Lion (2016)


Abi bi kere büyük dram, salya sümük çıkarsın salondan onun için otur evinde izle.. Onun dışında şu dünyayı kurtarma temalı olan, yok doğal kaynak sıkıntılı, yok nüfus artışı orijinli hikayelerin en gerçekçi en akılcı olanı çıktı karşıma. Hem de öyle göze sokmuyor, drama yediriyor. Nasıl mı, buyurun..

Hindistan, Khandwa'da, yaşam standartları çok düşük bir kasabada babasız büyüyen üç kardeş: Guddu, Saroo ve Shekila. Anneleri Kamla'nın mütevazı emekleriyle büyüyen çocuklardan Shekila daha bebek; abi Guddu da, küçük Saroo'ya hayatı öğretiyor. Birlikte trenden kömür aşırıp onunla süt alıyolar falan. Saroo, Guddu'dan ne görse yapmak istiyor, onunla gece çalışmasına falan da gitmeye hevesleniyor. O gece istasyon soğuk diye tek başına boş bir trende uyuyan Guddu, o trenden iki gün sonra inebiliyor. Hiç bilmediği bir yerde, bilmediği bir dilde. Üstelik kendi kasabasının adını da -çocukluk hali- yanlış hatırlıyor ve geri dönemiyor.


Hindistan'ın Kalküta şehrinde bir süre kimsesizler yurdunda kalan Saroo'ya Avustralyalı bir aile sahip çıkıyor. Sue ve John. Bu Avustralyalı çiftimizin amacı, yardımcı olabilecekleri çaresiz durumdaki çocuklara aile olmak. Saroo böylece Avustralya'ya yerleşiyor ve güzel bir eğitimle, ayrıcalıklı hayatına başlıyor. Saroo'dan bir yıl sonra yine aynı bölgeden bir evlatlık daha alıyor aile, böylece Mantosh geliyor. Mantosh, Saroo kadar uysal bir çocuk değil. 

"Seçimimiz buydu. Babana aşık olmamın bir sebebi de buydu. Çünkü ikimiz de dünyada yeterince insan olduğunu düşünüyorduk. Çocuk sahibi olmakla hiçbir şey tam olarak düzelmez. Fakat sizin gibi, acı çekmiş, iki çocuğu evlat edinmek... Size bir fırsat vermek... İşte bu bir şeydir."

Bu sözler Sue'ya ait. Ne kadar da olabilecek bir hamle di mi? Ne olabilecek, örnek olabilecek. Bence bu film çok değerli, hiçbir şeyi değilse bile bu fikir değerli. Önce şu nüfusa sahip çıkmamız gerekiyor. Bizimki gibi en az üç çocuk istemek, güce açlıktan başka bir şey değil. Evet kalabalık bir toplum olmanın kısa vadede faydasını görürsün ama o uzun yaşatamazsın. 'Nerde çokluk orda bokluk' diye atasözü var. 'Bir elin nesi var, iki milyar elin sesi var' diye atasözü yok, 'iki elin sesi var' diye var. Onun için önemli bu film. Çocuk yapmaktan ziyade birbirimizin hatasını telafi etmek adına -en azından bazılarımız- yapılıp bakılamayan çocuklara bakalım. Diyeceğim budur film üzerine.


Film şöyle devam ediyor. 25 yıl sonra, koca adam olan Saroo, yıllardır içine attığı şeyle yüzleşiyor. Arkadaşlarının tavsiyesi üzerine 'google earth'ten yaşadığı yeri arayabileceğini fark ediyor. Kalküta'ya iki günlük tren mesafesindeki şehirlere, kasabalara bakıp çağrışım yapacak şeyler arıyor. Memleketinin ismini yanlış hatırladığı gibi bunca sene kendi ismini de yanlış hatırlıyormuş. Büyük final.

6 dalda Oscar adaylığı olan filmin büyük bir kısmı geçmişte yani çocuk Saroo, Sunny Pawar ve Guddu, Abhishek Bharate'nin performanslarıyla geçiyor. Saroo'nun şimdiki halinde ise Slumdog Millionaire (2008)'in yıldızı Dev Patel'in performansı Oscar adaylığı alıyor; hem de Nicole Kidman'la beraber. Avustralyalı çifti, Kidman ve David Wenham oyuyor. Konuk oyucu olarak Saroo'nun sevgilisi rolünde Rooney Mara var.
En İyi Film, En İyi Uyarlama Senaryo, iki yardımcı oyunculuk, En İyi Şarkı ve En İyi Görüntü Yönetimi dallarında yarışacak filmin yönetmeni Garth Davis. Ve bu onun ilk filmi. Senaryoyu ise Saroo Brierley'nin hayatını anlattığı A Long Way Home kitabından Luke Davies uyarlamış. Candy (2006)'yi de yine bir kitaptan uyarlamıştı, efsaneydi. 

Filme puanım 8/10. Şimdiye kadar La La Land (2016) alsın En İyi Film Oscar'ını diyordum ama bu filmden sonra favorim ikiye çıktı, kafalar karışık, bakalım kehanet zamanı ne olacak..

080217