Edge of Tomorrow (2014)


Yönetmen Doug Liman'ı, Bourne serisinin ilk filmi The Bourne Identity (2002), Mr. & Mrs. Smith (2005), Jumper (2008) ve Fair Game (2010) gibi işleriyle tanıyoruz. Esasen yapımcı olan Liman, ülkemizde Medcezir şeklinde uyarlanan The O.C. dizisinin ve Bourne serisinin yapımcılarından. Liman, Fair Game (2010)'de bir CIA hikayesini kitaptan uyarlamaları için senarist Jez ve John Butterworth kardeşlerle çalışmıştı.


Japon bilim-kurgu romancı Hiroshi Sakurazaka'nın, 2004'te yazdığı ve İngilizce'ye All You Need Is Kill adıyla çevrilen romanı, 2011'de Brad Pitt'le çalışılması için Warner Bros tarafından satın alınmıştı. Ancak Pitt'le anlaşılamamış ve proje askıya alınmıştı. Geçtiğimiz sene Tom Cruise'un ısrarıyla proje tekrar hayata geçirildi ve Liman, Butterworth kardeşleri tekrar aradı, ekibe bir de efsane The Usual Suspects (1995)'in senaristi Christopher McQuarrie dahil edildi. Roman güzelce bi senaryolaştı ve film çekildi.


Hikaye, mimik denen yaratıkların işgali altındaki Avrupa'yı anlatıyor. Amerikan ordusundan Binbaşı Cage, destek için Londra'ya gidiyor. Yakışıklı ve reklamcı Binbaşı aslında gerçek bir asker değil, sadece milleti gaza getiren bir model. Ama İngiliz General, desteğe gelen bu tipi 'sıs lan' dercesine tutuklatır ve er olarak savaşa salar. Tabii düşman yaratık olunca zırhlar, silahlar da ona göre şekillenir. Fransa'da havadan sahile inen her asker anasının hörekesine en acilinden postalanır. Askerlikten zerre nasibini almamış Cage de sahilde birkaç şanslı hamleyle ölümü sıyırdıktan sonra mimiklerin şahı Omega üstüne çullanır.

O sırada elindeki bombayı patlatan Cage de ölür. Dur bi saniye, asker olarak düştüğü karargahta açar gözünü. Ölmemiştir. Dün ne yaşadıysa aynısını bi daha yaşar.. Hasiktir, n'oluyo demeye kalmadan yine herkes aynı yerde ölür, tam n'oluyo derken ÇAT, kendi de vurulur. Yine aynı yerden uyanır. Hayır n'olduğunu anlasa ona göre davranacaktır. Üç olur beş olur dellenir. Bir tane süper asker vardır, ordunun göz bebeği bi sarışın, hop ona gider, der ki böyle böyle ben daha önce öldüm orda, gitmeyelim, dikkatli olalım. Kız ayıkır ve durumu anlatır.


Rita "Omega öldüren kişi bi şekilde öldükten sonra tekrar dirilme döngüsüne giriyor. Ama dikkat et, yaralanırsan sık kafana.. Hani sıkarlar tamam da ölmezsen tehlike. Eğer bir şekilde seni kurtarmak için kan nakli yaparlarsa normale dönersin, kendimden biliyorum" der. Taktiği alıp her seferinde bi bölüm daha ilerleyen Cage artık efsane bi asker olur, ee tecrübe her şeydir.

Böyle böyle savaş kazanılır mı dersiniz? E, peki aşk olur mu bu hikayede?


Standart bir Hollywood bilim-kurgu aksiyonudur. Tom Cruise ve Emily Blunt'ın başrollerini paylaştığı film 2 saate yakın sürüyor. imdb.com puanı 7,9 olan filme ben 6,5'tan 7 veriyorum. Filmi bitirdikten sonra Emily Blunt'ı nerde izlemiştim diye hafıza tazelemece yapıyorum, filmografisine bakınca hemen hatırlıyorum, Sunshine Cleaning (2008)'te Amy Adams'la beraber olay yerlerini temizleme işi yapan iki kardeşi oynuyorlardı, güzel filmdi. Yazanı, yöneteni, oynayanları komple kadın olan bi filmdi.

Çok orijinal değil ama fena da değil.. Hem tatlı tatlı mizah da yerleştirmişler filme..
Edge of Tomorrow (2014), 'haydi baştan' tarz filmlerin iyi örneklerinden olarak anılacaktır. Diğer birkaç örnek: 50 First Dates (2004), Groundhog Day (1993)..

02 Ağu 15 İsk
Oku..

The Usual Suspects (1995)


Aman da ne etsem de izlesem, ne zaman konusu açılsa aşırı övülüyo, tamam belli ki çok güzel ama olmayınca da olmuyo, izleyemiyorum filmi.. Tam arşivlik film denir, DVD alırım bozuk çıkar izleyemem; internetten kovalarım altyazı uyduramam; her şey tamam olur bilgisayar çöker.. Velhasıl izleyemem de izleyemem.. Dedim herhalde artık olmayacak, bıraktım peşini..
3-4 senelik mevzu benim için.. Bi hafta önce denk getirdim, indirdim, bu sefer de zaman bulup izleyemiyordum. Sonunda demin hallettim.. La meğer biliyomuşum ben bu filmi..


Televizyonda denk gelirsin ya dizi reklama girdiğinde falan.. Ara ara izlemişim ve kazınmış aklıma artık.. Hep görürsün çünkü bu filmi televizyonda..

Beş zanlının boy panelinin önünde verilen cümleyi okuması.. Kodeste bu beşlinin birbirlerine önce laf sokup sonra çete olma fikrini sunması.. Verbal'ın sakat haliyle tek elle koca silahı taşıması.. En sonda o sakatlıktan normale dönme sahnesi falan.. Baya ezberlediğim sahnelermiş meğer..


Hiç bilmeyen ve benim gibi bilip de anlamayanlar için, konusu şöyle: Bi kamyon dolusu silah çalınmıştır, polis olağan şüphelileri toplar. Eskiden rüşvetçi bir polis olan Keaton, atılmış ve pis işlere bulaşmıştır ama temizlenmek için uğraşır, çünkü aşık olmuştur. Zaten dedektif Kujan'ın asıl şüphelisi odur. Ama sabıkası olan diğer dört hırsız da sorgu için oradadır. Bunlar nezarette hazır bir araya gelmişken neden bi şeyler yapmıyoruz derler. Keaton'ın avukat olan aşkı bunları azad ettirdiğinde ekip kurup güzel para kazanacakları işler yaparlar. Gün olur, bi iş denk gelir, karşılarına Keyzer Söze ismi çıkar.

Bu beş hırsızdan biri olan Verbal sorgu için çağrıldığında, Keyzer Söze'nin hikayesini dinleriz ondan. Acımasız bir adammış, ona çalışanlar aslında ona çalıştığını bilmezmiş çünkü kendini hiç göstermezmiş. Aslen uyuşturucu işindeymiş ama fena intikamcıymış. Macarlarla bi alıp veremediği olan Türk olduğu söylenirmiş. Filmin başında gördüğümüz yanan Macar gemisinin hikayesini dinleriz Verbal'dan, çünkü o da ordaymış..

Aslında biz film diye komple Verbal'ın anlattığı hikayeyi izleriz.. Ve bütün hikaye o odadaymış meğer.. Yani güya hikayeyi dinlediğini sanan dedektif, içinde bulunduğu durumu kendi için eğlenceli hale getiren Verbal'ın o an aklına geleni anlattığını çok geç fark edecektir..


Gabriel Byrne, Kevin Pollak, Stephen Baldwin, Benicio Del Toro ve Kevin Spacey.. Bunlar şüpheli kadro.. Dedektifi, Chazz Palminteri; Keyzer Söze'nin avukatını Pete Postlethwaite, Keaton'ın avukat aşkını da Suzy Amis oynuyor. Efsane filmin Oscar alan senaryosunun yazarı Christopher McQuarrie iken yönetmeni de Bryan Singer. Bu arada Spacey'nin de bu rolle Oscar aldığını zaten duymuşsunuzdur bi yerlerden.. İki senedir House of Cards dizisinde oynuyor, izleyiniz.


Altın Portakal'da, 2007'de, davetli olarak Antalya'ya gelen Spacey'ye sormuşlardı. "O filmde hani her şey uydurmaydı ya, peki Keyzer Söze'nin Türk olduğu da mı yalandı, ben çok inanmıştım öyle olduğuna?!" Soruyu soran gazeteciye Spacey'nin verdiği yanıt, "Bence o kısmı gerçekti, oynadığım karakter Türk'tü bence" gibi bi şeymiş. Biz de baya sevinmiştik, oo Türk'müş, diye.

Asıl bomba, Antalya'da bi gece ilgiden bunalan Spacey otelden sahile kaçar, dumanlanan gençlere katılıp muhabbetin dibine vurur. O gençler o kafayla tanıdılar mı efsaneyi bilmem ama Spacey onları unutmaz herhalde. Birinin bi lafı vardı, "İyi oyuncular, gördüklerini unutmazlar."

08.12.14
Oku..