The Social Network (2010)


Neymiş, onun fikri değildi, çaldıydı, çırpttıydı; geçin arkadaş bu işleri, herkesin derdi para koparmak!.. 10 sene geçti üstünden, zaten yeterince konuşuldu film, benim de üçüncü izlemem sanırım. Önceki izlediklerimden aklımda kalan şey, elemanın çok hızlı konuşması ve altyazı takip ederken bazı şeyleri kaçırıyor gibi hissetmem, bi dahakine Türkçe dublaj izleyeyim ki iyice pekişsin diye düşnmem! Dublajlı açtım bu sefer, daha ilk sahne bitmeden döndüm orijinal diline, siz de sakın yapmayın, filmleri orijinal dilinde izleyin..


Filmde olanı biteni anlatmak değil niyetim; yurt odasında, kampüsteki öğrencilerin birbirini takip edebileceği bir okul ağı olarak ortaya çıkarıp sonra onu dünya markası yapmanın anlatılacak bir tarafı yok zaten.. Hepimizin yapabileceği bi şey bu! Hangimiz milyarder olmak istedik de olamadık şu hayatta!

Filmin ilginç özelliklerinden biri, yönetmeninin David Ficher olması; çok güzel film olmasına rağmen nedense hiç Fincher filmi gibi hissetmiyorum. Ama baya güzel film. Ben Mezrich'in kitaplaştırdığı hikayeyi sinemaya taşımak için kolları sıvayan senaristin adı Aaron Sorkin. Bu çabasıyla da Oscar kazandı zaten. Sorkin'in En İyi Uyarlama Senaryo Oscar'ının haricinde film adına iki Oscar daha kazanıldı, biri Film Kurgusu diğeri Film Müzikleri.. En İyi Film adaylığı dahil toplam 8 kategoride ismi geçen film sadece bu 3 ödülü alabilmişti o gece!.. Ne geceydi ama, The King's Speech (2010) kazandı o seneyi.


Filmde Jesse Eisenberg başrolde ve bu film kariyeri için doping etkisi yaptı, sonrasında resmen uçuşa geçti eleman. Kadrodaki diğer öne çıkan isimler ise şöyle: Andrew Garfield, Justin Timberlake, Armie Hammer, Rashida Jones, Rooney Mara ve Dakota Johnson... Zaten filmi şimdi tekrar izleme sebebim de Rashide Jones, çünkü geçenlerde rol aldığı I Love You, Man (2009) filminde izleyip beğendim, bir baktım burda da oynamış. Hatırlayamadım tabii, merak ettim ne oynamış diye, özellikle onu takip ettim, çok tatlı küçük bir rolle dahil oluyormuş.. Ondan daha küçük bir rolle de Dakota Johnson var ekipte, -10 yaşında göründüğü bi filmi saymazasak- ilk filmi bu!.. Sonra aldı yürüdü biliyosunuz, bişelerin 50 tonu peşinde..


Çok fazla bilgimizi emanet ettiğimizi düşünerek güvenlik endişesi duyan ve "Artık Facebook'a çok girmiyoz ya" diyeniniz varsa 2012'den beri Instagram'ın da sahibi Facebook, ona da girmiyor olamazsınız. Bir üzücü haber daha, 2014'ten beri WhatsApp'ın sahibi de Facebook. Yani bu NewYorklu Zuckerberg'e hayatımızı teslim etmiş durumdayız. Umalım da bize kankisi Eduardo'ya davrandığı gibi davranmasın!..


14 Mart 2020
Oku..

Wonder Wheel (2017)


Renkleri böyle abarta abarta kullanabilecekleri ne güzel hikaye yazmış üstat. Ama önce Ağustos'ta gösterilecek yeni filmi A Rainy Day in New York (2018)'un kurgu aşamasında olduğu bilgisini paylaşayım ki Woody Allen'ın hızına yetişemediğimi cümle alem bilsin. Bu adam hep böyle komşular, biz daha birini izlemeden öbürünü hazır eder; her sene bir film yapmadan uyuyamaz. Üstelik -daha önce yazdım mı bilmiyorum- bi röportajında okumuştum, her sabah makul bir saatte başlar akşam da altı oldu mu paydos edermiş. "Bu sahne bitmeden bi yere gitmiyoruz" tipi bir yönetmen değil yani, olmadıysa yarın tekrar çekeriz, mis. Çalışmalarını düşününce en çok kadroyu belirlerken kafa patlattığını da itiraf ediyor, o rolü rahatça oynayabilecek profesyonel birini bulduktan sonra çekimler de gayet kolay oluyor demek ki. Tam bir usta değil mi ya, öğretmen gibi adam! Hem çalışma konforunun peşinde hem üretim disiplini içinde.

İlk gösterimini Ekim 2017'de New York Film Festivali'nde yapan Wonder Wheel (2017), Türkiye'de Aralık'ta vizyona girdi. Ben o arada Kıbrıs'taydım, orada gösterilmedi film, geldiğimde ise zaten kısa olan vizyon ömrü dolmuş ve internetten beklemeye başlamıştım. Merak ediyordum filmi ama bir yandan da Kate Winslet'tan hiç haz etmiyordum. Nedeni bilinmez, başarılı bir oyuncu ama sevmiyorum. Winslet harici kadroda, Jim Belushi, Juno Temple ve Justin Timberlake var.


Evlilik işini çok beceremeyen Ginny, sürekli bi yerleri yakan psikopat oğluyla, ikinci kocası Humpty'nin yanında yaşamaktadır. Ginny ilk kocasına yaptığını Humpty'ye de yapar, aldatır. Hem de şairane bir ruha sahip, yazar-cankurtaran Mickey ile. Ginny, günün birinde Mickey ile beraber her şeyden kaçıp, uzaklara gitmenin hayaliyle yaşar. Ve Humpty'nin kızı Carolina'nın gelmesiyle hiç durulmayan ortalık iyice karışır.

Renkleri böyle abarta abarta kullanabilecekleri bir hikaye demiştim ya, sebebi şu: Humpty, Lunapark'ta çalışıyor ve evleri de bu eğlence merkezinin içinde. Bu nasıl inanılmaz bir ortamdır, lüks mü yoksa varoş mudur, istesen yaşayabilir misin?! Kesinlikle rahat yüzü göremeyeceğiniz ama sürekli harikalar diyarında gibi takılabileceğiniz bir ev. Ginny'nin migreni olmasa ve oğlu gördüğü her şeyi ateşe vermese ve kocalarını da aldatmaktan vazgeçse belki hayattan zevk alabilirdi.

Film rengarenk ve kesinlikle komedi değil ve neredeyse çok başarılı ve özellikle Cafe Society (2016)'den sonra muhteşem bir sinematografik keyif sunuyor. Yasemin Mori'nin yeni albümü Estrella gibi, rengarenk! O zaman Nil'le bitireyim: O kesin, rengarenk (dk. 14)!..

9 mart 2018
Oku..

Friends with Benefits (2011)


Durun, Mila Kunis'im geldi!.. Oluyo mu arada size de, sizin de Mila'nız değil de ne bileyim, Justin Timberlake'iniz geliyodur.. Hani böyle, "dur ya şunun bi filmini izleyeyim moralim yükselsin, dur keyfim tavan yapsın, aman şekerim düzelsin" bahaneleriyle, "epeydir izlemiyorum ya" özlemiyle yandığınız biri elbet vardır. Yoksa da olsun canım, bulun böyle birini, süper oluyo.. Benim bu biri genelde birkaçı oluyo.. Natalie olur, Scralett olur.. Yalnız bi ara Mila'yı, onun da özellikle eğlenceli diye bu filmini çok izledim, demin akıma geldi, epeydir izlemiyordum..


Dört kişinin anca güzelleştirebildiği senaryoyu Will Gluck yönetiyor. Justin ve Mila başrol işte.. Patricia Clarkson, Richard Jenkins, Jenna Elfman ve Woody Harrelson kadrodaki diğer isimler. Öyle çok kalabalık bir mevzu değil. Bi derginin görsel bilmem ne sorumlusu Dylan, Los Angeles'tan New York'a terfi teklifi alır. Aslında çok istemez New York'ta yaşamayı ama muhteşem becerikli tatlış İK'cı Jamie onu bu işe ikna etmekle görevlidir. Jamie, Dylan'ı New York'ta çalışmaya ikna etmek için ona şehri tanıtır, arkadaş edinmesini sağlar. Hatta sevişme teklif eder. Bi dakka ilk teklif Dylan'dan geliyodu.. Ama arkadaşça.. Nasıl iki arkadaş tenis oynuyor, onun gibi, spor olarak, güzel sanatların bir dalı olarak seks..


Duygusal bir ilişki içinde olmadan, eli yüzü düzgün iki insan, -hatta arkadaş derecesinde kafaları uyuşan iki insan- seviştikten sonra normal arkadaşlıklarına devam edebilirler mi?!

Eğlenceli, sevimli, Mila'lı, Justin'li, -tam da aynı dönem No Strings Attached (2011) diye benzeri bir iş olan- fakbadi filmi.. İkisini de çok severim, Allah'ın bildiğini kuldan saklayacak değilim..

4-10-2016
Oku..

Inside Llewyn Davis (2013)


Ya, sabah izledim bu filmi, ama işlerim vardı, çıkmam gerekiyordu, onun için hemen yazamadım.. Çok istedim ama yazmayı.. Neden? Çünkü çok sevdim. Sizin de haberiniz olsun da hemen izleyin diye hemen yazmak istedim.. Görüntü ve ses miks dallarında Oscar'da yarışacak üstelik.

Hikayesi çok mu iyi? Hayır. Görüntüler? Hayır.. Müzikler, kurgu hatta oyunculuklar çok mu iyi? Hayır! Ama işte Coen farkı; adamlar bir karakter yaratmış, senden benden gerçek..


Yazan yöneten Ethan & Joel Coen biraderler.. Amerikan-folk müzik icracısı, grup arkadaşının ölümünden sonra piyasada tek başına tutunmakta zorlanan ama yine de müzikten vazgeçmeyen ve bu uğurda pek çok sıkıntı yaşayan Llewyn'i, Oscar Isaac oynuyor. Isaac'i daha önce nerden tanıyoruz acaba diyeniniz varsa, Drive (2011) ile popülerleşmiş bir isim olduğunu görüyoruz, ama ben daha çok Sucker Punch (2011)'taki haliyle tanıdığımı söyleyebilirim. Neyse, bu filmdeki performansı da gayet iyiydi bence, dersine iyi çalışmış ve tahmin ediyorum çalışırken çok da zorlanmamıştır.. Sonuç olarak çok başarılı bir karakter yaratılmış işte.. Her hareketi çok gerçek..


Filmde Carey Mulligan var diye eklemiştim taa ne zaman izlencekler listeme.. İzlerken, ne zaman çıkacak diye bekliyorum.. Kızın sahnesi gelmiş, oynamış, ben kaçırmışım.. Sonraki sahnede fark ettim, onun o olduğunu.. Drive (2011), Shame (2011) ve The Great Gatsby (2013)'deki sarı ve kısa saçlarına alıştığım için, kahverengi saçlar ve gayet sıradan bir tarzda görünce tanıyamadım.. Filmde, negatif eleştirebileceğim/laf sokabileceğim bir nokta; sürekli olarak Carey'nin oynadığı karakter için "Herkes onu skmek istiyor, herkes onu görmeye geliyor.." söylemlerinin görselle hiç pekiştirilmediği için havada kalmasıdır. Hayır, ne öyle çok aranan bi kadın profili çiziliyor, ne de asılanı, laf atanı oluyor.. Yani hiç öyle bi durum yoksa bile, en azından o lafı eden adam en az bi kere bi asılsaydı kadına.. Ayrıca Carey Mulligan ne güzel "Ass-hole!" diyor, bol bol..


Küçük bir rolle Justin Timberlake ve görece biraz daha büyük bir rolle de John Goodman da kadrodaki yerlerini almışlar. Çok sayıda gitarlı müziğe yardım ve yataklık yapan filme benim puanım 8 (sekiz).. Coen biraderlerin tabii ki en iyi filmi değil ama en iyi karakter bazında The Dude'le kapışır Llewyn Davis.. The Dude'u bildiniz di mi, The Big Lebowski (1998)..

Sıralı Tam Liste: Oscar 2014

28.02.14 | 01:44
Oku..

Trouble with the Curve (2012)


Amy Adams filmografisinde görüp heves ettiğim, kocaman Clint Eastwood ismini görünce bi şey oluyo sandığım, çok incelemediğim ve ilk bakışta western olduğunu düşündürten afişine kandığım bir beyzbol filmi. Clint Eastwood ismi bile yeterince western olduğu için olabilir.


Yıllardır beyzbolun içinde olan Gus, çalıştığı kulüp için şehir şehir gezip oyuncu izleyen, beğendiği tipleri kulübüne öneren bir bilirkişidir. Bir kızı vardır ve çocukluğundan beri o da babasıyla oyuncu izlemeye gitmektedir. Mickey büyümüş ve avukatlık yaptığı şirkette ortaklık pozisyonuna terfisi söz konusudur, babasıyla zaman geçirebilmek ve hala çok sevdiği beyzbol için bir şeyler yapmak için şirketinden izin alır. Genç yeteneklerin peşine düşen baba-kızın, şimdiye kadar dile getirmedikleri sorunlarını çözmeleri için kısa bir zaman vardır.


Vasatın üstüne çıkamayan, 110 dakikalık falan bir film. Asıl işi yönetmenin sağ kolu olmak olan Robert Lorenz'in ilk yönetmenlik deneyimi olan filmde Eastwood ve Adams'a, John Goodman ve Justin Timberlake gibi isimler eşlik ediyor.

Lorenz, en son Eastwood'un yönettiği -ki 4 Oscar sahibi, imdb.com Top 250 #175 olan- Million Dollar Baby (2004) filminin First Assistant Director'lığını yapmış.


İlginç olan, benim çok beğendiğim Amy Adams'ın, "Çok güzel kadın bu, bunun filmini izleyelim bence" deyip açtırdığım filmlerinde o kadar da güzel olmamasının sebebi neydi ki.. Aslında güzel kadın ama neden birilerine göstermek istediğimde o kadar da güzel değil? Benimle dalga mı geçiyor? Onun burnunu ısırırım bak.

21*09*13*02*38
Oku..

Black Snake Moan (2006)


Daha önce hiç bir filmini izlemediğim Craig Brewer'ın yazıp yönettiği ve bütün filmlerini izlenecekler listeme eklettiren güzellikte bir film. Christina Ricci bebeğimin baş rolünde olduğu ve Samuel L. Jackson, Justin Timberlake gibi isimlerin ona eşlik etmekten kendilerini alamadıkları dram hatta romantik-dram türündeki bir film.


Çocukluğuna inilmesi gereken bir sevişme bağımlısı hatun, ezik mi ezik aşık bir çocuk, karısından ayrılan eski bar şarkıcısı yeni pazarcı bir adam. Yollar kesişir, birbirlerinin yarasına merhem olmaya çalışırlar. Anlattırmayın bana filmi işte, seksçi kızı zincire vurarak terapiyle iyileştirebileceğine inanan siyah adam var, hikaye bu..

Gayet başarılı bir film. Tam bir Amerikan.

Virginialı yönetmenin kasaba hikayesi işte. 8 verdim ben 10 üzerinden.


04.02.13
Oku..