Once Upon a Time... in Hollywood (2019)


Hiç unutmam, bir röportajında "Şimdiye kadar 6 film yaptım, 10 gibi falan bırakmayı düşünüyorum. Yaşlı bir yönetmen olup kötü işler yapmak istemiyorum. Filmografimde az ama çok güzel filmler olmalı." demişti zamanında. Bu filmle etti 9... Eeey Tarantino, şimdi gözler bundan sonra yapacağın final filminde!..

Once Upon a Time... in Holywood (2019), tıpkı adı gibi bir zamanlar Holywood'da yaşanan bir olaya ucundan köşesinden yaklaşıyor. Quentin Tarantino, Polanski'nin eşi oyuncu Sharon Tate'in hamileliğinin son zamanlarında bir grup hippinin kafası güzel saldırıları sonucunda öldürülmesine kafa tutarak bir hikaye hazırlıyor. Televizyonun sevilen yüzü Rick Dalton ve dublörü Cliff Booth'un sinema sektörüne geçme aşamasındaki hayatını izlerken, bir yandan da komşuları Sharon Tate'in kıskanılası yaşamından kesitler görüyoruz. Rick, yaşının ilerlemesi ve popülerliğinin silinmesi tehlikesiyle karşı karşıyayken kankisi Cliff hep yanında.


Cliff, karısını öldürdü mü öldürmedi mi bilinmez bir dilemmayla dolanırken, yoldan aldığı seksi hippi kızı götürdüğü yerde eski bir tanıdığını ziyaret etmek istemektedir. Bu sahne sayesinde tanık olduğumuz bir hippi grubu, filmin sonuna doğru tekrar ortaya çıkacak ve ortalığın karışmasına sebep olacaktır.


Söz konusu filmografideki 6. film olan Inglourious Basterds (2009)'ı hatırlatmak isterim hızlıca.. Hitler, akıllıca bir girişimle bir sinema salonunun kundaklanması sonucu yanarak can veriyordu -yaverleriyle birlikte-!.. 7. filmi Django Unchained (2012)'ta da malum siyah beyaz hikayesinden üstün çıkmayı başaran bir siyahi kahramanın hikayesini izledik. Tarih saptırılarak mutlu sona bağlanıyor yani. Bu filmde de benzer bir teknik olduğunu söyleyerek sürprizi çok bozmayalım. Bu örnek verdiğim iki filmde başrol isimler, bu anlattığım filmde başrolü paylaşıyorlar beraber.

Leonardo DiCaprio'nun canlandırdığı Rick Dalton filmde kalifiye oyunculuğuyla dikkat çekerken ya DiCaprio n'apıyor?! DiCaprio çok iyi oynuyor. Brad Pitt ise yakalardan paçalardan karizma akıtarak dolaşıyor. İki yıldız ismin beraber devleştiği çok tatlı film izliyoruz. Tam sıkılacakken devreye giren Tarantino işçiliğiyle keyifleniyoruz. Keyiflenmek dediğim sahne, ne bileyim kafasını duvara vurdura vurdura ezdiren bir adamın çıkardığı komik iniltiler, yüzme havuzunda cayır cayır yanan bir takım bedenler.. Bunlar Tarantino işçiliğine sayılıyor. - Ayrıca zeki adamdan dönem filmi izlemek gibisi var mı ya?!..


Ben çok beğendim. Duyuyorum etrafta, birkaç hikayeyi zayıf bulan kişi olmuş, kınarım üşenmem. Brad Pitt ve DiCaprio haricinde mutlaka adını anmak istediğim bir Timothy Olyphant var filmde, adamımdır, çok yeteneklidir. Bir de bakın burası çok önemli: Margot Robbie, Kurt Russell, Al Pacino ve tabii ki Margaret Qualley..

DiCaprio geçen sene Oscar'ı aldı yırttı, gözler Brad Pitt'e döndü şimdi, Oscar adaylığı gelir mi, gelirse alır mı bilinmez... Zayıf olmakla beraber ihtimali saklı tutalım!.. Bir Brad Pitt'e Oscar ayarlayıp, bir de Beyaz'ı evlendirirsek gözümüz açık gitmeyiz artık.

31.08.19
Oku..

Inglourious Basterds (2009)


Inglourious (Şerefsiz, haysiyetsiz) Basterds (Piçler)

En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Senaryo, En İyi Sinematografi, En İyi Kurgu, En İyi Ses ve En İyi Ses Kurgusu kategorilerinde Oscar'a aday gösterip de vermeyip; sadece performans dalında En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscar'ını Christopher Waltz'a verdikleri; zaten onu da vermeseler insanlık suçu işlemiş olacakları bir film. Bütün oyuncularının takdirleri en abartılı şekilde hak ettiği, senaryosuyla, kurgusuyla kusursuz bir film Inglourious Basterds (2009). Benim en sevdiğim Quentin Tarantino filmi. Muhtemelen kendisinin de sevdiği üçüncü filmi falandır..

Yönetmenin yapımı en uzun süren filmi olduğu söylenir, beş altı sene uğraşmış bu filmle, özellikle senaryosuyla. Death Proof (2007)'tan sonra aldığı eleştiriler üzerine artık böyle ağır oturaklı şeyler çekmesi gerektiğini fark etmiş. Öyle sırf kan fışkırsın diye kan fışkırtarak ömür mü geçer demiş kendi kendine.


Nazi işgalindeki Fransa'da geçiyor hikaye, öldüremedikleri Yahudilerin peşindeler, kaçanlar ve saklananlar var. Yahudi Avcısı adı verilen bir Alman Subayı Hans Landa, muhteşem dedektiflik becerisiyle Führer'e hizmet etmekte. Ailesi katledilen ve kimliğini gizleyen Yahudi Shosanna, Paris'te bir sinema işletmekte. Amerika'dan gelen bir grup Yahudi Basterds da, Nazi üniforması giyen herkesin kafa derisini yüzme hedefi gütmekte. Bitmedi! İngiliz ajanlar da Amerikalılara destek olarak büyük bir katliam yapmak niyetinde.

Nazi nişancısı Zoller, savaş kahramanı ilan edilmiş ve başarıları filme alınmış. Filmde de kendisi oynuyor. Filmin galası Paris'te yapılacak. Galaya Führer'in de katılması bekleniyor. Nazi düşmanlarının ağzını sulandıran bir fırsat. Eğlence başlasın.


Muhteşem bir intikam senaryosu. Etkileyici bir karmaşa. Karakterler çok şık. Özellikle Hans Landa. Landa'yı, Waltz oynuyor; kazandığı Oscar ödülüyle bir de rekora imza atmış Avusturyalı aktör, bir filmde 4 farklı dil konuşarak ödül kazanan ilk oyuncu. İngilizce, Fransızca, Almanca yardırıp, çok azıcık da İtalyanca konuşuyor filmde. Brad Pitt, Basterds'ın lideri, Aldo Raine, harika işçilik.. (Brad Pitt kaç dil biliyor acaba gerçekte? Filmde Raine'e "Siz Amerikalıların konuşabildiği ikinci bir dil var mı ki?" diye söyleniyor -İngiliz ajanı Alman aktris- Hammersmark... Amerikalılar, İngilizceyi zaten herkes biliyor diye hiç kasmıyolar hakikaten.. Avrupalılar çok iyi o konuda ya..) Ve daha bir sürü efsane isim var kadroda.. Melanie Laurent, Michael Fassbender, Diane Kruger, Eli Roth, Daniel Brühl ve Lea Seydoux.. 2,5 saatlik filmin küçük bir kısmında Eli Roth da yönetmenlik yapmış gözüküyor imdb.com'da.. Top #250'de de 96. sırada..

6 Mayıs 2018
Oku..

Pulp Fiction (1994)


Quentin Tarantino'nun, hikayesini -genelde ismi anılmayan- Roger Avary ile beraber yazdığı Pulp Fiction (1994), sadece gösterildiği dönemde değil günümüze kadarki geniş zamanda çok beğenildi, çok izlendi, Tarantino'yu Tarantino yapan film oldu. Bırak Tarantino'yu, L. Jackson'ı, Travolta'yı, hepsini ya, bütün kadroyu bu film aldı götürdü.

Son dönem FETÖ hileleriyle ün yapan kült bilgisayar oyunu GTA Vice City'nin esin filmlerinden oldu. Düşün bak, kült bi işe esin olmuş daha da kült bi iş bu.. Pulp Fiction (1994) kült ötesi bi konumda artık. Her sahnesi ezbere bilinen, her karesinden ayrı 'keps' yapılan, bir sinema şaheseri.


Kurgusu ve hikayesi çok basit olduğu için bu kadar sevildiğini düşündüğüm bir yapım. Galiba çıkışı Haldun Taner'e ait olan şu laf geldi hemen aklıma: Sadelik en üst mertebedir. Haldun Taner değilse bile usta tiyatroculardan biriydi, ne fark eder, her türlü güzel laf, şahane tespit. Her işimizde uygulayabileceğimiz bi düstur.

Filmi anlatmama gerek yok bence ama bi küçük geçeyim: Bi zenci patron var, iki adamını bi emanet almak için bi adrese gönderiyor. Kendi de bi boksörle şike için anlaşma yapıyor. Ve olaylar gelişir. Girift kurgunun en sadesi uygulanmış. Komple film on sahne falan herhalde.. Bi kafede ortasından başlayan hikaye, bi başa bi sona derken sonuyla devam ediyor ve başa dönüyor ve ortasına geri gelerek bitiyor.


Filmde, Tarantino diyalogları, Tarantino açıları, Tarantino kanları ve Tarantino'nun kendisi görülüyor. Kadroyu da çabucak yazıp sizi -her izlediğimde başka bir ayrıntısını görüp hayran olduğum filmle- tekrar baş başa bırakmak istiyorum. Vakit buldukça izlenecek, unutulmasına fırsat verilmeyecek bi film.. Samuel L. Jackson & John Travolta, Bruce Willis & Maria de Medeiros, Ving Rhames, Uma Thurman, Tim Roth & Amanda Plummer, Eric Stoltz & Rosanna Arquette, Angela Jones ve Christopher Walken ve Harvey Keitel..

Film, imdb en yüksek puanlılar listesinde 7. sırada ve o sene Oscar'da 7 kategoride ödüle aday gösterildi; En İyi Senaryo Oscar'ı sahibi.. Benim puanım 9/10..

040916
Oku..

The Hateful Eight (2015)


"Quentin Tarantino'nun 8. filmi.." İyi de bir insan neden belirtir ki böyle bi şeyi, bilen zaten bilir. Sırf filmin adıyla falan uyuyo diye, ayıptır. Ama altında yatan olay şu olabilir, geçtiğimiz senelerde verdiği bi röportajdan ötürü bi geri sayım havası yaratılıyordur: "Filmografimde çok film olmasını istemiyorum, az ve öz olsun, yaşlanıp kötü filmler yapan bir sinemacı olmayacam. 10 tane falan yapıp bırakırım.." Böyle bi şey okumuştuk. O olabilir yani, sona yaklaşma gerilimi.. "Tarantino'nun 9. filmi; Tarantino'nun son filmi.." Of be son filmi iyice efsane gibi oldu yalnız.. Sonra 'on' sayısının gizemini çözmeye çalışan kolpa sinemacılar, belgeselciler.. Öngörülebilir bi durum..

Tarantino filmlerinin nerdeyse ortak özelliği, "sakin sakin giderken n'oldu da mınakoyim.." olayı. Bi anda ortalık kan gölüne döner falan.. Bi önceki filmi Django Unchained (2012)'dan sonra bu da tarz olarak western.. Tarantino'yu bilenler, western tutkunu olduğunu bilir. Silahlar çekilsin, saloon dağıtılsın, kurşunlar vızlasın ister.. Bunlarla büyümüş, bir süre sonra, ne istese yapabileceği konuma gelince de koyuyo çocuğu işte.


Ödül avcısı John Ruth, kellesine on bin dolar ödül konmuş esiri katil Daisy Domergue ile, karları yara yara Red Rock'a giden faytonun içindedir. Yolda bir diğer efsane ödül avcısı Marquis Warren'e denk gelirler, atı ölmüş, üç ödüllü cesediyle beraber yaya kalmıştır. Biner faytona. İlerlerler (üç ler'de sık denk gelmez), yolda denk geldikleri Chris Mannix, "Beni de alın, donup gitcem yoksa" der. "Zaten Red Rock'ın yeni şerifi benim, ödüllerinizi ben vericem kasabaya gidince" der, alırlar. Kar fırtınası olacağı için bi hana sığınırlar. Handa da kendi hikayesinin peşinde 5 adam vardır. Böylece, 'Nefret Sekizlisi' veya 'Nefret Dolu Sekizli' aynı çatı altında toplanır.


Tabii ki, dönemin sorunu, siyah-beyaz adam çatışması başroldedir. Tıpkı Django Unchained (2012) olduğu gibi. Ödül avcılığı, adalet sistemi, intikam şekillenmesi anlatılır güzel güzel. Tarantino'nun en iyi filmi değil ama gayet hoş film, hojdır. Hele zaten oyuncular, yıkılıyo abi.. Samuel L. Jackson, Jennifer Jason Leigh (EİYKO Oscar Adayı, kısaltmayı çözene öpücük), Kurt Russell, Walton Goggins faytonla gelen tayfa.. Handakiler ise, Demian Bichir, Tim Roth, Michael Madsen ve Bruce Dern.. Channing Tatum da var ama onu bilmemeniz gerekiyor (TrSk).. Ve kaza kurşununa giden tayfada da, aslı dublör Zoe Bell var.

Dijital dünyaya kafa tutarak, eski moda bi teknikle, hafıza kartına değil de makaralı filme kaydedilen, Ultra Panavision 70'le çekilen film, görüntü yönetimi ve film müzikleri kategorilerinde iki Oscar'a daha aday; bütün adaylıklar için 4. Geleneksel: Oscar Adayları ve Kehanetlerim.. Rakipleri sağlam, bence bu sene buraya Oscar çıkmaz. Tarantino da zaten Oscar'ın değil gönüllerin sinemacısı.. Bu çağda Ultra Panavision 70 kullanmak anca onun yapabileceği bi şeydi mesela. En son 40 sene önce kullanılmış makine, detay isteyen bu linke bakabilir. Prömiyerde, 3 saatlik özel gösterimde projeksiyonla, makaradan izletilmiş film, o kadar çektik diyerek.


2,5 saatlik filme puanım 7/10, gayet de izlenir demek.. İzlemeden önce bi haber okumuştum, aklım gitmişti. Daisy bi sahnede gitar çalıyo, güzel bi şarkı söylüyo.. Ama sözleri John'u rahatsız ediyo.. Daisy'nin çaldığı gitar, özel bi parçaymış, bi müzeden alınmış film için. Ama bu Kurt Russell'a söylenmemiş. O da normal dekor diye, sahne gereği baya duvara vuruyo, parçalıyo gitarı.. Milyonluk gitar, paramparça, olur böyle iş kazaları..

Not: EİYKO, en iyi yardımcı kadın oyuncu; TrSk, tribini sikim..

090216
Oku..

Desperado (1995)


El Mariachi (1992) ve Robert Rodriguez'in piyasaya giriş macerasını yazmıştım. Bu da, girdikten hemen sonra nasıl bu hale geldi, sonraki filmini nasıl yaptı yazısı..


İlk filmini tamamlayıp, bu filmden nasıl para kazanacağını tam kestirememişti Robert. Bi fragman yaptı filme, güzel sahneleri falan koydu, bi de filmin tamamı işte, bi de ödüllü kısa filmi.. Bu üç video ile yapımcı yapımcı dolaştı, tabii öyle hemen bütün kapılar açılmadı, izleyenler işleri beğense bile emin olamadılar, sonuçta büyük paralar bunlar.. Filmle ciddi anlamda ilgilenen ve Robert'ı kaçırmak istemeyen birkaç büyük firma girince ortama fiyat bu hale geldi.. Ne hale? İlk yazıdaki hale işte.. Ama sonuçta bu parayı veren adam da para kazanmak istiyor ya, hemen başka filmler de yaptırma derdinde..

Steve Buscemi, tanıştıkları festivalde,
"ilk çekeceğin filmde oynamak istiyorum"
demişti..

"Bize hemen, birkaç gün içinde bi şey yazabilir misin, hemen çekip gösterelim, işin çok görünsün" diye gazlıyolar, dandik bi film oluyo, oynatıyolar televizyonda falan ama kimsenin içine sinmiyo.. Sonra diyolar ki, Mariachi'yi yeniden çek, pahalı oyuncular falan olsun kadroda..

Sağdaki de ilk filmin Mariachi'si..

Robert diyo ki: "Yok aga, o kadar da düşmedik, ama isterseniz devamı gibi bi şey yazıp çekeyim, aynısını çekmem.." Okey geliyo yapımcıdan, bu arada ilk film de vizyon için hazırlanıyor ya, sonunu değiştiriyolar.. Yani El Mariachi (1992)'nin orijinal sonunda, kahramanımızın sevdiği kadınla beraber kendi de vuruluyomuş. Düzeltilmiş halinde elinden vuruluyo ve bir daha asla gitar çalamayacak falan deniyo.. Ve yeni filmin senaryosuna başlanıyo..


Desperado (1995).. Eskiden grubuyla beraber çok başarılı müzikler yapan kahramanımız, artık intikam ateşiyle kavrulmaktadır.. Sevdiği kadını öldüren uyuşturucu baronunu öldürse de yetmez, bütün kötü adamları öldürmek ister.. Bi şehre girer, önce bi arkadaşıyla etrafa korku salar, hikayeler anlattırır, sonra ortalık kan gölüne döner.. Yine aşık olur, yine mafya babasının gözü bu kadındadır.. Ve final sahnesinde, beraber müzik yaptıkları arkadaşlarını da yardıma çağırır ve üç gitar kutulu adam aleme korku salar..


Mariachi'yi bu sefer Antonio Banderas, esas kadın Carolina'yı ise formunun zirvesindeki Salma Hayek oynuyor.. Bu filmi izleyip de Hayek'ten etkilenmeyen var mıdır, varsa çok azdır.. Banderas, Rodriguez'i sırtlasın diye kadrodadır ama tersi de olmuştur, Banderas'ın popisi almış yürümüştür..


Mafya Bucho'yu, Joaquim de Almeida oynarken, Mariachi'nin öncü yancısı Buscemi'yi Steve Buscemi oynamaktadır.. Tarantino da misafir oyuncu olmuştur sete.. İlk filmin Mariachi'si Carlos Gallardo bu filmde Campa olmuştur.. Filmde tabii bir de yan rollerin adamı Danny Trejo var, olmazsa olmaz bundan sonra..


Tabii ki ilk film kadar orijinal değil hikaye.. Tamam teknik biraz daha kaliteli ama hikaye önemli be hacı.. Öyle bakınca ben ilk filmi daha çok seviyorum.. Ama bir de Salma Hayek'e bakıyorum, hemen sırıtıyorum.. Jenerikte akan isimler de bu sefer gerçekten olan kişiler..

31.07.2014
Oku..

Django Unchained (2012)


Oscar adayı filmleri izlemeye-yazmaya, Tarantino'nun Django Unchained (2012) isimli eseriyle devam ediyorum. Spielberg'ün Lincoln (2012)'ü gibi bu da o dönemlere denk gelen, Amerika'da ki 'zenci köleliği'ni konu ediniyor. Ama çok daha hareketli bir şekilde.


Kelle avcılığı (yani bilmem kimi ölü yada diri getirene şu kadar para) ile geçinen Dr. King Schultz (Christoph Waltz) diyar diyar gezerken bir işi sırasında -yetenekli köle- Django (Jamie Foxx) ile tanışır; onu azad ve ortak ilan eder. Hikayenin ilerleyen kısımlarında ortaklar, çiftlik sahibi-tüccar Calvin Candie (Leonardo DiCaprio) ve yardımcısı/kölesi Stephen (Samuel L. Jackson) ile tanışacaklardır.


Aksiyonunu -artık her filminde bekler olduğumuz- cinsten sahnelerle süsleyen Tarantino, muhteşem müzik seçimleriyle de dikkat çekiyor. Bu filminde de kendine küçük bir rol ayarlayan Tarantino'nun bu sene 'en iyi yönetmen' kategorisinde adaylığı bulunmamakta. Ancak, senaryosunu da kendi yazdığı filmi: en iyi senaryo, ses kurgusu, sinematografi, film ve yardımcı erkek oyuncu (Waltz) dallarında yarışacak. Yine diğer filmleri izlemeden çok net yorum yapamamakla beraber, 'en iyi yardımcı erkek oyuncu' ve 'en iyi senaryo' ödülünü kapabilitesi yüksek gibi duruyor.


Nadiren 9/10 veririm bir filme..

Oku..

Grindhouse BoxSet


Ben bi ara demiştim ki Nicolas Cage'in izlemediğim filmi kalmasın. Açtım imdb.com dan Cage'nin filmlerinin listesini, izlediğimin yanına tik koyuyorum falan; izlemediklerimi bulup izleyerek listeyi tamamlıycam. Grindhouse diye bir filmde oynamış gözüküyor ama filmin sayfasına bakınca oyuncu listesinde adı çok altlarda ufak bir rol olduğunu tahmin ediyorum. Biraz aradım bulamadım Grindhouse diye bir film. Az daha İngilizcem olsaydı işin iç yüzünü daha çabuk kavrardım ama neyse. Olay şu imiş:


Tarantino ve Rodriguez ikilisi daha nasıl değişik bi şeyler yapabilirizin peşindelerken akıllarına gelen bir fikirle halihazırdaki senaryolarını çekmeye başlıyorlar ve tamamladıklarında da iki filmi arka arkaya koyup sinemalara o halde gönderiyorlar. Yani birer buçuk saatlik iki uzun metraj film beraber gösteriliyor Amerikan sinemalarında.


Tarantino'nun Death Proof (2007)

Dublör Mike, manyağın tekidir. Arabası filmlerdeki aksiyon sahnelerini çekmek için dizayn edilmiştir. Bir bara girer, barda tek başına bir kız ve bir grup erkeğin bir grup kızla kaynaşmasını görür, tilt olur.. Bardan ayrılır gecenin karanlığında hem tek kızı hem de diğer kızları öldürür. Nasılı görselde.. Sabah olur, marketin önünde bir grup kız görür. Bu sefer de onlara takar kafayı.. Mike'ı Kurt Russell oynuyor. Kızlar ise önce tek kız sonra ilk ve ikinci grup olmak üzere şu şekil: Rose McGowan; Sydney Tamiia Poitier, Jordan Ladd, Vanessa Ferlito; Mary Elizabeth Winstead, Rosario Dawson, Zoe Bell, Tracie Thoms.. Bi de Tarantino kendi kadroda tabii.. imdb punaı 7,1..


Rodriguez'in Planet Terror (2007)

Virüs yayılıyor. İnsanları yok etmek isteyen bir virüs, insanların kendi kendini yok etmesini isteyen bir virüs.. Bulaştığı kişinin vücudunda tahribat yapıp bünyeyi ele geçiriyor ve insanlara saldırmaya başlatıyor.. Duruma zamanında ayıkan insanlar virüsle çatışmaya başlıyor, sonra herkes çatışıyor..
Kadroda, Rose McGowan, Freddy Rodriguez, Josh Brolin, Marley Shelton, Bruce Willis, Fergie ve Tarantino oynuyor.. imdb puanı 7,2..


Bu iki filmin arasına da, çekerken baya eğlendikleri belli olan uydurma film fragmanları koymuşlar. Ama böyle bir eğlenmek görülmemiştir. Fragmanlar: Machete, Thanksgiving, Werewolf Women of the SS ve Don't ismindeler. Bunları izleyince diyorsun ki: "Aslında film olsalar izlenir ha"; nitekim Rodriguez, Machete (2010)'yi film yapıyor.
2007 de sadece ABD ve Kanada'da bu şekilde gösterilen filmler, bu haliyle tutmayınca -ve sebebi her neyse- diğer ülkelerde iki ayrı film olarak gösterime giriyor.


Sonuç olarak beni bu noktaya getiren Nicolas Cage'dir, peki bu adam nerededir bu projede? Werewolf Women of the SS başlıklı fake-trailer'da, son sahnede iki saniye gözükerek ''nuhaha'' kahkasını koyveren Fu-Manchu karakterini oynamış kendileri. Ayrıca o fake-trailer'ları da bulup izleyin, bulması zor değil.


Ekim 2011
Oku..

Quentin Tarantino Sineması


Tarantino’nun çocukluğuna inilmesi gerektiğini düşünmeyen var mıdır? Bakın, bu herif psikopat ve iyi ki film yapıyo çünkü film yapmasa çok kötü şeyler yapabilirmiş. Tarantino filmlerine şiddetin-vahşetin hakim olduğunu bilmeyen yoktur herhalde. Hatta ayak fetişini falan.. (Ayak fetişini niye biliyoruz abi biz bu adamın.. Hep Didem Erol yüzünden..) Quentin aslında bildiğin Bağcılar çocuğu, şu alttaki poza bak..

İyi sinemacı ama.. Okullu falan olduğundan değil, bildiğim kadarıyla sinemayla ilgili bi şey okumamış. Bi ara oyunculuğa heves edip oyunculuk dersi almış o kadar. Filmcide çalışırmış önceden -DVD ve VCD öncesinde kasette filmler varmış, ben hiç izlemedim ama gördüm- çok film izlermiş işi sayesinde. Onun sinemacılığının olayı da karakter yaratma becerisinden geliyor, hayal gücünden.. Bütün hikayeleri karakter odaklı ve hakkında uzun uzun düşünülmüş, ayrıntıları ve derinliği olan tipler.. Sinemada en önemli şeylerden biri bu.. Tarantino Sinemasında da büyük bir yeri var yani..



The Hateful Eight (2015) ve Django Unchained (2012), ödül avcısı dolu, siyah adama negro deyip olay çıkarma temalı hikayeler.. Bunları, western tarzında yaparak neredeyse çocukluk hayalini gerçekleştiriyor.. Inglourious Basterds (2009), senaryosunu çeşitli sebeplerle hep ertelediği ve 5-6 senede falan tamamladığı, İkinci Dünya Savaşı zamanında geçen, Yahudi intikamı filmi.. Death Proof (2007), Grindhouse olayının bir filmi, eğlenceli film..

Kill Bill: Vol. 1 / Vol. 2 (2003-04), bir takım intikam filmi.. Uzak Doğu dövüş sanatlarıyla dolu, Hattori Hanzo kılıçlarının konuştuğu iki parça halinde bu film aslında ikincinin sonunda bitiyordu. Ama imdb.com Vol. 3'ün yapım aşamasında olduğunu söylüyor. Aslında intikam alınmış konu kapanmıştı ama.. Kill Bill'i, ilk zamanlarda 4 saatlik bütün halinde birkaç sinemada göstermişler şov amaçlı.. 3. filmin yapılacağı duyurulduğunda (hala daha çalışmalar sürüyor bilgisi var) 4 saatlik filmi tekrar meraklılarına izletmek için hazırlamış; Kill Bill: The Whole Bloody Affair (2011).. Bu yeni bir film değildi ama daha önce gösterilmeyen sahnelerin de eklenmesiyle ilgilenenlerin dikkatini çekmeyi başardı. 

Jackie Brown (1997), teni gibi gözü de kara bir hanımefendinin hikayesi. Zaten kadınlardan korkulurdu, Jakie Brown altımıza sıçmamıza sebep oldu. Pulp Fiction (1994), artık klasik olmuş, olmazsa olmaz, oldu mu tam olur bi film.. Yine kendisinin de karakter oynadığı filmlerinden biri.. Reservoir Dogs (1992), rengarenk bi film. Tarantino’nun ilk sinema filmi. Tarantino tarzının ortaya çıktığı film.. Tarz derken, şiddeti bu kadar net göstermesi, kan kullanmaktan kaçınmaması onun tarzı olarak görülebilir. Şüphesiz ki bi çok yönetmene ön ayak olmuş, gaza getirmiştir..


Pulp Fiction (1994)'dan sonra, iyice rahatladığı dönemlerde, eğlencesine yaptıkları Four Rooms (1995) var. 4 kısa filmden oluşan filmin 'The Man From Hollywood' kısmını yazıp yönetmiş, hatta oynamış da.. Bu 4 kısa filmin ortak noktası, olayların aynı otelde gerçekleşip, belboy Ted'in başından geçmesi.. Türü komedi ama Tarantino yine yapacağını yapıyor ve kanını çıkarıyor..

Bunlar dışında, True Romance (1993)'ın senaryosunu yazmış, Tony Scott'a emanet edilmiş, güzel film yapmış o da.. Çiftimiz var, bildiğin romantikler ama yine şiddet var; elde silahlar, üst baş kan, arka koltukta uyuşturucu, canları sıkılınca adam öldürüyorlar.. Ve birbirlerini çok seviyolar..
Natural Born Killers (1994) da, True Romance (1993) benzeri, hikaye Tarantino ama senaryo ekibi ayrıca çalışmış.. Yönetmenliğini Oliver Stone’un yaptığı bu film yıkılıyor. Hikaye biraz True Romance (1993)’ı hatırlatıyor.. Ama bunlar öldürmek için doğmuşlar.. Daha sertler..


Bir de Tarantino filmlerinin ortak özellikleri diye bi şey varmış eskiden, Grindhouse olayına kadar.. Çünkü orada bir kırılma yaşıyor kariyerinde.. Mesela ilk filmlerinin çoğunda çanta, valiz, bavul falan hep önemli olmuş; kapı önemli mesela, karakterler kapıyı açarken, kapatırken, kapı önünde falan çok sahne varmış. Bunu bi yerde okudum çok dikkat etmemişim: filmleri Los Angeles’ta geçiyormuş -Kill Bill (2003-04) hariç- onun da bi sahnesi varmış ama LA'de.. Filmleri arasında bağ kurma olayı varmış ve bu hareket neden onun dahi olarak görülmesini sağlıyo anlamış değilim. Bence sadece hobi gibi bi şey bu hareket. Mesela Reservoir Dogs (1992)'daki Vic Vega, Pulp Fiction (1994)'daki Vincent Vega ile kardeşmiş.. Tipleri falan da benziyomuş.. Neyse..

Bi ara, Pulp Fiction (1994) setinde, filmin makyözü Robert Kurtzman buna bi hikayesinden bahsediyor. İlgileniyor bu da, From Dusk Till Down (1996)'ı yazıyo o hikayeden.. Ama kendi çekmiyo, tam senlik hikaye, sen çek diye Robert Rodriguez'e veriyor.. "Ama bi şartla, ben oynamak istiyorum.." Sonra bu hikayeye yapımcı olarak devam filmi falan yaptırıyor, basit işler ama.. En son hali de işte Rodriguez'in önderliğinde şu an dizi oldu, kaç sezondur oynuyor..

Set çalışanlarıyla arasının hep iyi olduğunu okuduğumuz Quentin Tarantino'nun, dublör Zoe Bell'in önünü açması da çok güzel detay. Zoe'nin hikayesini bilmeyen çoktur, zamanında Xena'ya dublörlük yapmış, Kill Bill setinde de çalışırken tam bir Tarantino Girl olduğunu göstermiş. Kill Bill sonrası filminde sadece dublör değil, baya oyuncu olmuş. Ama dublörlüğe de devam ediyor bi yandan.

Çılgın yönetmenin bir röportajını okudum, (aralık 2012) şöyle diyor:
"Grindhouse'dan sonra çok moralimi bozdular, artık bir şey üretemiycem sandım, daha sonra toparlanıp uzun zamandır çekmeye cesaret edemediğim Inglourious Basterds (2009)'ı çektim. Şimdiye kadar 6 film yaptım, 10 gibi falan bırakmayı düşünüyorum. Yaşlı bir yönetmen olup kötü işler yapmak istemiyorum. Filmografimde az ama çok güzel filmler olmalı."
İlginç cümleler bunlar..

1. Reservoir Dogs (1992)
3. Jackie Brown (1997)
4. Kill Bill: Vol. 1 / Vol. 2 (2003-04)
10. ?

Eylül 2011 - edit, Aralık 2012 - edit, Şubat 2016 - edit, Mayıs 2018 - edit, Ekim 2020
Oku..