Consenting Adults (1992)


Alan J. Pakula yönetimideki filmin senaristi Matthew Chapman. Başrollerde Kevin Kline ve Kevin Spacey, yan rollerde ise Mary Elizabeth Mastrantonio, Rebecca Miller ve Forest Whiteaker var. Kevin Kline, No Strings Attached (2011)'teki rolüyle hafızamda hep, bir sürü filmini izledim tabii de, o filmdeki hali gitmez gözümün önünden, "Great Scott!"; bu filmde de gençliğini izliyoruz tabii, bıyıklıyı oynuyor. Kevin Spacey, geçen seneki taciz iddialarından sonra komple kaybolan, resmen kendi başını yakmış çok sevdiğimiz bir abimiz. Film setlerinde genç oğlanları kenarda köşede sıkıştırıyormuş eskiden, birbirlerinden görüp görüp şikayetçi oldu hepsi.. Yandı adam!..


Richard ve Priscilla, lise çağında kızları olan mutlu bir çifttir. Bir gün yan eve yeni komşuları taşınır, Eddy ve Kay çifti. Özellikle Eddy, enerjik, girişken, cana yakın ve biraz da tehlikeli bir tiptir. Eğlenmeyi, koşmayı, sulu şakalar yapmayı, insanların kafasını karıştırmayı sever. Kay çok güzel şarkı söyler, komşu Richard çalar o söyler.

Richard ve Priscilla'nın bir miktar borçları vardır ve buna canları sıkkındır; Eddy marifetlerini konuşturur, kandırmacalı bir kazayla sigortadan tam da borçları kadar bir para alır. Bunu da sadece dostlarına iyilik olsun diye yapar.


Kay, Richard'a her fırsatta göz devirip duran güzel bir komşudur. Eddy de durumu fark eder ve bir gün Richard'ın kanına girer, bir gece yatakları değişsek sence karılarımızın hoşuna gider mi?! Piiii, nasıl saçma sapan bir hal alır bu andan sonra hikaye.. "Nanet olsun sizin gibi heriflere" söylemleri eşliğinde izlemeye devam ederiz.. Çok geçmeden anlarız ki Eddy'nin bambaşka planları var. Dostlarının borcunu ödeyebilmek için çevirdikleri küçük dümenin biraz daha büyüğü dönmek üzeredir.


Eddy türlü kandırmacalı plan kurar ve planları da tıkır tıkır işler.. Olan Richard-Priscilla çiftine olur. Kader mahkumu Richard, bu işin peşini bırakmayacaktır.

Heyecanla izlenecek bir film olmuş, tebrik ederim, tavsiye edene teşekkür ederim. Ben de sizlere tavsiye ederim, 10 üzerinden 7 veririm, veririm, verdim!..

Bu arada film, ev kredisi reklamı gibi.. Hep o tanıtımlarda kullanılan güzel evlerden, evin en güzel açısı kullanılmış falan hep.. İlginç geldi sadece; belki de o dönem bütün evler böyle diyecem ama yok şimdi de ev kredisi satarken bu evleri gösteriyor reklamlar.. Demek dönemle alakası yok, hayallerdeki ev bu!.. Hayır reklamları ben hazırlıyorum oradan biliyorum..

4.12.19
Oku..

Baby Driver (2017)


Hello! Epeydir yazmıyordum, biraz özlem, biraz üşengeçlik hissediyorum şu an, ama geçecek o üşengeçlik birazdan, geçti.. Peki heyecan var mı? Yok be ne heyecanı, daha neler.. Geçen gün sinemada izlediğim bir filmden bahsetmek isterim size. Kız kardeşim İstanbul'daydı, onunla beraber izledik. İkimiz de sevdik yani geniş bir kesime hitap eden iş olduğunu söyleyebiliriz. Edgar Wright'ın yazıp yönettiği Baby Driver (2017), eğlenceli iş olmak için yola çıkmış, bunun için de müziği çok etkin kullanmış bir iş. Bu arada gayet üretken olan Edgar Wright ismini en son Ant-Man (2015)'in senaristleri arasında görmüştük, di mi?! Görün arada böyle şeyleri.


Takma adı Baby olan muhteşem bir sürücü çocuk var -muhteşem olan sürücülüğü, yoksa çok yakışıklı falan bi çocuk değil- bir hırsızlık çetesinin ulaşım işlerinden sorumlu. Çetenin patronu Doc, şoförü Baby, gerisi işin durumuna göre değişen bir kadro. İşte Baby'nin Doc'a borcu varmış da ödeşene kadar çalışacakmış, son işten sonra artık bu işlerde yokmuş genç yetenek. Nerde?! Tabii ki son işten sonra bi son iş daha yapılıyor. Ve bu en son işte ortalık karışıyor..

Çocukken geçirdiği kaza sonrası kalıcı kulak çınlaması sorununu bastırabilmek için sürekli müzik dinleyen Baby, müziği sadece dinlemiyor, biraz da eğlenceli üretimler yapıyor. Hele bir de Debora'ya aşık oluyor ki sormayın..


Başrolde Ansel Elgort var, aşık olduğu kızı Lily James oynuyor; Kevin Spacey, Jon Bernthal, Jon Hamm, Eiza Gonzalez ve Jamie Foxx kadrodaki diğer isimler. Ulan, Kevin Spacey, 21 (2008) filmindeki karakteri Micky Rosa'yı yeniden mi oynuyor yoksa dedim, sonunu değiştirmişler sadece.. Resmen senaryoda o rolü okuyunca Spacey'den başkası gelmemiş ekibin aklına. Güzel olmuş, tatlı film çıkmış işte ortaya..

Komple müzikten oluşan filmde çok öne çıkan bir parça hatırlamıyorum, aksiyon kurgusu gayet başarılı olan filmde çiğ kalan pek bir şey yok.. Çok üst düzey bir film olmadığı için de hata aramaya gerek yok bence. Puanım 6/10, imdb ortalaması 8,4..

050717
Oku..

L.A. Confidential (1997)


Şöyle eskilerden, güzelliği garantililerden lililililerden bi film izleyeyim dedim, aylardır izlenecek listemde olan bu filmi seçip oturdum başına, hakket efsane filmmiş.. Film bitince "Bunun kitabı olsa ne okunurdu ha" dedim, tabii ki varmış, roman uyarlamasıymış.. Hatta Los Angeles Dörtlemesi diye bir serinin macerasıymış; -yine efsane olmuş filmlerden- The Black Dahlia (2006) da bu seriden uyarlanmış. James Ellroy'un yazdığı ve herhangi bir devamlılık arz etmeyen maceralarda farklı karakterler yer alıyor, baktım..

Kaliforniya Eyaleti'nin en kalabalık şehri olan Los Angeles, Hollywood dolayısıyla artistleriyle meşhur bir şehirdir. Artistin bol olduğu yerde parti, partinin bol olduğu yerde uyuşturucu, uyuşturucunun bol olduğu yerde de polis olur. LAPD, -bir NYPD olamasa da- baya meşhur bir polis departmanıdır. Hikayemiz de bu departmanda görevli üç dört aynasıza odaklanıyor.


Asabi olmasına rağmen doğru bildiğinden şaşmayan ve 'kötü polis' olmaktan çekinmeyen, suçlunun cezasını çekmesi için elinden geleni yapan bir Bud White (Russell Crowe) var. Tecrübeli polislerden Jack (Kevin Spacey) de, herkesle arasını iyi tutan, yeri geldiğinde rüşvet yemekten çekinmeyen ama genel hatlarıyla iyi tarafta olan bir karakter. Bambaşka bir kafada olan, sınıfın inek çocuğu Ed Exley (Guy Pearce) ise kanunları çiğneyeceğine ölmeyi tercih edebilecek, tam bir adalet adamı. Ve tecrübeli yönetici Dudley (James Cromwell) ise ekibin başındaki isim, herkesin akıl hocası..

Bir takım olaylar sonucu, iyi polis kötü polis kavramı birbirine karışır, polis departmanı içinde görevini suiistimal edenler tespit edilir ve işler büyür.. Sonra işler daha da büyür.. Soluk soluğa izleniyor gerçekten, film iki saati az geçiyor, efektlerde nostalji duyuluyor. Filmin alametifarikası olan ünlü benzeri porno yıldızları kısmında Kim Basinger'ı, Hush-Hush dergisi muhabiri rolüyle de Danny DeVito'yu izliyoruz.


Filmin yönetmeni Curtis Hanson'ı, bununla ve Eminem'li 8 Mile (2002) filmiyle biliyoruz, çoğumuzun bilmediği şey ise Hanson'ı geçen hafta 71 yaşında Los Angeles'ta Hollywood Hills'teki evinde kaybetmiş olduğumuz, Allah rahmet eylesin.. Bu filmle En İyi Yönetmen Oscarı adayı olmuştu, En İyi Uyarlama Senaryo Oscarı'nı kazanmıştı. Film o sene En İyi Film dahil 9 dalda adaylık kazandı, ikisini ödüle çevirdi. Bunlardan biri de Kim Basinger'a gitti. Film şu sıralar imdb.com'da top250 #97.. Benim puanım 8/10.. Niyeyse bu paragraf 8 mil 9 oscar derken rakama boğuldu biraz, bari tarihi de buraya atiyim: 260916..
Oku..

The Usual Suspects (1995)


Aman da ne etsem de izlesem, ne zaman konusu açılsa aşırı övülüyo, tamam belli ki çok güzel ama olmayınca da olmuyo, izleyemiyorum filmi.. Tam arşivlik film denir, DVD alırım bozuk çıkar izleyemem; internetten kovalarım altyazı uyduramam; her şey tamam olur bilgisayar çöker.. Velhasıl izleyemem de izleyemem.. Dedim herhalde artık olmayacak, bıraktım peşini..
3-4 senelik mevzu benim için.. Bi hafta önce denk getirdim, indirdim, bu sefer de zaman bulup izleyemiyordum. Sonunda demin hallettim.. La meğer biliyomuşum ben bu filmi..


Televizyonda denk gelirsin ya dizi reklama girdiğinde falan.. Ara ara izlemişim ve kazınmış aklıma artık.. Hep görürsün çünkü bu filmi televizyonda..

Beş zanlının boy panelinin önünde verilen cümleyi okuması.. Kodeste bu beşlinin birbirlerine önce laf sokup sonra çete olma fikrini sunması.. Verbal'ın sakat haliyle tek elle koca silahı taşıması.. En sonda o sakatlıktan normale dönme sahnesi falan.. Baya ezberlediğim sahnelermiş meğer..


Hiç bilmeyen ve benim gibi bilip de anlamayanlar için, konusu şöyle: Bi kamyon dolusu silah çalınmıştır, polis olağan şüphelileri toplar. Eskiden rüşvetçi bir polis olan Keaton, atılmış ve pis işlere bulaşmıştır ama temizlenmek için uğraşır, çünkü aşık olmuştur. Zaten dedektif Kujan'ın asıl şüphelisi odur. Ama sabıkası olan diğer dört hırsız da sorgu için oradadır. Bunlar nezarette hazır bir araya gelmişken neden bi şeyler yapmıyoruz derler. Keaton'ın avukat olan aşkı bunları azad ettirdiğinde ekip kurup güzel para kazanacakları işler yaparlar. Gün olur, bi iş denk gelir, karşılarına Keyzer Söze ismi çıkar.

Bu beş hırsızdan biri olan Verbal sorgu için çağrıldığında, Keyzer Söze'nin hikayesini dinleriz ondan. Acımasız bir adammış, ona çalışanlar aslında ona çalıştığını bilmezmiş çünkü kendini hiç göstermezmiş. Aslen uyuşturucu işindeymiş ama fena intikamcıymış. Macarlarla bi alıp veremediği olan Türk olduğu söylenirmiş. Filmin başında gördüğümüz yanan Macar gemisinin hikayesini dinleriz Verbal'dan, çünkü o da ordaymış..

Aslında biz film diye komple Verbal'ın anlattığı hikayeyi izleriz.. Ve bütün hikaye o odadaymış meğer.. Yani güya hikayeyi dinlediğini sanan dedektif, içinde bulunduğu durumu kendi için eğlenceli hale getiren Verbal'ın o an aklına geleni anlattığını çok geç fark edecektir..


Gabriel Byrne, Kevin Pollak, Stephen Baldwin, Benicio Del Toro ve Kevin Spacey.. Bunlar şüpheli kadro.. Dedektifi, Chazz Palminteri; Keyzer Söze'nin avukatını Pete Postlethwaite, Keaton'ın avukat aşkını da Suzy Amis oynuyor. Efsane filmin Oscar alan senaryosunun yazarı Christopher McQuarrie iken yönetmeni de Bryan Singer. Bu arada Spacey'nin de bu rolle Oscar aldığını zaten duymuşsunuzdur bi yerlerden.. İki senedir House of Cards dizisinde oynuyor, izleyiniz.


Altın Portakal'da, 2007'de, davetli olarak Antalya'ya gelen Spacey'ye sormuşlardı. "O filmde hani her şey uydurmaydı ya, peki Keyzer Söze'nin Türk olduğu da mı yalandı, ben çok inanmıştım öyle olduğuna?!" Soruyu soran gazeteciye Spacey'nin verdiği yanıt, "Bence o kısmı gerçekti, oynadığım karakter Türk'tü bence" gibi bi şeymiş. Biz de baya sevinmiştik, oo Türk'müş, diye.

Asıl bomba, Antalya'da bi gece ilgiden bunalan Spacey otelden sahile kaçar, dumanlanan gençlere katılıp muhabbetin dibine vurur. O gençler o kafayla tanıdılar mı efsaneyi bilmem ama Spacey onları unutmaz herhalde. Birinin bi lafı vardı, "İyi oyuncular, gördüklerini unutmazlar."

08.12.14
Oku..

American Beauty (1999)


Kültleşmiş bir film. Nasıl diyolar bunlara, neo-klasik galiba.. Tam bilmiyorum o değer biçme işlerini ama hani bazı filmler kültürel miras kabul edilip, bütün kopyalarının bir şekilde yok olması ihtimaline karşılık koruma altına alınıyor ya, öyle bir film yani. Sanırım statü konusunda soru işareti kalmamıştır. Hayır yani bunu bilin de önce, sonrasında "Amanda ne övdü be filmi" demeyin yani..


Seçilen konu ve hikayenin işleniş biçimi; diyaloglardaki deha ve yaratılan karakterlerdeki derinlikle o kadar uyum içinde ki, -ki bu durum için dilimizde 'ahenk' diye muhteşem bir kelime var- senarist Alan Ball ve yönetmen Sam Mendes'in kariyerlerinde şaheser olarak anılıyor film. Oyuncuların yeteneklerini gösterebilmeleri için de çok uygun bir senaryo..

Hayattan bezmiş bir adam, kontrol delisi karısı ve kızları; hayattan bezmiş bir kadın, kontrol delisi kocası ve oğulları; ve Angela... Angela, Amerikan güzeli, güzelliğiyle çevresindeki erkekleri etkilemekten zevk alan bir sistem, en büyük korkusu arzulanmamak ve sıradan bir insan olmak. Hikayedeki bütün karakterler Amerikan güzeli; herkes bir şekilde arzulanmak ve sıradan olmamakta buluyor huzuru.


Ezik Lester, kızının kankisinden hoşlanıyor. Ergen kızı bu durumdan rahatsız olurken, kankisinin hoşuna gidiyor. Karısı, Lester'ı boynuzluyor. Komşunun oğlu, Lester'ın kızına yanık. Komşunun oğlunun gey düşmanı gey babası oğlunun gey olduğunu sanıyor. Oğlan uyuşturucu satıp video çekiyor. Amerikan güzeli, Lester'ın hayatını güzelleştiriyor. Ve BAM!


Sürpriz bozmadım, korkmayın. Filmin başında diyor zaten, "Bi kaç gün sonra ölecem, ama şimdilik haberim yok tabii"..

Film, güzel hikayesinin yanı sıra, klas sahneleriyle de farkını ortaya koyuyor. Mesela en meşhur sahnesi, Lester'ın, Angela'yı yatakta gül yapraklarıyla hayal ettiği sahne.. Filmde, gül yapraklarının neyin metaforu olduğu üzerine saatlerce konuşulabilir ama, bu sahnenin, izleyicinin aklından yıllarca çıkmayacağı gerçeğinin yanında o önemsiz bi detay.. Yıllar önce izlediğim ve tivide de denk geldikçe takılıp kaldığım bu filme neden şimdi tanıtım yazdım, nerden esti? Şurdan esti, Uykusuz ciltlerini karıştırıken, 3-5 sene öncesine ait şu karikatür:

Adamın çizgisi imza aslında
yazmaya gerek yok ama,
bilmeyenler için: Umut Sarıkaya..

Gösterildiği sene Akademi'den; En İyi Film, Yönetmen, Senaryo, Erkek Oyuncu ve Görüntü Yönetimi gibi en önemli kategorilerden heykele kavuşmuş ve imdb.com'ın Gelmiş Geçmiş En İyi 250 Film Listesi'nde 58. sırada yer almaktadır.


Oyuncular: Kevin Spacey, Annette Bening, Mena Suvari, Thora Birch, Wes Bentley ve Chris Cooper... Şu sıralar House of Cards dizisiyle harikalar yaratan Spacey'nin, bu filmle gelen haricinde bi Oscar'ı daha var. İlginç detay: Güllerin içindeki Mena Suvari'nin filmografisine baktığımda şu tesadüfe tanık oldum.. Sadece aynı seneye denk gelen American Pie (1999), American Virgin (1999) ve American Beauty (1999) uyumu... Sırf Amerikalı diye bi kızın üstüne bu kadar gidilmez ki arkadaş.. Üstelik bu sadece bir sene; American Pie 2 (2001), American Horror Story (2011) dizisinde iki bölüm konuk ve American Reunion (2012)... Ufacık kıza ne milliyetçilik yüklediniz be kardeşim..


01.03.2014
Oku..

Moon (2009)


İngiliz yönetmen Duncan Jones'un ilk uzun metrajı olan Moon (2009)'da, Kevin Spacey'nin sesiyle GERTY isimli bilgisayarın ve Sam Rockwell'in tatlı işçiliğiyle Sam Bell isimli astronotun 97 dakikalık macerasına tanık oluyoruz.


Bir enerji kaynağı araştırması için üç aylığına Ay'a göreve gönderilen Sam, ailesiyle iletişim sağladığı uydu bağlantısının kesilmesi sonucunda, yoldaşı GERTY ile başbaşa kalır. Zaman geçtikçe Sam'in sağlık durumu kötüleşmeye başlar, halüsinasyon görmeler, baş dönmesi, mide bulantısı, kuru öksürük falan derken.. Sam, şirketin daha önceki çalışmalarından kalan bi şey bulur. Lan yoksa.. Sam, bi şeyler döndüğünü anlar..


Uydudan görüşebildiği karısı Tess'i Dominique McElligott, kızı Eve'i ise tatlış mı tatlış Kaya Scodelario oynuyor. Harbi taş olan Kaya'nın ilk oyunculuğu bu. Hatunlar azıcık oynuyor ama rolün küçüğü büyüğü olmaz; filmin çok büyük kısmında Sam Rockwell'i izliyoruz, ki gerçekten çok iyi oyuncu.

Rockwell & Jones
Yönetmen Jones, İngilizlerin Oscar'ı BAFTA'da Outstanding Debut by a British Writer, Director or Producer yani Gelecek Vaadeden Sinemacı ödülünü kazanmış.. İki sene sonra da Source Code (2011)'u yapıyor..

01.10.13
Oku..

House of Cards (2013-18)


Şimdi Beyaz Saray'a bağlanıyoruz.

Dışişleri Bakanlığı için tercih edileceğinden neredeyse emin olan Francis Underwood, makamı başkasına kaptırdığını öğrendiğinde büyük yemin etti. Yemin etmedi de, 'tamam lan siz kaşındınız' gibi triplere girdi.
Yetenekli de bir adam olan Underwood, insanları yönetmeyi, ikna etmeyi çok iyi beceren bir yapıya sahip. Dışişleri Bakanı değil ama sonuçta milletvekili ve bu hala kullanabileceği güçleri olduğunu anlamına gelir.
Bundan sonrası, heyecanla izleyeceğiniz 13 bölümde, işleri nasıl kendi lehine çevireceğini anlatan bir adamın başarı öyküsü. Baya baya anlatıyor çünkü arada.
Etrafına, doğru insanları toplayıp, kafandaki plana sadık kalmalarını istiyorsun, öyle yapmaları için de onları buna mecbur ediyorsun. Ama tabii ki aksilikler olacaktır. Hayat hep böyledir.


Bu diziyi özel yapan ne?
Girişte oyuncudan çok yapımcı adı geçmesi mi? İlk iki bölümünün yönetmenliğini David Fincher'ın yapmış olması mı? Yoksa Kevin Spacey mi?
Benim diziyi neden izlediğim sorulardan belli oluyor bence.


Kevin Spacey ... Francis Underwood (çılgın milletvekili)
Robin Wright ... Claire Underwood (çılgın milletvekilinin en az onun kadar çılgın karısı)
Kate Mara ... Zoe Barnes (gazeteci kız, olmazsa olmazımız)
Corey Stoll  ... Peter Russo (alkolik milletvekili, güzel malzeme:)
Michael Kelly  ... Doug Stamper (çılgın milletvekilinin her işi halleden yardımcısı)
Sakina Jaffrey ... Linda Vasquez (yetersiz başkan'ın her işi halleden yardımcısı)
Kristen Connolly ... Christina Gallagher (alkolik milletvekilinin yardımcısı, her türlü)
Constance Zimmer ... Janine Skorsky (diğer gazeteci kız)
Michael Gill ... President Garrett Walker (yetersiz başkan:)


Netflix, dijital dağıtım yapan, yani DVD kiralayıp/satıp para kazanan bir şirket. Başlarda postayla yaptıkları bu işi şimdi internet üzerinden yapıyorlar. İlk sezonun tüm bölümleri 1 Şubat 2013'te internetten izletilmeye/dağıtılmaya başlandı. Nasıl para kazandılar hiçbir fikrim yok çünkü dizi, 2 Şubat'ta dizi-mag.com'daki yerini almış.

Produced by
Karyn McCarthy .... producer
Keith Huff           .... producer
Rick Cleveland  .... co-executive producer
Sarah Treem  .... co-executive producer
Beau Willimon  .... executive producer
Andrew Davies  .... executive producer
Michelle Dobbs .... executive producer
John P. Melfi   .... executive producer
Kevin Spacey  .... executive producer
Dana Brunetti .... executive producer
Joshua Donen .... executive producer
David Fincher .... executive producer
Eric Roth  .... executive producer

Yani diyeceğim şu, bu adamlar bu işe para yatırmış ve daha ikinci günden düşmüş internete, nereden kazandılar bu kadar? Kazandılar ki ikinci sezon çekiliyor şimdi.
Bu şirketin dağıtıcısı olduğu filmler/diziler internet üzerinden kullanıcısına HD görüntü kalitesinde ve emek hırsızlığı olmadan ulaştırılıyor ya, bilinçli birey veriyor bölüm başı 3 dolarını izliyor.. Parayı böyle kazanıyolarmış..



İzlediğimiz ilk 13 bölümün yazar yönetir kadrosu da şu şekil:



Şimdi de hikayenin çocukluğuna inelim mi?
1989 senesine gidiyoruz. İngiliz muhafazakar politikacı Michael Dobbs'un halen aktif olarak siyasetin içindeyken kaleme aldığı romanı 'House of Cards' çok satanlar listesine girdi. Epey ses getiren bu roman senaryo yazarı Andrew Davies tarafından uyarlanarak BBC tarafından dört bölümlük bir mini dizi yapıldı. Yazarlıkta epey başarılı olduğu görünen Dobbs'un birçok romanı yayınlandı. House of Cards'ta yarattığı karakter Francis Urquhart'ın iki romanı daha yazıldı ve televizyona taşındı.

Günümüzde ise Beau Willimon, Francis'i Amerika'da, Beyaz Saray'da hayal etti ve böyle bir işin yaratıcılığını üstlenmiş oldu.


-Kevin Spacey zaten cuk oturmuş Francis rolüne, diyecek bir şey yok.
-Kate Mara, gazeteci kız rolüyle, Happythankyoumoreplease (2010)'deki Mississippi ile yaptığından daha fazlasını yapıyor bana. Çok başarılı bence.
-Corey Stoll var tabii bir de, Midnight in Paris (2011)'te Hemingway rolüyle geçti üstümüzden, orada da çok başarılıydı burada da çok başarılı. Her izlediğim filminde başka bir suratla oynuyor resmen.


03.08.2013

Ve beklenen 2. sezon 14 Şubat'ta seyircisine kavuşur. Artık dizimag tarih olduğu için torrent kovaladık, altyazı bekledik, sindire sindire izledik derken dün bitirdim diziyi.


İlk sezon sonunda Başkan Yardımcısı olan bir milletvekili idi Underwood. İkinci sezona Başkan Yardımcısı başlayıp, Birleşik Devletler Başkanı olma macerasına tanıklık ediyoruz.

Çok detaya girip asit kaçırmak istemiyorum ama bazı bölümleri var ki finaliyle ağzım açık kaldı bir süre.. Olmazsa olmaz gözüyle baktığım gazeteci kız Zoe ilk bölümde hikayeden çıkıyor. Nasılı çok acayip!


Francis ve Claire Underwood yine merkezdeler hikayede, diğer öne çıkan karakterler ise:
Francis'in yardımcısı Doug ve onun karmaşık tutkusu Rachel (Rachel Brosnahan);
45. Birleşik Devletler Başkanı Garrett Walker ve eşi hanımefendiler ve üçüncü sezonda rolünün iyice büyüyeceğini düşündüğüm Jackie Sharp (Molly Parker)..

Bu arada fark ettiniz mi bilmem ama Walker, Amerika'nın Obama'dan sonraki Başkanı'nı canlandırıyor. Zaman belirtilmiyor ama o 44 bu 45.. Francis ile 46 oldu.
Sayılara girmişken, geçen sezon 3 bölüm yöneten James Foley, adeta projeyi sahiplenerek bu sezon 6 bölüm yönetiyor. Aktris asıllı Jodie Foster ve -dizinin Claire'ı- Robin Wright da birer bölüm yöneterek heveslerini gidermişler. Bölümlerde çok imza niteliğinde hareketler görmedim ama güzel hareketler tabii ki vardı.


Bir de kafama takılanlar, Gillian (Sandrine Holt) vardı ya hani, hasta kız, Claire'ın yanında çalıştı bi dönem; o bu sezon da bi girdi çıktı, Claire'ın yerine geçecekti.. Muhtemelen geçti ama görmedik hiç.. Claire bıraktı çünkü ofisi.. O kızı sevmiştim ben ya..

Bakalım Frank Underwood'un Başkan'lığı nasıl olacak, 3. sezonda..


13.03.2014


Diğer iki sezona göre enerjisi biraz düşük 3. sezonda, Başkan Vekili olarak, çok istediği odaya kavuşuyor Frank. Ancak yine de tam bir Başkan olmak için önündeki seçimi kazanması gerekiyor. Önce bi "Tamam, ben Başkan olmayacağım, sadece bana verilen görevi seçime kadar sürdüreceğim, sonra da yeni Başkan'a devrederim." deyip sempati topluyor. İşsizliği çözmek için çalışmalar yapıyo falan yani bi göze giriyo.. Ama yine istediği yerlere adamlarını yerleştirme peşinde.. Başsavcılığa önerdiği Heather Dunbar (Elizabeth Marvel), sürpriz bir hamleyle başkanlığa aday oluyor. Frank durur mu, işler değişti deyip, o da adaylığını açıklıyor. Ya n'olacaktı?! Bir de Remy'nin aşığı Jackie'yi de aday yapıyor ki dikkat dağıtsın.. Bu arada Doug'ın sahnelere geri dönüşünü de bu sezon izliyoruz.

Bu sezon sanki biraz ara sezon gibi geçiyor, 4'e hazırlık.. Seçimin ilk ayağını kazanıyor öyle bitiyor sezon.. Diğerleri kadar çarpıcı değil ama yine heyecanla izletiyor..

Bu sezonun yazan yöneten tablosu da şöyle:


Ağustos 2015


Beklenen oldu! Ortalık karıştı.. Bu sezon iyice güzel.. Dunbar ve Underwood'un aynı partiden koydukları Başkanlık adaylıkları, itinayla savaşa dönüştü. Birbirine oyun oynayarak yarışacakları tahmin edilirken Dunbar dürüstlüğünün kurbanı oldu, yarıştan çekilmek zorunda kaldı. Evlilikleri pek iyiye gitmeyen Claire ve Frank Underwood çiftinin de durumları toparlaması iyi haber kısmına yazılabilir. İyi haber dedim bak, bu dizi kötü adamı sevdiren, kötülüğü öven bi dizi, kötülerin güç kazanması iyi haber oluyo mesela.. Bir dakika, gerçekten Frank'in kötü adam olduğunu düşünmüyorum herhalde..


Demokratların en muhtemel adayının Frank olması, Cumhuriyetçilerin adayı Conway'le muhtemel rakip yapıyor onu. Conway'in eli daha sağlam gibi, genç ve dinamik bir Başkan adayı.. Sürekli Instagram, Twitter takılıyo, taş gibi karısı ve iki ufak çocuğuyla idol aile portresi çizip, huzur vaadediyor. (Joel Kinnaman ve Dominique McElligott) Gergin Underwood çiftinin ise kazanmak için başka yollar denemesi gerekiyor. Öte yandan, bir gazeteci, Frank'in zamanında nasıl oyunlar edip, bi şekil Oval Ofis'e konduğunu deşifre etmeye çalışıyor.. Yetmiyo gibi işe Suriye meselesi ve Müslüman terörizmi karışıyo.. Hem de seçimler yaklaşırken bu kadar çetrefilli işin gerçekleşmesi Frank'i iyice kızdırıyor.


Asıl şeyi demedim bak. Frank, seçim mitingi için gittiği bir üniversitede suikaste uğruyor. Yazık en yakın koruması Meechum şehit. Frank komada iken Zoe'yle yiyişiyor. Alın size dizinin tek falsosu, Zoe'yi oynayan Kate Mara ilk sezon vardı ve saçlar uzundu, öldü. Frank rüyada Zoe'yle birlikte ve Kate'in saçlar yeni moda, kısa.. Neden?

Bu sezonun yazar-yönetir ekibi ise şu şekil:


Ve bu sezonla beraber dizide James Foley'den sonra -7 bölümle- en çok yönetmenlik yapan isim, -bu sezon iyice Frank'leşen Claire'ı oynayan- Robin Wright oluyor..

190316


Ve beşinci sezon.. Francis çok istediği Başkanlık mevkisine kavuşuyor. Sıkı rakibi Conway ile son ana kadar başa baş giden Underwood, sistemin açığını buluyor ve tabii ki kazanıyor. Geçen sezon hayatını yazmasını için işe aldığı yazar Tom'u bu sezon iyice Claire'a kaptıran Francis, bir türlü Başkanlığın tadına varamıyor. Çünkü kafa zehir. Fark ediyor ki Oval Ofis'ten de öte başka bir güç var, neden kapanıyorum bu ofise.. Başkan Yardımcısı Claire Underwood zaten ofisteki işlere bakacaktır. Ve sezonun başından beri içimden geçen, ki alt metinlerde de sürekli bahsedilen Claire'ın Başkanlığı bomba haber işte.. "My turn!" dedi olum, daha ne desin..


Sezona Conway'in danışmanı olarak başlayıp rakip takımda Başkan Yardımcısı olarak bitiren Mark Usher ve bir anda kendine saygın bir pozisyon bulan diğer isim Jane Davis sezonun dikkat çeken karakterleri oldu. Birkaç sezondur kadroda olan ama bu sezon yıldızı parlayan ketum sekreter LeAnn Harvey ise ilk kez insani faaliyetlerde bulunuyor; öpüşüyor, sevişiyor.

Campbell Scott ... Mark Usher
Patricia Clarkson ... Jane Davis
Neve Campbell ... LeAnn Harvey
Paul Sparks ... Thomas Yates

Yani bu sezon da yine insanı mest ediyor House of Cards! Teknik vizyonu şaşmaz bir kalitede seyrediyor, olaylar hiç tempo düşürmeden etkilemeye devam ediyor.

11.06.2017


Üst akıl Frank Underwood siyasetin en üst mertebesinin Amerikan Başkanlığı olmadığını fark edip koltuğu Claire'a bırakıp dünyayı özelden yönetme planları yaptığını açıklamıştı. Nereden bilecekti ki taciz iddialarının asıllı çıkacağını ve canlandırıcısı Kevin Spacey'nin yediği her boku itiraf edip dizinin de kariyerinin de içine sıçacağını... Kevin'dan önce Frank olarak istifasını verip yakmıştı ortalığı, içine doğmuş gibi... Neyse olan oldu, final olacak sezon Frank öldü diye başladı.

Claire'ı Başkan oldu!.. Frank hayalet!.. Doug, Frank'in adamı, sağ kolu, köpeği; Doug üzgün!.. "Frank'siz nasıl olacak yea!" herkesin endişesiydi.. Aslında çok da iyi oluyor gibiydi.. Tam da House of Cards ruhuna uygun görünüyordu hikayeyi bağlama şekilleri... Hatta yer yer Claire neredeyse Frank'in yerini doldurabiliyor gibi oldu ama yok ya.. Seyirciyle konuşma, dördüncü duvarı yıkma konusundaki acemilikleri bozuyordu her şeyden önce.. Keşke o Frank'in özelliği olarak kalsaydı ama neyse çok da şey yapmak istemiyorum..

Hayal kırıklığı!.. Başka söze gerek yok!.. Zaten Netflix Türkiye'nin diziyi zamanında veremeyecek olması, bizi paramızla rezil etmesi, sene olmuş bilmem kaç hala 1xbet reklamının sesini kapatmaya çalışmam falan olacak şey değil...


11.11.2018
Oku..

Superman BoxSet


Jerry Siegel ve Joe Shuster'in ortak çalışması olan Süpermen ilk kez 1933 yılında kel olarak çizilmiş. Kripton gezegeninden gelen ve çeşitli güçleri olan bu süper kahraman ilk zamanlar pek ilgi çekmez. Ne zaman ki DC Comics'te çizilmeye başlamış (1938) o zaman hayran kitlesi oluşmuş. Kostümünde Amerikan bayrağının renklerini taşıyan Süpermen, kaslı vücudunu ortaya çıkarmak için çizeri tarafından tayt giymeye mecbur bırakılmıştır; yetmezmiş gibi taytın üstüne de külot giyer, sırtında da pelerin taşır. Atletik vücut yapısının yanı sıra yaralanmama, gözlerinden ışın çıkarma, uçabilme/konabilme, aşırı yük kaldırabilme gibi bir takım özelliklere sahiptir.

Hikayesi ise şöyledir: Kripton gezegeni yok olmak üzeredir, annesi bu çocuğu kurtarmak amaçlı Dünya'ya postalar; çocuk, Kent çiftinin çiftliğine düşer ve bu çift çocuğun adını Clark koyup kendi çocukları gibi büyütür. Sosyal hayatında muhabirlik yapan Clark, birinin başı derde girdiğinde gömleğini çıkarıp Süpermen kostümüyle yardım amaçlı oradan oraya uçar. Süpermen'in zayıf noktası, kriptonit mineralidir; bu minerale yaklaştığında güçleri kaybolur hatta ölebilir. Bazı maceralara Batman, Wonder Woman, Supergirl gibi diğer süper kahramanlarla da atılır. Süper kahramanlar arasında en tanınanı, en meşhur olanıdır.

Çizgi romanı dışında çizgi filmleri, dizisi ve sinema filmleri de vardır. Hatta Smallville dizisi 10 senedir devam edip geçen sene finalini yapmıştır; dizinin adı Kent çiftinin çiftliklerinin bulunduğu kasabanın adıdır.


İlk sinema filmi Superman (1978)'in devam filmleri ise Superman II (1980), Superman III (1983) ve Superman IV: The Quest for Peace (1987) şeklindedir. Bu 4 filmde de Clark Kent'i, Christopher Reeve oynuyor. Seride Lois Lane'i de Margot Kidder oynamış..


Yakın dönem sinema filmi Superman Returns (2006), devam filmi niteliğinde olmuş, yani köken filmi değil; Bryan Singer yönetiminde bir filmdir. Clark Kent'i Brandon Routh oynuyor. Kötü adam Lex Luthor'u Kevin Spacey, Clark'ın aşkı Lois Lane'i de Kate Bosworth oynuyor.. Tek kötü yanı devam filmi gibi olup, önceki filmlerin epey önce çekilmiş olması sebebiyle hikayenin bazı kısımlarının havada kalması diyebilirim. Ama işte bu hikayesi tam oturmayan film DC Comics'i de takipçilerini de ufak bir hayal kırıklığına uğratıyor.

DC de son zamanlarda çok tutan Christopher Nolan'ın Batman'lerinin ardından, Süpermen'in yeni hikayesini yazma görevini de onlara (Nolan ve Goyer) veriyor. Man of Steel (2013)'in yönetmen sandalyesinde de Zack Snyder oturuyor.

Man of Steel (2013)'de Clark'ı Henry Cavill oynarken Lois Lane rolünde Amy Adams'ı izliyoruz..

17.05.2012
Oku..