Don't Come Back from the Moon (2017)


Dean Bakopoulos'un romanından uyarlanan filmin yönetmeni Bruce Thierry Cheung. Aslen Görüntü Yönetmeni olan Bruce'un bu ilk yönetmenlik deneyimi değil, birkaç film daha yapmış. Tam nesine tutulmuş da bu romanı sinemaya taşımak istemiş bilinmez. Çünkü sinematorafik açıdan çok ahım şahım bir hikaye değil, kendi halinde, neredeyse sıkıcı gibi bir film. Yani bir görüntü yönetmenini heyecanlandıracak bir hikaye yok ortada.


Babalar, babalık, baba olanlar, baba olmayı beceremeyenler, baba olmaktan korkanlar, baba olmak istemeyenler ve yanlışlıkla baba olanlar. Bir Amerikan kasabasında, sıradan bir sürü aile... Mutsuz evlilikler, ergen çocuklar, tozlu yollar... Bir gün bir baba, tuvalete gidiyorum der ve bir daha dönmez, iki oğlu ne olduğunu anlamadan eve döner, bir süre sonra adamın ortadan kaybolduğu anlaşılır. Derken başka bir evin babası kızına bir mektup bırakarak kaybolur. Sonra başka bir baba daha. Ve bir tane daha, giderken de "Ben Aya Gidiyorum, Kasadaki Parayı Ben Aldım" notu bırakır. O günden sonra kasabada kaybolan bütün babaların aya gittiğine inanılır.

Gençlerin tekdüze sığ hayatı, yalnız kalan eşlerin tutunma çabaları, babasız büyüyen onlarca çocuğun değersiz bedeni vardır artık burada. Bazısı babasının kaybolmasına çok üzülürken bazısı iyi bile olduğunu düşünür. Ayyaşın tekiydi zatenler, hep annemi dövüyordular, elinden hiçbir iş gelmezdiler... İlginç ilginç yorumlar!..


Baba olmak zor, anne olmakla kıyaslanmaz belki ama baba olmak da epey zor. Sorumluluk büyük, kaldırabilmek lazım, heves olacak, sabır olacak ne bileyim... Baba değilim çok da bilemem ama bir gün baba olursam da -büyük konuşmiyim ama- çekip gitmek nedir abi?!. Gerçi insan sevgilisiyleyken de bırakıp gitmek imkansız görünür, kim gitmek ister ki zaten ama hayat bambaşka yollar çiziyor insanın önüne tabii, onun için büyük konuşmamak gerekir.

Filmin aslında güzel bir kadrosu var, baş rol gibi bir ergen var ön planda, Jeff Wahlberg, onun anne babası rolüyle James Franco ve Rashida Jones'u izliyoruz. Ergen tayfadan ise Jeff'in sevgilisini Alyssa Elle Steinacker oynuyor, sevimli bir kız. James Franco zaten böyle düşük bütçeli filmlerde hayrına oynuyor galiba, sırf kadroda adı gözüksün diye çok sayıda filmde birer ikişer dakika gösterilir, bu filmde de yine çok az var.

26 Mayıs 2020
Oku..

The Social Network (2010)


Neymiş, onun fikri değildi, çaldıydı, çırpttıydı; geçin arkadaş bu işleri, herkesin derdi para koparmak!.. 10 sene geçti üstünden, zaten yeterince konuşuldu film, benim de üçüncü izlemem sanırım. Önceki izlediklerimden aklımda kalan şey, elemanın çok hızlı konuşması ve altyazı takip ederken bazı şeyleri kaçırıyor gibi hissetmem, bi dahakine Türkçe dublaj izleyeyim ki iyice pekişsin diye düşnmem! Dublajlı açtım bu sefer, daha ilk sahne bitmeden döndüm orijinal diline, siz de sakın yapmayın, filmleri orijinal dilinde izleyin..


Filmde olanı biteni anlatmak değil niyetim; yurt odasında, kampüsteki öğrencilerin birbirini takip edebileceği bir okul ağı olarak ortaya çıkarıp sonra onu dünya markası yapmanın anlatılacak bir tarafı yok zaten.. Hepimizin yapabileceği bi şey bu! Hangimiz milyarder olmak istedik de olamadık şu hayatta!

Filmin ilginç özelliklerinden biri, yönetmeninin David Ficher olması; çok güzel film olmasına rağmen nedense hiç Fincher filmi gibi hissetmiyorum. Ama baya güzel film. Ben Mezrich'in kitaplaştırdığı hikayeyi sinemaya taşımak için kolları sıvayan senaristin adı Aaron Sorkin. Bu çabasıyla da Oscar kazandı zaten. Sorkin'in En İyi Uyarlama Senaryo Oscar'ının haricinde film adına iki Oscar daha kazanıldı, biri Film Kurgusu diğeri Film Müzikleri.. En İyi Film adaylığı dahil toplam 8 kategoride ismi geçen film sadece bu 3 ödülü alabilmişti o gece!.. Ne geceydi ama, The King's Speech (2010) kazandı o seneyi.


Filmde Jesse Eisenberg başrolde ve bu film kariyeri için doping etkisi yaptı, sonrasında resmen uçuşa geçti eleman. Kadrodaki diğer öne çıkan isimler ise şöyle: Andrew Garfield, Justin Timberlake, Armie Hammer, Rashida Jones, Rooney Mara ve Dakota Johnson... Zaten filmi şimdi tekrar izleme sebebim de Rashide Jones, çünkü geçenlerde rol aldığı I Love You, Man (2009) filminde izleyip beğendim, bir baktım burda da oynamış. Hatırlayamadım tabii, merak ettim ne oynamış diye, özellikle onu takip ettim, çok tatlı küçük bir rolle dahil oluyormuş.. Ondan daha küçük bir rolle de Dakota Johnson var ekipte, -10 yaşında göründüğü bi filmi saymazasak- ilk filmi bu!.. Sonra aldı yürüdü biliyosunuz, bişelerin 50 tonu peşinde..


Çok fazla bilgimizi emanet ettiğimizi düşünerek güvenlik endişesi duyan ve "Artık Facebook'a çok girmiyoz ya" diyeniniz varsa 2012'den beri Instagram'ın da sahibi Facebook, ona da girmiyor olamazsınız. Bir üzücü haber daha, 2014'ten beri WhatsApp'ın sahibi de Facebook. Yani bu NewYorklu Zuckerberg'e hayatımızı teslim etmiş durumdayız. Umalım da bize kankisi Eduardo'ya davrandığı gibi davranmasın!..


14 Mart 2020
Oku..

I Love You, Man (2009)


Larry Levin'in yazdığı hikayeyi John Hamburg perdeye taşımış. Hikaye çok tatlı bence, izlerken hep kendimden bi şeyler gördüm -kahretsin- bazı ilişkileri temelinden sarsacak bir mevzu. Hani ilişki iki kişiliktir ya, hani insanlar artık hep birbirini görmekten sıkılır, -sıkılırmış- ben bu konuda karşı düşüncedeyim; bu sebeple partnerleri haricinde insanlarla da sosyalleşmeleri gerekir, işten arkadaşlar olur, konu komşu olur, belki de en önemlisi yakın arkadaşlar olur... Benim iş dışında çok arkadaşım yok mesela, olanlarla da çıkıp bi bira içecek durumda değiliz yani! Ve bence çok mesele değildi bu ama Bebek öyle düşünmüyordu!..

Peter'la Zooey de çok tatlı bir çifttir, film evlenme teklifiyle başlar; Zooey'nin kankileri vardır ama Peter hiç ihtiyaç duymadığından yakın arkadaş edinmemiştir. Kardeşi şöyle özetler konuyu: "Sen hep ilişkilerine adadın kendini, sevgililerinden başkasıyla görüşmedin, doğru düzgün arkadaşın yok ki!"


Peter emlak danışmanıdır, işinde iyidir de aslında, iş arkadaşları vardır, eskrime gider orada spor arkadaşları vardır ama hiçbiriyle çıkıp bi bira içmemiştir. Yani bir sıkıntısı olsa yardımına koşacak biri yoktur çevresinde; mesela Zooey eve kız arkadaşlarını çağırdığında Peter'ın kaçacağı bir yer yoktur. Zooey de bunun farkındadır, aslında onun için sorun değildir, o sadece Peter'a üzülür.

Artık yeter derler bu konu baş gösterince! Kardeşi, annesi, Zooey hepsi birden Peter'a kanki bulmaya, iyi anlaşabileceği bi arkadaş bulmaya çalışırlar. Bütün bu dış çabalar hüsranla sonuçlanır ama sonunda Peter hayatının kankisiyle bir 'Open House' etkinliğinde tanışır. Sydney Fife. Adam tam bir kankidir, çok iyi anlaşırlar.

Bu arada 'Open House', emlak piyasasında ara sıra rastlanan, satılığa çıkmış bir evi tek tek herkese göstermektense, bunu etkinliğe çevirip, ilgilenenlere haber verip, 'şu tarihte bu evimizi ziyaret edip bilgi alabilirsiniz' konseptli bir organizasyondur. Emlak danışmanı tüm gün orada evle ilgili bilgi verip potansiyel alıcıların sorularını cevaplar.


Oyuncular: Paul Rudd, Jason Segel, Rashida Jones, Sarah Burns, Jaime Pressly, Jon Favreau, J.K. Simmons, Carla Gallo, Keri Safran.
Jason Segel zaten How I Met Your Mother [2005-14]'la dünyanın en iyi kankisini oynayıp, kanki kelimesinin tipolojik bakımdan tezahürü olmuştur. Bir de dizi sürerken çekmişler bu filmi, başkasının oynaması imkansızmış yani...

Çok eğlenceli bence, bitince zaman kaybettiğinizi düşündürtmüyor. Puanım 7/10..

8 Mart 2020
Oku..

Friends with Benefits (2011)


Durun, Mila Kunis'im geldi!.. Oluyo mu arada size de, sizin de Mila'nız değil de ne bileyim, Justin Timberlake'iniz geliyodur.. Hani böyle, "dur ya şunun bi filmini izleyeyim moralim yükselsin, dur keyfim tavan yapsın, aman şekerim düzelsin" bahaneleriyle, "epeydir izlemiyorum ya" özlemiyle yandığınız biri elbet vardır. Yoksa da olsun canım, bulun böyle birini, süper oluyo.. Benim bu biri genelde birkaçı oluyo.. Natalie olur, Scralett olur.. Yalnız bi ara Mila'yı, onun da özellikle eğlenceli diye bu filmini çok izledim, demin akıma geldi, epeydir izlemiyordum..


Dört kişinin anca güzelleştirebildiği senaryoyu Will Gluck yönetiyor. Justin ve Mila başrol işte.. Patricia Clarkson, Richard Jenkins, Jenna Elfman ve Woody Harrelson kadrodaki diğer isimler. Öyle çok kalabalık bir mevzu değil. Bi derginin görsel bilmem ne sorumlusu Dylan, Los Angeles'tan New York'a terfi teklifi alır. Aslında çok istemez New York'ta yaşamayı ama muhteşem becerikli tatlış İK'cı Jamie onu bu işe ikna etmekle görevlidir. Jamie, Dylan'ı New York'ta çalışmaya ikna etmek için ona şehri tanıtır, arkadaş edinmesini sağlar. Hatta sevişme teklif eder. Bi dakka ilk teklif Dylan'dan geliyodu.. Ama arkadaşça.. Nasıl iki arkadaş tenis oynuyor, onun gibi, spor olarak, güzel sanatların bir dalı olarak seks..


Duygusal bir ilişki içinde olmadan, eli yüzü düzgün iki insan, -hatta arkadaş derecesinde kafaları uyuşan iki insan- seviştikten sonra normal arkadaşlıklarına devam edebilirler mi?!

Eğlenceli, sevimli, Mila'lı, Justin'li, -tam da aynı dönem No Strings Attached (2011) diye benzeri bir iş olan- fakbadi filmi.. İkisini de çok severim, Allah'ın bildiğini kuldan saklayacak değilim..

4-10-2016
Oku..

Inside Out (2015)


Pixar'ın harikalar diyarından benzersiz bir animasyon daha.. Monster, INC. (2001) ve Up (2009) efsanelerinin de yönetmenlerinden olan Pete Docter idaresindeki animasyon filmin hikayesini de, Docter, yardımcı yönetmen Ronnie Del Carmen'le beraber tasarlamış.. Film, En İyi Senaryo ve En İyi Animasyon Film kategorilerinde Oscar için yarışacak, Golden Globe'da da yılın animasyonu seçildi zaten..


Riley'nin içindeyiz. Riley doğar doğmaz içinde oluşan duyguların hikayesini izliyoruz. Kontrol Neşe'de.. Ama Mutsuzluk, Endişe, Nefret ve Öfke her işe karışıyor.. Daha doğar doğmaz, Endişe dağıtıyor ortalığı, Öfke'yi tutabilene aşk olsun, Mutsuzluk zaten dolanıp duruyor ortada; Neşe'nin görevi bunları sakinleştirip, Riley'nin mutlu olmasını sağlamak.. Aslında hepsi Riley'nin mutluluğu için çalışıyor ama karakterleri gereği ortalığı karıştırıyorlar istemeden..

Riley'nin bebekliğinden beri biriktirdiği hatıraları var, çoğu da neşeli şeyler - Neşe burada reverans yapıp tebrikleri kabul ediyor.. Neşe her sabah gayet enerjik başlıyor güne, herkese nasıl davranması gerektiğini söylüyor, görev dağılımı yapıyor.. Ama o da ne? Riley'lerin taşınması gerekiyor.. Endişe, Öfke.. Yeni evleri San Francisco'da, ortalık karışıyor.. Neşe kontrol manyağı biri olup çıkıyor, Mutsuzluk'un hatıralara dokunmasını istemiyor.. Derken başına büyük bir iş alıyor.. Riley'nin psikolojisi tehlikede..


Epeydir animasyon izlemiyordum ve böyle zekice kurgulanmış bir hikayeyle sahalara dönmek iyi geldi.. Tavsiye ederim, filme puanım 8/10..

270116
Oku..