The Phantom BoxSet


Fantom, 1936'da bi gazetede yayıma başlamış, Lee Falk tarafından yaratılmış bir kahramandır. 'İlk kostümlü çizgi kahraman' olarak tarihe geçmiş ve pek çok dile çevrilerek bi çok ülkede maceraları okuyucuya ulaşmıştır. Lee Falk, Mandrake'nin de yaratıcısıdır. Bu iki karakteri, bir süre sonra 'Defenders of the Earth' ekibinde yer alacak ve birkaç kahramanla daha birlik olarak türlü kötülükle savaşacaktır. Bu maceralar da çeşitli dergi ve gazetelerce yayımlanır. (Yayım.. Hep takılırım ben buna; yayım/yayın farkına.. Yayın, bir işin basılı hale gelmesi, kitaplaşması falan iken; yayım, bu basılı ürünü yaymak, okuyucuya ulaştırmaktır.. Diye düşünüyorum en azından..)

Yalnız, tarih geçmiş tarih olduğundan siyah beyaz moda.. Orijinali siyah beyaz basıyor bu maceraları, ancak bazı ülkeler renklendiriyor. Tabii sahibinden icazet almak lazım böyle durumlarda ama ya kimse çok sallamadı, ya da Lee Falk'un da kafası karışıktı; mesela bizde ve diğer bazı ülkelerde bu kahraman kırmızı kostümlü bilindi. Adını da, hayalet anlamındaki The Phantom'dan Kızıl Maske'ye çevirmişiz.. Orijinali renklenince bi görüldü ki kostüm mor, maske siyah... Ama bizde hep kızıl oldu kostüm..

Geçen Catherine Zeta-Jones hakkında yazarken filmografisinde denk gelip dank etmişti kafama.. Ulan bu Fantom ne ayak.. Animasyon filmlerini falan bir kenara bırakırsak, filmleri dışında bir de yine The Phantom (2009) adıyla iki bölümlük bir mini-dizi yapılmış.


Fantom'un hikayesi de şu, çocuk yaşta ailesinin korsanlar tarafından katledilmesine tanık olan çocuk Walker, gemiden kaçarak bi adada hayata tutunuyor. Ada yerlisi sahip çıkıyor çocuğa, kutsuyorlar, iyi bakıyorlar. Walker da babasının kafatasını alıyor, büyük yemin ediyor katilini cezalandırmaya ve kötülükle savaşmaya. Büyüyünce bi kostüm ayarlıyor kendine bi de maske.. Kurukafalı kemer, yüzük falan.. Nesilden nesile devam ediyor kahramanlık. torununun torununa falan derken günümüze kadar geliyor hikaye. Yalnız bu kahramanlık maskeli yapıldığı için, kötü adamlar sanıyor ki bu cevval kişilik ölümsüz.. 400 yılı aşan bi macera oluyor bu.


The Phantom (1996), efsanevi güç kafataslarını bir araya getirmek isteyen bi godamanın zalimlik yapmasıyla başlıyor. Bu olay da 20. Fantom'a denk geliyor. Sihirli kafatasları kovalanıyor, kah ele geçiyor, kah kaçıyor. Fantom da mevzuya en başından dahil olan Diana Palmer'a aşık oluyor. Bir de çok tatlı Pan American reklamı yapılıyor.. Pan American deyince de hemen Pan Am (2011-12) akla geliyor.


Filmin yönetmeni Simon Wincer.. The Phantom'u yani Kit Walker'ı Billy Zane oynuyor. Zane, Kurtlar Vadisi: Irak (2006)'ta Sam'i oynuyordu hani. Diana'yı, Kristy Swanson; kötü adam Xander'i, Treat Williams ve Xander'in yancılarından kıskanç Sala'yı, Catherine Zeta-Jones oynuyor. Yalnız şöyle bi şey var, film çok tırt.. Bildiğin dandik film.. Öyle ki, bazı sahneleri görünce, ulan bu filmi yapan zeka yoksunu herif bu sahneleri nasıl çekmiş dedim. Hikayesi zaten leş; bi süper kahraman var elinde, bu kadar kısır bırakılır mı bir hikaye.. Olmamış yani..


The Phantom (2009) ise mini-dizi diye geçiyor ama bildiğin film. toplam 3 saat zaten, ayırmış bi buçuk - bi buçuk iki bölüm demiş.. Çok da güzel işlenmiş hikaye.. 21. Fantom'u ele almış. Çocuk Kit, 4 yaşındayken, bi trafik kovalamacasında annesi ölüyor, bu sağ çıkıyor arabadan. Baba iki sene önce ölmüş zaten.. Herkes bunu da öldü biliyo ama bu saklanmış, çocuk aklıyla.. Yetimhane, evlatlık falan derken yirmisinde bi genç oluyor Chris Moore (Ryan Carnes).


Hiç hatırlamıyo çocukluğunu, ara ara kabus görüyo sadece.. Yeni ailesi de bi şey dememiş, öyle büyümüş. Chriss, çatıdan çatıya atlama sporu ile iştigal iken polise enseleniyor, ilk defa sabıkası oluyor falan. Sabıka olunca aslında kim olduğu keşfediliyor, ve kahramanlık macerası başlıyor. Kim keşfediyor, Abel Vandermaark (Jean Marchand) ve Guran (Sandrine Holt) ikilisi. Televizyonuna kablolu yayın bağlatan insanları hipnotize eden bi sistem geliştirilmiş, bunla savaşılıyor. Başta bi kötü adam var, Mr. Singh (Cas Anvar). Yani Kit, insanlık için savaşmaya başlıyor. E soyunu sürdermesi için de bi hatun olması lazım, o kim, Renny (Cameron Goodman).


Hikayesi daha oturaklı, bir öncekinden çok çok daha kaliteli bir film. Ben bunu film olarak ele alıyorum; mini-dizi neymiş.. Bi kere, eleman kahraman olacağı zaman kostümü gösteriyolar, direk "Ben bunu giymem" diyor. Helal len dedim kendi kendime.. Bi de, "Zaten baban da giymezdi pek" falan diyolar ama bi önceki işte baya giyiyor Billy mor mor.. Hemen yeni kostüm tasarlanıyor, daha modern..


Yine tırt ama modern en azından, yani siyah.. Hikaye güzel dedik, kurgusu da baya eğlenceli, kızlar tatlı.. Cameron zaten turunç güzeli, Sandrine'i de House of Cards (2012- ) ile tanıdım bildim beğendim, burda da olduğunu görünce izlememe etkisi oldu baya..


Yalnız bu film, bi macerayı tamamlayıp başka bir macerayı açarak bitti. Sanki devamı gelecekmişcesine ama yok ortada bi hareket.. Yönetmeni Paolo Barzman olan film ya da dizi, artık dizi mi devam eder, filme mi döner n'olursa olsun da bi devam etsin ya, beğendim çünkü..

19.05.14