Grown Ups BoxSet


Grown Ups (2010) ve Grown Ups 2 (2013) ikilisi, Adam Sandler ve Fred Wolf'un yazıp, Dennis Dugan'ın yönettiği bir komedi izlenceliğidir. Çocukluk arkadaşı olan bir grup yetişkinin, okuldaki basket koçlarının zamanında "Aferin çocuklar, çok iyi oynadınız, hayatta da bu takım oyununuz devam etsin, hiç ayrılmayın!" öğüdü çok işe yaramamış, herkes büyüyünce işine gücüne dalmıştır. Ta ki koç ölene dek! Koçun cenazesi için yıllar sonra bir araya gelen ekip, aileleriyle beraber eğlenceli bir zaman geçirirler.

İlk filmde, koçun cenazesi için gelecekleri kasabada büyük bir ev kiralayıp oda oda paylaşan tipler, başta tabii birbirleirnden bir sürü şey saklarlar. Biri aslında işini yeni batırmıştır ama yiğitliğe bok sürdürmemek için lüks araba kiralayıp gelmiştir. Birinin aşırı seksi kızları vardır, arkadaşlarından sakınır. Birinin karısı hamiledir, kaynanası da yanlarında gelmiştir. Bir haftasonu takılırlar koca evde ve çok eğlenirler.


İkinci filmde, ilk filmden iyice kaynaşan aileler bir şekilde komşu gibi olmuşlardır. Biri o eskiden yaşadıkları mahalleye taşınmış, diğer ikisi zaten oradaymış, biri de bir yerlerde kalıyomuş, falan... Çocukları ortak okula gider, bizim gençler eskiden takıldıkları gibi takılırlar. İş güç devam ederken sürekli eski günler gibi yaşayabilirler. Herkesin keyfi yerindedir ama o eskiden takıldıkları dağların tepelerin artık yeni liseli sahipleri vardır.

İlk film, ikinci filme göre daha derli toplu, ikincisinde bir şeyleri olduğu kadarıyla bir araya getirmeye çalışmışlar, zorlama olmuş gibi yani. Ama hikaye çok da önemli değil aslında, "Aa o niye oraya taşınıyor ki, bunun kızının da gelmesi gerekmez mi mantıken, onun buraya gitmesine hiç gerek yokmuş aslında?" gibi sorulara gerek yok, olduğu kadar izleyip, gülüp eğlenebilirsiniz. Gerçi osuruk komedisi de yapıyorlar ama ara sıra olur öyle...


Adam Sandler bu işin matematiğini bilen bir adam, onun filmi olduğu için ben ikna oluyorum kafadan. Bu filmde Salma Hayek karısı olarak ona eşlik ediyor, hep de güzel güzel kadınlar seçiyor kendine eş rolüne, çakal. Bu ikili dışında da çok kalifiye bir kadro var: Kevin James, Chris Rock, David Spade, Rob Schneider ve eşleri rolüyle Maria Bello, Maya Rudolph ve Steve Buscemi, Madison Riley, Jamie Chung; ikinci filmde ise ekstradan Shaquille O'Neal, April Rose ve Halston Sage yer alıyor.

21 Haziran 2020
Oku..

Interview (2007)


Hollandalı filmci Theo van Gogh, Interview (2003) filmini yaptıktan sonra 2004'te hayatını kaybetmiş. Amerikalı filmci dostu Steve Buscemi de çok beğendiği bu filmi, ölümünden birkaç sene sonra "For Theo" ithafıyla ve aynı isimle yeniden çekmiş, daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlamış. Ölü adamın arkasından "O film öyle çekilmez böyle çekilir, hıh!" diyecek hali yok ya..


Gazeteci Pierre ve ünlü oyuncu Katja, bir restoranda buluşup birer kadeh bir şeyler içerken röportaj yapmak üzere anlaşmışlar. Katja buluşmaya biraz geç kalıyor ve huysuz Pierre neredeyse kalkacakken star teşrif ediyor. Pierre esasen siyaset haberleriyle uğraştığı için Katja konusunda çok heyecanlı değil. Oysa Katja herkesin ilgi odağı, oynadığı dizilerle, zengin sevgilileriyle ve meme büyütme küçültme ameliyatlarıyla tanınıyor.

Aslında yeni film projeleri gibi röportaja konu edilecek çok fazla şey olmasına rağmen konuşacak şey bulamayıp tartışmaya başlıyorlar. Sonra kadın restoranı terk ediyor. Adam da arkasından çıkıyor ve "lanet olsun, lanet olsun" diye diye bir taksiye biniyor. Sonra minik bir kaza yapıyor taksi hemen oracıkta, Pierre'in küçük bir yarası oluyor. O sırada Katja onu görüp hemen geliyor ve onu evine götürüyor, pansuman yapıyor.


Restoranda başlayıp bu şekilde eve taşınan röportaj sohbete, alkolün etkisiyle sohbet itiraflara, samimiyetin etkisiyle itiraflar öpüşmeye varırken güzel bir röportaj için bir sürü gizli malzeme toplanmış oluyor. - Ya da belki de her güzel kız göründüğü kadar salak değildir.

Sienna Miller'la röportaj yapan gazeteci Steve Buscemi. Hem yönetip hem oynuyor. Ben yönetmen olsam, aynı zamanda başarılı bir oyuncu, sık sık kendime rol verirdim elbette. Ama role yakışmak diye bir şey de var, Sienna ne kadar Katja ise Steve o kadar Pierre değil, olamamış. Atıyorum, Gerard Butler oynasaydı bu rolü o zaman görsündü herkes gişeyi!..

06.06.2019
Oku..

Horace and Pete (2016)


Çok uzun zamandır tiyatroya gitmiyorum. Özel bir sebebi yok, denk gelmiyor. Dikkatimi çeken bir iki oyun oldu geçtiğimiz aylarda ama -bildiğin- bahalı. Hepsi aynı değil tabii ama -ismi lazım değil biri- 60 tl idi mesela; Ezgi Mola izlemeye heves etmiştim içimde kaldı. Yok mu o kadar param, var, ama ne gerek var, altı kere sinemada film izlenir o parayla di mi?! Ya belediye salonlarında falan ayda yılda bir denk gelip üç beş liraya güzel oyun görcen ya da durum bu. Bu kadar zengin sporu olmaya gerek yok bence.

Louis C.K.'i biliyor musunuz? Trumbo (2015) filminde yan karakterlerden biriydi, böyle filmlerde denk geldiğim bir abi işte. Baktım da, aslında komedyenmiş. Şimdi onun son dizisinden bahsedicem size.


Tiyatro oyunu olarak veya -miş gibi yaparak hazırlanmış bir dizi. Birkaç istisna dışında iki sahne kullanılıyor, biri Horace and Pete's isimli bar, diğeri barın üst katındaki Horace'ın dairesi. Horace and Pete's, 1916'dan beri iki kardeş olan Horace ve Pete'ler tarafından işletilen bir mekan. Horace'ın Horace, Pete'in Pete isimli bir oğlu oluyor ve onlarla devam ediyor bar. Çok kar getirmese de barın varlığının kutsallığına hürmeten devam ediyor işler. Günlerden bir gün, Horace'ın kızkardeşi Sylvia barda hak iddia ediyor ama Uncle Pete hiç oralı olmuyor; Uncle Pete ayrıca kokteyl içki vermiyor, bira sadece Budweiser, mekanda hakaret ettirmiyor, bazı müşterileri kazıklıyor, bazısına ısmarlıyor ve sevmediğini kovuveriyor. Ve bu mekan yüz yıldır çalışıyor.

Karısı hamileyken baldızını da hamile bırakan Horace, kızıyla arasını düzeltmeye çalışırken; üç sene hastanede tedavi gören kontrolsüz halüsinasyon muzdaribi Pete, ilaçlarla hayata ayak uyduruyor. Sylvia'nın ise bardan pay istemesinin çok anlaşılır bir sebebi var, para lazım. Brooklyn'in göbeğinde müze gibi duran barın müdavimleri ise zırçeşit; siyasetten kadınlara, ilişkilerden sanata kadar birçok mevzuya farklı bakış açıları getiren dizi, on bölümden oluşuyor ve bölümler otuz ile altmış dakika arasında değişen uzunluklarda bölünüyor. Beşinci bölüm sonunda "İlk Perdenin Sonu" yazınca zaten iyice tiyatro olduğuna ikna oluyorsunuz.


Geçen ay, Mağara'nın üçüncü ve son sayısı için Çağlar Çorumlu ile yaptığım röportajda, "Güldür Güldür programı için televizyon tiyatrosu diyebilir miyiz?" demiştim, "Hayır," demişti "tiyatro tekniği kullanarak yapılan televizyon şovu denebilir belki. Çünkü tiyatro değil o, tiyatro canlı izlenmesi gereken bir performans." Tabii ki haklıydı, Horace and Pete (2016) için de öyle demek gerekir ama ben o tiyatro enerjisini çok yakından hissettim bu dizide.

Yazıp, yönetip, Horace'ı oynayan Louis C.K.; Pete olarak da muhteşem bir performansla Steve Buscemi'yi izliyoruz. Uncle Pete, Alan Alda; Sylvia, Edie Falco; Jessica Lange, Tom Noonan, Maria Dizzia ve birer bölüm konuk olan Nina Arianda, Hannah Dunne ve Rebecca Hall. Bu son üçlü baya güzel kızlar ayrıca.

Dizi genel olarak iyi hissettirme, ufuk açma özelliğine sahip ama bazen karakterler o kadar gerçekçi saçmalıyorlar ki, küfür bağırttırıyor evde. Tavsiye edilmez de n'apılır?! Bana da bir tavsiyeyle geldi zaten.

Herkese bu seneyi telafi edecek güzellikte bir yeni yıl diliyorum. Bakalım 2017 bize neler gösterecek..

301216
Oku..

Coffee and Cigarettes (2003)


Ohiolu Jim Jarmusch daha önce de Stranger Than Paradise [1983] kısasını bi sene sonra uzun metraja tamamlamıştı.
Roberto Benigni ve Steven Wright'ın rol aldığı 6 dakikalık Coffee and Cigarettes [1986] kısasını, aynı konsept olarak 89'da Steve Buscemi ve Lee kardeşlerin rol aldığı 8 dakikalık Coffee and Cigarettes II [1989], bunu da Tom Waits ve Iggy Pop'lu 12 dakikalık Coffee and Cigarettes III [1995] takip etti. Tabii aralarda pek çok sinema filmi üretildi, sadece bu filmlerle uğraşmadı manyak gibi.. Sonra bu kısa film serisini sinemada gösterilecek hale getirip paraya çevirmek istedi demek ki, hikayeleri on bire tamamlayıp, arka arkaya koyup 95 dakikalık bir sinema filmi yaptı.. Hikayesi bu..


Her bir kısımda karakterler kahve ve sigara tüketerek muhabbetler ediyor. Kamera hareketsiz, çok az planla, en sade şekilde, minimalist sinemanın harika örneklerinden oluveriyor iş. Kompozisyondaki sadelik hikayelerde de var, çok doğal konuşmalar, bi kafede otururken yanınızda konuşuluyo olabilecek şeyler.. Nerelerde takıldığınızla alakalı değişkenlik gösterebilir tabii.. E, kahve-sigara, kahve-sigara.. Zaten günlük ritüel..

"Peki neden izlemeliyim ben bunu?" diye sorarsan da, farkındalık denen şeyi Jarmusch tipsizinin nasıl güzel kullandığını görmek için, derim..
Harika hikayeler dönüyor o kahve-sigaranın yanında.. Onları anlatıyor bize.. Ayrıca yer yer beliren ünlü tipler de seyir zevkini şahlandırıyor.. Ki, lafını geçirmeden edemiyecem, Cate Blanchett'ın izlediğim en iyi performansı.. İki Oscar'lı kadından bahsediyoruz bak, o performanslarını bir kalemde silerim yani, öyle tatlı, öyle yetenekli ki filmde.. İki karakter oynuyor, bi kendini bi de kuzenini..


Filmi izlerken tabii ki 'ya şunu şöyle yapsaymış daha şık olurmuş' diye kıllık yaptım, yapmam mı.. Şey mesela: Gayet güzel geniş plan masayı görüyorken, çok da bi oyunculuk sergileyemeyen tiplere yer yer, yakın plan, göğüs plan falan girerek hareket katmaya çalışmış ama "Hiç ellemeseymiş keşke kamerayı, fotoğraf gibi tek planda aksaymış oyun", dediğim kısımlar oldu.. Bunlar dışında karışacak bi şey bulamadım..


Bölümler sırasıyla ve oyuncularıyla şu şekil dizilsin meraklısı için:

Strange to Meet You, Roberto Benigni ve Steven Wright..
Twins, Joie Lee - Cinque Lee ve Steve Buscemi..
Somewhere in California, Iggy Pop ve Tom Waits..
Those Things'll Kill Ya, Joseph Rigano ve Vinny Vella..
Renee, Renee French ve E. J. Rodríguez..
No Problem, Alex Descas ve Isaach De Bankole..
Cousins, Cate Blanchett..
Jack Shows Meg His Tesla Coil, Jack White ve Meg White..
Cousins?, Alfred Molina ve Steve Coogan..
Delirium, GZA - RZA ve Bill Murray..
Champagne, William Rice ve Taylor Mead..


Filmin kısa film halleri de festivallerde gösterilmiş zamanında, uzun hali de.. 95'teki kısa, Cannes'da en iyi kısa film ödülünü falan almış.. Jim Jarmusch'ta durumlar böyle.. Geçen de Broken Flowers (2005)'ı izlemiştim, onun mesela çok abartılan normal bir film olduğunu düşünmüştüm ama bu, tarz bakımından gayet kült olacak bir film.. Kesin izleyin bence..

06.10.15
Oku..

Desperado (1995)


El Mariachi (1992) ve Robert Rodriguez'in piyasaya giriş macerasını yazmıştım. Bu da, girdikten hemen sonra nasıl bu hale geldi, sonraki filmini nasıl yaptı yazısı..


İlk filmini tamamlayıp, bu filmden nasıl para kazanacağını tam kestirememişti Robert. Bi fragman yaptı filme, güzel sahneleri falan koydu, bi de filmin tamamı işte, bi de ödüllü kısa filmi.. Bu üç video ile yapımcı yapımcı dolaştı, tabii öyle hemen bütün kapılar açılmadı, izleyenler işleri beğense bile emin olamadılar, sonuçta büyük paralar bunlar.. Filmle ciddi anlamda ilgilenen ve Robert'ı kaçırmak istemeyen birkaç büyük firma girince ortama fiyat bu hale geldi.. Ne hale? İlk yazıdaki hale işte.. Ama sonuçta bu parayı veren adam da para kazanmak istiyor ya, hemen başka filmler de yaptırma derdinde..

Steve Buscemi, tanıştıkları festivalde,
"ilk çekeceğin filmde oynamak istiyorum"
demişti..

"Bize hemen, birkaç gün içinde bi şey yazabilir misin, hemen çekip gösterelim, işin çok görünsün" diye gazlıyolar, dandik bi film oluyo, oynatıyolar televizyonda falan ama kimsenin içine sinmiyo.. Sonra diyolar ki, Mariachi'yi yeniden çek, pahalı oyuncular falan olsun kadroda..

Sağdaki de ilk filmin Mariachi'si..

Robert diyo ki: "Yok aga, o kadar da düşmedik, ama isterseniz devamı gibi bi şey yazıp çekeyim, aynısını çekmem.." Okey geliyo yapımcıdan, bu arada ilk film de vizyon için hazırlanıyor ya, sonunu değiştiriyolar.. Yani El Mariachi (1992)'nin orijinal sonunda, kahramanımızın sevdiği kadınla beraber kendi de vuruluyomuş. Düzeltilmiş halinde elinden vuruluyo ve bir daha asla gitar çalamayacak falan deniyo.. Ve yeni filmin senaryosuna başlanıyo..


Desperado (1995).. Eskiden grubuyla beraber çok başarılı müzikler yapan kahramanımız, artık intikam ateşiyle kavrulmaktadır.. Sevdiği kadını öldüren uyuşturucu baronunu öldürse de yetmez, bütün kötü adamları öldürmek ister.. Bi şehre girer, önce bi arkadaşıyla etrafa korku salar, hikayeler anlattırır, sonra ortalık kan gölüne döner.. Yine aşık olur, yine mafya babasının gözü bu kadındadır.. Ve final sahnesinde, beraber müzik yaptıkları arkadaşlarını da yardıma çağırır ve üç gitar kutulu adam aleme korku salar..


Mariachi'yi bu sefer Antonio Banderas, esas kadın Carolina'yı ise formunun zirvesindeki Salma Hayek oynuyor.. Bu filmi izleyip de Hayek'ten etkilenmeyen var mıdır, varsa çok azdır.. Banderas, Rodriguez'i sırtlasın diye kadrodadır ama tersi de olmuştur, Banderas'ın popisi almış yürümüştür..


Mafya Bucho'yu, Joaquim de Almeida oynarken, Mariachi'nin öncü yancısı Buscemi'yi Steve Buscemi oynamaktadır.. Tarantino da misafir oyuncu olmuştur sete.. İlk filmin Mariachi'si Carlos Gallardo bu filmde Campa olmuştur.. Filmde tabii bir de yan rollerin adamı Danny Trejo var, olmazsa olmaz bundan sonra..


Tabii ki ilk film kadar orijinal değil hikaye.. Tamam teknik biraz daha kaliteli ama hikaye önemli be hacı.. Öyle bakınca ben ilk filmi daha çok seviyorum.. Ama bir de Salma Hayek'e bakıyorum, hemen sırıtıyorum.. Jenerikte akan isimler de bu sefer gerçekten olan kişiler..

31.07.2014
Oku..

Barton Fink (1991)


Tavsiye üzerine izlendi bu film.. Vedat Abi, Uykusuz'daki Bebek Kafası köşesinden vermiş bu tavsiyeyi 2010 senesinin sonlarında.. Bebek Kafası kitabını hazırlarken fark edip notumu almıştım birkaç ay önce.. Yazarlığa heves edenlere ısrarkeş bir tavsiyeydi..


Coen kardeşlerin filmi olan Barton Fink (1991), John Turturro ve John Goodman'ın başarılı oyunculuklarıyla güzel bir film olmuş. Turturro, tiyatro yazarı Fink'i oynuyor; Son oyunuyla şanı New York sınırlarını aşan yazar, hemen Hollywood'a, Los Angeles'a transfer oluyor. Hollywood'un motomot yapımcılarından birinin eline düşüyor, güreş filmi yazması isteniyor. Seyirci bunu sever, bunu yaz diye dayatılıyor. Fink'ten, hem alışık olmadığı bir tür olan film senaryosu yazması hem de bunu düz mantıkla yapması isteniyor. Şimdiye kadar yazdığı oyunlarında karakterlerini derin yaratmasıyla başarıyı yakalayan Fink, senrayo konusunda tıkanıklık yaşıyor. Hayranı olduğu bir yazar ve onun asistanıyla tanışıyor, bir de oteldeki yan komşusu Charlie ile.. John Goodman, Charlie'yi oynuyor; İri yarı, gizemli komşumuz belki Fink'e hikayesi konusunda fikir verir. Ve tabii Coen filmlerinde beklenen acayiplik, durduk yere ceset.. Kadroda bir de Steve Buscemi ve Judy Davis faktörleri var..


Coen filmleri acayiplikleriyle meşhurdur biraz da.. İzledim birkaç filmlerini, sizin de kesin izlemeniz gerekenler var aralarında; mesela, Fargo (1996), The Big Lebowski (1998), No Country for Old Men (2007).. Bunlar hep kült filmler olmuştur yani..

Coenler'de sistem şu gibi, Ethan ve Joel Coen kardeşler senaryolarını beraber yazıyolar, yönetimde ikileme düşmemek için Joel ön planda ama; Ethan da projede sürekli.. Yönetimde de tabii araya girdiği oluyodur ama The Ladykillers (2004) filmine kadar jenerikte yönetmen olarak Joel tek başına yazdı. Ondan sonraki filmlerinde yönetmen başlığında ikisinin birden adını görür olduk.. Ama hep beraberler çalışıyolar yani, Coen Brothers diye bilinirler piyasada..


Barton Fink için de söyleyebileceğim şudur, güzel film ama ben o kadar ısrarlı tavsiyede bulunamayacağım. Ama izlerken gayet beğenerek izledim, zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Üstadın gördüğü bi şeyleri ben kaçırmış da olabilirim. Bi de siz deneyin bakalım..

31.12.13
Oku..

Art School Confidential (2006)


O sadece büyük bir sanatçı olmak istiyordu. Sanat okuluna girdi, aşık oldu, güzel resimler yaptı ama herkes modern sanatın peşindeydi; kimse onun yaptıklarıyla ilgilenmiyordu. Büyük bir sanatçı olmak için iyi bağlantıları olması gerektiğini de biliyordu. Bir ressamla tanıştı - bir seri katil olduğunu kim bilebilirdi.
Ressam öldü, ilgi görmek için onun resimlerini aldı, cinayet üstüne kaldı, meşhur oldu, büyük bir sanatçı oldu. Katil damgası yeyince millet resimlerine ilgi duymaya başladı. En önemlisi de bakın ne oldu: Aşık olduğu kız 'ben zaten hep seni sevmiştim' triplerine girdi.


Ben beğendim filmi açıkçası, sıkıcı bir film değil; sanat okulu öğrencileri, uçuk tipler falan bunlar ilgi çeken şeyler. En sevdiğim sahnesi de bi elemanın kendini boyayıp tuvale atladığı ve yere düştükten sonra tuvalin de üstüne düştüğü sahne.. imdb.com puanı 6.3 benim puanım 7.

Film, Daniel Clowes'un çizgi romanından çekilmiş. Terry Zwigoff, çizerin önceki çizgi romanını da film yapmıştı, o da Scarlett Johansson'un oynadığı Ghost World (2001)'dü.


Art School Confidential (2006) ve Ghost World (2001)'ün tek ortak noktası bu değil: iki filmde de Boardwalk Empire dizisinden hatırlayacağınız Steve Buscemi var. Gerçi Buscemi her yerde var, filmografisine baktığımda 125 projede yer almış gözüküyor.

Aynı zamanda filmde bizim büyük sanatçının hocasını John Malkovich, katil ressamı da Harry Potter ve Moulin Rouge! (2001)'dan tanıyabileceğiniz Jim Broadbent oynuyor.


Son olarak filmde İngiliz oyuncu Sophie Myles'ın oynadığını söyleyelim meraklıları için ve evet, memeleri gözüküyor.

23 Mart 2012
Oku..