1917 (2019)


Ödül dönemi yaklaşıyorken çıktı ortalara.. Benim kafamda az çok oturmuştu senenin en sevdiğim filmleri, kime ne tavsiye edeceğimi biliyordum, biri ansızın sorarsa hazırdı en iyi listem falan.. Sonra adaylar açıklandı, her yerde bu film, hayırdır yani, bilmediğimiz etmediğimiz film, ne konuşcaz hakkında.. Bi uyuz oldum, işte bi de klasik dönem filmi diye duydum, Dünya Savaşı, Almanların bütün Dünya'ya kafa tuttuğu dönem, üstelik İngiliz Cephesi filmi.. Yani bin tane var bu filmden diye düşünüyorum, nedir bu çok beğenmeler diye beğenenlere de kızıyorum.. Ödül dönemi geldi, BAFTA'sı, Golden Globe'u ne varsa hepsinde En İyi Film seçildi mi?!.. Mahvoldum resmen.. Oscar'da herkes'in favorisi bu filmdi, 10 adaylığı vardı. Benimse hiçbir fikrim olmamasına rağmen nefretim büyüyordu.. Neyse Oscar'da Parasite (2019) şov yaptı da 1917 (2019) sadece Sinematografi, Görsel Efekt ve Ses Miksajı Oscarlarını kazandı. Aşırı rahatladım..

Böyle saçma gerginlik, nefret ve devamında rahatlama olabilir mi ya?!.. Ne yapıyorum ben?! Birkaç gün falan da filmi izlememeye çok kararlıydım, sevmiyorum ya.. Sonra denk geldim, hemen izledim tabii. Çok güzel film!


Hikaye iki İngiliz askere odaklanıyor, yani onların yüzlerce başka askeri kurtarma operasyonuna. Komutanlar istihbarat almış, Almanlar çekiliyor taktiği yapıp bir alay İngilizi tuzağa çekeceklermiş. Bu haberin, o 'Almanların zayıf anını bulduğunuzda yardırın' emri alan alaya iletilmesi gerekiyor. Bu mesajı iletmesi için de bi tombik seçiyorlar, tombiğin abisi o tuzağa düşecek birlikte olduğu için bu göreve uygun olduğunu düşünüyorlar. Bir de kankisi var yanında; görevin ne olduğunu bilmeden seçilmiş kanki.. Adeta bu görev için yaratılmış bir kanki o kanki..


Savaş alanında, yer yer düşman hattına girerek ve hatta ölümlerden dönerek iletilmeye çalışılan bir mesaj. Bir sürü askerin hayatının bağlı olduğu bir görev.. Göz alıcı sinematografisi, akıllıca kurgulanmış olay örgüsü ve inanılmaz prodüksiyon tasarımı -çünkü 2 saat film, plansekans akıyor- tek solukta da izleniyor zaten!


Sam Mendes'in Krysty Wilson-Cairns ile beraber yazıdğı senaryo, gerçek bir hikayeye dayanıyormuş. George MacKay ve Dean-Charles Chapman bu iki yürekli askeri canlandırıyor. Colin Firth, Mark Strong, Richard Madden, Andrew Scott ve Benedict Cumberbatch gibi usta isimler de birer ikişer dakika cephede görünen rütbeli abileri oynuyorlar. Filmin görüntü yönetmeni ise Roger Deakins.. 95 senesiden beri çalıştığı her işle çok beğenilen ve 15 Oscar adaylığı olan usta sinemacının bu seneki 2. Oscar'ı oluyor. Sam Mendes de kariyerinin 2. Oscar'ı için herkesin favorisiydi ama olmadı.. Olsun, BAFTA ve Golden Globe'tan aldı yönetmen ödüllerini o, yeter ona..

20.02.2020
Oku..

American Beauty (1999)


Kültleşmiş bir film. Nasıl diyolar bunlara, neo-klasik galiba.. Tam bilmiyorum o değer biçme işlerini ama hani bazı filmler kültürel miras kabul edilip, bütün kopyalarının bir şekilde yok olması ihtimaline karşılık koruma altına alınıyor ya, öyle bir film yani. Sanırım statü konusunda soru işareti kalmamıştır. Hayır yani bunu bilin de önce, sonrasında "Amanda ne övdü be filmi" demeyin yani..


Seçilen konu ve hikayenin işleniş biçimi; diyaloglardaki deha ve yaratılan karakterlerdeki derinlikle o kadar uyum içinde ki, -ki bu durum için dilimizde 'ahenk' diye muhteşem bir kelime var- senarist Alan Ball ve yönetmen Sam Mendes'in kariyerlerinde şaheser olarak anılıyor film. Oyuncuların yeteneklerini gösterebilmeleri için de çok uygun bir senaryo..

Hayattan bezmiş bir adam, kontrol delisi karısı ve kızları; hayattan bezmiş bir kadın, kontrol delisi kocası ve oğulları; ve Angela... Angela, Amerikan güzeli, güzelliğiyle çevresindeki erkekleri etkilemekten zevk alan bir sistem, en büyük korkusu arzulanmamak ve sıradan bir insan olmak. Hikayedeki bütün karakterler Amerikan güzeli; herkes bir şekilde arzulanmak ve sıradan olmamakta buluyor huzuru.


Ezik Lester, kızının kankisinden hoşlanıyor. Ergen kızı bu durumdan rahatsız olurken, kankisinin hoşuna gidiyor. Karısı, Lester'ı boynuzluyor. Komşunun oğlu, Lester'ın kızına yanık. Komşunun oğlunun gey düşmanı gey babası oğlunun gey olduğunu sanıyor. Oğlan uyuşturucu satıp video çekiyor. Amerikan güzeli, Lester'ın hayatını güzelleştiriyor. Ve BAM!


Sürpriz bozmadım, korkmayın. Filmin başında diyor zaten, "Bi kaç gün sonra ölecem, ama şimdilik haberim yok tabii"..

Film, güzel hikayesinin yanı sıra, klas sahneleriyle de farkını ortaya koyuyor. Mesela en meşhur sahnesi, Lester'ın, Angela'yı yatakta gül yapraklarıyla hayal ettiği sahne.. Filmde, gül yapraklarının neyin metaforu olduğu üzerine saatlerce konuşulabilir ama, bu sahnenin, izleyicinin aklından yıllarca çıkmayacağı gerçeğinin yanında o önemsiz bi detay.. Yıllar önce izlediğim ve tivide de denk geldikçe takılıp kaldığım bu filme neden şimdi tanıtım yazdım, nerden esti? Şurdan esti, Uykusuz ciltlerini karıştırıken, 3-5 sene öncesine ait şu karikatür:

Adamın çizgisi imza aslında
yazmaya gerek yok ama,
bilmeyenler için: Umut Sarıkaya..

Gösterildiği sene Akademi'den; En İyi Film, Yönetmen, Senaryo, Erkek Oyuncu ve Görüntü Yönetimi gibi en önemli kategorilerden heykele kavuşmuş ve imdb.com'ın Gelmiş Geçmiş En İyi 250 Film Listesi'nde 58. sırada yer almaktadır.


Oyuncular: Kevin Spacey, Annette Bening, Mena Suvari, Thora Birch, Wes Bentley ve Chris Cooper... Şu sıralar House of Cards dizisiyle harikalar yaratan Spacey'nin, bu filmle gelen haricinde bi Oscar'ı daha var. İlginç detay: Güllerin içindeki Mena Suvari'nin filmografisine baktığımda şu tesadüfe tanık oldum.. Sadece aynı seneye denk gelen American Pie (1999), American Virgin (1999) ve American Beauty (1999) uyumu... Sırf Amerikalı diye bi kızın üstüne bu kadar gidilmez ki arkadaş.. Üstelik bu sadece bir sene; American Pie 2 (2001), American Horror Story (2011) dizisinde iki bölüm konuk ve American Reunion (2012)... Ufacık kıza ne milliyetçilik yüklediniz be kardeşim..


01.03.2014
Oku..

Skyfall (2012)


Türkiye Türkiye dediler, kapalı çarşının altını üstüne getirdiler; sadece giriş sahnesiymiş. Ama o sahne de güzel bir jenerik ve muhteşem Adele şarkısıyla sonlandırılıp filme bağlanıyor. Skyfall, alışıldık bir Bond filmi olmamakla beraber çok özellikli bir film de değil. Hikaye olarak tabii, zira teknik anlamda 5 dalda Oscar adaylığı alarak -özellikle seste- farkını ortaya koyuyor. Aday olduğu kategoriler: en iyi sinematografi, ses miksajı, ses kurgusu, orijinal müzik, film müziği. Golden Globe'da zaten dün Adele'e ödül geldi.


Yönetmenliğini Sam Mendes'in yaptığı ve Bond'un sinema kariyerindeki 50. yılına denk gelen film güzel bir aksiyon sunuyor. Ama Bond filmi gibi değil yani. Daniel Craig falan değil de bence filmde asıl takdir edilmesi gereken Javier Bardem. Muhteşem bir kötü adam olmuş, sarışın haliyle daha bir itici olup, oyunculuğunu da konuşturmuş baya. Kadrodaki diğer isimler Judi Dench, Ralph Fiennes, Naomie Harris ve Berenice Marlohe..


Filmin baya Adana ve Osmaniye'de çekilen sahneleri de var.. O ilk kovalamaca İstanbul'da başlıyo, Osmaniye'de bitiyo, şelalede.. Ama komple İstanbul diyolar tabii.. Bu arada Skyfall ne ola ki la diyen varsa, Bond'un memleketi imiş, bildiğin malikane o da.. Hiç evini görmedik ki şimdiye kadar, hep dünyanın bi ucunda aksiyonda oluyodu..
Oku..