Ibiza (2018)


Netflix'te karşıma çıkan, Gillian'ı görünce "Aa ben bu kızı tanıyorum!" diye yükseldiğim ve ismi-cismi eğlence vaadettiği için anında izlemeye karar verdiğim bu bi buçuk saatlik filmi, Ramazan günü bira içercesine, amcasının karısı Bihter'e yanlayan Behlül'cesine, izlenmeyi bekleyen Breaking Bad'leri, her gün onar yirmişer sayfa okuyabildiğim kitapları bir kenara itip izledim. Arada böyle küçük kaçamaklara, çerezlik filmlere de hakkımız olsun di mi, karantinadayız sonuçta..

Bir reklam şirketinde sosyal medya işleriyle ilgilenen New Yorklu Harper, müşteri bağlamak için birkaç günlüğüne İspanya'ya iş gezisine gitmelidir. Bunu goygoycu kankilerine söylediğinde hemen birinci sınıf biletini iptal edip üç tane ekonomik sınıf biletle değiştirmesini ve hep beraber Barselona kaçamağı yapmayı teklif ederler. Yok mok der ama sonraki sahnede uçaktadırlar. Gece eğlenmek için girdikleri mekanda ünlü dj Leo ile tanışır Harper. Leo sahnedeyken Harper ve kızlar alkolün etkisiyle partiden partiye koşar.


Ertesi gün Leo Leo diye yanan Harper, internetten Leo'nun o gece Ibiza'da sahne alacağı mekanı bulur. (Ibiza, İspanya'nın adacıklarından biridir, uçakla ya da feribotla ulaşım vardır. Zaten bir adaya başka nasıl gidilir. Bu bilgilerin hikayeyle alakası yoktur.) Kızların gazıyla, alkolün rahatlığıyla, ekstazinin enerjisiyle Leo'yu bulma macerası başlar Harper'ın. Ama ertesi sabah Barselona'da toplantıda olması gerektiğini unutmamalıdır!..

Gillian Jacobs'ın aşırı tatlı hallerini ilk Love (2016-18)'da izlemiştim, yazının başında bahsettiğim tanıdıklık da buradan. Richard Madden (nam-ı diğer Robb Stark) ise ünlü dj rolüyle Gillian'a eşlik ediyor. Çatlak kankiler ise Phoebe Robinson ve Vanessa Bayer..

Elektronik alt yapılı bu eğlenceli filmi yazan Lauryn Kahn, yöneten ise Alex Richanbach; filme puanım 4,5'tan 5... Süresi, temposu, müzikleri ve baş rol çiftiyle eğlenceli bir seyir sunuyor. O kadar.

28 Nisan 2020
Oku..

1917 (2019)


Ödül dönemi yaklaşıyorken çıktı ortalara.. Benim kafamda az çok oturmuştu senenin en sevdiğim filmleri, kime ne tavsiye edeceğimi biliyordum, biri ansızın sorarsa hazırdı en iyi listem falan.. Sonra adaylar açıklandı, her yerde bu film, hayırdır yani, bilmediğimiz etmediğimiz film, ne konuşcaz hakkında.. Bi uyuz oldum, işte bi de klasik dönem filmi diye duydum, Dünya Savaşı, Almanların bütün Dünya'ya kafa tuttuğu dönem, üstelik İngiliz Cephesi filmi.. Yani bin tane var bu filmden diye düşünüyorum, nedir bu çok beğenmeler diye beğenenlere de kızıyorum.. Ödül dönemi geldi, BAFTA'sı, Golden Globe'u ne varsa hepsinde En İyi Film seçildi mi?!.. Mahvoldum resmen.. Oscar'da herkes'in favorisi bu filmdi, 10 adaylığı vardı. Benimse hiçbir fikrim olmamasına rağmen nefretim büyüyordu.. Neyse Oscar'da Parasite (2019) şov yaptı da 1917 (2019) sadece Sinematografi, Görsel Efekt ve Ses Miksajı Oscarlarını kazandı. Aşırı rahatladım..

Böyle saçma gerginlik, nefret ve devamında rahatlama olabilir mi ya?!.. Ne yapıyorum ben?! Birkaç gün falan da filmi izlememeye çok kararlıydım, sevmiyorum ya.. Sonra denk geldim, hemen izledim tabii. Çok güzel film!


Hikaye iki İngiliz askere odaklanıyor, yani onların yüzlerce başka askeri kurtarma operasyonuna. Komutanlar istihbarat almış, Almanlar çekiliyor taktiği yapıp bir alay İngilizi tuzağa çekeceklermiş. Bu haberin, o 'Almanların zayıf anını bulduğunuzda yardırın' emri alan alaya iletilmesi gerekiyor. Bu mesajı iletmesi için de bi tombik seçiyorlar, tombiğin abisi o tuzağa düşecek birlikte olduğu için bu göreve uygun olduğunu düşünüyorlar. Bir de kankisi var yanında; görevin ne olduğunu bilmeden seçilmiş kanki.. Adeta bu görev için yaratılmış bir kanki o kanki..


Savaş alanında, yer yer düşman hattına girerek ve hatta ölümlerden dönerek iletilmeye çalışılan bir mesaj. Bir sürü askerin hayatının bağlı olduğu bir görev.. Göz alıcı sinematografisi, akıllıca kurgulanmış olay örgüsü ve inanılmaz prodüksiyon tasarımı -çünkü 2 saat film, plansekans akıyor- tek solukta da izleniyor zaten!


Sam Mendes'in Krysty Wilson-Cairns ile beraber yazıdğı senaryo, gerçek bir hikayeye dayanıyormuş. George MacKay ve Dean-Charles Chapman bu iki yürekli askeri canlandırıyor. Colin Firth, Mark Strong, Richard Madden, Andrew Scott ve Benedict Cumberbatch gibi usta isimler de birer ikişer dakika cephede görünen rütbeli abileri oynuyorlar. Filmin görüntü yönetmeni ise Roger Deakins.. 95 senesiden beri çalıştığı her işle çok beğenilen ve 15 Oscar adaylığı olan usta sinemacının bu seneki 2. Oscar'ı oluyor. Sam Mendes de kariyerinin 2. Oscar'ı için herkesin favorisiydi ama olmadı.. Olsun, BAFTA ve Golden Globe'tan aldı yönetmen ödüllerini o, yeter ona..

20.02.2020
Oku..

Rocketman (2019)


ŞAH-HAY-NEY!!! Süperstar Elton John'un hayat hikayesi!. Çok tatlı, çok dokunaklı, çok doğru bir film. Finalindeki bir cümlecik dışında! "26 yıldır ağzına içki sürmüyor ve eşi tarafından artık gerçekten seviliyor!" Yaaa yapma şunu dedim görünce; ne kadar tutarlı, gerçekçi anlattın bütün hikayeyi sonunda böyle yağcı bir söylem hoş olmadı. İçkisi tamamdır da gerçekten sevildiğini kim nereden biliyor! Nedenini de anlayabiliyoruz tabii ki çünkü yapımcılar kısmında Elton John ismi de geçiyor.


Filmin yönetmeni, Dexter Fletcher; hemen baktım daha önceki işlerine. Daha filmi izlerken karşılaştırmaya başladığım Bohemian Rhapsody (2018)'nin yapımcılarındanmış kendisi. Aktör asıllı sinemacının yönetmenlik yaptığı birkaç filmi var, not aldım onları da. Bohemian Rhapsody (2018) ile karşılaştıracak olursam, hikaye anlatımı ve genel teknik yönetim açısından Rocketman (2019) her türlü geçiyor. Çok beğendim. Senarist Lee Hall, Görüntü Yönetmeni George Richmond, Kostüm Tasarımcısı Julian Day -ki Bohemian Rhapsody (2018)'de de onun imzası vardı- ve tabii ki başrol Taron Egerton.


Eşcinsel bir bireyin kendini nasıl gizlediğini, gizleyemediğinde ne olduğunu, içe atışları dışa vurumları, başka pencerelerden gösteren bir hikaye. Tabii ki karakterin Elton John olması, müzikal anlamda sahip olduğu yeteneğiyle gelen şöhret ve nakit akışı her şeyi değiştiriyor. Normal bir gey hikayesi izlemiyoruz. Bu arada normal şartlarda eşcinsel hikayelerin beni rahatsız ettiğini, izlemeyi çok tercih etmediğimi defalarca yazmışımdır ama bu filmdeki gibi cinselliği yerinde kullanımlar hiç rahatsız edici durmuyor. Hala daha çok anlam veremiyorum ama saygı duyarım, kim kimle istiyorsa öpüşsün tabii de Elton'un annesinin şu lafı da çok yanlış sayılmaz sanki: "Bu yüzden hiçbir zaman gerçekten sevilemeyeceksin!" Anne baba sevgisi zaten görmüyor onu geçtik de, bir erkeği bir kadın gibi kimse sevemez mesajlı anne öğüdü. Gerçi dinime küfreden müslüman olsa bari diyebileceğimiz, hayatı boyunca ne sevmiş ne sevilmiş bir kadın olarak gördüğümüz annesi Sheila (Bryce Dallas Howard) bunu diyor. (Anneyi oynayacak kadar yaşlandı mı bu kadın ya!) Ama olsun, ben sevdim o lafı. Ben kadın-erkek mükemmel uyumundan tarafım!

Elton John, ben doğmadan önce zaten epey meşhur olmuş, ben lise yıllarında onu dinleyebilecek yaşlardayken müziği neredeyse bırakmış, şu anda da taşıyıcı anneler sayesinde evli mutlu çocuklu, tombik bir babalık kendisi. Filmin sonundaki o "26 yıldır ağzına içki sürmüyor ve eşi tarafından artık gerçekten seviliyor!" yazısı da bu mutlu aile tablosunun üstüne geliyor.


Filmde, alkol ve uyuşturu sorunları çerçevesinde, ailesi ve arkadaşlarıyla olan ilişkileri, sevgiye muhtaçlığı ve kostüm çeşitliliği işleniyor. Özellikle kostümleri ve tabii ki gözlükleri için büyük bir bütçe ve zaman harcandığı ortada. (Belki de saklandıysa orijinalleri bile kullanılmış olabilir bazı sahnelerde) Eğer bu seneki Akademi Ödüllerinde bu bağlamda bir adaylık göremezsek yazık olur. Ayrıca geçen sene Bohemian Rhapsody (2018)'deki Rami Malek'e ödül verenler, bu filmin yıldızı Taron Egerton'u es geçerse bozulurum.

En sevindiren şey de, bu tarz biyografik filmlerin popüler olması ve büyük bütçelerle güzel şekilde çekiliyor olması. Çok eksiğim olan, öğrenmek istediğim, izlemekten keyif aldığım hikayeler bunlar. O da eminim çok severdi.

101119
Oku..