Philomena (2013)

Konuk Yazar // Kadir Akbulut


İngiltere menşeli olup Hollywood’da üretmeye devam eden birinci sınıf yönetmenler arasında Stanley Kubrick, Alfred Hitchcock ve Ridley Scott gibi ustaları sayarken, Stephen Frears’ı vizyon sahibi oluşu ve samimi hikayeleri ile bu yönetmenlerin yanında saymamak için bir sebep yok. Doksanların başından bugüne değin yaptığı kalburüstü işlerin çoğunlukla kendi coğrafyasına dair olması adını saydığım yönetmenlerden onu ayıran bir özellik. Philomena / Umudun Peşinde filmi usta yönetmenin maharetli elinden çıkan en son iş.

Philomena Lee’nin henüz çok gençken tek seferlik denilebilecek bir ilişki sonrası hamile kalıp manastırda soluğu almasının akabinde, çocuğunun, Amerikalı varlıklı ailelerden birine kendi rızası olmaksızın evlatlık verilmesinin hikayesini, yıllar sonra bir umut çocuğunun peşine taa Amerikalara kadar gidiş sürecini izliyoruz.

İşinden ayrılmak durumunda kalmış bir gazeteci olan Martin Sixsmith ve yıllarca çocuğuna olan özlemi içinde derin bir yara açmış emekli hemşire olan Philomena Lee soluğu Amerika’da alırlar. Sixsmith, editörünün bir siparişle onu gönderdiği bu yolculukta aslında yapmak zorunda olduğu iş ile yaptığı işin manevi boyutu arasındaki anlam katmanı filmin anlatısının itici gücü. Kaybeden hallerinin ortaklaştırdığı şekliyle yola çıkmışlarsa da asıl tutku ve özlemin kaynağı olan Lee’nin dilemma durumları yolculuğun akıbetini belirliyor.


Martin, dinsel bir olayla bağ kuramıyorken Philomena’nın dinsel bir ritüele olan bağlılığı, Martin ve Philomena’nın genel kültür bağlamında farklı bir altyapı barındırmalarına karşın temelde birbirlerine olan benzerliği dikkat çekici. Martin, deneyimlediği durumlar sonucunda bazı aydınlanmalar yaşayıp dinsel hassasiyetlere girse de Philomena kadar affedici bir kimlik kazanmış olmuyor.

Tesadüflerin işin içinde bariz şekilde oluşu olayların gelişiminde de yer buluyor. Bütün bu hikayenin ilgi çekiciliği bir çok hayati durumu içinde barındırmasıyla da doğru orantılı. Rahibelerin korunaklı ve gizli politikaları ile aranan kişinin özgün halinin bir arada olduğu bu olayda, en çok da bir annenin kendi canından kanından olan varlığa dair özlemi ortaya çıkıyor.

İngiliz yönetmenlerle başlayıp İngiliz aktrislerle sonlandırayım. Maggie Smith, Vanessa Redgrave ve Judi Dench gibi yaşayan üç büyük İngiliz aktrist varsa, bunlardan belki de en kıdemlisi olan Judi Dench, Philomena Lee’ye hayat verip, seviyesi yüksek oyunculuğunu filmin her anına yayarken, ona eşlik eden Steve Coogan’ın sadece komediden ibaret biri olmayışını gösterip üstüne senaryoda klasını konuşturduğunu vurgulamalı.

Frears’ın bu gerçek hikayeyi elbetteki sinema için süslediği yerler vardır. Ama yine de başlı başına vurucu olan olayları, üstü kapatılan ve gerçeğin gizlenmesinin afişe edilmesi açısından da manası büyük bu isyan edilesi durumu sinema perdesinde izlemenin anlamı bir hayli fazla. Philomena Lee, umudunun peşinde giderken, düzen gibi gözüken düzenlerin içinde var olan düzmece yapıların ortaya serilmesi, aidiyet durumunun nelere kadir olabileceğinin kanıtlanması açısından yaşayan ve yaşama anlam katan değerli bir film.

(Bu yazı, iki sene önce yarın yani 14 Şubat 2016 tarihinde turkcealtyazi.org sitesindeki film başlığı altında incelemeler bölümünde yayınlanmıştır. Kadir Akbulut, paylaşıma izin vererek de yazılısinema'ya renk ve değer katmıştır, teşekkür..)

13 şubat 2018
Oku..

Hobbit BoxSet


J. R. R. Tolkien'in 1937'de yani Yüzüklerin Efendisi Üçlemesi'nden yaklaşık 20 yıl önce yayımlanmış bir orta dünya hikayesi olan The Hobbit, yine Peter Jackson yönetiminde seyirciye sunuldu. Yüzüklerin Efendisi'nden 10 yıl sonra.. Yalnız bu yeni serinin ilk seriden iyi olmadığı sadece benim değil çoğunluğun görüşü..

The Lord of the Rings: The Fellowship of the Ring (2001)
The Lord of the Rings: The Two Towers (2002)
The Lord of the Rings: The Return of the King (2003)

Yüzüklerin Efendisi'nde, Bilbo Baggins'in, yok edilmesi için yüzüğü Frodo'ya vermesinin gerekmesiyle başlamıştı macera. Sihirli bir yüzük vardı ve kötü güçlerin eline geçmeden yok edilmesi gerekiyordu. Elf'li, Ork'lu, Cüce'li, Hobbit'li, Büyücü'lü ve Gollum'lu bir macera. Şimdiye kadar yapılmış en iyi filmler listesinde üst sıralardaki yerlerini almıştı üçlemenin her bir filmi. Her filmin senaryosu aynı adı taşıyan kitaptan hazırlanmıştı.

The Hobbit: An Unexpected Journey (2012)
The Hobbit: The Desolation of Smaug (2013)
The Hobbit: The Battle of the Five Armies (2014)


Yüzüklerin Efendisi macerasının öncesi olan ve The Hobbit adıyla tek cilt olarak yayımlanan kitapta, yüzüğün Bilbo tarafından bulunup saklanmasına sebep olan Erebor'un kurtuluşu'nun hikayesi işleniyor. Erebor, Cücelerin yaşadığı dağ; dağın içi oyularak kurulan bir krallık. Özelliği ise büyük bir altın kaynağı olması.. Günün birinde altınlara zaafı olan Smaug isimli ejderha dağa saldırıp, cüceleri kovup oraya yerleşiyor. Pek savaşçı olmayan Hobbit ırkı dışında Elfler, Orklar, İnsanlar ve Cüceler aşırı savaşçı.. Kah onurları kah altınları için.. Smaug'un himayesindeki o dağı tekrar alması gereken Cüceler, Büyücü Gandalf ve Hobbit Bilbo'yla aleme dalar..


Tolkien'in tek kitapta anlatmayı uygun gördüğü hikayeyi, Yeni Zelandalı yönetmen Peter Jackson üçleme olarak filme çekiyor. Allahtan tek açıklaması daha fazla para kazanmak değil.. Zaten her biri 3 saate yakın olan seri 3 filmle anca anlatılabilmiş..


Seride Gandalf'ı Ian McKellen oynuyor. Bilbo Baggins'i Martin Freeman, Cücelerin kralı Thorin'i Richard Armitage oyunuyor. Ayrıca makyajsızken bile Hobbit olan Elijah Wood da serinin başında azıcık Frodo'yu oynuyor. Gelelim Elflere, Tauriel rolünde Evangeline Lilly, Legolas Orlando Bloom ve Galadriel Cate Blanchett ve Saruman Christopher Lee.. Öbür seride bi tek Thorin yok bu ekipten..

Bu arada Gollum'u ne zaman görsem Steve Buscemi geliyor gözümün önüne, Andy Serkis ama doğrusu. Serkis aynı zamanda Hobbit serisinin ikinci yönetmenliğini de üstlenmiş. Jackson'ın sağ kolu yani.


Peki teknik anlamda nedir durum, uzman görüşü alalım.. Her sene Oscar adaylığı elde eden seri hiç kazanamadı ama yine de o kategoride öne çıktığı anlamına gelir o di mi?!
-The Hobbit: An Unexpected Journey (2012): En iyi saç-makyaj, en iyi görsel efekt, en iyi prodüksiyon..
-The Hobbit: The Desolation of Smaug (2013): En iyi görsel efekt, en iyi ses kurgusu, en iyi ses miksajı..
-The Hobbit: The Battle of the Five Armies (2014): En iyi ses kurgusu..

Özellikle ilk filmde -'fırtına savaşları' mı ne öyle bi şey demişlerdi filmde- o sahnede, akademik seviyede genel jeoloji sunumu izledim, beğendim. Hani, dağlar vücuda geliyor da savaş ediyorlar..


17.12.12
Oku..

Nebraska (2013)


Oscar adayları açıklandığında hiç merak etmediğim birkaç filmden biriydi: 2. Geleneksel Oscar Adayları ve Kehanetlerim..
6 dalda ödüle aday gösterildi. Ne anlattığı, kimin oynadığı, kimin çektiği hakkında en ufak bi fikrim olmaksızın ısınamadım filme. İçgüdü. Önyargı.. Ne dersen.. Sonra ne olduysa, bir grup film indirirken araya kaynadı, indirdim. Demin de -asıl izlemek istediğim film çalışmayınca- izlemek zorunda kalma fırsatı buldum.


Bi başladı siyah-beyaz.. İyice kıllandım.. Senaryo: Bob Nelson, Yönetmen: Alexander Payne.. (Yönetmenin adı tanıdık gibi, hemen baktım; The Descendants (2011)'ı yönetmiş.. Sevmiştim diye hatırlıyorum.) Biraz buhranlı bir hikaye, kadronun geneli yaşlı artı genç kızlar da şişman.. Film ilk yarısıyla seyircinin beklentilerini düşürerek, ikinci yarıda çok güzel bi şey izlettiğini sandırıyor. Ben yemedim; ancak sonlara doğru hikaye bir dikeliyor inceden, ben burdayım diyor..

Bir 'hayırlı evlat' hikayesi.. Karı dırdırından bıkmış, yılların alkolikliği, yaşlılığın da etkisiyle biraz saf hareket eden Woody, bi dergi aboneliğinden çekilişle 1 milyon dolar kazandığını sanıyor. Bi şekil Nebraska'ya gidip, parayı almayı kafaya koymuş. Karısı ve iki oğlu, adama gerçeği anlatmaya çalışıyorlar.. Adam inatçı. En sonunda oğlu "Tamam," diyor "ben götürecem ama seni, gözümün önünde olacaksın" diyor.. Bundan sonra işte güzel bi baba-oğul teması işleniyor.


Bence karakterler gayet başarılı çizilmiş, oyuncular baya iyi, tekniği de başarılı ama işte 'en iyi film'lik bi şey yok tabii ki.. Babayı Bruce Dern oynarken, oğlu rolünde ise Will Forte'yi izliyoruz.. Önyargılarımı güzelce kaldıran bu filme 7/10 verdim. İzlenecekler listenize ekleyebilirsiniz yani.. Gerçi altı adaylığın biri bile heykel kazananlar arasında değil ama olsun..

Sıralı Tam Liste: Oscar 2014

30.03.2014
Oku..

Helium [2014]


Evet Oscar'lı kısa.. 23 dakika süresi, harika görselleri ve baya iyi oyuncularıyla her saniyesinden ustalık akan bir film. 35 yaşındaki Danimarkalı kısa filmci Anders Walter'ın bu 3. filmi..


Yaşamının son zamanlarındaki hasta bir çocuk ve hastanedeki işine yeni başlamış bir temizlik görevlisi.. Eleman çocuğun odasını temizlerken tanışıyorlar ve zamanla dostlukları gelişiyor. Uçan balonlara, zeplinlere falan meraklı çocuk, ölenlerin cennete gittiğini duymuş anne-babasından. Cennetin sıkıcı bir yer olduğunu kurmuş kafasında, ölüler gidiyo falan.. Temizlikçi eleman, cennetin sıkıcı bir yer olmadığını, orada şu an hayatta olmayan herkesin onu beklediğini ve çok güzel evlerde yaşandığını falan anlatıyor. O evlere de içinde helyum olan zeplinlerle gidileceğini anlatıyor. Yani son zamanlarında çocuğa umut enjekte ediyor, rahat uyusun diye.. Hikayeler anlatıyor, çocuğun durumu ciddileşip yoğun bakıma alınınca, hikaye yarım kalıyor. Eleman koymuş kafasına hikayenin sonunu öğrenmeli diye yırtınıyor. Bi hemşire yardım ediyor ona ve çocuk rahat uyuyor.

Yapımcı Kim Magnusson ve yönetmen Anders Walter; Oscar alır iken..

Efekt konusunda bir kısa film için bu kadar uğraşılmasına tabii ki şaşırdım ama sonuca bakınca, adam baya baya Oscar aldı lan.. Demek ki uğraşacan, umudunu esirgemeyecen aga.. Muhteşem görsellerle, sağlam teknik donanım ve güzel bir altyapıyla 10 üzerinden 8'lik bir film olmuş.. Belki süresi biraz uzun kaçmış ama güzel olmuş..

Oyuncular: Casper Crump, Pelle Falk Krusbaek, Marijana Jankovic..

Sıralı Tam Liste: Oscar 2014

14.03.2014
Oku..

Frozen (2013)


En İyi Animasyon Film Oscar'ını alan film, 'Andersen'den Masallar' diye duymuş olabileceğiniz Danimarkalı masalcı Hans Christian Andersen'in 'The Snow Queen'inden esinlenerek yazılmış.
Jennifer Lee ve Chris Buck'ın ortak üretimi olan animasyon filmde Prenses Anna'nın özel güçleri konu ediliyor.

Doğuştan gelen bir özellik olarak, soğuk havayı kontrol edebilen bir yapısı olan Anna, çocukken bu özelliğinden faydalanarak kardeşi Elsa ile oyunlar oynuyor. İşte kar yağdırma olsun, efendime söyleyeyim buzdan şekiller yapmalar olsun. Ama anne babasının yönlendirmesi üzerine, bu güçlerini kontrol edebilmeyi öğrenmesi gerektiğine karar veriliyor ve kimseye zarar vermemesi için sürekli bir odada tutuluyor prenses.


Kardeşinden ayrı düşüyor bir süre ve sonra bi taç takma töreni için odasından çıkıp, insan yüzü görüyor. Ama olan oluyor tabii, etraf kar kış kıyamet. Kaçıyor sonra o diyarlardan. Elsa, Anna'yı bulmak için yollara düşüyor, başına çok şey geliyor. Kardeş sevgisi ile finalleniyor hikaye.
Anna'yı Kristen Bell, Elsa'yı Idina Menzel seslendiriyor.

Filmin olayı, müzikal olması. Müziklerinin iyi çalışılmış olması ve 'En İyi Orijinal Şarkı' Oscar'ını da alıp götürmesi: Let It Go. Açıkçası şarkılar dışında pek beğenmedim, rakiplerini de izlemediğim için Oscar'ına yorum yapamayacağım ama imdb.com'daki 8.0/10 olan puanına rağmen ben 6 verdim.

Sıralı Tam Liste: Oscar 2014

07.03.14
Oku..

Sıralı Tam Liste: Oscar 2014


Digiturk yüzünden link arayarak geçen gecede Akademi Ödülleri'ni, Almanca, Japonca gibi muhtelif dillerde denedikten sonra en izlenebilir -orijinal dilinde- bi yayın bulup takıldım. Ben hiç anlamadım ama Ellen DeGeneres'in sunumu bütün salonu kırdı geçirdi. Hep kahkaha, bol kahkaha hakimdi. Geçen sene bildiğin gülmemişlerdi. Tören boyunca -ki bu yazı tören izlerken yazılmakta, bi sondan bi baştan- tahminlerimle tutuşan sonuç olacak mı diye yalandan heyecan yaptım. Tuttuğunda sevindim falan.. Komple adaylar ve tahminlerimi tee ne zaman yazmıştım; 2. Geleneksel: Oscar Adayları ve Kehanetlerim başlığında. Geçelim kazananlara.. Yanında tik olanlar bildiklerim..


En İyi Film: 12 Years a Slave (2013)

En İyi Yönetmen: Alfonso Cuaron.. Gravity (2013)

En İyi Erkek Oyuncu: Matthew McConaughey.. Dallas Buyers Club (2013).. ✔

En İyi Kadın Oyuncu: Cate Blanchett.. Blue Jasmine (2013)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Lupita Nyong'o.. 12 Years a Slave (2013)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Jared Leto, Dallas Buyers Club (2013) ✔

En İyi Uyarlama Senaryo: John Ridley, 12 Years a Slave (2013)

En İyi Özgün Senaryo: Spike Jonze.. Her (2013) ✔

En İyi Yabancı Dilde Film: La Grande Bellezza (İtalya)


En İyi Görüntü Yönetimi: Emmanuel Lubezki - Gravity (2013)

En İyi Kurgu: Mark Sanger ve Alfonso Cuaron - Gravity (2013) ✔

En İyi Ses Kurgusu: Gravity (2013) ✔

En İyi Ses Miksajı: Gravity (2013)

En İyi Dekor Tasarım: Catherina Martin ve Beverly Dunn - The Great Gatsby (2013) ✔

En İyi Kostüm Tasarım: Catherina Martin - The Great Gatsby (2013) ✔

En İyi Saç & Makyaj: Dallas Buyers Club (2013) ✔

En İyi Görsel Efekt: Gravity (2013)

En İyi Animasyon: Frozen (2013)

En İyi Kısa Animasyon: Mr Hublot [2013]

En İyi Kısa Film: Helium [2014]

En İyi Film Müziği: Steven Price - Gravity (2013)

En İyi Orijinal Şarkı: Let It Go - Frozen (2013)

Teknik kategorilere bakınca, sanat tekniği kullanımına The Great Gatsby (2013) liderlik ederken, kamera ve bilgisayar tekniklerinde Gravity (2013) ezici bir üstünlük kuruyor. Zaten tahminler de hep bu yönde idi. Akademi de teknikten anladığını göstermiş oldu; boş değillermiş.

Sonuç: 10 adaylığı olan Gravity (2013) 7 kategoride zafere ulaştı; Dallas Buyers Club (2013) ve 12 Years a Slave (2013) 3'er, The Great Gatsby (2013) ve Frozen (2013) 2'şer, Blue Jasmine (2013) ve Her (2013) de 1'er ödülle geceyi tamamladı.

İddialı olanlardan, 10 adaylık sahibi American Hustle (2013) ve 5 adaylık sahibi The Wolf of Wall Street (2013) maalesef babayı alırken, 6 adaylığı bulunan Nebraska (2013) da bi ödül çıkaramadı..


Bu da sabah haberlerinde denk geldiğim, Üstte televizyondan çekilmiş görüntünün o telefondaki hali olan, Obama'nın retweet rekorunu egale eden Ellen DeGeneres selfisi.. "If only Bradley's arm was longer. Best photo ever. #oscars" yazarak paylaşmış.. 1 saatte 1 milyonu aşmış ve şu an 2,5 milyona yaklaşmış durumda..

3.3.14-12:34
Oku..

Inside Llewyn Davis (2013)


Ya, sabah izledim bu filmi, ama işlerim vardı, çıkmam gerekiyordu, onun için hemen yazamadım.. Çok istedim ama yazmayı.. Neden? Çünkü çok sevdim. Sizin de haberiniz olsun da hemen izleyin diye hemen yazmak istedim.. Görüntü ve ses miks dallarında Oscar'da yarışacak üstelik.

Hikayesi çok mu iyi? Hayır. Görüntüler? Hayır.. Müzikler, kurgu hatta oyunculuklar çok mu iyi? Hayır! Ama işte Coen farkı; adamlar bir karakter yaratmış, senden benden gerçek..


Yazan yöneten Ethan & Joel Coen biraderler.. Amerikan-folk müzik icracısı, grup arkadaşının ölümünden sonra piyasada tek başına tutunmakta zorlanan ama yine de müzikten vazgeçmeyen ve bu uğurda pek çok sıkıntı yaşayan Llewyn'i, Oscar Isaac oynuyor. Isaac'i daha önce nerden tanıyoruz acaba diyeniniz varsa, Drive (2011) ile popülerleşmiş bir isim olduğunu görüyoruz, ama ben daha çok Sucker Punch (2011)'taki haliyle tanıdığımı söyleyebilirim. Neyse, bu filmdeki performansı da gayet iyiydi bence, dersine iyi çalışmış ve tahmin ediyorum çalışırken çok da zorlanmamıştır.. Sonuç olarak çok başarılı bir karakter yaratılmış işte.. Her hareketi çok gerçek..


Filmde Carey Mulligan var diye eklemiştim taa ne zaman izlencekler listeme.. İzlerken, ne zaman çıkacak diye bekliyorum.. Kızın sahnesi gelmiş, oynamış, ben kaçırmışım.. Sonraki sahnede fark ettim, onun o olduğunu.. Drive (2011), Shame (2011) ve The Great Gatsby (2013)'deki sarı ve kısa saçlarına alıştığım için, kahverengi saçlar ve gayet sıradan bir tarzda görünce tanıyamadım.. Filmde, negatif eleştirebileceğim/laf sokabileceğim bir nokta; sürekli olarak Carey'nin oynadığı karakter için "Herkes onu skmek istiyor, herkes onu görmeye geliyor.." söylemlerinin görselle hiç pekiştirilmediği için havada kalmasıdır. Hayır, ne öyle çok aranan bi kadın profili çiziliyor, ne de asılanı, laf atanı oluyor.. Yani hiç öyle bi durum yoksa bile, en azından o lafı eden adam en az bi kere bi asılsaydı kadına.. Ayrıca Carey Mulligan ne güzel "Ass-hole!" diyor, bol bol..


Küçük bir rolle Justin Timberlake ve görece biraz daha büyük bir rolle de John Goodman da kadrodaki yerlerini almışlar. Çok sayıda gitarlı müziğe yardım ve yataklık yapan filme benim puanım 8 (sekiz).. Coen biraderlerin tabii ki en iyi filmi değil ama en iyi karakter bazında The Dude'le kapışır Llewyn Davis.. The Dude'u bildiniz di mi, The Big Lebowski (1998)..

Sıralı Tam Liste: Oscar 2014

28.02.14 | 01:44
Oku..

The Broken Circle Breakdown (2012)


Dedik ki:
-Film izliyek!
-Ne izliyek?
-Bilmem, bakarız bi..
(o arada açık olan voçlist'teki afişler göründü ekranda)
-Off, poposu ne tatlıymış kankii!
-Renkleri çok güzelmiş lan onun..
-O daa düşmemiştir la internete, festival filmiydi, Oscar adayı hem..
(bakılır, görülür ki düşmüş)
-Ne izliyoz kanki?..
-O filmi işte..
-Nasıl lan, hani düşmemişti internete am!
-Düşmüş demek ki..
(film hazırlanır, yerleşilir)
-Bi dakka dur, başlamadan, kimin cipsikola borcu vardı bana, iki senin bi senin mi?!
-Lan ne alakası var, götünden cipsikola uydurma..

Belçik yönetmen Felix Van Groeningen, diğer filmlerinin de aynı kafada olduğunu hissettiren bir tarza sahip. Üç uzun metrajı daha var, ve bu filmdeki dram yükü, adam götü ve kurgu fışkını hallerin öncekilerde de olduğunu tahmin etmek çok zor değil.
Tabii ki, hani, Guy Ritchie filmini, Çağan Irmak filmini, Woody Allen filmini jenerik görmeden, rastgele bi beş on dakkasını izleyip sahibini anlarsanız, hah, bu o kadar olmasa da, tarz bir film.


Tiyatro oyunundan uyarlama bir senaryoya sahip film, teknik anlamda çok klas, görüntülerdeki fotoğraf etkisi, renk seçimleri, hatta oyuncu yönetimi baya başarılı. Kurgusunu seversin-sevmezsin sana kalmış, zevk meselesi, bi öne bi arkaya giden film özellikle bir geçişiyle salondaki herkese -evin salonu- "Vauoouu!" dedirtti. Flemenkçe dili, zaman zaman telaffuzlarını taklit etmemize izin verdi, sevişme sahnelerinde "Uff!" sesleri duyuldu, ama daha ortalarındayken herkesin inceden bi damarına dokundu film. Ufak kızları kanser falan ya..


Amerikan özentisi Belçikalı bir müzisyen, dövmeci bir hatunla takılmaya başlar, yiyiş, seviş, hop çocuk. Hop yedi sene sonra, çocuk hastanede, tedavide. Hop yedi sene evvel, evlerine teranda yapıyolar falan.. Sonra çocuk derdi bitiyor, anlaşamayan çift oluyorlar, kavga gürültü. Hop yine seks..

Filmin ortalarındayken:
-Ya cankiler, daha eğlenceli bişe mi açsaydık?!
-La oğlum ben çaktırmadan ağlıyom zati..
-Ama renkler güzel
-Renkler süper abi, baksana şuna..
-Çok başarılı çok..

Dövmeci kadını Veerle Baetens, başta Amerikancı sonra TKP'li olan bançocu adamı Johan Heldenbergh, kızlarını ise Nell Cattrysse oynuyor. Oyunculuklarını, hepsinin, ayrı ayrı, çok başarılı bulduk.. Çok iyilerdi. Ayrıca filmin başında yapımcı firmalar arasında Topkapı Films ismini görünce bi şaşırdık.. "Demek ki Türk yapımcısı var falan" dedik ama şimdi bi baktım da Topkapı Films, merkezi Amsterdam'da olan bir prodüksiyon firması.. İki Belçik tarafından kurulmuş.. Bizle bi alakası yok yani. Şey gibi, bizim burda Paris Büfe açmamız gibi..


Filmin sonunda da:
-Vaaayy, nasıl havada bıraktı.. Klass
-Ne havası olum, öldü karı baya..
-La kalbi attı işte
-Yok abi, makinayı kapattı ya
-La manyak mısın, kalbi attı işte..
-Nereye attı kalbi, yok öyle bişe, düz çizgi vardı makinada..
-Ben anlamadım ya, n'oldu?
-Öldü, öldü..
-Ya nerenizle izliyonuz, kalbi attı, makinada nabız falan..
-O yaşıyo anlamına gelmez ki
-Fotoğrafını çek Denizhan'a soralım..
-Ya ne alaka, tıp okumayan filmi anlamasın diye bişe mi var..
-Yaşıyosa uyandığını görmeliydik...

Derken internete falan bakıldı, millet ne yorum atmış diye, kimse tartışmamış filmin sonunu.. Herkes yok klas yönetmen, yok nays kurgu..  Biz biraz tartıştık, siz de bi izleyin bakalım ne diyceğeniz?.. Ben 7 verdim, biri 8 verdi, diğeri 9 verdi, kızlar bi şey vermedi filme.. Bu arada Oscarlık bir durum olduğunu da sanmıyorum. Ama renkler güzeldi baya..

Sıralı Tam Liste: Oscar 2014

07.02.14
Oku..

August: Osage County (2013)


Baştan bi belirtmek gerekir ki Kirk Jones'un Everybody's Fine (2009)'ı ile benzer kafadalar yani çok orijinal bir mevzu değil. O film de fena değildi yani, Robert De Niro, Kate Beckinsale, Sam Rockwell gibi isimler vardı. Bunun da kadro yine çok başarılı, Meryl Streep, Julia Roberts ve Ewan McGregor gibi popüler isimlere, bi tık daha az popüler Juliette Lewis, Julianne Nicholson ve Chris Cooper eşlik ediyor. O tarafta naif baba vardı, bu tarafta huysuz anne..


Julianne Nicholson'ı izlerken film boyunca "Ulan nerde oynuyodu, çok tanıdık yüzü, yakın zamanda izledim" dedim durdum. Sonra buldum: Masters of Sex (2013- )'ten. Ayrıca belirtmek isterim ki McGregor harika bir insan, Moulin Rouge! (2001)'u da izlemeyen kalmasın.. Kızlarını da Abigail Breslin oynuyo, Zombieland (2009) izleyen hatırlar.

Çok başarılı oyunculuklar falan, hatta hikaye de çok güzel ama bi üç beş sene önce benzerini izlediğimiz için biraz sıkıntı.. Yönetmeni, ER ve Shameless dizileriyle bilinen John Wells; senarist ise hikayeyi kendi yazdığı tiyatro oyunundan uyarlayan Tracy Letts.


Babalarının evi terk etme haberiyle, yatıştırıcı ilaç bağımlısı annelerini ziyarete gelen üç kız kardeş ve birkaç yakın akrabaları.. Annelerini sakinleştirip, babalarının dönmesini bekliyorlar derken intihar ettiği haberiyle beraber cenazesi geliyor adamın. Sonra da uzun zamandır bir araya gelemeyen ailenin bu toplaşması fırsat bilinerek konuşulmayanlar konuşuluyor. Tabii bağımlı anne ortamı iyice geriyor. Evin büyük kızı kocasından boşanmak üzere, küçük kız rahim kanseriymiş kimseye bi şey demeden tedavi olmuş, diğer kız desen zengin koca bulmuş kaptırmak istemiyo.. Kızların halası, onun kocası ve oğlu desen ayrı dert..

Filmin en etkileyici sahnesi, uzun uzun konuşulan cenaze yemeği masası sahnesi. Sahne girişinden çıkışına kadar inanılmaz bir aksiyonu var. Bi de plansekans olsaymış burası iyice olurmuş dedim. Belki denemişlerdir. Hani şu görüntüyü hiç kesmeden, uzun ve tek parça oynanan sahneler var ya, onlara deniyo plansekans diye. Çok zor ama yapması.. Yapanı yok mu, var!..


Akademi bu konuda çok adil davranmış, ne en iyi film, ne en iyi hikaye.. Direkt, 'en iyi kadın oyuncu' adaylığına Meryl Streep'i, 'en iyi yardımcı kadın oyuncu' adaylığına da Julia Roberts'ı yerleştirmiş. Açıkcası Streep'in gizli güçlü aday olduğunu hissediyorum. Yani Amy yine kaybedebilir. Oscar hakkındaki tahminlerim için 2. Geleneksel Oscar Adayları ve Kehanetlerim başlığına bi göz atınız efem. Sonra da Sıralı Tam Liste: Oscar 2014

03.02.14
Oku..

2. Geleneksel: Oscar Adayları ve Kehanetlerim


the 86th academy awards,

Bu sene 86.'sı düzenlenecek olan, Akademi'nin belirlediği adaylara ödül dağıtma gecesini komedyen Ellen Degeneres sunacak. Geçen seneki sunum çoğu kişiye göre fiyaskoydu bu yüzden Ellen yakacak ortalığı tahminimce.. Kaçmaz yani. Sade bir törenle Akademi Başkanı ve Thor'un sunumuyla 16 Ocak'ta adaylar açıklanmıştı. 2 Mart'ta da ödüller sahiplerine And OSCAR GOES TO...

(Bold yazılar favorimi göstermekte..)

En İyi Film

En İyi Erkek Oyuncu
Christian Bale (American Hustle)
Bruce Dern (Nebraska)
Chiwetel Ejiofor (12 Years a Slave)
Matthew McConaughey (Dallas Buyers Club)

En İyi Kadın Oyuncu
Amy Adams (American Hustle)
Cate Blanchett (Blue Jasmine)
Sandra Bullock (Gravity)
Judi Dench (Philomena)
Meryl Streep (August: Osage County)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
Barkhad Abdi (Captain Phillips)
Bradley Cooper (American Hustle)
Michael Fassbender (12 Years a Slave)
Jonah Hill (Wolf of Wall Street)
Jared Leto (Dallas Buyers Club)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu
Jennifer Lawrence (American Hustle)
Lupita Nyong'o (12 Years a Slave)
Julia Roberts (August: Osage County)
June Squibb (Nebraska)
Sally Hawkins (Blue Jasmine)

En İyi Yönetmen
Martin Scorsese (The Wolf of Wall Street)
David O. Russell (American Hustle)
Alfonso Cuaron (Gravity)
Alexander Payne (Nebraska)
Steve McQueen (12 Years a Slave)

En İyi Uyarlama Senaryo
John Ridley (12 Years a Slave)
Julie Delpy, Ethan Hawke & Richard Linklater (Before Midnight)
Terence Winter (The Wolf of Wall Street)
Billy Ray (Captain Phillips)
Steve Coogan & Jeff Pope (Philomena)

En İyi Özgün Senaryo
David O. Russell & Eric Singer (American Hustle)
Bob Nelson (Nebraska)
Spike Jonze (Her)
Craig Borten & Melisa Wallack (Dallas Buyers Club)

En İyi Yabancı Dilde Film
Danimarka - Jagten / The Hunt (2012)
İtalya - La Grande Bellezza / The Great Beauty (2013)
Filistin - Omar (2013)
Kamboçya - L'image Manquante / The Missing Picture (2013)

Ya hiçbirini izlemedim yaa.. Kelebeğin Rüyası (2013), La vie d'Adele (2013) ve Holy Motors (2012)'u izledim muhtemel adaylar diye ama üçü de aday gösterilmedi. Shit! Yani "No koment!" Ama ödül gecesine kadar Golden Globe'u da alan İtalyan işini izlemeyi planlıyorum. Geçen de bi İtalyan meleziyle tanıştım, çok övdü yönetmeni falan, "7'sinde geliyor sinemalara" dedi, dedim "torrent var burda.."

En İyi Kurgu

En İyi Şarkı
"Alone Yet Not Alone" (Alone Yet Not Alone) youtube link
"Happy" (Despicable Me 2) youtube link
"Let It Go" (Frozen) youtube link
"The Moon Song" (Her) youtube link
"Ordinary Love" (Mandela: Long Walk to Freedom) youtube link

En İyi Müzik
John Williams (The Book Thief)
Steven Price (Gravity)
Alexandre Desplat (Philomena)
Thomas Newsman (Saving Mr. Banks)
William Butler & Owen Pallett (Her)

En İyi Görüntü Yönetimi
Philippe Le Sourd (Yi Dai Zong Shi)
Emmanuel Lubezki (Gravity)
Bruno Delbonnel (Inside Llewyn Davis)
Roger Deakins (Prisoners)
Phedon Papamichael (Nebraska)

En İyi Kostüm
Yi Dai Zong Shi
The Invisible Woman

En İyi Makyaj
Jackass Presents: Bad Grandpa

En İyi Sanat Yönetimi

En İyi Ses Kurgusu
All is Lost
Lone Survivor

En İyi Ses Miksajı
Lone Survivor

En İyi Görsel Efekt
Star Trek Into Darkness

Bir de animasyon, belgesel ve kısa film kategorileri var, onlara hiç girmiyorum.. Evet, adaylar ve isteklerim ve haliyle kazanacakları yönündeki kehanetlerim bu şekilde.. Artık ödül töreni sabahı döneriz tekrar bu konuya.. Belki o zamana kadar izleyip eklemek istediğim olur ama Philomena'yı izlemeyi hiç istemiyorum mesela.. Olur ya böyle izlemek istemezsin işte.. Öyle..

Sıralı Tam Liste: Oscar 2014

28.01.2014
Oku..

The Book Thief (2013)


İkinci Dünya Savaşı Almanya'sı, Hitler önüne geleni öldürüyor, yahudisini komünistini komuyor ortalıkta. Küçük Liesel'in bir tren yolculuğunda ondan daha küçük kardeşi hastalığa yenik düşüyor, sonra da annesine Hitler yönetimi el koyuyor - öğreniyoruz ki komünistmiş annesi. Liesel'e bir aile bulup, evlatlık veriyorlar. Kardeşinin yol üstü cenaze töreninde mezarlık rahibinin düşürdüğü kitabını aşırarak başladığı kitap hırsızlığına, Hitler'in meydanlarda toplatıp marş eşliğinde yaktırdığı kitap yığınından yanmamaş olanı kaçırarak devam ediyor.

Bazı çocuk oyuncak araba sever, bazısı plastik çay takımı, Liesel ise kitapları seviyor. Kaçak misafirleri Alex'i hayatta tutan da yine Liesel'in ödünç aldığı kitaplar oluyor. Ölüm, kızın etrafındaki herkesi alıyor teker teker; Liesel'i sona bırakıyor. Liesel bu arada hikayeleriyle insanlara ulaşıyor.


Markus Zusak'ın romanından Michael Petroni'nin senaryolaştırdığı filmi Brian Percival yönetmiş. Kadroda Geoffrey Rush, Emily Watson gibi tecrübeli isimlerin yanında genç yetenekler Sophie Nelisse, Nico Liersch ve Oliver Stokowski yer alıyor. John Williams'ın yaptığı film müzikleri hem Golden Globe'da yarıştı, hem de Oscar'da yarışacak. Filmde akordiyon şov var.


Genel olarak beğendim filmi ama başlarda bi anlamadım olayı; 1938 Almanya diye başladı film, bazen Almanca konuşuldu çoğunlukla İngilizce. Tam İngilizce de değil, nayn-und-yah falan karıştı İngilzce'lerine. Dil konusunda kafaları karışıktı yani ama sanat yönetimi olsun görüntüleri olsun baya başarılıydı.. Kızı da çok sevdim, bu seneki gelecek vaadeden genç oyuncu ödülümü ona veriyorum. Siz de görün bence filmi.. Bu bir tavsiye midir? Evet tavsiyedir..

Sıralı Tam Liste: Oscar 2014

27.01.14
Oku..

The Lone Ranger (2013)


Sanırım ilk kez George W. Trendle tarafından televizyon dizisi için yaratılan bu karakterlerin zaman içinde pek çok film uyarlamaları yapıldı. Tonto ve The Lone Ranger yani bizdeki Maskeli Süvari'nin bu son uyarlamasını ise Karayip Korsanları ile tanınan yönetmen Gore Verbinski yapıyor ve Tonto'yu yine Karayip Korsanları ile tanınan Johhny Depp, Lone Ranger'ı ise Armie Hammer oynuyor. Bu maceradaki kötü adamımız Butch Cavendish'i ise William Fichtner canlandırıyor. Kadınlar ise Ruth Wilson ve Helena Bonham Carter..


Filmin bi önceki sene vizyona girmesi beklenirken bazı yapım aksaklıklarından dolayı ertelenmiş ve gösterildiğinde de pek olumlu eleştiri görememiş. Yani ben de çok beğenmedim açıkçası normal bi western-aksiyon filmi olmuş. Tek artısı Johhny Depp denebilir. Yalnız, filmin façasını kurtarmak için midir bilinmez görsel efekt ve makyaj kategorilerinden Oscar adayı gösterildi. Bi iki üç ay önce izlememe rağmen şimdi tanıtım yazmamın da tek sebebi budur yani. Çok iddialı olduğunu sanmıyorum ama Akademi'nin Verbinski'ye güzelliği olmuş bu bence...


Sıralı Tam Liste: Oscar 2014

26.01.2014
Oku..

Dallas Buyers Club (2013)


Sonunda izliyorum ve diyorum ki ne kadar adaylığı varsa versinler ödülü hiç acımadan, helal olsun.. Baya beğendim lan! Çok güzel film yapmış Jean-Marc Vallee... Emily Blunt'lı The Young Victoria (2009) ile tanınıyor. Ama artık böyle bi filmi var. Craig Borten ve Melisa Wallack'in beraber yazdığı senaryo, 85 Dallas'ında Ron Woodroof'un yaptığı devrimi anlatıyor.


Uyuşturucu ve seks bağımlısı Woodroof, bir gün bayılır, doktora gider ve AIDS olduğunu öğrenir. O zamanlar tedavisi tam anlamıyla mümkün görülmeyen ve çok ilacı bulunmayan bir hastalık olan AIDS'i ve neredeyse ölüme terk edilen hastalarını, işe yaramak bir yana zararlı olan bir ilaçla tedavi etmeye çalışıyorlar. Bazı ülkelerde kullanılan ama Amerika'da 'onaylanmamış' gerekçesiyle satışı yasak olan bir takım ilaçlardan haberdar olan Woodroof, Meksika'ya gidip tedavi oluyor ve 30 gün ömrü kaldı dedikleri adam aylarca ölmüyor. O ilaçları yasal olmayan yollarla ülkesine getirip diğer hastaları da illegal iyileştiriyor. Tabii kar marjını da ayarlayarak. İllegal olduğu için ilaç satmıyor da, Dallas Buyers Club'ı kuruyor ve üyelik ücreti alarak üyelerine ilaç yardımı yapıyor.


Çok başarılı hikaye, çok çok başarılı oyunculuklar. Matthew McConaughey ve travesti Rayon rolüyle Jarde Leto. Golden Globe'da ikisi de aldı ödülü zaten, Oscar'da da çok iddialılar. McConaughey, 6 Oscar adaylığı alan bu filmiyle değil de The Wolf of Wall Street (2013) ile daha popüler nedense. Ha bu filmde bir de Jennifer Garner var, ondan herhalde. Kadının oynadığı bütün filmler ikinci sınıfmış gibi geliyor. Artık bu hariç.. Ha bi de Juno (2007) hariç tabii, tamam birkaç tane daha var ama genelde öyle işte. Jarde Leto'yu ise Requiem for a Dream (2000) ve Mr. Nobody (2009) gibi müthiş filmlerle müthiş oyunculuğuyla izleyip unutmak üzereyken birden bu filmle kendini hatırlatıveriyor. Aşırı başarılı bulduğum ve hatta sahne sahne güzel bile bulduğum bir travesti olmuş.


Ben 8 verdim bu filme ve imdb puanı da 8.. İzleyin demek bu yani.. Hemen ekleyin izlenecekler listenize..

Sıralı Tam Liste: Oscar 2014

26.01.2014
Oku..

The Wolf of Wall Street (2013)


Jordan Belfort. Bu gerçek bir isim. Zamanında, küçük bir borsacılıktan milyarder bir dolandırıcılığa yükselmiş bir adam. Wall Street'te, gökdelenlerin kalın camları ardında büyük paraların konuşulduğu ofisler vardır. Borsa denen kanala hiç kafa yoramıycam, kazananın çok kazandığı, kaybedenin sıçtığı bir sistem. Kapitalizmin kalbi, şirket hissesi satmak üzerine kurulmuş ofislerde, ağzı laf yapan adamlar. Çok korkunç bence. Tam da hayal ettiğim bir borsacılık ortamı anlatılıyor zaten.


Rahat davranabilmen ve cesaretini kaybetmemen için ihtiyacın olan şey seks ve uyuşturucu. Bunlar seni hayatta tutar, duyguları köreltir. Belfort, işteki ilk gününde piyasa hakkında çok şey öğrenir, başarılıdır ancak kriz diye bir gerçek vardır. Sıfırdan başlar, hatta öğrendikleriyle kendi şirketini kurar. Çok para kazanır, çok güzel bir kadınla tanışıp karısını boşar. Artık uyuşturucu bağımlısıdır; o ve arkadaşları. Borsanın hangi çizgiden sonra illegal bir hal aldığını anlayamasam da bir süre sonra FBI peşlerine düşer, hayatı son sürat dalışa geçer.


Ve biz bunları bizzat Belfort'un kendi hikayesini anlattığı kitabından uyarlanmış olarak izleriz. Terence Winter'ın yazdığı senaryoyu usta isim Martin Scorsese yönetiyor. (İkili en yakın Boardwalk Empire dizisinde beraber çalışmışlardı, Winter, dizinin yaratıcısı, Scorsese ise ilk bölümün yönetmeniydi.) Bu filmin başına Scorsese getirildiğinde Belfort rolünü kimin oynayacağı da az çok belirlenmiş oldu; Leonardo DiCaprio. Aynı zamanda yapımcılardan birisi kendisi.. Muhteşem uyumlu yönetmen-aktör çifti Gangs of New York (2002), The Aviator (2004), The Departed (2006), Shutter Island (2010) ve bu filmle beşinci kez beraber çalışmış oluyorlar. Yardımcı oyuncu kadrosunda yancı Jonah Hill, seksi Margot Robbie, eski Matthew McConaughey, favori Jon Favreau, fransız Jean Dujardin, yazık Cristin Milioti ve slo-am Katarina Cas isimleri yer alıyor.


3 saatlik film, bir Scorsese filmi olmasından mütevellit hiç sıkmıyor. Oyuncu yönetimindeki başarıyı film kurgusunda göremesem de 8/10 puanlık bir film olduğunu düşünüyorum. Bir de o baştaki aslanlı sahneyi fazla gösterişli buldum, ya gerçekten gereksizdi o hareket ya da ben anlamadım. Oscar'da da 5 kategoride (film, erkek oyuncu, yardımcı erkek oyuncu, yönetmen ve uyarlama senaryo) adaylığı bulunan film, imdb.com top250'de yerini almış bile. Golden Globe'da da DiCaprio en iyi erkek oyuncu ödülünü kazandı.

Sıralı Tam Liste: Oscar 2014

25.01.2014
Oku..

American Hustle (2013)


Amy Adams'ın kadroda olduğu belli olduğu günden beri yani yaklaşık bir senedir izlenecekler listemde zaten film. Yakın zamanda da Oscar münasebetiyle çok konuşulur oldu ve 10 dalda aday gösterildi heykele. Geçen sene Silver Linings Playbook (2012) ile çok beğenilen yönetmen David O. Russell ve oyuncuları Bradley Cooper ve Jennifer Lawrence bu filmde de biraradalar.


Başrolde Christian Bale'i izlediğimiz filmde Jeremy Renner da tatlı bir rol üstlenmiş. Popüler ve başarılı bir yönetmenin daha popüler ve başarılı 5 yıldızla giriştiği senaryoyu, yönetmenle beraber yazan Eric Warren Singer daha önce Türkiye'de çekilen Hollywood filmlerinden The International (2009)'ı yazmış.

Gerçek bir hikayeden yola çıkılan senaryo, genelde suç-dram tarzı çevresinde gezinse de mizah dilini çok iyi kullanmış.. Benim film hakkında tek negatif görüşüm, her zaman olmayan ama olduğu sahnelerde hikayeden kopmama sebep olan gereksiz kamera hareketleri hakkında olacak. O hareketler de mizah gibi yerinde ve kararında kullanılsa çok daha şık bir film olabilirdi ama bu haliyle de zaten benden 8/10 puan almayı başardı. Oyunculuklar konusunda ise çok konuşmaya gerek yok, hepsi çok başarılı; hatta Amy Adams dururken Jennifer Lawrence'i övmek istemezdim ama gerçekten çok iyiydi. Golden Globe'da zaten en iyi film, en iyi aktör/aktris, en iyi yardımcı aktör/aktris, en iyi yönetmen falan ne varsa aday gösterilip filme ve kadınlara ödül kazandırıldı. Oscar'da da adaylıklarının kuvvetli olduğu görülebilir. Ama nedense 'en iyi film'i almasın istiyorum, galiba kamera hareketleri yüzünden ama 'en iyi senaryo'nun başkasına gitmesine de gönlüm razı olmaz hani. Gerçi daha izlemediğim filmler var ama..


Bu arada filmin konusu: Evvel zaman önce Irving Rosenfeld isimli Amerikalı, sanat eseri kaçakçılığı, tefecilik gibi türlü düzenbazlık peşinde olan bir adammış ve bunun taş bir partneri varmış aynı zamanda sevgilisi olan. Düzenbaz, partneri, deli karısı ve evlatlık çocuğuyla düzenli bir hayat yaşarlarken, bir FBI ajanı bunlara bir oyun yapıp yakalıyor. FBI, daha büyük balık olan mafya liderleri ve rüşvetçi politikacıları yakalamak için bu ikiliyle ortak çalışmaya başlıyor. Bundan sonrası yer yer gerilim, yer yer dram, yer yer mizah. Hatta bir yer de Robert de Niro.


Bu arada Christian Bale de aşırı şekillenebilir vücuduyla yine hayranlık bırakarak göbekli bir adama dönüşmüş, kesin bir iki ay sonra fit bir şekilde başka bir yerde görünür. Biz de yine çok şaşırırız.

22.01.2014
Oku..