I Love You, Man (2009)


Larry Levin'in yazdığı hikayeyi John Hamburg perdeye taşımış. Hikaye çok tatlı bence, izlerken hep kendimden bi şeyler gördüm -kahretsin- bazı ilişkileri temelinden sarsacak bir mevzu. Hani ilişki iki kişiliktir ya, hani insanlar artık hep birbirini görmekten sıkılır, -sıkılırmış- ben bu konuda karşı düşüncedeyim; bu sebeple partnerleri haricinde insanlarla da sosyalleşmeleri gerekir, işten arkadaşlar olur, konu komşu olur, belki de en önemlisi yakın arkadaşlar olur... Benim iş dışında çok arkadaşım yok mesela, olanlarla da çıkıp bi bira içecek durumda değiliz yani! Ve bence çok mesele değildi bu ama Bebek öyle düşünmüyordu!..

Peter'la Zooey de çok tatlı bir çifttir, film evlenme teklifiyle başlar; Zooey'nin kankileri vardır ama Peter hiç ihtiyaç duymadığından yakın arkadaş edinmemiştir. Kardeşi şöyle özetler konuyu: "Sen hep ilişkilerine adadın kendini, sevgililerinden başkasıyla görüşmedin, doğru düzgün arkadaşın yok ki!"


Peter emlak danışmanıdır, işinde iyidir de aslında, iş arkadaşları vardır, eskrime gider orada spor arkadaşları vardır ama hiçbiriyle çıkıp bi bira içmemiştir. Yani bir sıkıntısı olsa yardımına koşacak biri yoktur çevresinde; mesela Zooey eve kız arkadaşlarını çağırdığında Peter'ın kaçacağı bir yer yoktur. Zooey de bunun farkındadır, aslında onun için sorun değildir, o sadece Peter'a üzülür.

Artık yeter derler bu konu baş gösterince! Kardeşi, annesi, Zooey hepsi birden Peter'a kanki bulmaya, iyi anlaşabileceği bi arkadaş bulmaya çalışırlar. Bütün bu dış çabalar hüsranla sonuçlanır ama sonunda Peter hayatının kankisiyle bir 'Open House' etkinliğinde tanışır. Sydney Fife. Adam tam bir kankidir, çok iyi anlaşırlar.

Bu arada 'Open House', emlak piyasasında ara sıra rastlanan, satılığa çıkmış bir evi tek tek herkese göstermektense, bunu etkinliğe çevirip, ilgilenenlere haber verip, 'şu tarihte bu evimizi ziyaret edip bilgi alabilirsiniz' konseptli bir organizasyondur. Emlak danışmanı tüm gün orada evle ilgili bilgi verip potansiyel alıcıların sorularını cevaplar.


Oyuncular: Paul Rudd, Jason Segel, Rashida Jones, Sarah Burns, Jaime Pressly, Jon Favreau, J.K. Simmons, Carla Gallo, Keri Safran.
Jason Segel zaten How I Met Your Mother [2005-14]'la dünyanın en iyi kankisini oynayıp, kanki kelimesinin tipolojik bakımdan tezahürü olmuştur. Bir de dizi sürerken çekmişler bu filmi, başkasının oynaması imkansızmış yani...

Çok eğlenceli bence, bitince zaman kaybettiğinizi düşündürtmüyor. Puanım 7/10..

8 Mart 2020
Oku..

Justice League (2017)


Film üç ay önce falan gösterildi sanıyorum, ben yeni izledim. Çünkü DC filmleri artık çok heyecanlandırmıyordu beni. Ama bu filmle görüyoruz ki, DC de bu eksiğini kapatmanın yollarını aramaya başlamış ve yazar ekibine -Marvel'in adamı diyebileceğimiz, The Avengers (2012)'ın da yönetmeni- Joss Whedon'u katmış. Ve bu hareketle DC, tarz olarak Marvel'a çok yaklaşmış. Kendi karanlık dokusunu da korumayı başarmış ama. Ben bu filmi çok beğendim.

Man of Steel (2013) ile merak uyandırmışlardı ama hemen arkasından gelen Batman v Superman: Dawn of Justice (2016)'i kendileri de beğenmemişti, daha fenası çok müşteri kaybetmişlerdi. Sene başında çıkan Wonder Woman (2017) toparlanacakları sinyallerini vermişti ve Justice League (2017) de içimizi rahatlattı.


Hatırlayacağınız üzere 2016'daki filmde Batman ölmüş, şehir korumasız kalmıştı. Araları çok iyi olmayan Bruce Wayne bile üzülmüştü bu gidişe. Onun suçu olmamasına rağmen aralarındaki rekabetten dolayı o yaptı sanılıyordu. Bruce, nereden icap ettiyse özel güçlere sahip insanlardan bir ekip kurmak istiyor bu filmde. Wonder Woman Diana zaten arkadaşıdır. Efsaneyi takip ederek uzak diyarlarda Aquaman Arthur'un peşine düşer. Sonra hızlı çocuk Barry'ye ulaşır; Flash. Diana da Victor'la görüşür, babası onu bir Cyborg'a dönüştürmüştür yanlışlıkla. Barry hemen kabul eder ama diğer iki süper adamı ikna etmek kolay olmaz.

Ve kötü adam da çıkar meydana, uzayın derinliklerinden dünyayı fethetmeye gelir Steppenwolf. Yıllardır sürgündür falan.. Çok klasik mevzu.

Avengers hareketleriyle, topluca bi düşman için savaşılacak. Uh, çok heyecanlı. Ama bir de Süpermen'imiz olsaydı ne güzel olurdu. Düşmanın peşinde olduğu 'güç taşları' ölüyü diriltir nitelikte şeyler olduğu için, acaba Clark'ı geri getirsek mi diye düşünmeden edemiyorlar. Hatta fikir Bruce'dan çıkıyor. Allaaaah, Süpermen geri geliyor, Süpermen geri geliyor!! Tabii bu duruma en çok sevinenlerden biri Lois Lane oluyor. Filmde adı başroller arasında yazıyor ama iki sahnede görünüyor, ayıptır, mahrum kaldık yüzünden.


Zack Snyder'in yönettiği filme puanım tıpkı imdb ortalaması gibi 7,0. Bitmedi, bi dakka! Gal Gadot'yu kim yemek ister?! Bu arada çok kısacık da Amber Heard izliyoruz filmde, Aquaman'in 'kraliçesi' Mera rolünde. Sene sonuna doğru çıkması beklenen Aquaman (2018)'de rol daha da büyüyecek belli ki. Holley!

9 ocak 2018
Oku..

La La Land (2016)


Çift gitmeyeni dövüyolarmış, zor fırttım ellerinden.. Hele bi bak filmin Türkçe adına, Aşıklar Şehri, vay seni.. E madem bütün salondan 'aşkım' hitapları yükselsin istiyosun, 14 Şubat daha makul değil miydi bu satış politikasına.. Biraz çekindim, yalan yok, tek sap benim cidden salonda.. A, bi tane teyze girdi şimdi, iki de kanka kız girdi peşinden.. Salondan canlı bildirdim.. Hadi film başlıyo, filmden sonra görüşürüz..

karsız kış
prius modası
canlı dinlemesi en keyifli müzik türü

Salondayken telefona aldığım küçük notlar bunlar. Film biter bitmez -daha çiftler birbirinden ayrılmadan- ben ortamdan kaçtım. Neredeyse bütün koltukları 'sevgili koltuğu' denen ikiliden oluşan sinema, teknik donanım ve estetik bakımdan çok şık ama o koltuklar tekli olsun abi, böyle yaparsan tabii yiyişmeye gelir millet; Beylikdüzü Migros'taki CinemaPink. Koltukları dışında on numara sinema.

Gidenlerden gelen yorumların genelde iyi olmasına rağmen birkaç kişiden de sıkıcıydı şeklinde olması biraz düşündürmüştü. Dün Golden Globe'ta 7 ödül almasıyla daha fazla erteleyemeyeceğimi anladım.


Hakikaten bu sene izlediğim en iyi filmdi. Müzikal ağırlığı olan film, müzik içinde kalmamış, müzik hikayeye çok güzel eşlik etmiş. Tıpkı Whiplash (2014) gibi. Yönetmen Damien Chazelle, yine konuşturmuş dehasını. Müziği bu derece bilen adamların sinemadan da anlaması büyük şans insanlık için. Baksana ortaya çıkan işlere. Whiplash (2014)'te izlediğimiz tutku, La La Land (2016)'te romantizmle büyüyor, daha sevimli bir hale geliyor, müzik hiç susmuyor. Bütün ödülleri hak ediyor, verin..

Hollywood'tayız, Los Angeles'ta.. Sene, Shakespeare in Love (1998)'ın Oscar'da ödülleri toparladığı sene.. Cazın hakkettiği değeri görmesi için sağlam hayalleri olan piyanist Sebastian ve çocukluk hayali oyunculuk için daha kaç görüşmeye gideceği bilinmeyen Mia mütemadiyen rastlaşmaktadırlar. Sebastian tam bir hıyardır ama kabul edilmesi gereken Mia'nın hep ters zamanları bulmasıdır. Çiftimiz beraber yaşamaya başladıktan sonra birbirlerinin hayatlarını kah olumlu kah olumsuz etkilerler. Ama önemli olan tutkuyu kaybetmemektir. Mia'nın da Seb'in de çok önemli bir numaraları vardır; ne istediklerini bilmeleri.


Film, prodüksiyon, sinematografi ve kostüm gibi teknik konularda çok iyi görünüyor. Oyuncular ciddi anlamda başarılı; Emma Stone ve Ryan Gosling. Koreografiler klasik kalmış, çok şaşırtmalı yeni bir şey göremedim ama senaryo -ki senaryo film müziklerinden ayrı düşünülemez bu aşamada- çok çok iyi..

Aldığım notlara gelecek olursak, Hollywood şehrinde kışlar karsız hatta çoğun yağmursuz geçermiş. 1997'de satışı başlayan Toyota Prius orta sınıfın büyük rağbet gösterdiği bir otomobilmiş. Mia da Prius kullanıyor. "Aslında cazdan nefret ederim" itirafında bulunan Mia'ya mükemmel bir caz dersi geliyor Seb'ten. Bu sahneden sonra hala caz dinlemekten kaçabilecek insan yok bence.. Özellikle "Canlı dinlemesi en keyifli müzik türü caz" tespiti geldikten sonra. Biraz düşündüm ve çok haklı buldum. Caz konserleri onun için daha keyifli, onun için çoğu zaman sözlere ihtiyaç duymuyor. Müzik kendi kendine konuşuyor bir süre sonra. Cazcı tribi derler ya, kaptırır gider müzisyen, kural nota tanımaz, süsler boyuna.. O işte.. Caz konserlerini takip edin, hadi ben kaçtım..

Filme puanım 9/10.. Ben de Emma Stone'la dans etmek istiyorum ya..

090117
Oku..

Juno (2007)


Ben üniversiteye diye İstanbul'a yeni gelmişim, benden iki yaş büyük Ellen Page 20 yaşında işte o zamanlar. Belki daha kendinin de bilmediği bir lezbiyenlik varmış içinde, iki sene önce falan duyuldu bu haber. Çok sevdiğim bir Kanadalıydı, iyice sevdim o haberden sonra. Neden, çünkü zaten benimle bi kontağı yok bari elin adamlarına gitmedi..

Senarist hanım Diablo Cody'nin ilk, yönetmen Jason Reitman'ın ikinci uzun metraj filmi. Sonrasında Diablo bozdu ama Jason, Up in the Air (2009)'ı yaptı. Yıllar sonra tekrar beraber çalıştıkları Young Adult (2012) ise fiyasko oldu benim için..


Ellen Page'in harikalar yarattığı, rolün cuk oturduğu ve o dönem nerdeyse bütün festivallerde -Oscar dahil- 'En İyi Kadın Oyuncu' ödülüne aday gösterildiği film. Ama işin cort tarafı, o sene La Mome (2007)'la Marion Cotillard aldı bütün ödülleri.. Biraz da şansın olacak aga.. Aynen Jason Reitman'ın durumu da öyle, Coen Biraderler'in kariyerlerindeki en iyi filmine denk geldi, No Country for Old Man (2007).. Ama Akademi filme En İyi Senaryo Oscarı'nı verdi Allah'tan.. Aday olduğu En İyi Film, Yönetmen, Senaryo ve Kadın Oyuncu ödüllerinden sadece birini kazandı yani..


Kadrosu da çok çok tatlı olan film, oyuncuların kariyerlerinde önemli yeri olan bir iş, hepsi için, bence.. Yani ben hepsini önce burdan biliyorum.. Michael Cera, Jason Bateman, Jennifer Garner, J.K. Simmons ve Olivia Thirlby.. Bi tek Jennifer'ı sevemiyorum bu isimlerden, gerçi o da Dallas Buyers Club (2013)'la sevdirdi biraz kendini..

Peki bu efsane filmin hikayesi ne, neyine Oscar aldı?

16 yaşındaki değişik kız Juno, okul takımındaki karizmatik atlet Paulie'den hoşlanıyor. Kendince çok olgun olan Juno, sevişme vaktinin geldiğini ve bunu dramatik bir hale sokmadan halletmesi gerektiğini düşünüyor.
Sonra film, Juno'nun koca koca şişelerden meyve suyu içmesiyle başlıyor. Hamilelik testi için çiş gerekiyor sonuçta. Ve üçüncü kez görüyor pembe şirin artıyı.. Önce Paulie'ye, sonra kankisi Leah'ya sonra da babası ve üvey annesine söylüyor. Aldırmak içinden gelmiyor, anne olmak için de çok küçük, öyleyse bi aile bulup onlara verebilir.


Tam da böyle bir aile buluyor gazete ilanından. Çocuğu olmayan Vanessa ve Mark çifti, Juno'yla tanışıyor ve birbirlerini çok seviyorlar. Vanessa biraz takıntılı bir kadın ama Mark tam Juno'nun kafa dengi. Vanessa anne olmak için sabırsızlanıyor ama Mark sorun çıkaracak gibi.. Stres Juno'ya yaramayabilir.

Harika bir karakter Juno, o bilmişliği, mantıklı gibi ama tam da değil gibi halleri.. Muhteşem sevimli bi tip yani.
August Rush (2007)'la beraber doğum günlerinde hediye diye götürebileceğiniz filmlerden, ben çok yaptım. Gerçi artık dvd falan da kalmadı di mi; torrent linki hediye edin arkadaşlarınıza, aman ha sinemaya götürmeyin..

060316
Oku..

Terminator: Genisys (2015)


Efsane Terminator'ün hikayeleri devam ediyor.. James Cameron ve Gale Anne Hurd çifti, henüz birlikte oldukları dönem -80'lerde- yarattıkları bu karakter sayesinde şu an oturdukları yerden telif alıyorlar.. Terminator'ü genelleyecek olursak, zaman yolculuğuyla ileri veya geri giderek, içinde bulundukları durumu düzeltip dünyayı kendisi için daha yaşanılası bir yer yapmaya çalışan makine-insan savaşı..Terminator de yok edici demek..


Günümüzde, savaşın sonlarına başlayan hikayede, insanlar savaşı kazanıyor.. Ama geç kaldıkları şey makinelerin artık insanlarla savaşmaktan ziyade insanları kendi tarafına geçiren bir sistem yaratmış olmaları.. John Connor, Kyle Reese'i 80'lere gönderip annesi Sarah'yı bulmasını ve onu korumasını istiyor..
Durumu anlatıp ona göre önlemler alacak ve kaderi değiştirecek Sarah ve Kyle, plan bu.. Kyle gittiğinde geçmişin değiştiğini ve Sarah'nın zaten onu beklediğini görüyor.. Ayrıca Terminator de Sarah'nın koruyucusu olmuş, Guardian hatta Pops; ona programlanmış..

(bi on saniye işi gücü bırakıp şu güzelliğe bak şimdi)


Kyle -nedense- hayalini görüp durduğu çocukluğundan bir kesitte, günümüzden de öte bir zamanda Genisys diye bir bilgisayar sistemini görüyor.. Bu Skynet'in yani makinelerin dünyaya hakim olacağı sistem.. Sarah'ya durumu anlatıp, zamanda çok ileri gidip, Genisys'in piyasaya salınmadan yok edilmesi gerektiğini anlatıyor.. Geldikleri yerde oğulları John Conner'ın makineler tarafına geçtiğini öğreniyorlar ve onla savaşıyorlar..

Bu arada, meraklıları için zaman makinesi resimli anlatım hazırladım.. Soyunmak gerekiyo çünkü bu şekil daha seksi oluyo.. Yüksel, dön ve ışınlandın..


Önceki filmlerde, hatta net konuşayım Terminator Salvation (2009)'da özellikle, hayvani bir metal yığınıyla vuruşma izlemiştim ama bu tertemiz geldi, bireysel dövüşler var bu filmde, savaş ortamı sadece başlarda var.. Ben bu tarz aksiyonu öncekine yeğlerim, daha çok seviyorum..

Daha önce Thor serisinin ikinci filmi Thor: The Dark World (2013)'ü yöneten Alan Taylor aslen dizi sektöründe, Game of Thrones'un altı bölümünü yönetmiş falan.. Taylor yönetimindeki Terminator  serisinin beşinci filminde kadro şu şekil..


Arnold Schwarzenegger, Guardian/Terminator iki hatta üç karakter oynuyor galiba; The Water Diviner (2014)'daki İngiliz komutan Jai Courtney, Kyle Reese rolünde; geçenlerde Everest (2015)'te izlediğim Jason Clarke, John Connor rolünde; Emilia Clarke, Sarah Connor olmuş, çok tatlı olmuş.. Önceki Sarah Conner hakkında çok iyi düşünmüyordum..
J.K. Simmons var, alkolik polis O'Brien rolüyle çok tırt durmuş.. İyi oyuncuyu böyle rollerle harcamak diye bi şey de var yani.. Byung-hun Lee, filmin başındaki Terminator'ümüz.. Ve Sandrine Holt, çok ufak rolü ama onu görünce sevindim, severim..


Filme puanım 6 oluyor, imdb puanı ise 6,7..

04.10.15
Oku..

Whiplash (2014)


İzlemiycem dedim ama dayanamadım...
Bi anda o kadar çok izlendi ki film, herkes bunu konuşur, bunla ilgili tweet atar oldu. Herkes filmi muhteşem olarak yorumluyor, bi kaç sivri de "Aslında o kadar şey değil, o iyi müzisyen olmak değil, efsane olmak istiyor" falan diyordu... Beğenen de "Ya öyle böyle değil, efso film" diye beğeniyordu...


Artık filmi izlemeyeni döver oluyorlar, hep bunu konuşuyorlardı... Özellikle ünlüler çok bahsedince filmden, bi anda havalı oldu film. Herkes müziğin hastası ama baksan caz konserleri boş geçiyor. Fletcher Usta da diyor ki eskisi kadar tutku yok cazcılarda, onun için caz artık ilgi görmüyor.

Davulcu çocuk Andrew, hayallerindeki adam olmak için en iyi müzik okuluna kapağı atar ve çok çalışıp orkestraya seçilir. Baş belası şef Fletcher, sinir bozucu disiplinle ve kabalıkla yürütür işleri. Maksadı müzisyenlerin içindeki tutkuyu ortaya çıkarmalarını sağlamaktır. "Düzgün çal la madır fakır" diye diye ezer milletin içinde genç yetenekleri... Kıl kıl hareketler böyle... Hiç fark edemeyeceğimiz hataları anlayıp hava atar biz seyircilere, "Senin akordun bozuk, yürü git, kandırdım, seninki bozuktu..", "Daha hızlı, daha yavaş, doğru çal..."


Andrew ise, hırs yapmış, en iyilerden olacam tribine girmiş bir gençtir. Bi konsere otobüsün lastiği patladığı için geç kalır, sonra acele edeyim derken araba çarpar falan, ağzı burnu kan revan sahneye atar kendini, çalamaz tabii, kovulur. Sonra sahnede Fletcher'ın üstüne atlar Andrew, okul hayatı biter... Ama psikolojik manyak diye ustaya dava açarlar, o da okuldan atılır... Mevsimler sonra denk gelirler, intikam ateşi sarar bacayı...


Filmde tek davul seti ama üç davulcu vardı mesela; bi o, bi o, yedekli duruyolar sahnede...
(Şimdiye kadar izlediğim en iyi davul performansı da Peyote'de Selim Saraçoğlu konseriydi, bi bas, bi Selim, üç tane de davulcu vardı sahnede, iki köşede iki set, bi seti iki davulcu çalıyodu... Gümbür gümbürdü valla... Şubat'ın son haftası da, 27 Cuma - 28 Cts, Kamayor'da Nekizm ve Selim Saraçoğlu konserleri var arka arkaya..)
Filmi sevmek için davuldan anlamanıza veya ünlü olmanıza falan gerek yok, güzel film, herkes sevebilir...



Yazanı ve yöneteni Damien Chazelle, geçen sene kısa film olarak yazıp yönettiği Whiplash'i uzatmaya karar vermiş, ödül mödül alınca gaza gelmiş demek ki, ama kısa versiyonu izleyemedim, bulamadım bi yerde... Cashback (2004-06) vardı hatırlarsanız, o da kısadan uzuna terfi eden hikayelerdendi... Gerçi o karışıktı, uzunmuş, kısalmış, sonra uzunu gösterilmişti... Neyse, Andrew'u Miles Teller, Fletcher'ı J.K. Simmons oynuyor... Bir de Nicole'ümüz var Melissa Benoist... Eleman kızı terk ediyor, "Daha çok davul çalışmam lazım, bi ilişki yaşamak beni engeller" diyordu...


Top#250'de 42. sırada olan filmin Oscar adaylıkları da az değil; En İyi Film, Yardımcı Aktör (Simmons), Uyarlama Senaryo (kısa halinden geliştirildiği için özgün kabul edilmiyor bu tip senaryolar), Kurgu ve Ses Miksajı...
Ben filme on üzerinden yedi verdim... Akademi de aynı benim gibi en iyi film değil de kurgu veya ses için bi şeyler verip gönderebilir...

Sıralı Tam Liste: Oscar 2015

18.02.15
Oku..

Spider-Man BoxSet


Marvel'in karakter yaratıcıları Stan Lee ve Steve Ditko oturmuşlar, sene 62, çizgi öykü okuyan kesimin kendi yaşlarında bir kahramanı daha çok seveceklerini düşünmüşler. Liseye giden, yine aynı liseden güzel bir kıza aşık ve çok da popüler olmayan bir çocuk düşünülmüş. Biraz da dram ekleyelim deyip anne babayı ortadan kaldırıp amcası ve yengesiyle büyümesini uygun görmüşler.

Bilimsel araştırmalar için DNA'sıyla oynanmış bir örümcek tarafından yanlışlıkla ısırılan Peter Parker'ın artık çok iyi refleksleri, her yüzeye tutunabilmesini sağlayan yapışkan parmakları, bir yerlere fırlatıldığında ona uçma yeteneği sağlayan ağları ve tabii atletik bir vücudu vardır. Amcasının ölümünden kendini sorumlu tutması ve sevdiklerine zarar gelmemesi için kimliğini saklaması karakterin en önemli özelliği olarak belirlenmiştir. Onun için maskesi var. Zaten maskeli bütün kahramanların olayı bu diil mi ya.

En çok tanınan çizgi karakterler bazında Superman, Captain America ve Batman'den sonra -ki onlar kadar eski değildir- Spiderman gelir. Hatta diğerleri dönem dönem popülerliklerini yitirmişlerdir ama Spaydi hep göz önündedir. TV dizileri, çizgi diziler, bilgisayar oyunları, sahne performansları, oyuncakları ve taklitleri hep vardı. The Amazing Spider-Man (1977) de o zamanın şartlarında çekilen bir tv filmiydi. Ama yıllar sonra sinemada kullanılan teknoloji o kadar ilerledi ki, neler gördü bu gözler?!

Şu aşağı sahnedeki öpüşmeyi unutursak yüreğimiz kurusun..


Spider-Man (2002), Spider-Man 2 (2004) ve Spider-Man 3 (2007) Sam Raimi yönetiminde çekilen, Peter Parker karakterini Tobey Maguire'ın oynadığı bir seri filmdir. İlk filmde Green Goblin, ikincide Doc Ock üçüncü filmde ise New Goblin, Sandman ve Venom ile savaş veren Parker'ın aşık olduğu kız Mary Jane'i Kirsten Dunst oynuyor. Seride sekreter Betty Brant'i Elizabeth Banks, Gwen'ini de Bryce Dallas Howard oynuyor.. Bu ilk serinin öne çıkan karakterlerini oynayan diğer isimler ise şöyle: Willem Dafoe, James Franco, J.K. Simmons ve Alfred Molina..

İlk seri dedim çünkü bir süre sonra Marvel Studios, Spider-Man'i baştan anlatmaya karar veriyor..

"Bütün bildikleriniz unutun size yepyeni bir Spider-Man hikayesi anlatıcaz." dediler.. Tabii bende bir önyargı oluştu, zaten güzel gidiyordu ne gerek vardı dedim kendi kendime ama hepsi yeni filmi izleyinceye kadarmış.


Şimdi bambaşka bir hikaye.. Kimisi daha çok sevdi, kimi benim gibi başta çok ısınamadı.. Bu sefer Gwen karakteriyle sevgili oluyor Peter ve daha zıpır bi eleman olarak karşımızda.. The Amazing Spider-Man (2012)'i Marc Webb yönetti, Parker'ı Andrew Garfield ve Gwen Stacy'yi Emma Stone oynadı.

Gwen Stacy karakterini Spider-Man 3 (2007)'ten hatırlayacak olanlarınız vardır. Hani komiserin kızı vardı ya, yeni seride de komiserin kızı tabii ama bu sefer başka.. Peter, Gwen'e aşık ve esas kız Gwen bu seride; onu da Emma oynuyor, hayranlıkla izlettiriyor.

Devam filmi The Amazing Spider-Man 2 (2014) var bir de. Bu filmde Shailene Woodley'i MJ rolünde izliyecektik, Peter, ona aşık olacaktı falan ama olmadı, yok. Bu filmin setinde yaşanan Shailene Woodley anlaşmazlığı da başka bir takım tatsızlıkları doğurmuş. Normalde üçüncü filmi de olacak bu yeni serinin iptaline karar verilmiş neticede. Bu arada yeni serinin seti kurulduğundan beri Andrew Garfield ve Emma Stone sevgililer.. Çok şaşırdık di mi?!


Bu son filmin zamanında pazarlama için kullanılan eğlenceli bir de video filmde oynamışlardı sevgilicek, Saturday Night Live'da gösterilen. Öpüşme sahnesinde ne zorluklar çektiklerini gösteren bir kamera arkası kurgulanmış. Çok keyifli iş çıkmış bence. Buyrun linki..

Bu yeni seri sayesinde Spider-Man'in popülerliği korunmuş olsa da başarısızlıkla sonuçlandığı için hayal kırıklığı yarattığı söylenebilir. Halihazırda devam eden Avengers serisine dahil edilip karizma toparlama ihtiyacı da böylece doğdu belki. Captain America: Civil War (2016)'la yepyeni bir Peter Parker'la tanışıyoruz.

23.10.2012 Güncelleme 01.10.2017
Oku..