Don Jon (2013)


Joseph Gordon-Levitt 7 yaşında başlamış oyunculuğa ancak ele gelmeye başladığı (500) Days of Summer (2009) filmiyle beraber popülerliği tavan yapmış bir delikanlı. E kanı kaynıyor tabii, heves ediyor yönetmenliğe de; birkaç tane kısa film yazıp yönetiyor. Hikaye anlatma işini sevmiş olacak ki, tutuyor uzun metraj senaryo yazıyor yönetiyor. Yetmiyor, oynuyor. Oynasın bi şey demiyorum ama, ilk filmini yöneten adamlar biraz kamera arkasında kalmayı bilmeliler bence. Hem yöneteyim, hem oynayayım diye paralıyor kendini, olmuyor işte. Evet, bence olmamış bir film bu.


Olmamış derken, yine piyasadaki birçok filmden iyi tabii ama son zamanlarda içinde yer aldığı projelere bakınca 'bu ne şimdi' dedirtiyor. Yani oynadığı filmler -Inception (2010), Looper (2012)- kadar başarılı bir hikaye yazamamış, yönetememiş; ama denemiş işte. En basitinden, Scarlett Johansson, oynadığı Barbara karakterine hiç uymamış bence. Her ne kadar onu o rolle izlemek çok hoş olsa da başkası daha iyi olurdu. Sonuçta filmin kalitesini oyuncu seçimleri de belirler. O da yönetmenin işidir. Aslında, kendi oynadığı Jon karakterini de çok beğenmedim. Hep senaryo eksikliği belki de. Karakterler daha iyi anlatılsa, sevecektim muhtemelen.


Jon, evi, arabası, ailesi, kilisesi, seviştiği kızlar ve vazgeçilmezi olan pornolarıyla mutlu bir yaşam sürmektedir. Vücut çalışır, arkadaşlarıyla barda takılır, gözüne bi kız kestirir ve pompa. Ama pornodan aldığı zevki hiç bir şeyden almıyordur. Önce sevişir sonra porno izler, sonra yine porno izler, sonra yine. Bu arada perdede bol bol porno sahnesi görürüz ha; Kayden Kross'u görünce bi sevindim durduk yere, koca salonda porno izliyoz gibi olduk.. Bi de kızla gidecektim..


Nerede kaldım, ha, işte porno izler bu hep. Sonra barda bi kızla tanışır, pek kolay lokma değildir. Hemen sevişemez bunla, -klasik- arar bulur. Sevgili olurlar falan, çok acayip hatundur, ama hala porno daha zevklidir, hatun yakalar bunu, basar tekmeyi. Porno izliyor diye. Sonra sonra bağımlı olduğunu fark eder falan filan. Hatun aslında çok iyi bir insan değildir, biraz despottur, ayrılınca fark eder bunları da hep. Bu farkındalıklar da yine bir kadın sayesindedir; Esther (Julianne Moore) adında, kendi çapı çerçevesinde dertleri olan olgun bir kadın.




Öyle yani, çok bi numarası yok ama izlenir işte. Gerçi sırf Scarlett'in kapı önündeki sahnesi için bile izlenir ama. Filmde az görülen diğer güzellikler: Brie Larson, Italia Ricci, Lindsey Broad ve Sarah Dumont..

23.10.13