Harry Potter BoxSet


İngiliz yazar J. K. Rowling'in ölümsüz eseri... Efsane mi bilmem ama okumuştum bi yerlerde, parasızlıktan çocuklarına hikaye kitabı alamayıp oturup kendi yazan bir anne. Hikayenin karakterleri çocuk olduğu için çocuk dünyası anlatılıyor, haliyle çocuk kitabı gibi olabilir ama hikaye kurgusu o kadar başarılı ki; yedinci kitapta bile ilk kitaptaki bi detay önemli bir hal alabiliyo. O ilk kitaptaki çocuk hikayesi sonlara doğru gerilim korku macera ve tabii hep fantastik.
Bilmeyenler için Harry Potter, sihirli bir dünyanın seçilmiş çocuğudur. Büyücülük Okulu Hogwarts'ta eğitim alırlar. Uçmalar kaçmalar ışınlanmalar, lanetler büyüler iksirler... İsmi lazım değil o bir Voldemort çıktı... Çok okudum, çok beğendim, hatta beşinci ve en kalın -1100 sayfa falan- kitabını bi gecede bitirmişliğim var. O derece sürükleyici bir hikayedir, tabii meraklısına. Ki meraklısı da çoktur yani, 1997'de ilk kitabı piyasaya çıkmış, ardından filmleri yapılmaya başlamıştır..


Hikayesi şudur: daha bebekken anne-babası Voldemort isimli bir karabüyücü tarafından öldürülen Harry, o katliamda sağ kalan çocuktur.. Peki nasıl olmuştur. Ailesinin sevgisi onu korumuş, Voldemort, Harry'ye saldırdığı anda büyüsü ters tepmiş ve Harry'nin anlında sadece küçük bir şimşek izi bırakabilerek ve gücünü kaybederek kayıplara karışmıştır. Ailesiz kalan Harry efsane olmuş ama biraz büyüyene kadar büyücü olmayan teyzesinin evinde, hiç hoş olmayan şartlarda büyümüştür. Ta ki Dumbledore, okul çağına gelen Harry'yi Hogwarts'a davet edene dek.. Ünlü Harry Potter artık sihir dünyasındadır ve Voldemort gücünü toplayıp Harry'den intikamını almak isteyecektir.. Harry'nin bu maceralarında yanında olan kankileri de Ron ve Hermoine'dir..


Steve Kloves'un başarılı uyarlama senaryolarıyla filme çekilen hikaye, en az kitapları kadar etkiliyor hayranlarını. Hatta kitap okumaktan kaçanları da yakalamayı başarıyor bu yolla. 4. kitaptan sonra filmler geliyor arka arkaya.


İlk iki film olan Harry Potter and the Sorcerer's Stone (2001) ve Harry Potter and the Chamber of the Secrets (2002)'ın yönetmeni Chris Columbus, Home Alone (1990)'la tanınmış bir yönetmendi o zaman kadar.

Harry Potter and the Prisoner of Azkaban (2004) ile hikaye ciddileşip, biraz da korku ekleniyor ve çocuklar büyüyor. Yönetmen koltuğuna ise Gravity (2013)'nin yönetmeni Alfonso Cuaron oturmuş.

Dördüncü film, Harry Potter and the Goblet of Fire (2005)'ın yönetimi Donnie Brasco (1997)'yla isim yapmış Mike Newell'e bırakılmış.


Zemeckis'in Contact (1997) filminin senaristi Michael Goldenberg, Kloves'ın işini bir filmlik elinden alıyor ve Harry Potter and the Order of the Phoenix (2007)'le fark yaratmayı başarıyor.

Kloves bundan sonrakilere yine devam ediyor. Harry Potter and the Half-Blood Prince (2009), Harry Potter and the Deathly Hallows: Part 1 (2010) ve Part 2 (2011)... Bu son dört filmin yönetmenliğini David Yates yapıyor. Yates, bu filmlere kadar televizyon için dizi-film ne varsa yapmış bir adam. Artık sinemacı..


Bu filmlerle beraber Rowling, bırak Birleşik Krallığı dünyanın en zenginlerinden oluyor.

Gözümüzün öünde büyüyen Daniel Radcliffe, Rupert Grint ve Emma Watson'ın dışında, oyuncu kadrosunda adanın önde gelen oyuncuları yer aldı: Maggie Smith, Alan Rickman, Gary Oldman, Robbie Coltrane, Helena Bonham Carter, Ralph Fiennes ve Robert Patinson... Tabii bu küçük bir kısmı; başka filmlerde denk geldikçe tanıyorum "Aaa, bu o adam!" falan diye şaşırıyorum. Çok izledim çünkü bu seriyi ve oyuncular artık özdeşleşmiş durumda o karakterlerle.. E, kolay değil sekiz filmlik seride -hele fantastikte- bir karakteri oynamak.


Serideki filmler sırasıyla 3, 0, 2, 1, 1, 2, 3 teknik kategoride Oscar için yarışmış ama hiç kazanamamıştır.. Son film top#250 listesindedir...

Geçen düşündüm de mesela böyle bir seri filmde oynuyo olsam, bi filmde oynayıp öbür filmde hiç görünmeyen yan karakterleri kabul etmem. Bi kere filmografine bakınca tırt duruyo.. Misal, Son Durak 2, Son Durak 5, Son Durak 6... İnsan bi kıllanıyo 3-4'te kesin çok eğlenmişlerdir diye.. 1'de yoksan zaten tırışka karaktersin...

Bir çok gence, çocukluğundan gençliğine kadar belki okumayı sevdiren, belki film izleten bir iş olarak tarihe geçti. Bilmeyen yoktur mesela 'magıl'ı, 'kuğidiç'i, 'hortkuluk'u... Yahu, hiç bilmesen yine bilirsin Hermoni'yi...


10.01.14
Oku..

Holy Motors (2012)


Leos Carax'ın yazıp yönettiği filmde çoğu zaman olduğu gibi Denis Lavant oynuyor. Bunlar o tiplerden evet, aktör-yönetmen uyumu hat safhada olunca kopamıyorlar işte. Fransız aktör Denis Lavant'a, Fransız aktris Edith Scob, Amerikan aktris Eva Mendes, Avustralyan şarkıcı-aktris Kylie Minogue eşlik ediyor.


Film bittikten sonra dedim ki: Ne dil konuşuyolardı lan? Hatırlamıyorum, yeminlen hatırlamıyorum. Fransızca mıydı, İngilizce miydi? Bi ara Kylie bi sahneyi müzikal oynadı, İngilizce, onu bildim bak. Büyüsünü bozmamak için de bakmıycam tekrardan. Zaten filmi izlerken de "La n'oli?!" diye diye izledim. Kafa yapan bir film. Bence kaçırmayın, kesin sıkılan olacaktır, o tarz bi film ama baya güzel lan.


Filmin konusu hakkında bi şey diyemem çünkü bence konusu yok. Adamımız gayet şık bir şekilde limuzinine biniyor, şoförüyle o günkü programını konuşuyor sonra kılıktan kılığa girip hikayeden hikayeye koşuyor.. Şehrin her türlü ihtiyacını karşılayan bir şirket bu galiba. İnsanlar artık teknolojiden de sıkılmış ve kendi hikayelerine misafir alıyorlar.. Ya da bilmiyorum tam n'oluyorsa..


Filmde öyle çok bahsedilecek bi şey yok açıkçası, deneysel gibi takılmış yönetmen.. Ama hani oyunculuğuyla şov yapan bir Denis Lavant var ortada..

05.01.14
Oku..

Gravity (2013)


Gerilim seven için on numara; ama benim gibi iyi bir gerilim filminden sonra kasılmaktan beli ağrıyan, boynuna kramplar giren biri için zararlı bir film. Çok başarılı ama bu ne böyle yahu, her yerim tutuldu, aklım çıktı kadına bi şey olacak diye.


Uzaya, uydu üzerinde bi şeyler çalışmak için görevlendirilmiş bir grup astronot ve bir de mühendis hanım. Tabii astronomi eğitimi almış bir mühendis bu da, öyle boş insanlar değiller. Huzur içinde, Dünya manzaralı çalışmalarını sürdürürken Houston'dan uyarı geliyor: "Görev iptal, hemen kabinlerinize dönün, bizle alakası olmayan bir uydu yok etme çalışmalası sonucunda istenmeyen bir olay gerçekleşmiş, parçalar başka bir uyduya çarpıp onu da parçalamış ve şu an uzayda başıboş dolaşan mekik parçaları var. Kaçın!"Tabii aksiyon olacak ya, kaçamıyolar, nerede portakal orada parçacık.. Ağızlarına sıçıyo bu parçalar, kendi mekikleri, çalışma arkadaşları falan yalan oluyo. İki kişi sağ kalıyo.

Sandra Bullock ve George Clooney'nin sadece mimikleriyle oynadıkları, bir daha da böyle ballı senaryo bulamayacakları bir film izliyoruz sonra, derken... George da gidiyor. Sandra filmin yarısından çoğunu tek başına götürüyor. Öldü ölecek diye beklerken gerilimden ertesi gün fizik tedaviye başlıyorsunuz.


Güzel film.
Yönetmen, Meksikalı Alfonso Cuaron. Harry Potter'ın üçüncü filmi Harry Potter and the Prisoner of Azkaban (2004)'ın da yönetmeni imiş. O filmlerin de yönetmenine hiç bakmamıştım ha.. Bi zamanlar hiç bi filmin yönetmenine bakmazdım ki, oyuncusuyla bilinirdi filmler. Ne günlerdi.. Senaryoyu da oğlu Jonas Cuaron'la beraber yazmış..

Bu arada bu film çoğu sinema yazarına göre 2013'ün en iyi filmi, ayıktırayım. Ama bence uzay filmi konusunda Moon (2006) hala bir numara.

Film, 10 Oscar adayı..
Sıralı Tam Liste: Oscar 2014

03.01.14
Oku..

La Vie d'Adele (2013)


En beğenilen festival filmlerinden. Ama tabii ki festivalde izlemedim, Sen Aydınlatırsın Geceyi (2013) ile birlikte, Torium'daki sinemada gösterilmişti, orada izledim. Orada da tamamını izleyemedim zaten. Şöyle oldu:

Onur Ünlü'nün filmine girdim, izledim, iki saate yakın güzel bir filmdi. Film bitti, sonraki seansta da bu oynuyor, 'Mavi En Sıcak Renktir'. Dedim çıkmasam salondan n'olcak mınahi? İkinci kez para vermeden izliyim bu filmi de, merak ediyorum. Nitekim çıkmadım da denemek için, çok da sevdiğim, hep geldiğim sinemadır. Ne biliyim işte yakalanırsam da çıkar öderim parasını n'olcak.. (Madem itiraf yoluna girdim, fuarda da kitap indirmiştim bi tane yıllar önce. Kredi kartımdan aldıkları yıllık kullanım ücretine saysınlar)
Bileti olanlar geldi oturdu salona bir bir, film başladı, ben rahat rahat izliyorum filmi. Bu arada 23:00 seansında film, festival filmi falan diye meraklıları gelir mantığıyla bu saate koymuşlar herhalde dedim. Yok. Porno bu ondan.
Neyse bi buçuk saat geçmiş film ara verdi. ARA VERDİ. Oha lan, hemen baktım internetten kaç saat film diye, 2 saat 50 dakika. Maşallah dedim, çıktım. Arka arkaya iki film öyle kolay değil hele bir de üç saatse... Dedim bi dahakine de parasıyla gelirim ilk yarısından sonra girerim, ödeşiriz.

Lea, Abdellatif ve Adele

Bizim Kürt asıllı Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'i andıran Tunus asıllı Fransız sinemacı Abdellatif Kechiche'nin yönettiği filmde, baba tarafından Yunan olan Adele Exarchopoulos ve has Fransız Lea Seydoux oynuyor. Adele'i çok bilmezsiniz ama Lea, Inglourious Basterds (2009) ve Midnight in Paris (2011)'le beraber herkesin tanıdığı bir oyuncu oldu, bu filmle de zaten iyice.
Film, Julie Maroh'nun çizgi romanından uyarlanmış.

Lea Seydoux, Inglourious Basterds (2009) ve Midnight in Paris (2011)'te


Liseli Adele, kendi halinde bir genç kız. Okulu, arkadaşları, ailesi falan; her şeyi normal, ayarında. Bir de çocukla tanışıyor, çıkıyorlar, sevişiyorlar, ayrılıyorlar. Okulda gey bi kankisi var. Onunla beraber bi bara gidiyor, eşcinsellerle dolu bir ortam. Mavi kafalı bir kız dikkatini çekiyor. Kız da Adele'i fark ediyor. Üniversiteli, ressam Emma ile Adele tanışıyor. Belli, Emma eşcinsel. Arkadaş oluyorlar, beraber biraz zaman geçiriyorlar, Adele merak ediyor tabii, yapışıyor Emma'nın dudaklarına.


Derken, porno izlemeye başlıyoruz.. Ama bir pornoda bu aşkı göremezsiniz tabii, altyapısı olduğu için, -karakterleri bildiğimiz için- sadece sevişmediklerini, birbirlerini sevdiklerini, bi insanın sevdiği bir insana dokunduğunda ne hissettiğini görmek için izliyoruz.
Adele öğretmen oluyor, çok sevdiği çocuklarla zaman geçiriyor. Emma'nın sergileri.
Beraber çalışmalarını sonra kavgalarını, ayrılıklarını, arkadaşlıklarını görüyoruz.


Yine de lezbiyen ilişkiye duyduğum anlayışı gey konusunda kaybediyorum. Homofobik olmak istemiyorum ama bir erkeğin gerçekten bu durumdan zevk alması beni rahatsız ediyor. Hakikaten varsa böyle bir aşk durumu, yapılsın buna benzer bir film de anlatsınlar Allah aşkına. Bu filmde inandım mesela lezbiyenliğe.. Çok da güzel anlatılmış... Tabii bu duygunun bana geçmesinde hikaye kurgusunun, oyunculukların, sevişme sahnelerinin falan etkisi büyük. Mesela sevişme sahneleri kısa tutulsa, orda bi hareket gösterilmese doğal gelmeyecek belki de.


Böyle bir filmin de Fransızlar'dan çıkmasına şaşırmamak gerek. Woody Allen, Midnight in Paris (2011)'te Gill'e, Fransız bir müze rehberiyle aşk hakkında konuşması sırasında: "Siz bu konuda bizden daha iyi evrimleştiniz." dedirtiyordu.


Film hakkında diyeceklerim bu kadar, ama siz yine de evde falan izlerken sesini çok açmayın, inlemeler falan baya... Düşün, ben bi yarısını Dolby Digital dinledim. Filmin adının doğrudan çevirisi de Adele'in Hayatı oluyor.


03.01.14
Oku..

2013'ün En BeğendiğimFilmleri


Yeni bir yıla girmemizle beraber arkada kalan senenin en iyileri en güzelleri en bişebişeleri belirlenmeye başladı, fark etmişsinizdir. Bakıyorum elin sitesine, genelde hep en iyi 10 seçilmiş.. Ben o 11.'yi merak ediyorum her seferinde. Listelere bakınca bir sürü de izlemediğim film olduğunu falan gördüm. O kadar da film izliyorum ha, nasıl yetişcez belli değil..

Şimdi ben de tutup size ilk 10 vereyim diycem olmayacak. On tane film say desen sayamam ki, aklıma gelmez öyle sorunca. Ama bir sitede denk geldiğim, sağda solda isim yapmış sinema yazarlarından aldıkları listeleri koymuşlar, o yirmi yazarın listesinde en sık geçen film isimlerinden şöyle:

Yozgat Blues (2013)
Dupa Dealuri (2012)

Mühendislik yapıp ortalama alınca en beğenilenler olarak bunlar çıkıyor karşımıza.. Tabii idealist davranıp, komple Türk filmi söyleyen de olmuş, Avrupa sineması pompalayan da olmuş ama dediğim gibi geneli bunları beğenmiş. Kesin onlar da bu listeleri verirken akıllarına ilk gelenleri söylediler/yazdılar, düşünseler kesin daha güzel buldukları filmler çıkar. Bu genelleştirilmiş listede, izlemediğim ve ilk ikide yer alan o iki filmi indirdim hemen, en yakında izlemek üzere aldım sıraya.


Sene içinde gösterilen filmlerden -izlediklerimden- hemen ben de bi ilk 5 oluşturayım size:

Rush (2013) evet ilk sırada bu olsun...
The Great Gatsby (2013) aslında bu da ilk olabilir emin değilim, çok güzel çünkü...
Iron Man 3 (2013), zaten..
The Bling Ring (2013) bunu çok kimse beğenmedi ama bence tatlı film ya...
Sen Aydınlatırsın Geceyi (2013) bu kafaya girenlerin çok beğendiği, giremeyenin hiç giremediği film...
Kelebeğin Rüyası (2013), bence Türk Sineması güzel bi yere gidiyor dedirten film...

İlk beş dedim altı oldu mesela, yedinciyi merak etmediniz mi şimdi?.. O da La vie d'Adele (2013)...

Senenin en çok kazandıran filmleri de Iron Man 3 (2013), Despicable Me 2 (2013), The Hunger Games: Catching Fire (2013) ve Man of Steel (2013) olmuş.

3 Ocak 2014


Bu sene sonu listesi işine şöyle bir standart getiriyorum, imdb.com'da 8 ve üzeri puan verdiğim filmler içerisinden ilk 10 yapmak... Nasıl fikir?! Sonuçlar şöyle:

Oku..

Barton Fink (1991)


Tavsiye üzerine izlendi bu film.. Vedat Abi, Uykusuz'daki Bebek Kafası köşesinden vermiş bu tavsiyeyi 2010 senesinin sonlarında.. Bebek Kafası kitabını hazırlarken fark edip notumu almıştım birkaç ay önce.. Yazarlığa heves edenlere ısrarkeş bir tavsiyeydi..


Coen kardeşlerin filmi olan Barton Fink (1991), John Turturro ve John Goodman'ın başarılı oyunculuklarıyla güzel bir film olmuş. Turturro, tiyatro yazarı Fink'i oynuyor; Son oyunuyla şanı New York sınırlarını aşan yazar, hemen Hollywood'a, Los Angeles'a transfer oluyor. Hollywood'un motomot yapımcılarından birinin eline düşüyor, güreş filmi yazması isteniyor. Seyirci bunu sever, bunu yaz diye dayatılıyor. Fink'ten, hem alışık olmadığı bir tür olan film senaryosu yazması hem de bunu düz mantıkla yapması isteniyor. Şimdiye kadar yazdığı oyunlarında karakterlerini derin yaratmasıyla başarıyı yakalayan Fink, senrayo konusunda tıkanıklık yaşıyor. Hayranı olduğu bir yazar ve onun asistanıyla tanışıyor, bir de oteldeki yan komşusu Charlie ile.. John Goodman, Charlie'yi oynuyor; İri yarı, gizemli komşumuz belki Fink'e hikayesi konusunda fikir verir. Ve tabii Coen filmlerinde beklenen acayiplik, durduk yere ceset.. Kadroda bir de Steve Buscemi ve Judy Davis faktörleri var..


Coen filmleri acayiplikleriyle meşhurdur biraz da.. İzledim birkaç filmlerini, sizin de kesin izlemeniz gerekenler var aralarında; mesela, Fargo (1996), The Big Lebowski (1998), No Country for Old Men (2007).. Bunlar hep kült filmler olmuştur yani..

Coenler'de sistem şu gibi, Ethan ve Joel Coen kardeşler senaryolarını beraber yazıyolar, yönetimde ikileme düşmemek için Joel ön planda ama; Ethan da projede sürekli.. Yönetimde de tabii araya girdiği oluyodur ama The Ladykillers (2004) filmine kadar jenerikte yönetmen olarak Joel tek başına yazdı. Ondan sonraki filmlerinde yönetmen başlığında ikisinin birden adını görür olduk.. Ama hep beraberler çalışıyolar yani, Coen Brothers diye bilinirler piyasada..


Barton Fink için de söyleyebileceğim şudur, güzel film ama ben o kadar ısrarlı tavsiyede bulunamayacağım. Ama izlerken gayet beğenerek izledim, zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Üstadın gördüğü bi şeyleri ben kaçırmış da olabilirim. Bi de siz deneyin bakalım..

31.12.13
Oku..

Medcezir (2013-15)


Blogu sürekli takip eden bilir, diziden ziyade filmciyimdir; takip ettiğim üç beş yabancı dizi vardır, tek tük de yerli dizi. Düzenli izlediğim yerli dizilerden bi Leyla ile Mecnun vardı biten, bir de Eski Hikaye var bitmek üzere olan. Yerli dizilerin avantajı, altyazı takip etmek gerekmediği için yemek yerken, internette takılırken falan izlenebiliyor olması; Dezavantajı, uzun, çok uzun, aşırı uzun olmaları ve bu sebepten kalite kaybına uğramaları.


Arkadaşım Polat Bektaş'ın yönetmen olduğu bi sette tanıştığım oyuncu bi arkadaşın rol aldığı Medcezir, seçim aşamasında bi tık öne geçti haliyle diğer diziler arasında. İki üç bölüm indirdim, taktım, oynuyor televizyonda, ben de bi yandan ona bakıp bi yandan işlerimi hallediyorum. E, sardı da bi yandan, nereye bağlayacaklar diye, bi üç bölüm daha, beş bölüm daha derken baktım bölüm bitti stokta güncele dayandı. Hobaa, yine her hafta dizi bekle işin yoksa. Yalnız var ya -okuyan varsa bahsetmiştim Eski Hikaye'yi izlemenin ne kadar zor olduğundan- bu yine fena değil de yani, izleniyor.. Sadece zaman geçirmek için uzun uzun şarkılı klipli sahne koyuyolar.


İzledim, sonra da bahsettim işte arkadaşlara falan, meğer izleyicisi varmış baya çevremde. Piii dedim... Dizi bitince, sonda yapım logosu falan çıkıyo ya, Warner Bros. logosu da gördüm, bi n'oluyo dedim. Herkesin en başta bildiğini ben en son öğrendim: The O.C. uyarlamasıymış. Liseli dizisi The O.C., Rachel Bilson var diye hep heves ettiğim ama bi türlü denk getirip izleyemediğim dizi.

2003-07 arasında oynamış The O.C. işte.. 

Konusu: Kenar mahalle çocuğu Yaman'ın, bir dizi talihsizlik sonucu, zengin bir aileye yancı olması ve o ortamlarda yetişme durumları anlatılıyor. Av. Selim Serez ve epey zengin karısı Mim. Ender Serez, yardıma muhtaç Yaman'a evlerinin kapısını açıyor. Yaman'a okuması için destek olunuyor ama gerek o zengin çevre, gerek eski mahalle Yaman'a köstek olmaya ant içmiş, belki de yemin etmişlerdir. E tabii zengin kızı Mira'ya da aşık oluyor Yaman. O, olmazsa olmaz zaten. Sonra olaylar gelişiyor..



Kalıp bu, yan karakterler falan iyi, bazen eğlence bazen dram.

Başarılı senaryo. Senarist başı: Ece Yörenç..
Fena değil yönetim. Yönetmen: Ali Bilgin..
E, güzel iş. Yapım: Ay Yapım..


Oyuncular:
Çağatay Ulusoy: 90'lı, mankenden bozma oyuncu.. Emir'in Yolu hani.. Yakışıklı çocuk, Allah var..

Serenay Sarıkaya: 91'li, yine mankenden bozma oyuncu.. (Pardon, önce oyuncu sonra manken, sonra oyuncu artık) Güzellik ödülleri falan aldığı senenin akabinde diziler-filmler coşturmuştur. Murat Şeker'in Plajda (2008)'sında izledim ilk, çok konuşmayan, tatlış bi kızı oynuyodu, çok iyi oyuncu değil ama tatlı işte. Dedikleri anlaşılmıyo, sadece seksi seksi mırıldanıyo.. Bakıyo insan öyle..

Mine Tugay: Ender Serez'i oynuyor dizide, tabii ben onu Benden Baba Olmaz dizisinden beri takip ediyorum. Çok iyi oyuncu mu bilmiyorum ama beğeniyorum ben.

Barış Falay: Kaliteli bi oyuncu, basarım şukuyu ekmek ağızlıya..

Meriç Aral: Dizide bi Hale var, Mira'nın zengin sevgilisinin gizli sevgilisi.. Kötü kız yani, yuva yıkan model. Ben Meriç'in oyunculuğunu, ses tonunu beğeniyorum ama dizide makyaj konusunda sıkıntı olduğunu düşünüyorum. Zira, Mira'nın saçlarla da pek uğraşılmıyor.. Kostüme çok özen gösteriliyor ama saç-makyaj biraz boşlanmış gibi.. Siz bir de makyajsız izleyin Meriç'i, Ben Özgürüm (2013)..

Metin Akdülger, Şebnem Dönmez, Hazar Ergüçlü, Defne Kayalar, Taner Ölmez ve Can Gürzap da kadroda öne çıkan diğer isimler..


İlginç Not: Mira'nın bi ağlama sahnesi vardı, ağlarken burnu akıyodu ve Yaman'a sarılıp burnunu çocuğun omzuna siliyodu.. Bu sahne çok olay oldu sosyal medyada, denk gelirseniz şaşırmayın yani.. Bu sahneyle ilgili kişisel görüşüm ise çok olumludur; zira ortada güzel oyunculuk, şahane yönetim vardır. Kızın karizması çizilecek diye güzelim sahneyi kesselerdi, hem güzel sahne boşu boşuna çöp olacaktı hem de bu haliyle reklamın iyisi kötüsü olmaz mantığıyla vurgun yapıldı. Ben daha diziyi izlemeye başlamadan denk gelmiştim bu geyiğe; aklımda yer etmişti dizi.. Tamam hadi itiraf edeyim, isminden dolayı bi soğuktum diziye.. Medcezir ne mına koyim.. Hala da ismini beğenmediğim doğrudur..


Geçen arkadaşlar içerde izliyolardı diziyi -benden bulaştı onlara da-, dizi oynarken bizimkilerin diyaloğunu aktarıyorum:
-Oha lan! He, onu da Yaman yaptı!..
-N'olsa bu çocuktan biliyolar bunlar da.. Ne çok adi var bu dizide yaa..
-Biri komşunun köpeğini (Safari) skse Yaman'dan bilcekler hımmına..


Aradan aylar geçti ve dizi en çok izlenen olmaya başladı. Demin bi magazin programında denk geldim, Serenay ve Hazar, Elidor'un reklam yüzü olmuşlar. Bu arada reklam deyince Medcezir'in ilk tanıtımı geldi aklıma, biraz da bu tanıtım yüzünden izlememiştim diziyi.. O ayakkabı ne ya.. Fakir diye..

İki hafta önce denk geldim de şimdi aklıma geldi yazmak.. 27. bölümde Faruk'la Ender'in diyaloğu var, sahilde.. Tamam dizi bu, arada hata olur. Hatta bazı hatalar fark edilmez. Ki ben ilk izlediğimde fark etmedim, çok büyük olmayan bir ekranda izliyorum hep. Ama bi arkadaşa gittiğimde tekrarına denk geldim dizinin ve bu sahne.. Ve dev ekran.. Ve Full HD..


Adamın gözlüğünde kadının yansıması güzel yakalanmış, yakalamışken çekelim demişler ama galiba kurgucu gözlükte kadının göründüğünün farkında değilmiş.. Çünkü Ender'in amorsundayken repliği geliyor ama gözlükteki kadın konuşmuyor.. Lan.. Bi an noluyo dedim.. Gavurlar buna 'epik feyıl' diyo, biz 'mallık' olarak çevirebiliriz.. Bi daha da hata aramamaya karar verdim.

Ve dizinin yeni bebişi Özge Gürel, Şekip'in yeni kızı, Ender'in yeni kardeşi.. Sesi güzel seni.. Moda oldu ha bu ses de.. Nodülstar..


Dizi, 77. bölümde, Yaman ve Mira'nın evlilikleriyle, 2 sezonda final yaptı. Orijinalinde böyle bitmeyen dizi sevenlerini üzdü. Nerdeyse aceleye gelen finalin sorumlusu olarak, başrollerin özel hayattaki birlikteliklerinin bitmesi gösteriliyor. 13 Eylül 2013'te başlayan dizi 12 Haziran 2015'te bitti.

28.12.2013 güncellendi 16.06.20159658709 (tarihte ilk random gülüş)
Oku..