Marriage Story (2019)


Yazan-yöneten Noah Baumbach.. Bu senenin -hatta son üç dört senenin- en iyi filmi! Bence. Son zamanlarda izlediğim en dokunaklı performanslar; üstelik iki başrol birden! Zaten başarılı olmalarının sebebi çok uyumlu partner olmaları ve ikisinin de birbirini yükseltmesi. Adam Driver, en son The Man Who Killed Don Quixote (2018)'deki performansıyla etkileyiciydi, bu filmle beraber iyice oldu! Muhteşemdi.. Scarlett Johansson ise (uzun zamandır Black Widow haricinde izleyemediğimiz) bu filmle beraber o eski efsane başarılı dramatik oyunculuğunu hatırlatıyor, hayran bırakıyor.


Charlie ve Nicole'ün Henry isimli ilkokul çağında bir çocukları var ve çiftimiz boşanma arifesindeler. Açılış sahnesi çok manidar; film, ilişki doktorunun onlara, eşinizin sevdiğiniz özelliklerini yazın diye verdiği ödevleri okumalarıyla başlıyor. Aslında okumuyorlar ama biz dinliyoruz, çünkü Nicole hazırladığı ödevi okumak istemiyor - çünkü Nicole, Charlie hakkında iyi bir şeyler söylemek isteyeceği bir durumda değil! Ondan sonra Charlie ve Nicole'ü tanımaya başlıyoruz ve ilişkilerine misafir oluyoruz.


Tiyatro yönetmeni Charlie kendi çapında ünlü bir sanatçı; Nicole ise Charlie ile tanışmdığı zamanlardan beri oyuncu ama sonrasında daha da oyuncu, her zaman birlikte çalışmışlar, Charlie'nin oyunlarının hep baş karakteri olmuş Nicole! Nicole, ilişkilerinin bu aşamaya kadar gelmesinde kendisinin birçok şeyi görmezden geldiğini itiraf ediyor. Bir noktadan sonra Nicole kendisi için istediği şeylerin Charlie'nin çok da umurunda olmadığını, her şeyin Charlie'nin istediği gibi olduğu sonsuz bir döngüye sıkıştıklarını söylüyor. Charlie ise böyle bir şey olmadığını anlatmakla uğraşıyor. Tamamen farklı pencerelerden baktıkları için orta yol bulmaları da çok kolay durmuyor.


Avukat karıştırmadan boşanmayı kendi aralarında halledebilecekleri konusunda anlaşan çiftten Nicole yine de bir avukat tavsiyesi alırken buluyor kendini. Sonra Charlie de avukat tutmak zorunda kalıyor ve işler bir anda çirkinleşiyor. Kendi kendilerine çok daha kolay halledebilecekken hiç konuşulmaması gereken şeylerin konuşulduğu bir süreç başlıyor.


İnsanların nasıl istemeden kötü şeyler söyleyebileceğinin bir çok örneğini görüyoruz. Hem de muhteşem oyuncularla, harika bir hikaye kurgusuyla. Severek ayrılmak nedir? sorusunu kime sormak gerektiğini biliyor herkes. Kendisine.. Ne kadar da biz gibi, ne kadar da herkes gibi bir çift!.. Oscar vermezlerse bu filme, hakkımı helal etmem! Hem filme, hem oyunculara isterim.. 6 dalda Golden Globe adaylığı açıklandı zaten ama yetmez, Oscar isterim..

18.12.19
Oku..

Horace and Pete (2016)


Çok uzun zamandır tiyatroya gitmiyorum. Özel bir sebebi yok, denk gelmiyor. Dikkatimi çeken bir iki oyun oldu geçtiğimiz aylarda ama -bildiğin- bahalı. Hepsi aynı değil tabii ama -ismi lazım değil biri- 60 tl idi mesela; Ezgi Mola izlemeye heves etmiştim içimde kaldı. Yok mu o kadar param, var, ama ne gerek var, altı kere sinemada film izlenir o parayla di mi?! Ya belediye salonlarında falan ayda yılda bir denk gelip üç beş liraya güzel oyun görcen ya da durum bu. Bu kadar zengin sporu olmaya gerek yok bence.

Louis C.K.'i biliyor musunuz? Trumbo (2015) filminde yan karakterlerden biriydi, böyle filmlerde denk geldiğim bir abi işte. Baktım da, aslında komedyenmiş. Şimdi onun son dizisinden bahsedicem size.


Tiyatro oyunu olarak veya -miş gibi yaparak hazırlanmış bir dizi. Birkaç istisna dışında iki sahne kullanılıyor, biri Horace and Pete's isimli bar, diğeri barın üst katındaki Horace'ın dairesi. Horace and Pete's, 1916'dan beri iki kardeş olan Horace ve Pete'ler tarafından işletilen bir mekan. Horace'ın Horace, Pete'in Pete isimli bir oğlu oluyor ve onlarla devam ediyor bar. Çok kar getirmese de barın varlığının kutsallığına hürmeten devam ediyor işler. Günlerden bir gün, Horace'ın kızkardeşi Sylvia barda hak iddia ediyor ama Uncle Pete hiç oralı olmuyor; Uncle Pete ayrıca kokteyl içki vermiyor, bira sadece Budweiser, mekanda hakaret ettirmiyor, bazı müşterileri kazıklıyor, bazısına ısmarlıyor ve sevmediğini kovuveriyor. Ve bu mekan yüz yıldır çalışıyor.

Karısı hamileyken baldızını da hamile bırakan Horace, kızıyla arasını düzeltmeye çalışırken; üç sene hastanede tedavi gören kontrolsüz halüsinasyon muzdaribi Pete, ilaçlarla hayata ayak uyduruyor. Sylvia'nın ise bardan pay istemesinin çok anlaşılır bir sebebi var, para lazım. Brooklyn'in göbeğinde müze gibi duran barın müdavimleri ise zırçeşit; siyasetten kadınlara, ilişkilerden sanata kadar birçok mevzuya farklı bakış açıları getiren dizi, on bölümden oluşuyor ve bölümler otuz ile altmış dakika arasında değişen uzunluklarda bölünüyor. Beşinci bölüm sonunda "İlk Perdenin Sonu" yazınca zaten iyice tiyatro olduğuna ikna oluyorsunuz.


Geçen ay, Mağara'nın üçüncü ve son sayısı için Çağlar Çorumlu ile yaptığım röportajda, "Güldür Güldür programı için televizyon tiyatrosu diyebilir miyiz?" demiştim, "Hayır," demişti "tiyatro tekniği kullanarak yapılan televizyon şovu denebilir belki. Çünkü tiyatro değil o, tiyatro canlı izlenmesi gereken bir performans." Tabii ki haklıydı, Horace and Pete (2016) için de öyle demek gerekir ama ben o tiyatro enerjisini çok yakından hissettim bu dizide.

Yazıp, yönetip, Horace'ı oynayan Louis C.K.; Pete olarak da muhteşem bir performansla Steve Buscemi'yi izliyoruz. Uncle Pete, Alan Alda; Sylvia, Edie Falco; Jessica Lange, Tom Noonan, Maria Dizzia ve birer bölüm konuk olan Nina Arianda, Hannah Dunne ve Rebecca Hall. Bu son üçlü baya güzel kızlar ayrıca.

Dizi genel olarak iyi hissettirme, ufuk açma özelliğine sahip ama bazen karakterler o kadar gerçekçi saçmalıyorlar ki, küfür bağırttırıyor evde. Tavsiye edilmez de n'apılır?! Bana da bir tavsiyeyle geldi zaten.

Herkese bu seneyi telafi edecek güzellikte bir yeni yıl diliyorum. Bakalım 2017 bize neler gösterecek..

301216
Oku..

Manhattan Murder Mystery (1993)


Woody Allen yıllar sonra tekrar Diane Keaton'la beraber kamera karşına geçiyor ve Manhattan Murder Mystery'i çekiyor. Mia Farrow'la ilişkisi olduğu dönemde Keaton'la çalışmamıştı, en son Manhattan (1979)'da beraber oynamışlardı.. Bu filmden sonra da zaten çalışmadılar.. Öyle enteresan bir proje oldu bu..


Filmde aynı günümüz sorunu olan, komşuları tanımama durumu sözkonusu. Bir akşam eve dönerken asansörde karşılaştıkları çiftle ayaküstü sohbet ederler, sonra bu komşularına çaya giderler; sohbet muhabbet. Ertesi gün bu komşularının dairesinin önünde bir kalabalık görürler, bakarlar ki dün tanıştıkları bayan bu. Başsağlığı falan bir kaç gün geçer böyle ancak heyecan peşindeki Carol (Keaton) komşusunun, karısının ölümüne yeterince üzülmediğini düşünür ve dedektifçilik oynamaya başlar. Yoksa karıyı koca mı öldürdü?!


Baya eğlenceli film.. Biz şu an tabii hangi filmini istesek bulup izliyoruz ama o dönem ikiliyi 13-14 yıl aradan sonra tekrar izleme fırsatı bulanlar çok sevinmiştir.. Hayat bize güzel ya..

70'lerin sonunda birlikte çalışıp, Annie Hall (1977) ve Manhattan (1979)'da Woody Allen'ın senaryo yazımında destek aldığı Marshall Brickman işe tekrar dahil olmuş ve Manhattan Murder Mystery (1993)'nin de senaryosuna isimlerini beraber yazdırmışlar. Komşuyu ise Alan Alda oynuyor..

18.02.2012
Oku..