Wonder Woman (2017)


Önce Batman v Superman: Dawn of Justice (2016) ile karşımıza çıkmıştı. Oldukça zeki, gayet çevik ve olağanüstü seksi bir iş kadını olan Diana Prince olarak tanıştırıldı ama o aslında Wonder Woman'dı, çok geçmeden gösterdi gücünü. Türk Hava Yolları'nın katkılarıyla, hatırlarsanız... Bir sene sonra da bu Harika Kadın'ın hikayesini bu filmle öğrendik. Diana'nın çocukluk yıllarına gittik, Nazi Almanyasının Polonya'yı işgaliyle başlayan Dünya Savaşı zamanına. Ama öncesinde Amazon Cennetindeyiz.


Bir varmış bir yokmuş, zamanın birinde dünyayı idare eden tanrılar ve onların lideri Zeus varmış. Sonra Zeus, insanları yaratmış, insanlar çok tutkulu, sevgi dolu yaratıklarmış. Ama Zeus'un oğlu Ares, babasının insanları kendi soyundan daha çok seveceğini düşünüp kıskanmış ve insanları birbirine düşürmek için onların kalbine kötülük sokmuş, kin, nefret, haset ne varsa yağdırmış. Zeus oğlunun bu yaptıklarını görünce onu cezalandırmış ve kavgaya tutuşmuşlar. Sonra Ares ortadan kaybolmuş ama Zeus bir gün geri geleceğini bildiği kötülükle savaşması için üstün ırk olan Amazonları yaratmış ve onları silahlarla donatmış. İnsanlığın koruyucusu olarak ıssız bir adada zamanın gelmesini beklemelerini sağlamış. Amazonlar, asırlar boyunca hiç gelmemesini umdukları kötülük için savaş antrenmaları yapmışlar. 


Nazi üniformalı bir İngiliz ajanının uçağı tesadüf eseri Amazonların adasının yakınına düşünce eğlence başlar. O zamana kadar kraliçe annesinin bütün yok saymalarına rağmen Diana insanlığı kurtarmak için Zeus'un bıraktığı silahtır. Dünyadan bihaber yaşayan Amazonlar, yüzleştikleri bu gerçekle kötülüğün bütün zamanlar boyunca orada olduğunu, müdahalede geciktiklerini ancak anlarlar. Diana, ajan Steve ile beraber gerçek dünyaya adım atar ve savaşı bitirmek için bir ekip kurarlar. Biri keskin nişancı biri bi şeyci öyle yan işleri yapacak bir ekip yani...

Gal Gadot efsanesine Chris Pine eşlik ediyor; ikili dışında kadroda Amazon denince gözümüzde canlanan isimler Robin Wright ve Connie Nielsen var; ve tabii bir de usta isim David Thewlis kadroda... Yönetmen koltuğunda ise Monster (2003) filmiyle kariyerinin ilk ve tek sinema filmini yapmış olan Patty Jenkins hanımefendiyi görüyoruz, uzun bir aradan sonra Wonder Woman (2017) ile sinemaya dönen Jenkins'in önümüzdeki dönemde gösterilmesini umduğumuz diğer filmi de Wonder Woman 1984 (2020)...


Zack Snyder'in yazar kadrosunda olduğu seride, biliyorsunuz bir de Adalet dağıtıcıların toplandığı bir film var; Justice League (2017)'i sevmiştim, Aquaman (2018) geldi ondan sonra da... Takip edin bunları da, biliyorum bir Marvel serisi gibi olamaz ama DC de işleri toparlıyor gibi...

20 Haziran 2020
Oku..

Birds of Prey: And the Fantabulous Emancipation of One Harley Quinn (2020)


Harley Quinn, Batman'in düşmanı olarak bildiğimiz seksi şey; Gotham'ın bir sürü kötü çocuğundan biri ve en bilinen haliyle Joker'in sevgisili... Harley Quinn ilk olarak Batman'in 1992'de yayımlanan bir çizgi romanında -Joker'in Gözdesi- olarak görünmüş. Daha sonra da yavaş yavaş aksiyona karışarak sevilen bir kararkter olmuş. Biz, çizgi romanları sinemada takip edenler olarak da Suicide Squad (2016) filminde tanıştık karakterle.

"Ne demişler, bir hikaye anlatmak istiyorsan en baştan başlamalısın!" diyor ve anlatmaya başlıyor Harley, kısaca Birds of Prey (2020), uzunca Birds of Prey: And the Fantabulous Emancipation of One Harley Quinn (2020)'de... (Türkçesi: Yırtıcı Kuşlar: Ve Bir Harley Quinn'in Deli Dehşet Kurtuluşu)

En baştan dediği de Suicide Squad (2016)'da anlatılandan birkaç cümle fazlasını söylüyor sadece; ekstradan derine inmiyor, ilginç bir çocukluğu olan Harleen, psikaytr olmuş ve hastası Joker'e aşık olup, uğruna kendini kimyasala bulayıp kafayı yemiştir. Harley çok tatlı, inanılmaz yetenekli, çok şirin bir kız olduğu için Joker onu kıskanmış ve terk etmiştir. Hikayenin Harley'nin sadece kendi bakış açısından anlatılğını anlamışsınızdır.


Asıl mesele Harley Quinn olsa da, yan hikaye daha değerli görünüyor. Güçlü kadınları bir araya getiren bir macera peydah oluyor. Bir polis, bir şarkıcı, bir suikastçı ve bir deli manyak, ufak bir yan kesiciyle beraber beş kadın olup onlarca kötü adama karşı savaşıyor. Filmin adı olan 'Yırtıcı Kuşlar' da bunlar yani..

Film, kesinlikle Suicide Squad (2016)'tan daha iyi; hikaye başta olmak üzere diğer her şey dahil.. Cathy Yan isimli kadın yönetmenin kontrolündeki hikayede Margot Robbie baş rolde ve aynı zamanda film bitince kocaman 'Yapımcı' olarak da yazıyor bu özel isim.
(Hemen kontrol ettim, I, Tonya (2017) ile başlamış yapımcılık yapmaya ve şu sıralar üzerinde çalışıyor gözüktüğü 7-8 film var; Korona en çok Margot'yu vurmuş diyebiliriz o zaman...)


Diğer kızlar, Mary Elizabeth Winstead, Rosie Perez, Jurnee Smollett-Bell ve minik Ella Jay Basco. Kötü adamlar, Ewan McGregor ve Chris Messina...

Mary Elizabeth'i zaten çok seviyorum çünkü o bir Ramona'dır.. Rosie'yi daha önce hiç izlememiş bile olabilirim, Jurnee ve Ella'yı da.. Ewan Mc kardeşimizi ise kötü adamlardan daha kötü biri olarak izliyoruz.

23 Mayıs 2020
Oku..

Aquaman (2018)


Bu DC'nin senaristleri ne zaman espri yapabilecekler çok merak ediyorum. Hayır bi de beceremeyince çok daha fena; Marvel'da görüp görüp canları çekiyor ama beceremiyorlar. Aquaman (2018)'nin hikayesi dünyada kendi kolonisini yaratması açısından Marvel'in Black Panther (2018)'ine denk düşüyor. Kendi ileri teknolojisi olan kapalı bir topluluk. Ama kaliteleri kıyas kabul etmiyor, üzgünüm..


Atlantis, okyanusun derinliklerinde yer alan bir su dünyası.. Kraliçe Atlanna, yeryüzü ve su altı dünyalarının kardeşçe yaşamaları gerektiğini düşünürken, Kral Nereus insanların denizleri mahvettiğini, plastik çöpünden, gemi batığından bıktığını haykırıyor. Kraliçe de muhalefet edince anlaşamıyorlar, terk ediyor suyu, yer yüzünde yaşamaya başlıyor Atlanna. Aşkı buluyor, çocuk yapıyor. Hayali şu ki, geleceğin kralı olacak bu melez oğlu yeryüzüyle su altını birleştirecek güç olsun.


Arthur vakit gelene kadar sahil şeridinde çeşitli minik kahramalıklar yapan, babasıyla bira içme yarışına tutuşan bir kasabalı olarak büyüyor. Tabii annesinin uşağı Vulko ona bilmesi gereken her şeyi öğretiyor büyüyene kadar. Atlanna'nın Kral Nereus'tan oğlu Kral Orm, yeryüzündeki insanlığa savaş açma hazırlığına başlayınca, güzeller güzeli Mera, Arthur'a durumu anlatmaya geliyor. Diyor ki: "Taht senin hakkın, gel, geç tahta ve dünyayı mahvedecek şu savaşı (su savaşı) başlamadan bitir. Ama önce bi mızrak var, onu hak etmen gerekiyor. Öyle kolay değil."

Manasız bir savaş, mantık dışı yöntemler ve geri zekalı görsellerlerle süslenerek sunulmaya çalışılıyor. Ondan sonra niye kötü film..


Jason Momoa, Amber Heard, Willem Dafoe, Patrick Wilson, Nicole Kidman gibi şahane tiplerin yer aldığı güzel kadrolu film, çok zaman kaybı.. Valla en kötü ihtimal Amber Heard'ın hatrına izlenir diyordum o bile zar zor yani.. Yönetmen sandalyesinde Japon görünümlü Malezyalı James Wan var. Wan, korku filmleriyle sağlam bir kariyer oluşturduktan sonra en son geçen senelerde Hızlı ve Öfkeli'nin 7. filmini yönetmişti şimdi de DC hikayesi teslim edildi.. Ama senaryo kötü, Wan n'apsın?!

11.12.19
Oku..

Shazam! (2019)


Hemen girişte söyliyim, çocuk filmi! Hiç darılmaca gücenmece olmasın, kafadan bunu bi söylemek lazım. Karakterin değil, komple bütün karakterlerin çocuk olması bunun ilk sebebi, ikincisi ise 7 günahın simgeleri, canavarlar!


Korku film yönetmeni -en azından filmografisine bakınca görünen bu- David F. Sandberg yönetimindeki hikayenin başrol oyuncusu Zachary Levi, kötü adamımız ise Mark Strong. Bu ikisiödışında yetişkin yok filmde.

Billy, yetimhane ve koruyucu aileler yanında büyümüş bir gençtir. Emanet edildiği koruyucu ailelerden kaça kaça annesinin izini sürer. Bir gün metrodayken bir anda enteresan şeyler olur ve seni seçtim pikaçu dercesine bir büyücü Billy'ye çeşitli süper güçler, efsane bir dış görünüş ve bir de düşman verir. O saatten sonra koruması gereken bir sihir ve yenmesi gereken 7 Günah vardır.


Son derece eğitimsiz ve ne yapacağını bilmeyen Billy'nin süper güçlere sahipkenki adı Shazam!'dır.

Aslında eğlenceli film ama bilemiyorum, çok çocuk filmi havası var. Yer yer Deadpool ile kıyaslayası gelse de insanın içi el vermiyor, kıyamıyor Deadpool'a. Güzel film ama benena!

71119
Oku..

Justice League (2017)


Film üç ay önce falan gösterildi sanıyorum, ben yeni izledim. Çünkü DC filmleri artık çok heyecanlandırmıyordu beni. Ama bu filmle görüyoruz ki, DC de bu eksiğini kapatmanın yollarını aramaya başlamış ve yazar ekibine -Marvel'in adamı diyebileceğimiz, The Avengers (2012)'ın da yönetmeni- Joss Whedon'u katmış. Ve bu hareketle DC, tarz olarak Marvel'a çok yaklaşmış. Kendi karanlık dokusunu da korumayı başarmış ama. Ben bu filmi çok beğendim.

Man of Steel (2013) ile merak uyandırmışlardı ama hemen arkasından gelen Batman v Superman: Dawn of Justice (2016)'i kendileri de beğenmemişti, daha fenası çok müşteri kaybetmişlerdi. Sene başında çıkan Wonder Woman (2017) toparlanacakları sinyallerini vermişti ve Justice League (2017) de içimizi rahatlattı.


Hatırlayacağınız üzere 2016'daki filmde Batman ölmüş, şehir korumasız kalmıştı. Araları çok iyi olmayan Bruce Wayne bile üzülmüştü bu gidişe. Onun suçu olmamasına rağmen aralarındaki rekabetten dolayı o yaptı sanılıyordu. Bruce, nereden icap ettiyse özel güçlere sahip insanlardan bir ekip kurmak istiyor bu filmde. Wonder Woman Diana zaten arkadaşıdır. Efsaneyi takip ederek uzak diyarlarda Aquaman Arthur'un peşine düşer. Sonra hızlı çocuk Barry'ye ulaşır; Flash. Diana da Victor'la görüşür, babası onu bir Cyborg'a dönüştürmüştür yanlışlıkla. Barry hemen kabul eder ama diğer iki süper adamı ikna etmek kolay olmaz.

Ve kötü adam da çıkar meydana, uzayın derinliklerinden dünyayı fethetmeye gelir Steppenwolf. Yıllardır sürgündür falan.. Çok klasik mevzu.

Avengers hareketleriyle, topluca bi düşman için savaşılacak. Uh, çok heyecanlı. Ama bir de Süpermen'imiz olsaydı ne güzel olurdu. Düşmanın peşinde olduğu 'güç taşları' ölüyü diriltir nitelikte şeyler olduğu için, acaba Clark'ı geri getirsek mi diye düşünmeden edemiyorlar. Hatta fikir Bruce'dan çıkıyor. Allaaaah, Süpermen geri geliyor, Süpermen geri geliyor!! Tabii bu duruma en çok sevinenlerden biri Lois Lane oluyor. Filmde adı başroller arasında yazıyor ama iki sahnede görünüyor, ayıptır, mahrum kaldık yüzünden.


Zack Snyder'in yönettiği filme puanım tıpkı imdb ortalaması gibi 7,0. Bitmedi, bi dakka! Gal Gadot'yu kim yemek ister?! Bu arada çok kısacık da Amber Heard izliyoruz filmde, Aquaman'in 'kraliçesi' Mera rolünde. Sene sonuna doğru çıkması beklenen Aquaman (2018)'de rol daha da büyüyecek belli ki. Holley!

9 ocak 2018
Oku..

Preacher (2016- )


Mayıs-Temmuz döneminde on bölümden oluşan diziyi beğenerek, severek takip ettim. Tarz olarak absürt cool diyebileceğim diziye imdb macera drama fantezi demiş, o da olur ama benimki daha yakın gibi...

Jesse Custer'a babasından bi kilise kalmış. "Bu böyle bi şey miymiş len?" demekten kaçamayarak, Jesse'nin -baba mesleği olarak- vaizlik yaptığını izledik. Yani istemese yapmak zorunda değil ama yaparsa da kimse bi şey demiyo durumu var galiba... Vaiz dediğin de Pazar Ayinlerinde İncil'den parçalar okuyup, insanlara doğru yolu işaret eden din adamı. Gayet sıradan bir kasaba ve sıradan kasabalılar. Karanlık taraf olarak, bir iş adamı var, bir de onun adamları işte. Yani görünürde bir tane kötü olmasına rağmen komple karanlık taraf hikayesi gibi. Bir tane düz iyi var galiba, kilise çalışanı Emily, çocuklarının anası, vaizin hastası; güzel kız baya. Jesse de eskiden baya kötüymüş, kız arkadaşı Tulip'le beraber. Tövbe edip öyle başlamış vaizliği.


Günlerden bir gün öte taraflarda serbest kalıp dünyamıza gelen 'bir güç' Jesse'ye yerleşiyor. Jesse'nin zamanla fark edeceği bu güç, konuştuğu kişiye söylediği her şeyi yaptırtma gücü. Misal, "Cehennemin dibine git!" dediği bi adam bi anda ortadan kayboluveriyor; bilin bakalım adam nerede? Bir vaiz için muhteşem bir özellik, di mi? "Hepiniz iyilik yapın!" de bi ayinde, ortama bak sonra... Ama bu gücü ait olduğu yere geri götürmeye gelen iki korumayı atlatmak lazım önce. Tulip, Jesse'yi eski intikamlara ikna etmeye çalışırken, kasabaya gelen gizli vampir Cassidy de vaizle kanki oluyor.


Marvel filmlerinin Howard Stark'ı Dominic Cooper başrolde. Kadrodaki isimlerin öne çıkanları: Agent of S.H.I.E.L.D. (2013- )'ın Reina'sı Ruth Negga, This is England (2006)'ın Woody'si Joseph Gilgun, True Blood (2008-14)'ın Nora'sı Lucy Griffiths ve daha geçen gün Sherlock (2010- )'un dokuzuncu bölümünde izleyip nereden tanıdığımı çıkaramadığım -meğer buradan tanıdığım- Tom Brooke.

Dizinin yaratıcı ekibi Seth Rogen ve Evan Goldberg, arada yönetiyorlar da. Evet o tayfa, hep cigaralı filmler yapan adamlar...
Geçen gün bunların Sausage Party (2016) diye bir animasyonunu izledim, marketteki ürünler toplanmış, bi dolabın arkasında cigara dönüyodu, yuh ya :)

Peki Preacher'ın bu kadar fantastik olması sizi de çizgi roman olması yönünde kıllandırmadı mı, imdb yazmamış ama google'a yazınca çıktı, hem de DC Comics işiymiş...
Yeni sezonu beklenir, güzel iş...

Saygılar...

27.11.16
Oku..

Suicide Squad (2016)


Şu kadroya rağmen çekici gelmemişti bana film zamanında: Will Smith, Margot Robbie, Jared Leto, Jai Courtney ve Cara Delevingne. Aslında bir tanesi olsa yeter ama hepsi bir olunca insan kıllanıyo, kesin şov diyosun... Onun için izlemedim sinemada, sonra da aşırı kötü eleştiriler aldı. Bu da daha sabah bahsettiğim Doctor Strange (2016) filminde yaşanan, beklenti-buluntu etkisi tamamen, beklenti düşükse, güzel film olunca efsaneymiş gibi duruyo. Suicide Squad (2016) filmimiz ise bu etkiyi sallamıyor, hayvan gibi yıldız topluyor filme ve aslında idare eder olan film leş duruyor.

DC Comics bu işleri öğrenemeyecek galiba, Batman v Superman: Dawn of Justice (2016)'ten sonra herkes biraz toparlanırlar diye bekledi, -aslında bu da biraz beklentiyi yükseltti- nitekim BvS'den daha iyi hikaye olarak. Yani evet, kötü film değil Suicide Squad (2016), sadece basit.


Olay, çok bilmiş bir gizli servis ajanının, dünyaya olabilecek herhangi bir insandışı varlık saldırısında kullanılmak üzere, iyi süper kahramanlar tarafından yakalanmış kötü kahramanların olduğu bilgisini üst düzey yöneticilere vermesiyle başlar. Yani diyor ki Batman vb'nin yakalayıp hapse tıkmamıza yardım ettiği bazı psikopatlar var, bunların içeride canı sıkılıyor. İstersek bunları silah olarak kullanabiliriz. Bizim kontrolümüzde dediklerinden en uzaylısı ilk dakkada firar ediyor, Söz konusu ekip toplanıyor. Bir özel asker kontrolünde bir grup özel suçlu salınıyor çarşıya, suçlulara takılan çip bombalı, kaçan olursa bum.

Hikaye bu, karakterler rengarenk, çoğu gereksiz renk. Sırf kalabalık olsun diye gruba alınanlar var. Hepsine birer hikaye yazılmış ama çok olmamış. Yine de görsel anlamda neredeyse doyurucu iş çıkmış. Ama kolpa mı kolpa, ona yapacak bi şey yok. Hayır zaten DC'nin benzer bi işi Watchmen (2009) diye bi şey var ki, açın onu izleyin, güzel de film o, bir grup kötü adamsa bir grup kötü adam, nedir... Hatta iyi fikir, ben bi tur Watchmen (2009) izliycem, hadi hep beraber Watchmen (2009) izleyelim...


Yazan yöneten David Ayer. Düz aksiyon filmleriyle tanınan bir isim. Çok becerememiş adetli eğlenceli tip hikayesini. Filme puanım 5/10. Yine iyi puan verdim, o uzaylı diyaloglarına rağmen.. Hadi hadi hep beraber Watchmen (2009) izleyelim...

21.11.16
Oku..

Superman BoxSet


Jerry Siegel ve Joe Shuster'in ortak çalışması olan Süpermen ilk kez 1933 yılında kel olarak çizilmiş. Kripton gezegeninden gelen ve çeşitli güçleri olan bu süper kahraman ilk zamanlar pek ilgi çekmez. Ne zaman ki DC Comics'te çizilmeye başlamış (1938) o zaman hayran kitlesi oluşmuş. Kostümünde Amerikan bayrağının renklerini taşıyan Süpermen, kaslı vücudunu ortaya çıkarmak için çizeri tarafından tayt giymeye mecbur bırakılmıştır; yetmezmiş gibi taytın üstüne de külot giyer, sırtında da pelerin taşır. Atletik vücut yapısının yanı sıra yaralanmama, gözlerinden ışın çıkarma, uçabilme/konabilme, aşırı yük kaldırabilme gibi bir takım özelliklere sahiptir.

Hikayesi ise şöyledir: Kripton gezegeni yok olmak üzeredir, annesi bu çocuğu kurtarmak amaçlı Dünya'ya postalar; çocuk, Kent çiftinin çiftliğine düşer ve bu çift çocuğun adını Clark koyup kendi çocukları gibi büyütür. Sosyal hayatında muhabirlik yapan Clark, birinin başı derde girdiğinde gömleğini çıkarıp Süpermen kostümüyle yardım amaçlı oradan oraya uçar. Süpermen'in zayıf noktası, kriptonit mineralidir; bu minerale yaklaştığında güçleri kaybolur hatta ölebilir. Bazı maceralara Batman, Wonder Woman, Supergirl gibi diğer süper kahramanlarla da atılır. Süper kahramanlar arasında en tanınanı, en meşhur olanıdır.

Çizgi romanı dışında çizgi filmleri, dizisi ve sinema filmleri de vardır. Hatta Smallville dizisi 10 senedir devam edip geçen sene finalini yapmıştır; dizinin adı Kent çiftinin çiftliklerinin bulunduğu kasabanın adıdır.


İlk sinema filmi Superman (1978)'in devam filmleri ise Superman II (1980), Superman III (1983) ve Superman IV: The Quest for Peace (1987) şeklindedir. Bu 4 filmde de Clark Kent'i, Christopher Reeve oynuyor. Seride Lois Lane'i de Margot Kidder oynamış..


Yakın dönem sinema filmi Superman Returns (2006), devam filmi niteliğinde olmuş, yani köken filmi değil; Bryan Singer yönetiminde bir filmdir. Clark Kent'i Brandon Routh oynuyor. Kötü adam Lex Luthor'u Kevin Spacey, Clark'ın aşkı Lois Lane'i de Kate Bosworth oynuyor.. Tek kötü yanı devam filmi gibi olup, önceki filmlerin epey önce çekilmiş olması sebebiyle hikayenin bazı kısımlarının havada kalması diyebilirim. Ama işte bu hikayesi tam oturmayan film DC Comics'i de takipçilerini de ufak bir hayal kırıklığına uğratıyor.

DC de son zamanlarda çok tutan Christopher Nolan'ın Batman'lerinin ardından, Süpermen'in yeni hikayesini yazma görevini de onlara (Nolan ve Goyer) veriyor. Man of Steel (2013)'in yönetmen sandalyesinde de Zack Snyder oturuyor.

Man of Steel (2013)'de Clark'ı Henry Cavill oynarken Lois Lane rolünde Amy Adams'ı izliyoruz..

17.05.2012
Oku..

Batman: Bruce Wayne


Detective Comics serisin 1939'da yayınlamaya başladığı Batman, Action Comics serisinin Superman'ine rakip olarak yaratılmış bir karakterdir. (Bu iki çizgi seri de DC Comics olacak) Batman'in yaratıcısı Bob Kane, seri boyunca farklı yazarlarla çalışmış ama ilk yazarı Bill Finger, Batman karakterinin gelişmesi aşamasında da Kane'le beraber çalışmış. Hatta Kane, ilk Batman'i yarasa kanatlı ve kırmızı kostümlü çizmiş; Finger ise kanat yerine pelerin ve kostümü de siyah olarak renklendirmeyi önermiş. İlk zamanlarda kötü adamları öldüren Batman, zamanla oturan karakteriyle beraber ateşli silah kullanmayı bırakıp suçluları yakalayıp polise teslim etmeye başlamış. (Sadece Batmobil'de var silahlar, o da önüne bi şey çıkarsa diye yolu açmak için..) Batman herhangi bir süper gücü olmayan bir süper kahraman. Milyarder iş adamı, hayırsever dahi, dövüş sanatlarında usta bir Gotham City sakini.. 60'lara kadar çok satan çizgi romanlardan olmaya devam eden Batman, sene 1964 olduğunda çok büyük düşüş gerçekleştirdi. Kane, Batman'i öldürmeyi bile düşünmüş..

O sıralarda dizi olarak televizyonda da gösterilmeye başlayan Batman tekrar hayata dönüyor. Yalnız televizyonda absürt-komedi tarzıyla izlenilen Batman bir süre sonra yine popülerliğini yitirdi. 40'larda iki kere filmi çekilmiş olan Batman'in üçüncü filmi de 66'da çekilmiş. İndirdim ama izleyemedim, ciddi bir sabır gerekiyor tabii: Batman The Movie (1966)..


Sadece Robin'le kalmayıp Batgirl gibi karakterlerin de Batman'e yardıma gelmesiyle iyice absürtleşmiştir. Hatta 50'lerin sonlarında uzay kaynaklı Batwoman, Bat-Mite da işe karıştırılmıştır. Evdeki yardımcısı Alfred öldürülmüş geri döndürülmüş falan baya karışmış yani bir dönem. Çeşitli yazar ve çizerler tarafından eski 'gecenin sert intikamcısı' imajına kavuşması için Batman'i yalnız bırakmışlar. 70'lerin sonlarında Batman tekrar toparlamış.

86 yılında 'The Dark Knight Returns' hikayesini yazan Frank Miller'la, Batman zirveye çıkmış ve takip eden yıllarda Miller, Batman'in doğuşunu tekrardan anlatmıştır. Bundan sonraki yazarlar tarafından da bu karanlık hava bozulmadan hikaye anlatılmış ve Modern Batman tarzı ortaya çıkmıştır.

Sinemada ise 66'dan sonra ilk kez Tim Burton'ın yönettiği, Wayne karakterini Michael Keaton'ın, Joker'i ise Jack Nicholson'ın oynadığı Batman (1989) çekilmiştir.
Bundan üç sene sonra Burton, Batman Returns (1992)'ü çekiyor. Keaton'ı tekrar Wayne rolünde izlerken; filmde Penguen rolünde Danny DeVito, Catwoman rolünde ise Michelle Pfeiffer'ı görüyoruz.


Bir sonraki film Batman Forever (1995). Yönetmeni Joel Schumacher, yapımcısı Tim Burton... Wayne bu sefer Val Kilmer'da. Bilmececi, Jim Carrey; İki Yüz, Tommy Lee Jones; Robin, Chris O'Donnell ve seksi psikolog tartışmasız Nicole Kidman... Sugar bir rolle de Drew Barrymore..
Yine Schumacher'in yönettiği sonraki film Batman & Robin (1997)'in Wayne'i ise George Clooney. Robin rolünde yine O'Donnell'ı izlerken Batgirl olarak Alicia Silverstone; kötü karakterlerde ise Mr. Freeze rolüyle Schwarzenegger'i, Poison Ivy rolüyle Uma Thurman'ı izliyoruz.

Bu dört filmde değişmeyen bir oyuncu varsa o da Bruce Wayne'in uşağı Alfred rolüyle Michael Gough'tur. Yine bu dört film arasından seçecek olursak en kötüsü sonuncusudur. Ayrıca bu filmle ilgili ilginç bir detay: Batman ilk ortaya çıktığı zamanlardan beri homoseksüel bir karakter olarak görülüyor bazılarınca, ama her seferinde bu iddianın asılsız olduğu gerek yaratıcısı Kane, gerek yazarları tarafından dile getiriliyor. Bu son filmde Batman'i oynayan Clooney, karakteri eşcinsel gibi oynadığını söylemiş, aslında öyle olmayabilir ama neden bilmiyorum öyle bir karakter yarattım kafamda ve onu oynadım demiş. Şimdiye kadar ki en iyi Bruce Wayne'i kim oynamış gibi bir kıyaslama yapacak olursak Val Kilmer derim ben.


Modern Batman'in hikayesi farklı yazarlar tarafından farklı yazılmış ama değişmeyen şeyler de var: bir çocuğun gözünün önünde anne-babasının öldürülmesinden daha trajik bir şey olmayacağını düşünerek hikayenin bu kısmıyla pek oynamamışlar. Christopher Nolan, Batman'i çekmeye karar verdiğinde hikayeyi en başından, daha karanlık anlatmak gerektiğini düşünmüş.

Batman Begins (2005)'in Wayne'i Christian Bale olarak belirlenmiş ve sinemalarda gösterilmeye başlamasını ardından seyirci hemen devam filminin peşine düşmüş. Batman'in nasıl ortaya çıktığının anlatıldığı bu filmin devam filminde Joker'li bir hikaye hazırlayan Nolan, The Dark Knight (2008)'ta yine Bale'le çalışırken Joker'i filmin çekimlerinden sonra hayatını kaybeden Heath Ledger'a, İki Yüz karakterini de Aaron Eckhart'a veriyor.
Bu iki filmde de Alfred'i usta oyuncu Michael Caine oynuyor. Öte yandan Ledger'ın ölümü henüz vizyona girmemiş olan filme beklentiyi artırmış ve açgözlü yapımcılar bu durumdan kar sağlamaya çalışmış ancak Nolan filmin bu şekilde ön plana çıkmasını istememiş. Yapımcıların astırdığı Joker'li afişleri indirtip, Batman'i yeniden ön plana çıkarmış.
Film vizyona girdiğinde çok beğeniliyor ve Ledger muhteşem Joker tiplemesiyle ölümsüzleşiyor. Bu rolüyle bir sürü ödüle layık görülüyor. Ama bu kadar sevilen bir kötü adam çok tehlikeli olabilir.


Nolan çektiği bu iki Batman filmiyle hem kendi filmografisine sağlam işler eklemeye devam etmiş hem de Batman'in çizilen imajını kurtarmıştır. Şu sıralarda The Dark Knight Rises (2012)'ın çekimleriyle meşgul olan Nolan, bu filmin serinin son filmi olduğunu yayınlanan fragmanla seyircisine duyurmuştur. Wayne'i diğer iki filmde olduğu gibi Christian Bale oynayacak, Catwoman'ı ise Anne Hathaway. Film 27 Temmuz'da gösterime girecek.


29.04.12
Oku..