Steve Jobs (2015)


"Abi ne Jobs'muş be!" demeyen bizden değildir, net. Çünkü, bak, tamam efsane bir iş adamısın, mucitsin, dehasın ve aşırı büyü bir başarıya imza atmışsın, yetmemiş yıllar sonrasını düşünerek kazık çakmışsın, belgeselin de yapılır, filmin de yapılır, ama bu nedir:
Steve Jobs: The Lost Interview (2012) belgeseli yapıldı, sonrasında öldü, ölür ölmez Jobs (2013) diye, baya adamın kırkı çıkmadan film vizyona girdi.. Sonra bu durum çok dikkat çekti, iSteve (2013) diye bir parodi biyografi yapıldı. Üstünden biraz zaman geçti, tekrar belgesel, Steve Jobs: The Man in the Machine (2015) ve Steve Jobs (2015), doğru kalitede bir sinema filmi sonunda.


Artık herkes biliyor, Steve çevresindeki insanlara çok ibnelik etmiş bir dahi. Çünkü kafa başka çalışıyor, toplumun, yani bizim anladığımızdan farklı çalışıyor. Filmlerin ortak özelliği, başta Steve'den nefret ettirip sonra sevdirmesi.. Jobs (2013)'u izleyip pek beğenmemiştim, bunu izledikten sonra karşılaştırma yazacaktım güya, hiç karşılaştırılacak işler değilmiş ya.. Jobs (2013), biyografik bir süreç anlatırken, Steve Jobs (2015), durumlar, diyaloglar, hisler anlatıyor. Yine de ufak bir kıyas yapacam dayanamayıp: Jobs (2013), yüzeysel kaldığı için beğenilmedi; Steve Jobs (2015), o kadar derin ki her şeyi anlatamadı..


Walter Isaacson'ın kitabına dayanan konuşmalar, The Social Network (2010)'ten Oscar'lı senarist Aaron Sorkin tarafından yazılmış; Slumdog Millionaire (2008) ve Trainspotting (1996)'in yönetmeni Danny Boyle tarafından yönetilmiş.
Steve'i Michael Fassbender çok güzel canlandırmış. Asistanı Joanna'yı hiç sevmediğim Kate Winslet, adaş Wozniak'ı Seth Rogen, pis CEO'yu Jeff Daniels ve film boyunca Joaquin Phoenix'e benzetip durduğum Michael Stuhlbarg, Andy Hertzfeld'i oynuyor. Eski sevgilisi Chrisann rolü ise Katherine Waterston'ta.


Film Steve Jobs'un hayatını değil de hayatından belirli kesitleri anlatıyor. Mesela lansmanlara çıkmadan hemen önce özel hayatındaki, arkadaş ve iş çevresindeki insanlarla yaptığı beyin yakan konuşmalar; yuva yıkan, devlet yıpratan, şirket batıran konuşmalar. O konuşmaları, nasıl, kimle, ne psikolojilerle yaptığını çok güzel anlatan bir film olmuş. Film, iki dalda Oscar adayı -ki bence dahası olabilirmiş-, sadece iki ana karakteri canlandıran, Fassbender ve Winslet oyunculuklarıyla yarışacaklar. Diğer adaylar için 4. Geleneksel: Oscar Adayları ve Kehanetlerim'e bakınız; En İyi Aktör Oscar'ı için Fassbender'ın en sağlam rakibi bence Trumbo (2015)'dan Bryan Cranston.. Winslet'ın ise rakipleri kesinlikle daha muhtemel kazananlar. Filme puanım 8/10 bu arada..

şubata sarkmak
0003-010216