Benim suçum der, sistemin suçu der, üzülür, kahrolur ve yaptığı bu yeni fantastik cami onun tazelenme yeri olur. Yedi uyuyanların mağarası olur. (Filmin girişinde yedi uyuyanlarla ilgili kocaman bir yazı var, oku oku bitmiyo..)

Ama bütün bunlar olurken, duyup duyabileceğiniz en kötü diyaloglarla akıyor hikaye. Yani filmi kapatmamak için kendimi zor tuttum, sırf Sancaklar Cami'nin hatrına, daha ne kadar, ne detaylarını görebileceğimizi merak ederek izledim camiyi. Şahane eser. Filme malzeme edilmesi çok güzel. Yapım aşamasını gösterebilmeleri de güzel detay. Aslında hikaye de derdi olan, anlatılası, dinlenilesi bir konu içeriyor ama dil hiç olmamış. Oyuncular çok kötü oynuyor. Pek çok açıdan zayıf bir film olmuş. Puanım 3/10.


Mehmet Ali Nuroğlu ve Enis Arıkan isimleri kadroda öne çıkıyor ama dediğim gibi çok dandik performanslar. Mimar Sine karakterini 4 farklı kız oynuyor, her uyuduğunda, istiareye yattığında başka biri olarak kalkıyor. Birazcık da İbrahim Selim oynuyor.

12 Ocak 2020
Oku..

Crash (1996)


Melikşah Altuntaş'ın YouTube'ta yaptığı "Ailenizle izlediğiniz zaman tat kaçırabilecek filmler" yani -açık saçık filmler- video listesinde görüp, övgüsüne dayanamayıp izlenecekler listeme eklediğim bir filmdi. O aşırı özgün sesiyle "Ay böyle insan psikolojisini derinlemesine şaapıp, arabaları çarpıştıra çırpıştıra cinsel zevkler peşinde koşan bir grup insanın hikayesi" gibi bir cümleyle anlatmıştı filmi. Merak ettim, tav oldum bu tanıma; çok da ara vermeden, hazır yalnız da yaşıyorken, bir başıma izleyeyim de çıksın aradan dedim.


J. G. Ballard, Gökdelen romanını okuyup hemen akabinde de filmi High-Rise (2015)'ı izlemiş, çok beğenmiştim. Çarpışma romanı da Gökdelen'den önce yazdığı, Gökdelen'den çok daha fazla konuşulan kitabı ('73 & '75). David Cronenberg yönetimindeki Crash (1996) filmi de yapıldığı dönem olay yaratmış, bir çok sinemada gösterimi yasaklanmış ancak Cannes Film Festivali'nde aldığı Jüri Özel Ödülü sayesinde yasaklanmaması gereken bir değer olduğu anlaşılmış. Ama Oscar'da falan yarıştırmamışlar tabii.

(Bizde de Yılmaz Güney'in bir filmi var sanırım böyle, yasaklanacak denmiş de film kaçak köçek Cannes'da yarışmış, kazanmış, kazanınca da desteklenmek zorunda bırakılmış falan. Neyse şimdi yeri değil.)

James Graham Ballard'ın romanının arka kapağında yazan açıklamada, insanın makina fetişinden, araba sevdasından falan bahsediliyor. Yazar, kitabın önsözünde diyor ki: "... teknolojiye dayalı ilk pornografik roman olduğuna inanıyorum. ... görevi, dikkat çekmek, okuyucusunu zalim, erotik ve ışıltılı bu dünyaya karşı uyarmaktır." Kitabı okumadım ama filmde ortaya konan, daha doğrusu öne çıkan kesinlikle araba sevdası değil, kusurların insanı cinsel açıdan tahrik etmesi gibi duruyor. Bu açıdan bakınca kitapla film farklı açılardan yaklaşmış olabilir mevzuya.


James ve Catherine Ballard çifti (evet, yazar birinci ağızdan anlattığı için hikayeyi, filmde de baş karakter oluyor) evliliklerine ihanet olarak görmedikleri için başkalarıyla ilişkiye girmekten çekinmeyen bir çift. Hatta heyecan olsun diye farklı yollar deneyerek, kamuya açık alanda falan sevişiyorlar. Bir gün James bir trafik kazasına sebep oluyor, karşı şeride geçiyor ve bir araba ona çarpıyor. Kazada karşı arabadaki adam ölüyor ve yanında oturan karısı Helen şok geçiriyor. Kadınla James, bir süre sonra tanışıyorlar ve James bir gün kaza yaptığı arabasına bakmaya gittiğinde orada Helen'i de görüyor. Kazalı arabaya oturup konuşuyorlar ve bir anda ortam onları tahrik ediyor, sevişiyorlar.


Helen, James'i ilginç bir gösteriye götürüyor, ünlülerin trafik kazalarını canlandıran bir ekip. Vaughan ile tanıştırıyor James ve bambaşka bir dünyaya giriyor. Vaughan yaptığı araştırmasını, projesini anlatıyor, o da karısı Catherine'e bahsediyor. Ve başkaları da var.

Etkilendikleri şey, yara izleri, kan sızan kesikler, sakat bacaklar ve bunlara sebep olan parçalanmış, ezilmiş, kırılmış araba kaportası, kaza yeri.. Gerçek kazalar veya sırf tahrik olmak için yapılan kazalar... Aslında etkilenilen şey, kusurlar, yani o şeyi sıradan olmaktan çıkarak şeyler.

Çok romantik bir örnek veriyorum, sevgilinizin yüzüne bakarsınız ve gider sol gözünün altındaki o beni öpersiniz.. O onu özel yapan bir parçadır mesela, birinin bir yara izi varsa ona bakmadan duramazsınız gibi.. Arabalarda da gibip o ezilmiş kaportanın üzerinde elinizi gezdirdiğinizde eşsiz bir dokunuş yaparsınız aslında, başka hiçbir arabada olamayacak bir şeydir o form.


Genel olarak bakıldığında trafik kazalarıyla tahrik olan bir grup manyak görünüyor. Ballard'ın psikanaliz ve gerçeküstücülük kavramlarıyla olan ilişkisi bu eserinde çok net şekilleniyor. Eşsiz dokunuşların ve adrenalinin cinsel tahrik etkisi bu şekilde yorumlanıyor. Yani ortaya atılan 'Araba Sevdası' sloganının altında psikolojik bir alt metin var. Kimse Şahan'ın skeçlerindeki gibi arabaya dayamıyor yani, gerçi bir yerde yapıldı ama onu yapan kız zaten kendinde değildi film boyunca.

James Spader, Holly Hunter, Deborah Kara Unger, Elias Koteas ve Rosanna Arquette'in yer aldığı kadroda herkes birbiriyle sevişiyor. Filme puanım ise 6/10.

12 Ocak 2020
Oku..

77. Altın Küre Ödülleri


Dün gece gerçekleştirilen görkemli törenle birlikte Gervais, Golden Globe'ta 5. kez sunucu oldu. Şimdiye kadar ki her sunumunda ortalığı karıştıran, bir daha sundurmazlar dediğimiz adam, yine bombaladı geçti. "Çalıştığınız şirketler gerçekten inanılmaz: Apple, Amazon, Disney. Eğer IŞİD bir internet platformu oluştursa hemen menajerlerinizle irtibata geçerdiniz değil mi? Bu yüzden eğer bugün bir ödül kazanırsanız platformu siyasi konuşmalar yapmak için kullanmayın. İnsanlara herhangi bir şey hakkında ders verebilecek pozisyonda değilsiniz ve gerçek dünya hakkında hiçbir şey bilmiyorsunuz. Hatta birçoğunuz okulda, Greta Thunberg'den daha az vakit geçirmiştir. O yüzden buraya gelin, değersiz ödülünüzü kabul edin, çalıştığınız şirkete ve tanrıya olan şükürlerinizi sunun. Sonra da siktirip gidin" dedi. Millet de güldü. Ödül kazanıp sonra da siktirip gidenler şöyle:

En İyi Film - Drama: 1917 (2019)
En İyi Film - Komedi/Müzikal: Once Upon a Time... in Holywood (2019)

En İyi Yönetmen: Sam Mendes, 1917 (2019)
En İyi Senarist: Quentin Tarantino, Once Upon a Time... in Holywood (2019)

En İyi Aktör - Drama: Joaquin Phoenix, Joker (2019)
En İyi Aktör - Komedi/Müzikal: Taron Egerton, Rocketman (2019)

En İyi Aktris - Drama: Renee Zellweger, Judy (2019)
En İyi Aktris - Komedi/Müzikal: Awkwafina, The Farewell (2019)

En İyi Yardımcı Aktör: Brad Pitt, Once Upon a Time... in Holywood (2019)
En İyi Yardımcı Aktris: Laura Dern, Marriage Story (2019)

En İyi Yabancı Dilde Film: Gisaengchung (2019)
En İyi Animasyon Film: Missing Link (2019)

En İyi TV Dizisi - Drama: Succession (2018- )
En İyi TV Dizisi - Komedi/Müzikal: Fleabag (2016- )
En İyi TV Mini Dizisi: Chernobyl (2019)


"Bu ödülleri son kez sunduğumu duyunca sevineceksiniz. Yani artık önemsemiyorum. Şaka yapıyorum, hiçbir zaman önemsemiyordum. En iyi oyuncular Netflix ve HBO'ya geçti ve Hollywood filmleri yapan oyuncular şimdilerde fantastik macera saçmalığını yapıyorlar. Maske, pelerin ve dar kostümler giyiyorlar. İşleri artık oyunculuk yapmak değil. İşleri günde iki kez spor salonuna gitmek ve steroid almak. 'En İyi Bağımlı' ödülümüz yok mu?"

7 Ocak 2020
Oku..

Saf (2018)


Ali Vatansever'in yazıp yönettiği film, Toronto Film Festivalinde açılış gösterimi yapmış ve birkaç Avrupa festivaliyle beraber kendi evinde de gösterilip birkaç tane de ödüle layık görülmüş, samimi bir film.

Filmden haberdar olmam, Caner Özyurtlu'nun YouTube programına konuk olan Onur Buldu'nun filmde rol alması ve o sohbette filmin kısaca bahsinin geçmesi şeklinde.. "Çok güzel film, kentsel dönüşüm temalı" falan diyorlar.. Ve beni yakalıyorlar. Çünkü bugün bitirme şerefine eriştiğim Emine Uşaklıgil'in Bir Şehri Yok Etmek kitabı da İstanbul'u kentsel dönüşüm çerçevesinden inceliyor. Bu önemli çalışmaya iyice yükselmişim, bir de üstüne konuyla ilgili başka bir bakış açısı sunacak film öneriliyor resmen. Evren iş başında, bir takım işaretlerle filmi izletiyor bana..


İstanbul'un malum bölgelerinden birinde, gecekondular ister seve seve yıkılıyor - ve yerine büyük yeni rezidanslar dikiliyor. Henüz mahallenin tamamı talan olmamış, bir kısım hala gecekondularında kalıyor, ya sıra gelmemiş, ya satmamakta direniyorlar. Kamil ise yeni hamile eşi Remziye ile beraber bu gecekondulardan birinde yaşıyor ve işsiz. Çaresiz Kamil, hemen yanlarında başlayan inşaatlardan birinin kapısını çalıyor iş için. Muhtaç görünce bunu alıyorlar işe ama yerine aldıkları Suriyeliye verdikleri parada -yani ucuza- anlaşıyorlar..

Suriyeli göçmenlerin toplumdaki yeri, fiyat düşürerek ekonomiye verdikleri zarar, kaçak çalışma şartları ve kentsel dönüşüm faaliyetlerinin mahallelerdeki etkisi işleniyor hikayede. Kamil, yerini aldığı Suriyeli tarafından sürekli tehdit görüyor, "o iş benim, çık ben gircem" diye. İş arkadaşlarından tepki görüyor, "Suriyelilerle aynı fiyattan çalışıp piyasayı düşürüyorsun" diye. Üstelik belgesiz çalıştığı için iş yerinden baskı görüyor, kursa gitmesi için.. Pamuk gibi çocuk olan Kamil, maruz kaldığı stresle başa çıkmaya çalışıyor.


Uşaklıgil'in çalışmasında bahsettiği, mahallelilerin kahvehanelerde bir araya geldiği "bizi yerimizden edecekler ve karşılığında verecekleri evlere hayatımız boyunca borç ödeyeceğiz, kabul etmeyelim!" toplantıları yapılıyor. Ama kapitalizm ve siyasilerin rant sevdası her seferinde galip geliyor.

Kitaptan öğrendiğime göre bu eskiden beri böyleymiş İstanbul'da. Yeni gelen padişahlardan da eskilerin yaptığını beğenmeyip yıkarak yerine yenisini yapmak varmış. "O medrese tez yıkılsın, yerine bana hamam yapılsın!"cılar. En üzücü olaylardan biri de Cumhuriyet'le beraber Ankara'ya çekilen yönetimin İstanbul'u boşlaması ve henüz nüfus çok azken İstanbul'u muhteşem bir yer haline getirebilecek planlara ve plancılara yeterince şans vermemeleri olmuş. Çok geçmeden kontrolsüz bir kalabalıklaşmaya maruz kalan İstanbul için zaman içinde bulunan çözümler hep günü kurtarmak için yıkıp yeniden yapmak olmuş.


İstanbul'da yaşadığım 10 yıl boyunca gördüğüm, filmde de göreceğiniz, kitapta da okuyacağınız şey, İstanbul'un kocaman bir şantiye alanı olduğu! Plansızlık yüzünden sürekli yıkıp yeniden yapılıyor. Okuduğum baskısı 2014'te yayımlanan kitapta, 3. Köprü, Yeni Havalimanı ve Çılgın Kanal Projesi'nden de bahsediliyor, okuduklarımı yakın tarihte gelinen son durumla karşılaştırıyorum, şimdiyi anlamak daha kolay böyle olunca. Zorlu'nun Zincirlikuyu'daki dev binalarını, Ağaoğlu'nun inşaatlarını da anlatıyor Uşaklıgil, tabii ki kendi muahlif görüşüyle, Cumhuriyet yazarı kimliğiyle.

Okuduğum kitabın, sonunda böyle bir filmle pekişmesi güzel oldu benim açımdan. Filmi de kitabı da tavsiye ederim; bir de benim gibi arka arkaya getirirseniz ne ala!..

5 Ocak 2020
Oku..

2019'un En Beğendiğim Filmleri


Bu, 2019 menşeili filmler arasından en beğendiklerimi bir araya getirmek için yaptığım bir çalışmadır. Bunu blogun 10 yıllık geçmişiyle ilişkilendirerek bir standart yakalamak istediğim için yapıyorum. Bir nevi 10. Yıl Özel Yazısı.. Her sene için hazırladığım, o senenin 'En Beğendiğim Filmleri' başlıklarına bakabilirsiniz.

imdb.com üzerinden oyladığım filmlerden yola çıkarak hazırlanan bu listenin genel beğenimi yansıtacağını düşünmekle beraber, küçük bir ihtimal de olsa izleyip oy vermeyi atladığım ve şimdi düşününce de aklıma gelmeyen güzel filmler varsa nazarlık olsun diyelim.

Filmi izledikten sonra, o ruh haliyle 10 üzerinden verilen puanların en yüksekleri yani 8 ve üzeri olanlarla oluşturuldu bu liste. Geriye dönüp baktığımda 7 puan verdiğim ama gerçekten aklımdan çıkmayan filmler de olmuş ama o anki ruh halime güvenerek plana sadık kalıyor ve yüksek puan alanlardan da biraz eleme yaparak elit bir ilk 10 çıkarmaya çalışıyorum.


10. Captain Marvel (2019)

Dikkatinizi çekenler varsa tıklayarak haklarında yazdığım zırvaları okuyabilirsiniz. Yazıların büyük bir çoğu 'spoiler' içermiyor, rahat olun. Ama olur da sürpriz bozacak bir şey kaçırdıysam da çok küfür etmeyin..

5 Ocak 2020
Oku..

Gisaengchung (2019)


Güney Kore Sinemasından, Bong Joon-Ho yönetiminde inanılmaz eğlenceli bir film. Her parçası ters köşe, özellikle finali akıllardan çıkmayacak özgünlükte. Sadece benim değil izleyen herkesin çok beğendiği, senenin en iyi filmleri konuşulurken kimsenin listesinden eksilmeyen bir film oldu. Golden Globe'ta, En İyi Yabancı Dilde Film, En İyi Senaryo ve En İyi Yönetmen adaylıkları alması da ne kadar orijinal bir iş olduğunun kanıtı oldu. 


Çağımızın en büyük sorunlarından olan işsizlik, bodrum katındaki evlerinde komşularının beleş wi-fi imkanlarından yararlanmaya çalışan Kim Ki-woo ve ailesini epey sıkıştırmaktadır. Ki-woo'nun bir arkadaşı, zengin bir ailenin ergen kızına İngilizce dersi veriyordur, bu çocuk okumak için yurt dışına gideceğinden yerine Ki-woo'yu önerir o zengin aileye. Yani bu ailenin en azından bir ferdi özel ders vererek eve ekmek getirebilecektir artık.

Henüz üniversite mezunu dahi olmayan Ki-woo, sahte bir diplomanın haricinde hareketleriyle ailenin gözüne girer. Bu zengin ailenin genç ve güzel annesi (Cho Yeo Jeong), Ki-woo'yu çok sever, sohbet ettikleri bir sırada küçük çocukları için bir sanat terapistinin iyi geleceği konusu açılır ve Ki-woo hemen çaktırmadan ablasını önerir; tabii bir arkadaşının arkadaşı olarak. Sonra o şoför olarak babasını önerir, sonra baba hizmetçi olarak karısını önerir derken bizim fakir ailenin her üyesi, zengin ailenin çalışanı olur. Tabii ki aile oldukları sırdır. Ve inanılmaz iyi oyunculardır. Baba profesyonel bir şoför, anne ise birinci sınıf bir hizmetçi olmak için çok dikkatli çalışır.


Bu işleri alabilmek için işten kovdurmak zorunda kaldıkları eski hizmetçi bir gün zengin aile evde yokken geri gelir. Ve olaylar gelişir, aksiyon başlar. İnanılmaz ilginç şeylerin yaşandığı, akıl almaz bir kurgu. Tam Güney Kore kafası diyorsunuz izlerken... Aile kavramına, toplum kavramına, ekonomiye, teknolojiye, sanata dair her konuda farklı bakış açıları sunan bir hikaye. Çok başarılı anlatım...

4 Ocak 2020
Oku..

Ford v Ferrari (2019)



Adı biraz pazarlama tekniği, hikayede aslında Ken Miles v Hayat mücadelesi ön planda. Ford ile Ferrari'nin yarışı da var tabii ortada ama asıl Ken'in patronlarla, kapitalizmle mücadelesi önemli. Ama tabii bilinen iki ismi çarpıştırmak her zaman daha çok seyirci çeker.

Gerçi isme çok da haksızlık etmemek için Ferrari ile Ford kapışması da güzel verilmiş, tam kararında, Ken'in önüne geçmiyor anlatımda. Hayatta zaten yeterince önündelermiş adamın.


Dünya otomobil devi Amerikan Ford'un satışları biraz kötü gidince, patron Henry Ford Junior çözüm yolu arıyor. Satış departmanından bir ses, İtalyan Ferrari'yi örnek almalıyız, adamların ismi zafer kelimesiyle eş anlamlı oldu, biz de bu yolu izlemeliyiz, yarış arabası yapalım diyorlar. Kolay değil tabii. O zaman Ferrari'yi satın alalım diyorlar. Enzo vermiyor. O zaman napıp edip Ferrari'yi piste gömelim diyorlar. Buradan sonra Ken'in hikayesi başlıyor.

Ford şirketi önce popüler eski yarışçı Carroll Shelby'ye ulaşıyor. O da hemen bir ekip toplamak istiyor. İlk aklına gelen, efsane tamirci Ken Miles. Ken, ufak tefek yarışları hep kazanıyor ama bu aile geçindirmeye yetmiyor. O da bırakıyor yarışçılığı, tamirci oluyor. Shelby onu tekrar oyuna dahil etmeye çalışıyor ve bu çok da zor olmuyor. Shelby Ferrari'yi yenmek için Ken'e ihtiyaçları olduğunu biliyor ama Ford'un pazarlama departmanı markayı temsil etmesi için uygun bir karakteri olmadığını düşündüklerinden Ken'i istemiyorlar. Ama Ken'siz de yapamıyorlar.

Ken'inki çok ilginç bir başarı hikayesi. Adamın başarıları bir şekilde görmezden geliniyor. Sürpriz sonlu...


Christian Bale, Ken'e hayat verirken, Matt Damon da Shelby'yi canlandırıyor. İlk bakışta rakip gibi durabilirler ama aynı tarafta oynuyorlar. Herkes, Ferrari'ye karşı oynuyor yani. James Mangold yönetimindeki filme puanım 7/10. Temposu çok güzel, aşırı heyecanlı ama bu tarz onlarca film izlediğimiz için çok özelliksiz geliyor artık. Bir de bu yarışçıların hikayeleri hep aynı gibi, sadece finali farklı galiba hepsinin. Ama Ford-Ferrari Savaşı güzel bir seyir zevki sunuyor.

4 Ocak 2020
Oku..

Türk İşi Dondurma (2019)


Yapımcılığını Mustafa Uslu'nun yaptığı, standartların üstünde olan milliyetçi filmlerden. Standart nedir; yabancıya benzeyen yerli oyunculara kırık Türkçe konuşturmaktır. Milliyetçilik nedir, toprak, vatan, bayrak deyince oluşan iç kıpırdanmasıdır. Bu film ise standart üstü bir milliyetçi film, gerçek İngilizler, doğru bir aksanla yani olması gerektiği gibi konuşuyorlar, biz de kıllanıyoruz. Gürkan Tanyas'ın Çiçero (2019)'dan sonra yazdığı, gizli kalmış kahramanlık hikayelerine bir güzel örnek daha. Yönetmen ise, Ayla (2017) ve Müslüm (2018) gibi dikkat çeken işlerle bilinen bir isim, Can Ulkay.


Avusturalya'da, kangurular diyarında yaşayan üç Türk: Mehmet, Ali ve Salim. Mehmet Turkish Ice-Cream dediği Maraş dondurması işinde, Ali ise emektar devesiyle meydanlarda, festivallerde gösteri yapıp ekmeğini çıkarmaya çalışıyor, Salim de küçük bir tezgahla elma şekeri satıyor kasabada. Ali'nin Türk, Salim'in ise Avustralyalı bir eşi var. Mehmet boş durur mu, o arada hemen aşık oluveriyor bir Avustralyalı güzele. Derken I. Dünya Savaşı çıkıyor, İngilizler gelip Avustralya'nın gençlerinden askere gönüllü topluyor.


Zamanında gelip de Aborjinleri toprağından eden, oraya medeniyet getirdiğini söyleyen İngilizler, yetinmiyor şimdi de planları için ölecek adamlar arıyor. Avustralyalılar da mecburen yardımcı olmayı kabul ediyorlar. Derken Osmanlı'nın da savaşa dahil olduğu haberi çıkıyor ve bir anda kasabalının ateşli gençleri gaza gelip bizimkilere kötü davranmaya başlıyor. Bizimkiler de bir yolunu bulup, memlekete dönüp, milli nefsi müdaafaya destek olmak istiyorlar. (Şimdi olsa aynısı "Oha iyi yırttık yalnız, allahtan dünyanın bi ucundayız" duymak daha mümkün...) Tabii ki, ne vize veriliyor, ne gidiş izni, hatta diyorlar sizi burada öldürmemiz için bir sebep söyleyin Türk kardeşlerimiz. Hep bir ağızdan söylenmesi gereken "Sizin savaşınız değil bu! Savaş, iyi şey değil bu!"

Bu savaşta, Avustralyalılar, -sırf İngilizler istedi diye- hiçbir husumetleri olmayan Türklerle çarpışmak için Dünya'nın öbür ucuna, taa Çanakkale'ye gidiyorlar. Oraya gidince görüyorlar ki, ateşkes aralarında birbirine dostça davranıp, ateşkes bitince verilen emirler doğrultusunda birbirini öldürmeye çalışıyor insanlar. Büyük bir ironinin canlı tanıkları oluyorlar. Memlekete gidemeyen Salim, Mehmet ve Ali de topraklarını buradan savunmaya karar veriyor.


Ali Atay ve Erkan Kolçak Köstendil'in başrollerini oynadığı hikayede: Caner Kurtaran, Şebnem Bozoklu, Will Thorp, Marleen Mathews ve Alma Terzic isimleri yer alıyor. Tabii ki çok basite kaçtıkları, dandikleştikleri yerler de olmuş ama genel olarak standart üstü bir iş olduğu belli oluyor. Böyle bir hikaye, bir tık daha kaliteli olsa tadından yenmezdi ama buna puanım maalesef iki arada kalmış bir 5/10.

02.01.2020
Oku..

Daha (2017)


Oyuncu Onur Saylak'ın ilk ve tek sinema filmi yönetmenliği. Hakan Günday'ın aynı isimli romanından 'esinlenilmiş' olan filmin başrolünde Ahmet Mümtaz Taylan ve Hayat Van Eck yer alıyor. Bu filmde çok başarılı olan genç Hayat, bu seneki Naim (2019) filmiyle de iyice popüler bir çocuk oldu. Onur Saylak ise bu filmden sonra Şahsiyet (2018) dizisini yapıp ayakta alkışlandı, yetmedi bir de bu dizideki performansıyla Haluk Bilginer'e Emmy kazandırttı. Yani bu sene büyük işler yapan tiplerin başlangıç işi olması vesilesiyle önemli bir yapım. Keza yazar Hakan Günday için de bir basamak olan bu işin devamında, Şahsiyet (2018) ve Müslüm (2018) gibi dikkat çeken işlerin senaryoları ortaya çıktı.

Film, roman uyarlaması olmasıyla da Romandan Sinemaya başlığı altına ekleniyor.


Oğul Gaza'nın ağzından dinlediğimiz hikaye, kamyon şoförü baba Ahad'ın başının altından çıkıyor. Suriye'den kaçak giren insanları bir kamyona doldurup, köydeki evlerinin bodrumuna götürüp saklıyorlar. Zamanı gelince de tekneler ayarlanıyor, bir gece yarısı operasyonuyla Suriyeli kardeşler Avrupa topraklarına ulaştırılıyor. Gaza, bütün bu işlemler sırasından babasına yardımcı olmakla görevli. Ahad'ın en korktuğu şey, Gaza'nın okumak isteyip kendini yalnız bırakması: "De bakiyim, sikiyim okulu!"


Bodrumda saklandıkları süre boyunca yeme içme ihtiyaçları için Gaza sürekli olarak ilgileniyor Suriyeli kardeşlerle. Ahad'ın işleri döndürürken kullandığı argümanlar hep Gaza'ya miras kalması planlanan pislikler. Ama Gaza okumak istiyor, akıllı da çocuk, bakalım ne yapacak bu çıkmazda?!

Kocaman kitaptır Daha, hep korkutmuştur beni. Okuyan arkadaşlarımı gördükçe soruyordum nasıl diye, gaza geleyim istiyordum. Hepsi de beğeniyordu ama o kalınlıkta bir kitaba başlatacak teşviği hiç bulamadım. Yine Günday'ın Kinyas ve Kayra'sını çok daha fazla övüyorlardı aslında ama ona da hiç giremedim. Belki de yazarın kitaplarının arka kapağına hep kendi tipsiz resmini koyması itici geliyordu, bilemiyorum.


Filmden ise çok geç haberim oldu. İngilizce afişler ve jenerikten anlıyoruz ki zaten festivaller hedeflenerek çekilmiş bir filmdi, uzun süre duymamış olmam şaşırtmadı beni. Şahsiyet (2018) zamanı Günday'ın senaryo geçmişini araştırırken denk gelmiştim ilk kez. Listeye o zamanlar eklediğim filmi ancak daha izleyebildim. 2020'nin ilk gününe kısmetmiş. Güzel film ama çok da değil, 6/10...

01012020
Oku..

Ad Astra (2019)


Öncelikle isimle başlayalım, "Ad Astra Per Aspera" diye Latince bir deyim, "Yıldızlara Giden Zorlu Yol" manasında, bilim insanlarının sık sık kullanabileceği bir gaza getirme sözü aslında. Eğer bunun anlamını bu yazıyı okumadan önce biliyorduysanız, denk geldiyseniz bir yerlerde, filme başlamadan az çok hikayenin ana temasını çözüyorsunuz. "Hee demek ki uzayı tutkuyla arzulayan bir tipin hikayesi, hee," falan..


James Gray'in yönettiği ve Ethan Gross ile beraber yazdığı filmin başrolü Brad Pitt, mesleğine tutkuyla bağlı bir astronotu oynuyor. Aslında onun tutkusu, gerçekten insanlığa faydalı olabilecek bir keşif mi, yoksa sadece kötü bir çocukluk mu geçirmiş, onu anlamaya çalışıyoruz. Günümüzden bir süre ileride geçiyor hikaye, uzay yolculukları artık sıradan bir şey olmuş gibi duruyor, imkanı olan kayıt yaptırıp aya seyahet edebiliyor. Aydaki istasyonda bir Subway restoranı ve DHL şubesi bulmak mümkün. Baş karakterimiz Binbaşı Roy, gizli bir görev için toplantıya çağırılıyor. Diyorlar ki "Baban çok iyi bir astronottu, yıllar önce Mars'tan Neptün'e yaşam araştırmaya gitti. Geri dönemedi o görevden, biliyorsun!" Tabii ki biliyor, babası sonuçta. "Biz bir ihtimal hala hayatta olduğunu düşünüyoruz" falan filan, seni bu kurtarma operasyonuna göndereceğiz, var mısın?" Kim babasını kurtarma operasyonuna hayır der, madem yaşama ihtimali var, hadi gidiyor, Neptün'e!

İçine kapanık, sakin, soğuk hatta biraz da kıl bir tip olan Roy, bu yolculukta kendini tanıyacak. Yıllarca yokmuş gibi davrandığı eşi bir an olsun aklına gelir belki. Buradan bütün biz bencillere selam olsun!


Film kesinlikle kötü değil, hatta sıkıcı bile değil ama uzay filmlerinin ayrı bir kafası vardır, girmek istemeniz, bu tarz filmleri izlemek istemeniz gerekir. Kendi kendine akıp gitmez bu filmler, biraz gireceksin o dünyaya, Neptün falan diyor adam.. Interstellar (2014) çok eleştirildi zamanında, o ayarda bir film, tamam onun kadar etkilenmedim belki ama aynı kafalar.. Puan olarak 6/10 veriyorum, gayet de ilgilisine tavsiye edilecek bir film. Brad Pitt de çok başarılı bu arada...

01012020 (kod yazar gibi tarih yazıyoruz, ne günlere kaldık allaaam)
Oku..