Kingsman BoxSet


Henüz, Kingsman: The Secret Service (2014) ve Kingsman: The Golden Circle (2017) olmak üzere iki filmi çekilen Kingsman Serisi, Mike Millar ve Dave Gibbons'ın 2012'de yayınlanan The Secret Service çizgi romanından uyarlanmıştır. Geçtiğimiz iki senede de seriye iki çizgi roman daha eklenmiş. Yani demek oluyor ki ve umarız ki filmlerin de devamı gelecek. Zaten halihazırda çekilen üçüncü film The King's Man (2020) var, devamı için de umutluyuz. Filmlerin ikisini arka arkaya çok severek izledim. İkisinin de hatta üçünün de yönetmen koltuğunda Matthew Vaughn oturuyor; yine çok beğendiğim Kick-Ass (2010)'in de yönetmeniydi.


Kingsman: The Secret Service (2014), bize önce Kingsman'ın nasıl bir gizli servis olduğundan bahsediyor. James Bond'un MI6'i gibi devlete bağlı değil, bağımsız olarak ama devlete yerleştirdiği elemanlarıyla oradaki işlerini de hallederek çalışan bir ajan ajansı. Çok eskiden kraliyet terzisi olan ilk Kingsman'ın sağlam bir çevresi ve kraliyet destekli bir sürü imkanı varmış. Bir süre sonra Kral'ın devri bitmiş ama Kingsman imkanlarını sonraki nesillere aktararak bir nevi süper kahramanlık yapan ajanlarıyla dünyanın selameti için ter dökmeye devam etmiş.


Ajanlardan biri öldüğünde onun yerini alması için 10 ajan da birer kişi öneriyor kurula, sınavı geçen Kingsman Ajanı olarak takım elbisesini giymeye hak kazanıyor. Babası eski bir Kingsman Ajanı olan Eggsy (Taron Egerton), sokakta çok talihli olamayan çocuklardan biri olarak büyümüş. Bir ara babasının dostu ajan Harry (Colin Firth), açılan bir ajan pozisyonu için Eggsy'yi kurula öneriyor.

Bu filmdeki düşman, Valentin (Samuel L. Jackson), küresel ısınmanın nüfusun azalmasıyla önlenebileceğini düşünen bir çılgın bilim adamı; teknolojik bir yöntemle insanları öfkeli birer canavara dönüştürüp birbirine öldürterek nüfusun kendiliğinden azalmasını amaçlıyor. Kan görmeye dayanamadığı için kendi kimseyi öldürmüyor, onun için millete birbirini öldürtüyor.


Kingsman: The Golden Circle (2017)'da ise kötü adamımız bir kadın, Poppy (Julianne Moore), uyuşturucu karteli patroniçesi. Uyuşturucunun yasal olmasını isteyen bu çılgın abla, bütün dünyaya sattığı uyuşturuculara bir kimyasal katarak Amerikan Başkanını tehdit ediyor, "panzehiri bende, uyuşturucuyu yasal yaparsan panzehiri veririm bir sürü hayat kurtulur. Yoksa uyuşturucu kullanan herkes ölür." diyor. Başkan da "bırak ölsün amk, zaten biz de bu keşleri ortadan kaldırmaya çalışıyoruz, işimize gelir" diye düşünüyor ve bir şey yapmıyor. İş gizli kahramanlara kalıyor.


Ama Mrs. Poppy, işe koyulmadan önce Kingsman'ın bütün ajanlarını öldürüyor ki kimse bu işe burnunu sokmasın. Kingsman'dan bir tek Eggsy ve masa başı ajanları Merlin (Mark Strong) kalıyor, o da şans eseri. Bu ikili bir yolunu bulup Poppy'yi durdurmalı ve Eggsy'nin kız arkadaşı Prenses Tilde (Hanna Alström) dahil birçok uyuşturucu kullananı kurtarmalılar. Kingsmanların ayvayı yemesiyle başka bir gizli örgüt olan Statesmanler (Halle Berry, Pedro Pascal, Jeff Bridges, Channing Tatum) destekçi oluyor. Konuk oyuncu ise Elton John. (Daha sabah andık kendisini Rocketman (2019) ile; Elton John ve başarılı genç aktör Taron Egerton'u)

Her iki filmde de kötü adamlara azıcık hak veriyoruz galiba ama yine de doğru olanı seçmek çok da zor değil! İkisine de 8/10 verdim. Çok sevdim, o da eminim çok severdi.

101119
Oku..

Smallfoot (2018)


Uzun zamandır beklediğimiz bir filmdi. Neden beklenir ki bu film? Sevcan bir animasyonsever, kokusunu alıyor bunların... Aylar öncesinden geçti muhabbeti, "Böyle bir film varmış, izleyelim" diye... Baktık internete, açtık bir sitede ama başka isimle başka film koymuşlar, The Son of Bigfoot (2017) izlediğimizi sonradan anladık ama kapatmadık, izledik gitti. Bizimki henüz vizyona girmemiş bekledik, bi şey değil!.. Ama öyle hasretle beklenecek, vizyona girince hemen gidilecek film de değilmiş yani...


Başta sizi bambaşka bir dünyaya sokuyor hikaye. Günümüzde çok da bilmediğimiz bir tür dağ canlısı komününün yaşam telaşına tanık oluyoruz. Bulutların üzerinde bir tepede bir takım ritüellerle devam ediyor hayat. İnsanlardan uzaklaştırmışlar kendilerini te ne zaman. Ne güzel. Keşke biz de... Ama biz kendimiz insanız işte...

Onlar insanları, insanlar onları keşfetmeye meraklılar... Bir zamanlar neden birbirlerinden uzaklaştıklarını unutmuşlar. Eh, umalım da bir orta yol bulsunlar!..


Film, toplum olma, topluca hayatta kalma gerekliliklerine göz kırpıyor; din nedir, ahlak nedir, gerçekler neden gizlenir, gerçekten bir şeyler gizlemek gerekir mi? Kabaca bu sorulara cevap arayan, çok da basit, minimal cevaplar veren ama yer yer kafası karışıp R yapan bir hikaye örgüsüyle aktarılıyor. İzlerken çok da çocuklara yönelik bir hikaye değil gibi düşünsek de aslında böyle şeylerin izletilmesi ve çocuklara düşünme yetisi kazandırılması güzel diye düşündük. Hemen baktım, kaç kişi izlemiş diye: Türkiye'de ilk üç günde seyirci sayısı 58 bin, iki haftada 140 bin... 140 binin 100 bini çocuk seyirci olsa, bunların da yarısı izlediğini anlıyor olsa ve onların da üçte biri izleyip anladığı üzerine düşünse yine güzel bir çocuk kalabalığına fikir aşılamış olabilir şu film.

Benim filme puanım 6, o da Yeti denen canlıları epey sevimsiz yaptıkları için yani... Müzikal sahneleri de filme çok güzel bir hava katmış bu arada.. Sevdim, sevdik, seviniz, sevilir zor değil!..

14.10.18
Oku..

Hail, Caesar! (2016)


Coen Kardeşlerin zayıf filmlerinden olarak geçsin kayıtlara.. Demin baktım da epey bi filmlerini izlemişim, marka olacak kadar da güzel film yapmışlar ama arada böyle tırışkalar da oluyor demek ki. Gerçi sorsan belki de en sevdikleri film falan çıkar, "Seyirci anlamadı yea" ayağı yaparlar..
Tam da 1 Mayıs günü izledim, ilginç oldu işçi hakları temalı film denk gelince.. Normalde çalışmam lazım ama Taksim ve civarı komple araç ve yaya trafiğine kapanınca işe mişe gidemedik, dükkan açmadık, oturduk film izledik. Tam işçi bayramı oldu.. Hiç de 'çalışma hakkımız elimizden alınıyo' tribine girmeyip bardağı doldurup dolu tarafından bakıyorum..


Ya dur hatta şunu da anlatayım, dün gece de çalışıyorum yine, saat üç olmuş falan, işte millet dağıldı mekanı kapattım.. Ama eve nasıl giderim bilmiyorum, çünkü biri dedi ki "12'de bütün mekanlar kapatacakmış, yolları keseceklermiş geceden".. Ben artık taksi bulana kadar eve doğru on kilometre yürürüm düşünceleriyle çıktım mekandan, a, hemen buldum taksi.. Bindim, sordum, "yok bea, her 1 mayıs aynı şeyi diyolar, sabahtan kapatırlar yolu, gece kapanır mı hiç".. Bu iki cümle arasında benim kafamdan neler geçiyo ama tabii, ulan baya sokağa çıkma yasağında gizli gizli dolaşan suçlular gibi olduk diye geçiriyorum içimden.. Hiç öyle aksiyon olmadı oysa.. Dün gecemi anlattığıma göre filme dönebilirim.


Bir film yapımcısı olan Eddie (Josh Brolin)'nin hikayesi aslında, 50'lerde geçiyor film. Hollywood'un içinden hikayeler izliyoruz. Eddie çalıştığı yapım şirketinin patronuna hesaplar verirken, yönetmenleri, yıldız oyuncuları, yeri geliyor gazetecileri (Tilda Swinton) falan idare ediyor. Yaşasın Sezar diye bi film yapıyor şirket, yıldız oyuncu Baird Whitlock (George Clooney) başrolde.. Sinema sektörünün hep üvey çocuğu gibi kalan senaristler bilenmişler.. "En çok biz çalışıyoruz ama hakkımızı alamadığımızı düşünüyoruz, üstelik biz olmasak film olmaz" diyorlar. Bir grup radikal sinema emekçisi senarist gaza gelip, -niyeyse- Rusya'nın desteğiyle Whitlock'u kaçırıp, "Başrolün elimizde, filmin devam etsin istiyosan şu kadar fidye getir" diye mesaj iletiyorlar Eddie'ye.. Eddie bu olayı, hem basından, hem patrondan gizli tutarak çözmeye çalışıyor..


Sırf renk katsın diye araya serpiştirilen önemsiz yan karakterleri çok ünlü isimler oynamış, resmen filmde 2 dakika falan gözüküp posterde yer alan isimler: Scarlett Johansson (3 sahne), Ralph Fiennes (2 sahne), Channing Tatum (2 sahne), Jonah Hill (1 sahne), Alison Pill (1 sahne)..
Çok zayıf hikaye sanki, hiç Coen filmi gibi değil; ama çok bariz Coen imzası olan karakter özellikleri de vardı birkaç yerde.. Bu arada Scarlett'in sesi dublaj mıydı, kendi sesi miydi anlayamadım ya.. Şirret bi oyuncuyu oynuyo, kamera önünde başka, arkasında bambaşka.. İzleyecekseniz izleyin tabii ama benim puanım 4/10..

010516
Oku..

G.I. Joe BoxSet


ActionMan'gillerden bir oyuncak efsanesi.. Hasbro çıkışlı, kaslı kaslı Amerikan askerlerinin yer aldığı G.I. Joe ekibinin, çizgi filmleri varmış, pek çok da izleyeni, meftunu mevcutmuş; ben hiç bilmem, sonradan okuduğum, araştırdığım kadarıyla işte. Filmlerini de görür dururdum, hiç çekmezdi beni, kobra ne IQ diyerek.. Bugün bi anda merak ettim ve kurcaladım mevzuyu işte, izledim filmleri.. G.I. Joe'daki G.I., Ground Infantry yani Karacı Özel Asker, bir nevi Komando.. Joe da, Amerikan askerlerine genel hitap biçimi, bizdeki Mehmet..


G.I. Joe: The Rise of Cobra (2009)
Piyasanın lider silah şirketi MARS, yeni ve efsane bir bomba icat etmiş, nanobots dedikleri bi şey.. Bu silahın NATO'ya sevki için görevli askeri birlik, teslimat gerçekleşmeden saldırıya uğruyor. Ekipten sadece Duke ve Ripcord kalıyor. Zaten onları da ölmekten kurtaran, yardıma gelen G.I. Joe'lar oluyor. G.I. Joe, din, dil, ırk ayırmadan en iyileri bir araya topluyor. Ninjasından bilişim uzmanına, iri zencisinden seksi kırmızı kafaya her tip var. Bizim öksüzler de bu ekibe girmek istiyor, sınav yapıyolar, alıyolar. MARS şirketinin taktiği, sattığı silahı çalmak üzerineymiş. Karşı tarafta yani Kobra ekibinde de yetenekli askerler var. Üstelik biri, Duke'un eski nişanlısı..

Kadrosunda da ilginçtir, çok güzel isimler yer alıyor: Channing Tatum, Sienna Miller, Joseph Gordon-Lewitt, Byung-Hun Lee, Rachel Nichols, Dennis Quaid ve Jonathan Pryce gibi.

Beş kişilik bir ekibin ürettiği senaryoyu filme çeken yönetmen Stephen Sommers. Gayet de kötü bir film yapmış, hele efektler sıçmış, baya düşük bütçeli bi iş gibi duruyor ama Paramount Pictures ve Spyglass Entertainment ortaklığında, Hasbro işbirliğiyle yapılmış yazıyor başta. Çok eski film de değil yani, 2009, onlar nasıl tırto efektler.. Filme puanım 3/10.. Teknikten sınıfta kalan film, hikaye olarak da vasat işte, ekstra bi durum yok, klasik 'üst asker' programı.. Yok olmak üzere olan Paris..


G.I. Joe: Retaliation (2013)
Yapım anlamında sınıf atlayan devam filmi, teknik konularda paçayı kurtarmış. İlk filmin sonunda yakalanan kötü adamlar, yüksek güvenlikli hücrelerinde hapistiler. Kobra ekibinin, kaleyi içten fethedip, Amerikan Başkanının yetkilerini kontrol edip, patronlarını hapisten kurtarmasıyla başlıyor film.

Yıllar geçmiş, Duke, G.I. Joe'nun şefi olmuştur. Ekibe, Roadblock, Lady Jaye falan katılmıştır. Kobra da işini garantiye almak için, kötü faaliyetlerine başlamadan önce G.I. Joe'ları yok etmek ister, üslerine saldırır ve önceki filmin başrolü bu filmde hemen ölür. Artık Joe'ların lideri Roadblock'tır. Kobra pisliğini temizlemek için eski bir G.I. Joe üyesi, hatta kurucusu General Joseph Colton'dan destek ister.

Önceki filmde de olan ama bu filmde iyice güzel kullanılan, ninja karakterlerin katanalı dövüşleri görsel şölen olmuş. Hele dağlık yerde, dağcı iplerine tutuna tutuna, düşmanla dans edercesine vuruşma, epey etkileyiciydi. Sırf bu sahne puanı bi tık yükseltti. 4/10.. Teknik de fena değildi ama bazı sahnelerde hayret edilecek acemilikler ve hikayenin bütünündeki kolpalık işi basitleştirmiş. Bambaşka bir ekip tarafından yazılan senaryo, bambaşka bir yönetmen, Jon M. Chu'ya emanet edilmiş.


Ama kadro yine çok şeker: Channing Tatum, Dwayne Johnson, Adrianne Palicki, Jonathon Pryce, Byung-Hun Lee, Elodie Yung ve Bruce Willis.. Dwayne Johnson, tam da o oyuncak askerlere benzer bi vücutta, efsane bir adam.. Bu arada Adrianne Palicki -giriş posterdeki (posteri de ben yaptım)-, Agents of SHIELD'ın ajanlarından, bilen bilir; yeni haberse, Elodie Yung, Daredevil'ın ikinci sezonunda Elektra rolüyle kadroda olacakmış..

100216

Bu da yazının video hali: Film Şeysi / G.I. JOE..
Oku..

The Hateful Eight (2015)


"Quentin Tarantino'nun 8. filmi.." İyi de bir insan neden belirtir ki böyle bi şeyi, bilen zaten bilir. Sırf filmin adıyla falan uyuyo diye, ayıptır. Ama altında yatan olay şu olabilir, geçtiğimiz senelerde verdiği bi röportajdan ötürü bi geri sayım havası yaratılıyordur: "Filmografimde çok film olmasını istemiyorum, az ve öz olsun, yaşlanıp kötü filmler yapan bir sinemacı olmayacam. 10 tane falan yapıp bırakırım.." Böyle bi şey okumuştuk. O olabilir yani, sona yaklaşma gerilimi.. "Tarantino'nun 9. filmi; Tarantino'nun son filmi.." Of be son filmi iyice efsane gibi oldu yalnız.. Sonra 'on' sayısının gizemini çözmeye çalışan kolpa sinemacılar, belgeselciler.. Öngörülebilir bi durum..

Tarantino filmlerinin nerdeyse ortak özelliği, "sakin sakin giderken n'oldu da mınakoyim.." olayı. Bi anda ortalık kan gölüne döner falan.. Bi önceki filmi Django Unchained (2012)'dan sonra bu da tarz olarak western.. Tarantino'yu bilenler, western tutkunu olduğunu bilir. Silahlar çekilsin, saloon dağıtılsın, kurşunlar vızlasın ister.. Bunlarla büyümüş, bir süre sonra, ne istese yapabileceği konuma gelince de koyuyo çocuğu işte.


Ödül avcısı John Ruth, kellesine on bin dolar ödül konmuş esiri katil Daisy Domergue ile, karları yara yara Red Rock'a giden faytonun içindedir. Yolda bir diğer efsane ödül avcısı Marquis Warren'e denk gelirler, atı ölmüş, üç ödüllü cesediyle beraber yaya kalmıştır. Biner faytona. İlerlerler (üç ler'de sık denk gelmez), yolda denk geldikleri Chris Mannix, "Beni de alın, donup gitcem yoksa" der. "Zaten Red Rock'ın yeni şerifi benim, ödüllerinizi ben vericem kasabaya gidince" der, alırlar. Kar fırtınası olacağı için bi hana sığınırlar. Handa da kendi hikayesinin peşinde 5 adam vardır. Böylece, 'Nefret Sekizlisi' veya 'Nefret Dolu Sekizli' aynı çatı altında toplanır.


Tabii ki, dönemin sorunu, siyah-beyaz adam çatışması başroldedir. Tıpkı Django Unchained (2012) olduğu gibi. Ödül avcılığı, adalet sistemi, intikam şekillenmesi anlatılır güzel güzel. Tarantino'nun en iyi filmi değil ama gayet hoş film, hojdır. Hele zaten oyuncular, yıkılıyo abi.. Samuel L. Jackson, Jennifer Jason Leigh (EİYKO Oscar Adayı, kısaltmayı çözene öpücük), Kurt Russell, Walton Goggins faytonla gelen tayfa.. Handakiler ise, Demian Bichir, Tim Roth, Michael Madsen ve Bruce Dern.. Channing Tatum da var ama onu bilmemeniz gerekiyor (TrSk).. Ve kaza kurşununa giden tayfada da, aslı dublör Zoe Bell var.

Dijital dünyaya kafa tutarak, eski moda bi teknikle, hafıza kartına değil de makaralı filme kaydedilen, Ultra Panavision 70'le çekilen film, görüntü yönetimi ve film müzikleri kategorilerinde iki Oscar'a daha aday; bütün adaylıklar için 4. Geleneksel: Oscar Adayları ve Kehanetlerim.. Rakipleri sağlam, bence bu sene buraya Oscar çıkmaz. Tarantino da zaten Oscar'ın değil gönüllerin sinemacısı.. Bu çağda Ultra Panavision 70 kullanmak anca onun yapabileceği bi şeydi mesela. En son 40 sene önce kullanılmış makine, detay isteyen bu linke bakabilir. Prömiyerde, 3 saatlik özel gösterimde projeksiyonla, makaradan izletilmiş film, o kadar çektik diyerek.


2,5 saatlik filme puanım 7/10, gayet de izlenir demek.. İzlemeden önce bi haber okumuştum, aklım gitmişti. Daisy bi sahnede gitar çalıyo, güzel bi şarkı söylüyo.. Ama sözleri John'u rahatsız ediyo.. Daisy'nin çaldığı gitar, özel bi parçaymış, bi müzeden alınmış film için. Ama bu Kurt Russell'a söylenmemiş. O da normal dekor diye, sahne gereği baya duvara vuruyo, parçalıyo gitarı.. Milyonluk gitar, paramparça, olur böyle iş kazaları..

Not: EİYKO, en iyi yardımcı kadın oyuncu; TrSk, tribini sikim..

090216
Oku..

Public Enemies (2009)


Film, eski FBI ajanı Bryan Burrough'un 1933'te sunduğu -sonradan kitaplaşan- makalesinden yani gerçek bir hikayeden esinle The Insider (1999)'ın yönetmeni Michael Mann tarafından çekilmiş.. Avrupa'nın, özellikle Fransa'nın en aydınlanmış dönemlerinin Amerika'da ters teptiği zamanlar, 20'ler, 30'lar.. Alkol yasağı kaçakçılığı, işsizlik soygunları beraberinde getiriyor oralarda..


Halk Düşmanları diye sunulan tipler, John Dillinger ve çetesi.. Bu adamlar işi o kadar abartmış ki artık polis teşkilatı sadece bu çete için ayrı büro kurmuş, yurdun dört bir yanından becerikli dedektifler toplanmış.. Hepsinin hedefi John Dillinger.. Bu adam, elli dolarlık bir market soygunuyla -ilk işiyle- yakalandığında on yıl hapis yatmış.. Bu duruma çok içerleyip çıktığında nam salan bi banka soyguncusu olmuş.. Çetesini çok zekice idare etmesi sayesinde her içeri girdiğinde kaçmayı başarmış.. Her yere adam yerleştirme becerisinin en meşhur örneklerinden..


John hapisten yeni kaçtığı bi dönem arkadaşlarıyla eğlenmeye gittiği barda bi kızla tanışıyor ve aşık oluyor.. Sıradan bi aşk hikayesinden ziyade, bir kaçağın, işini engellemeden sevdiği kadını koruyabilme çabasını izliyoruz.. Sonra baya çatışma sahneleri de var, mafya filmi neticede diye.. Nerdeyse klasik baba filmlerinden diyebiliriz.. Baba filmi derken, bildiğiniz, evdeki baba..


Çok öyle ahım şahım bi film değil, idare eder.. Avantajı muhteşem oyuncu kadrosu, güzel güzel tripler izleyebilme olanağı.. Johnny Depp, Marion Cotillard ve Christian Bale.. Film hiçbirinin en iyi filmlerinden değil ama idare eder işte dediğim gibi.. Bu üç muhteşem isme, diğer birçok isimle beraber küçük rollerle Channing Tatum, Leelee Sobieski ve Carey Mulligan eşlik ediyor..

30.10.15
Oku..

Foxcatcher (2014)


Yok canım olmaz öyle şey diyemiyorum çünkü hakkaten de oluyor böyle şeyler. Hayatını yazdıran godamanlar oluyor ya, o işte, ben şöyle yaptım, ben böyle yaptım diye anlatıyorlar kendilerini... İmla ve dilbilgisi sahibi vatandaşlar da -dünyanın kanunu para kazanma belasına- yazıyor işte söylenenleri. Aynı mantıkla, bu filmde de filme alınıyor, belgesel yapılıyor adamın hayatı.


John E. du Pont (Steve Carell), Amerika'nın en zengin ailelerinden birinin veliahtı, koca adam gerçi, veliaht dediğin genç olur. Şu hayatta bi şey yapmayan, olmuşları toplayan, annesinin pahalı hobilerine gıcık olup kendi saçma hobilerine herkes hayran olsun isteyen bir manyak. Olimpiyatlarda Amerika'nın gurur kaynağı olmak için ülkenin en iyi güreşçisi ve kardeşini kadrajına alıyor bu du Pont.

Küçük kardeş Mark Schultz (Channing Tatum) etkileniyor tabii, abi (Mark Ruffalo) daha sakin bir hayatı tercih ettiği için işi olmuyor orda. Sponsor oluyor Mark'a, "Gel benim takımım Team Foxcatcher bünyesinde çalış, şampiyonluktan şampiyonluğa koş, Amerika da sen de bu alanda hak ettiğiniz değeri görün" diyor. E sana ne fayda, ben şeklin peşindeyim. İş ciddiye binince abi de geliyor takıma, koçluk yapıyor. Ama du Pont diyor ki, "Koç benim, bildiğim her şeyi öğretiyorum bu çocuklara.." Bu başarı hikayesini de belgesel yapıyorlar, herkes bir iki cümle du Pont'u övecek, abi yapamıyor, olmuyor yani. Ve hazin son.


Zaten başta diyor, gerçek hikaye diye.. Gerçekten çok var bu tiplerden. Birisi dese ki "Ben şu adamın hayatını yazacam/çekecem, doğrusu şu yanlışı bu" tamam, ama o adam "Benim hayatımı yazın/çekin, bak doğrusu bu" Kim inanır? Artık benzer muhabbetler döndüğünde "du Pont musun bilader?!" yapıştırılır, film bol bol hatırlanır.

Yazan E. Max Frye ve Dan Futterman, yöneten ise ilk Moneyball (2011)'la izlediğim Bennett Miller. Ellerine sağlık. Film, en iyi makyaj, en iyi senaryo, en iyi yönetmen, en iyi aktör (Steve Carell) ve en iyi yardımcı aktör (Mark Ruffalo) olmak üzere 5 dalda Oscar adayı gösterilmişti. Kazanamadı, olsun. Benim yorumum da zaten bu yöndeydi. Kesin iyi filmdir ama Akademi daha iyisini her zaman bulur diye düşünmüştüm.


Bir sahtekarlık filmi gibi anlatmış olmamla beraber aynı zamanda spor filmidir. Güreşe gönül verenler severek izleyeceklerdir. Lisedeyken bir tane güreşçi arkadaşım vardı. Benim bırak güreşi nerdeyse sporla aram yok. Dün bi x-box oynadık bacaklarım ağrıyo hala..


Bu arada filmi izlerken fark etmediğim ancak film sonunda ekranda kocaman adını gördüğüm Sienna Miller da abinin karısı rolünde. Bu kadın o kadar normal bir yüze sahip ki, yarım saat sonra sokakta görsem demem Hollywood bebişi. Hayır güzel de baya ama..
Filme puanımı sekiz olarak belirledim. Tavsiye ederim.


Sıralı Tam Liste: Oscar 2015

19 Mayıs 2015 Kutlu Olsun..
Oku..

Jupiter Ascending (2015)


"Teknik olarak uzaylı sayılırım.." diyen Mila Kunis'in özlediğim sesiyle başlayan film, hafif bi dandiklik hissi yayıyor, sebebini bilemedim, daha başta.

Hayatından nefret eden raşın-amerikın ailenin tatlı kızı/yeğeni/kuzeni. Bok gibi bi hayatı var hakkaten, tuvalet temizliyor falan. Daha annesi hamileyken öldürülen babası uzay bilimci olduğu için adı ordan yadigar, Jupiter.


Öte yanda, kainatın bi taraflarında, üst düzey bilgi ve teknolojiye sahip yaşamlar ve kraliyet savaşları sürüyor. Kardeş kavgası evrensel bir şey tabii ki. Kötü kardeş daha uzun yaşam için çeşitli insan ömürlerine ihtiyaç duyan bir projenin başında, sesi kısık Eddie Redmayne oynuyor bu kötü kardeşi.

Redmayne en son Oscar'ı aldı The Theory of Everything (2014) ile.. Dünya'nın sahibi bu kardeş, en son bi yüz insan öldürmüş projesi için. Dünya da annesi ölünce kalmış buna.


Bu kardeşlerin ölen annesinin ruhu Dünya'daki bu tatlı kızda vücut bulmuş, haberi yok tabii, reenkarnasyon olayları. Kardeşlerden biri bu eski 'yor haynıs'ı tekrar aileye katıp, evlenip, gücü eline geçirmeye çalışır, kötü kardeş ise direk kızın öldürülmesini ister. Neden çünkü, Dünya'nın sahibi olmayı herkes ister, nedense. Böylece Jupiter'imiz Mila Kunis kendini uzaylı aksiyonu içinde bulur. Bir de koruyucusu vardır, ona aşık olur falan. Gerçi kim olsa aşık olur ona ama, Jupiter biraz abazadır bu aralar.. Üstelik Channing Tatum koruyucu.


Romantik komedi gibi baya ve fantastik film. Hiç Wachowski işi demezsin ama Wachowski işi. Kardeşler sanattan yılmış anlaşılan, romantik komedi seyircisini de çekmeyi hedeflemişler. Matrix'tir Cloud Atlas (2012)'tır bi yere kadar.. Darlanmışlar derin düşünmekten, seyirciyi yormaktan yorulmuşlar.. Yine felsefesi olsun ama aslen aşk olsun, sonlara doğru küçük bi öpüşme olsun falan...


Wachowski filmi diye izleyecekseniz aman deyim izlemeyin, Mila Kunis için izleyin Mr. Spack model Channing Tatum için izleyin..
Redmayne için de izlemeyin, ne o öyle arada bağırarak falan.. Kadrodaki diğer isimler şu şekil: Sean Bean, Douglas Booth, Doona Bae, Tuppence Middleton, Christina Cole...


23 Nisan 2015, kutlu olsun çocuklar..
Oku..

This is the End (2013)


Severek takip ettiğim, çok eğlenceli tipler bunlar. Bir grup arkadaşlar, aktörler ve çok komikler. Yeni nesil bu tiplerin, oyunculukları çok iyi olmasa da bazen çok sağlam projelerde yer bulup, kendilerini gösterme fırsatı elde edebiliyorlar. Onun dışında kafalarına göre takılıyorlar.

Yine bu kafalarına göre takıldıkları zamanlardan Jason Stone'un yönettiği ve hep beraber yazıp oynadıkları, Jay and Seth Versus the Apocalypse (2007) isimli on dakikalık kısa filmi uzun metraja çevirmeye kalkmışlar. İşte bu This is the End (2013), bu kısa filmin, Evan Goldberg ve Seth Rogen'ın yönetiminde uzuna uyarlanmış hali.

Yazarlar ve Yönetmenler Seth ve Evan

Oyuncuların, gerçek isimleriyle yer aldığı filmin kadrosu şu şekil: Seth Rogen, Jay Baruchel, James Franco, Jonah Hill, Danny McBride, Craig Robinson, Emma Watson ve küçük rollerle Jason Segel, Michael Cera, Rihanna, Paul Rudd, Channing Tatum, Mintz-Plasse falan filan.



Jay, Los Angeles'a arkadaşı Seth'i görmeye gelir. Seth de James'in yeni ev partisine davetlidir. Seth, Jay'le beraber partiye katılır ve herkes oradadır.
Kıyamet kopar, insanlık yok olmanın eşiğine gelir, önceki paragrafta ilk saydığım isimler James'in evinde sığınma hakkı kazanırlar. Kıyamet kapıdadır.


Mantığı, efektleri, oyunculukları ve geri kalan her şeyiyle dandik ama çok eğlenceli bir film. Kendi isimleriyle oynamaları filmin en büyük izlenebilitesidir. Komik video gibi fim yani..
Kendileriyle dalga geçmeleri, muhabbetleri falan da güzel detaylar..

Filmi izlemeden önce;
-Jay'in, Million Dollar Baby (2004) filmiyle tanındığını,
-Jonah'nın, Moneyball (2011)'la Oscar'a aday gösterildiğini,
-Grubun en popülerinin James olduğunu,
-Your Highness (2011)'ta Natalie Portman'a; James ve Danny'nin eşlik ettiğini,
-Pineapple Express (2008)'te, Seth, James, Danny ve Craig'in rol aldığını,
-Emma Watson'ın, Harry Potter serisindeki Hermione ve İngiliz olduğunu,
-Superbad (2007)'de Jonah, Michael ve Seth'in oynadığını,
-Benim de 'en iyi komedi filmlerim' listemde yer alan, Judd Apatow'un Knocked Up (2007)'ında, Katherine Heigl ve Leslie Mann'e; Seth, Paul, Jason, Jay ve Jonah'nın eşlik ediyor olduğunu bilirseniz iyi olur. Bilmeseniz de olur :) Ama bilirseniz geyikler cuk oturuyor kafada..

orijinali için tıkspor

Yalnız benim takıldığım bir husus vardı film bitiminde; neden jenerikte ve künyede Jason Segel ismi geçmedi. Gördüm, oynuyordu filmde, diyaloğu da vardı; duydum. Neden adını göremedik. imdb.com'da da belirtiliyor adının yanında '(uncredited)' diye. Neden acaba? Koskoca adamı unutmuş olamazlar sonuçta.

Bu sabah, Guy Ritchie'nin bir kısa filmini izledim; Star (2001). Orada da aynı olaya denk geldim, starring Clive Owen diyor da, en az onun kadar rolü olan Madonna'nın adı geçmiyor jenerikte menerikte. Nasıl olur ya? dedim.. Arka arkaya denk geldiler.

17-09-13
Oku..