Man of Steel (2013)


Baştan başlanan, yeni bir Superman hikayesi. Dark Knight serisiyle Batman'i adam eden Nolan, bu sefer de hikaye oluşturma kısmında Superman'e el atıyor. Goyer'le beraber hazırladıkları senaryoyu 300 (2006)'ün yönetmeni Zack Snyder'a emanet ediyorlar. David S. Goyer, edebiyat uyarlaması Jumper ve Marvel'in çizgi romanlarından derlenen Blade serisinin senaryolarını yazan adam. Dark Knight'larla beraber DC'ye transfer olmuş belli ki, Superman'in de devam filmlerini yazıyor görünüyor şu sıralar. Bu arada hatırlatmakta fayda var, sonraki film Batman v Superman: Dawn of Justice (2016)'de, Dark Knight serisinden bağımsız, yeni bir Batman yaratılıyor. Ve bunların devamı da Justice League (2017)'e bağlanacak.


Kripton gezegeni, enerji kaynaklarının hunharca kullanılması sonucu yok olmanın eşiğine gelmiştir. Yönetici bilim adamlarından olan Jor-El (Russell Crowe), duruma el koymayı düşünür ama başarılı olamaz. Tek çare olarak, yok olacak olan gezegenin önemli bir parçasıyla beraber oğlu Kar-El (Henry Cavill)'in, o an en gönderilebilir olan 'Dünya'ya nakli için karısına talimat verir. Bu duruma karşı koymaya çalışan, Kripton'un askeri lideri General Zod (Michael Shannon), çocuğun gönderilmesine engel olamaz ama o sinirle aileyi yok eder. Bu davranışı sonucu adamlarıyla beraber askıya alınırlar ve gezegen yok olurken hayatta kalırlar bi şekil. General Zod, yıllar sonra Kar-El'in yerini tespit eder ve gezegenini tekrar yaratmak için o önemli parçanın peşine düşer.


Jonathan-Martha Kent (Kevin Costner-Diane Lane) çiftinin çiftliğine düşen kapsülden çıkan bebek, tanrının bir lütfudur ve artık kendi çocuklarıdır, adı da Clark'tır, Clark Kent.
Farklı olduğunun farkındadır ama toplumdan dışlanmamak için, babasının da önerisiyle bazı şeyleri oluruna bırakması gerekir. Bu babasının ölümünü izlemesine sebep olur. Acayip ipuçlarının peşine düşen ödüllü gazeteci Lois Lane (Amy Adams), patronu Perry White (Laurence Fishburne)'ın dediği gibi 'Bu işin peşini bırakmalıdır'. Olaylar gelişir.

Aslında vasat bir ilk film. Çünkü alıştık biz süper kahraman filmlerinin ilklerinin çok güzel olmasına. Yedi verdim ben. Kadro çok güzel ama. Bi de göğsündeki 'S' sembolüne yükledikleri anlamı çok beğendim, öyle bir hikayeye ihtiyacı vardı bence. Ama filmin beni çok sarmaması herhalde karakterden kaynaklı. Çok sevmem Süpermen'i, bizden değildir çünkü o. Çok Amerikan yahu, bi de uzaylı olacak.. Kaptan Amerika bile bu kadar Amerikalı değil yani :)


Kadrodaki krallardan Russell Crowe, bu aralar, ilk yönetmenliğini yapacağı Çanakkale Savaşı filmi The Water Diviner (2014) için ülkemizde çok takıldığından, ayrı bi sempatim var ona karşı. Normalde de severdim de bu aralar daha çok seviyorum. Yönetmenlikte görece daha deneyimli olan Kevin Costner, en son Open Range (2003)'i yönetmişti. Başrolümüz Henry Cavill ise Immortals (2011)'taki rolüyle tanındı. Ve Amy Adams, aşırı tatlı olduğu konusunda çok kararlı olduğum bir kadın. Bu arada Adams, Akademi üyesiymiş. Hani Oscar'ın sahiplerine karar veren kişiler var ya, onlardanmış.. Daha çok sevip saygı duydum..

22.10.2013
Oku..

Zack Snyder Sineması


66 doğumlu, Wisconsinli bir sinemacı Zack Synder. Tatlı adam, efektsever bir sinema anlayışı var. Yaptığı işlere bakarak çocukluğundan beri çizgiroman fanatiği olduğunu rahatça söyleyebiliriz. Reklam yönetmenliği ile başlayan kariyeri, son yıllarda DC Comics'in sinema işleri temsilcisi olacak kadar ilerlemiş durumda.

Çok moda olduğu dönemlerde bir zombi filmi yapma imkanı doğuyor, George A. Romero'nun yazıp yönettiği Dawn of the Dead (1978) filmini tekrardan çekiyorlar. İlk uzun metraj yönetmenlik deneyimi olan Dawn of the Dead (2004)'in güncellenmiş senaryosu James Gunn imzalı. Gayet güzel bir başarı kazanıyor bu filmle, çok fazla kişi izliyor ve büyük yapımcıların da dikkatini çekiyor. Hele de ilk uzun metrajı olduğunu düşünülünce süper bir başlangıç olarak görülüyor. Warner Bros. şirketi, ışığı görüp Miller'ın çizgi romanı Spartalılar efsanesini veriyor Zack'e, o da oturup heyecanla senaryosunu hazırlıyor Johnstad ve Gordon'la beraber. Filmin baş rolüne de Gerard Butler getiriliyor ve bu epik, abartılı, gösterişli 300 (2006) inanılmaz bir başarıya sahip oluyor. 


Seyircisi için çok uzun sayılacak bir aradan sonra başka bir çizgiroman uyarlaması olan Watchmen (2009) ile geri dönüyor. Bu sisli puslu aksiyonlarda ustalaşmaya başlıyor. Bundan hemen sonraki işi bir animasyon, bambaşka bir dünya, Legends of the Guardians: The Owls of Ga'Hoole (2010), ismi kadar heybetli olamayan baykuş hikayesi anlatılıyor. Kathryn Lasky'nin romanından uyarlanan -önceki filmlerine kıyasla- mütevazı bir hikaye...

Bu zamana kadar uyarlama işler üzerinde çalışan Zack Snyder, ilk defa kendi hikayesini kurguladığı bir senaryoyla karşımızda. Hikayeyi kendi kuruyor, yönetimiyle uğraşıyor, en acayibi yapımcılığını da kendisi yapıyor. Bu ilk yapımcılık deneyimi ve patlıyor. Her şeyi birden yapmaya çalışınca hikayede gözden kaçırdığı veya çekmeye fırsat bulamadığı bir sürü şey oluyor. Genel duruşu itibariyle hiç fena olmayan bir film ama dikkatli gözler eksikleri çok net görecektir. Özellikle müzik teması üzerine kurulu Sucker Punch (2011), ilk bakışta dev bir müzik videosu gibi duruyor, müzik kanallarına ver oynatsınlar, konserlerde ver arka planda dönsün.. Efektler, sesler, renkler alıştığımız Zack Snyder işi fakat hikaye ve baş rol tercihi filme biraz zarar veriyor!.. Ama yarattığı dünyayı hayranlıkla izliyorsunuz işte..

Bundan sonra DC Comics ile iş birlikleri dönemi başlıyor. İlk iş Süpermen hikayesini baştan ele alan Man of Steel (2013) oluyor. Senaryoyu, Batman'lerle DC'ye yeni bir kapı açan Nolan ve Goyer yazıyor, Clark Kent'i Henry Cavill oynuyor. Snyder, Nolan'la beraber sinemada DC'nin, Marvel karşısında ezik kalmasını kaldıramayan iki fanatik, çocukluğundan beri biri Batman'ci biri Süperman'ci... Ve şimdi DC Movies onlara emanet, yapımcılığıyla beraber işin her yerindeler.


Zack, öncelikle geç kalmış bir proje olan DC Comics'in Justice League serisini hareketlendiriyor. Fena olmayan, gayet karanlık, depresif bir Man of Steel (2013)'den sonra rezalet bir Batman v Superman: Dawn of Justice (2016) geliyor. Ve bu yeni başlayan seride Batman'i Ben Affleck oynuyor. THY sponsorluğundaki bu filmin tek iyi tarafı seyirciye Gal Gadot'yu Wonder Woman olarak takdim etmesi oluyor. Ha bir de sonunda esas süper kahramanın ölebilmesi ilginç bir yol açıyor, o güzel. Serinin sonraki filmi olan Justice League (2017)'de ise daha önce hiçbir ön hazırlığı olmaksızın, Aquaman, Flash ve Cyborg'la tanışıp ekibe dahil olmalarını izliyoruz. 

Bu filmin bahanesi, kızının ölümü sebebiyle Zack'in ve yapımcılardan olan eşi Deborah'nın filmden çekilmek zorunda kalmaları oluyor. Film çekimlerinin bir kısmıyla beraber kurgu aşaması da Marvel'in eski ve başarılı yönetmenlerinden Joss Whedon'a emanet ediliyor. Zack bir açıklamasında, "Bu durumun hayranları üzdüğünü biliyorum ama bu sadece bir film ve eminim güzel olacak ama ilgilenmem gereken 7 çocuğum daha var" diyor. Herkes için zor geçen bu süreçte 'A Zack Snyder Film' olarak pazarlanan film iyi tepkiler almıyor. Zack yeteri kadar derdi yokmuş gibi bir de filme gelen boklamaları dinliyor sessizce. 

Bu arada sadece yapımcı kadrosunda olduğu Suicide Squad (2016)'tan sonra, Wonder Woman (2017) ve Aquaman (2018) ve Wonder Woman 1984 (2020) filmleri de büyük kitlelere ulaşıyor. Ben bir Marvelci olarak çok ısınamıyorum bu DC filmlerine ama seveni ve heyecanla takip edeni var, biliyorum...

Vee hayranların ısrarı öne sürülerek yıllar sonra Amazon'un desteklediği Zack Snyder's Justice League (2021) yeniden çekilen bazı sahnelerle yeniden kurgulanıyor ve 4 saatlik yeni bir versiyon gösterime sunuluyor. Yıllar sonra gelen bu atak sinema dünyasında çok sık denk gelinecek bir olay değil, bu kadar büyük prodüksiyonlu bir işin çöp olduğunu kabul edilmiş oluyor. Sinema meraklıları için de eşi bulunmaz bir nimet olan Director's Cut ve Remake karışımı bu film, hayranların beğenisini kazanıyor.

Ekstra 2 saati ve 5 yıllık eleştirileri Whedon'a verseniz eminim o da daha güzel bir film yapabilirdi. Zack'den de bundan daha iyisini yapmasını beklerdim diycem ama hikaye el vermiyor. Bir programda duyduğum ve çok hak verdiğim, "Snyder tutkularının eseri oluyor, hayranlık duyduğu bir dünyaya objektif bakamıyor ve yaptığı DC filmlerinde yeteneklerini kullanamıyor." cümlesine çok büyük ölçüde katılıyorum. 4 saat olmasına rağmen gayet kolay izlenebilen Zack Snyder's Justice League (2021), yarattığı sükse ve gördüğü takdirle yönetmenin kariyerindeki en önemli film olabilir.

Bir zombi hikayesi olan Army of the Dead (2021) ise Zack Snyder'in Netflix Orijinali olarak yaptığı bir film!.. Heyecan dorukta!.. Ve bir de yapımı duyurulan Snyder'in yöneteceği The Fountainhead (202?), Ayn Rand'ın romanı Hayatın Kaynağı'ndan uyarlanıyormuş.

14.06.2012 güncelleme Ağustos 2015 güncelleme Nisan 2021

Oku..

Superman BoxSet


Jerry Siegel ve Joe Shuster'in ortak çalışması olan Süpermen ilk kez 1933 yılında kel olarak çizilmiş. Kripton gezegeninden gelen ve çeşitli güçleri olan bu süper kahraman ilk zamanlar pek ilgi çekmez. Ne zaman ki DC Comics'te çizilmeye başlamış (1938) o zaman hayran kitlesi oluşmuş. Kostümünde Amerikan bayrağının renklerini taşıyan Süpermen, kaslı vücudunu ortaya çıkarmak için çizeri tarafından tayt giymeye mecbur bırakılmıştır; yetmezmiş gibi taytın üstüne de külot giyer, sırtında da pelerin taşır. Atletik vücut yapısının yanı sıra yaralanmama, gözlerinden ışın çıkarma, uçabilme/konabilme, aşırı yük kaldırabilme gibi bir takım özelliklere sahiptir.

Hikayesi ise şöyledir: Kripton gezegeni yok olmak üzeredir, annesi bu çocuğu kurtarmak amaçlı Dünya'ya postalar; çocuk, Kent çiftinin çiftliğine düşer ve bu çift çocuğun adını Clark koyup kendi çocukları gibi büyütür. Sosyal hayatında muhabirlik yapan Clark, birinin başı derde girdiğinde gömleğini çıkarıp Süpermen kostümüyle yardım amaçlı oradan oraya uçar. Süpermen'in zayıf noktası, kriptonit mineralidir; bu minerale yaklaştığında güçleri kaybolur hatta ölebilir. Bazı maceralara Batman, Wonder Woman, Supergirl gibi diğer süper kahramanlarla da atılır. Süper kahramanlar arasında en tanınanı, en meşhur olanıdır.

Çizgi romanı dışında çizgi filmleri, dizisi ve sinema filmleri de vardır. Hatta Smallville dizisi 10 senedir devam edip geçen sene finalini yapmıştır; dizinin adı Kent çiftinin çiftliklerinin bulunduğu kasabanın adıdır.


İlk sinema filmi Superman (1978)'in devam filmleri ise Superman II (1980), Superman III (1983) ve Superman IV: The Quest for Peace (1987) şeklindedir. Bu 4 filmde de Clark Kent'i, Christopher Reeve oynuyor. Seride Lois Lane'i de Margot Kidder oynamış..


Yakın dönem sinema filmi Superman Returns (2006), devam filmi niteliğinde olmuş, yani köken filmi değil; Bryan Singer yönetiminde bir filmdir. Clark Kent'i Brandon Routh oynuyor. Kötü adam Lex Luthor'u Kevin Spacey, Clark'ın aşkı Lois Lane'i de Kate Bosworth oynuyor.. Tek kötü yanı devam filmi gibi olup, önceki filmlerin epey önce çekilmiş olması sebebiyle hikayenin bazı kısımlarının havada kalması diyebilirim. Ama işte bu hikayesi tam oturmayan film DC Comics'i de takipçilerini de ufak bir hayal kırıklığına uğratıyor.

DC de son zamanlarda çok tutan Christopher Nolan'ın Batman'lerinin ardından, Süpermen'in yeni hikayesini yazma görevini de onlara (Nolan ve Goyer) veriyor. Man of Steel (2013)'in yönetmen sandalyesinde de Zack Snyder oturuyor.

Man of Steel (2013)'de Clark'ı Henry Cavill oynarken Lois Lane rolünde Amy Adams'ı izliyoruz..

17.05.2012
Oku..

Christopher Nolan Sineması


Amcası oyunculukla uğraşan Christopher, küçük yaştan beri bu film işlerini çok ilgi çekici bulmuş ve daha 7 yaşındayken babasının kamerasıyla kısa filmler çekmeye başlamış. Okumayı öğrenir öğrenmez çizgi romanlara dadanan ve bir Batman hayranı olan bu çocuğun kısa filmleri de böyle gerçeküstücü türde olmuş. 

Yıllar geçiyor, Nolan'ın Londra'daki evine hırsız giriyor ve Nolan hırsızların hayatlarını düşünmeye başlıyor. Bu konuyla ilgili bir hikaye yazıp filme çekmeye karar veriyor. Gayet başarılı bir ilk film olan orta metraj klasmanındaki Following (1998), hikayeyi anlatış tarzıyla dikkat çekiyor. Nitekim bundan sonra çektiği ilk uzun metrajlı filmi Memento (2000) da kurgusuyla ön plana çıkan aksiyon-gerilim türünde bir film oluyor. Yani ilk filmlerinden itibaren elindeki hikayeyi farklı bir yolla anlatmayı becerebiliyor. Memento'nun senaryosu, kardeşi Jonathan Nolan'ın hikayesinden uyarlanıyor, sinema tarihi için de önemli bir yerde duran filmlerden oluyor.

Insomnia (2002), Nolan'ın, Al Pacino ve Robin Williams gibi isimlerle çalıştığı bir Norveç filminin yeniden çekilmiş hali, gerilimi güzel bir polisiye ama insan soruyor tabii, aynı film 97'de çekilmiş zaten çok eski de değil neden bir daha çektin? Aynı soruyu The Girl With The Dragon Tattoo (2012) ile aynı işi yapan Fincher'a da sordum; ikisi de cevap vermedi.

İngiliz yönetmenin Batman sevdasını herkes bilir, ilk filmi Following (1998)'in bir sahnesinde yakaladım ama tabii benden önce bunu fark edenler de olmuş; bir sonraki filmi Memento (2000)'da da varmış Batman logolu bir sahne, onu da bir yerde okuyunca fark ettim:

Following (1998)

Memento (2000)

Yaptığı bu iki üç film ona kariyeri için kolay kolay kapanmayacak kapılar açıyor. Çok büyük bütçeli filmler dönemi başlıyor ve Nolan bu eğlenceli dönemin keyfini sürüyor. Çocukluğundan beri hayranı olduğu Batman'in filmini çekecek olgunluğa eriştiği bu zamanlar, tam da Batman'in sinemada karizma çizdirdiği döneme denk geliyor. Hikayeyi en baştan anlatarak, adeta hayallerini gerçekleştiriyor. Christian Bale'li Batman Begins (2005) çok beğeniliyor, işte biz bu karakteri böyle izlemek istiyoruz deniyor. Chris, varını yoğunu bütün hayatını veriyor bu filme, efekt kullanımını minimumda tutup filmdeki bütün fantastik dekor ve araçları gerçekten yaptırıyor ve haliyle çok daha öz güvenli bir film ortaya çıkıyor. Kendini tatmin ettiği çok açık olan bu filme harcanan bütçenin, şimdiye kadarki bütün Batman filmlerinin toplamından fazla olduğu düşünülüyor. Filmin görüntü yönetmeni Wally Pfister, o seneki Oscar'da En İyi Sinematografi ödülüne aday gösteriliyor. 

Filmin başarısı tabii ki devam filmleri için herkesin ağzını sulandırıyor. Ama bu arada, önceden üzerine çalışıldığı açık olan, Christopher Priest'in romanından abi-kardeş uyarladıkları senaryoyla The Prestige (2006)'i yönetiyor. Christian Bale, Hugh Jackman, Scarlett Johansson gibi isimlerin kadrolaştığı film, sihirbazlık dünyasından güzel bir drama sunuyor, çok beğeniliyor. 

Batman'le arayı soğutmadan, kardeşi Jonathan'la hemen devam filminin senaryosunu yazmaya başlıyorlar. The Dark Knight (2008), özellikle kötü karakteri Joker'i çok sevdirmesiyle dikkat çeken, sinema tarihinin en etkili çizgi roman uyarlaması oluyor. Çoğu teknik kategori olmak üzere 8 dalda Oscar'a aday olan bu film, En İyi Ses Kurgusu ve Joker rolüyle Heath Ledger, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü kazanıyor. Efsaneleşen performansının ardından gelen Ledger'ın vefatı, filmlerini izleyen herkesi etkilemişti, bu filmdeki başarısıyla kazandığı Oscar'ı sahnede ailesi almıştı.


Nolan'ın senaryosu üzerine uzun zamandır çalıştığını açıkladığı Inception (2010), rüyalarımızın aslında ne acayip şeyler olduğunu anlatıyor, muhteşem teknik beceri ve görseliyle izleyen herkesin beğenisini kazanan film, tabii ki ödüle boğuluyor. En İyi Film ve En İyi Senaryo dahil 8 dalda Oscar'a aday gösterilen bu film, 4 Oscar sahibi oluyor. Nolan da böyle bir adamım ben, ne yaparsam ağzınız açık kalır işte dercesine, sette savurduğu yüksek yapım bütçeleriyle şov yapıyor... Ama her filmiyle imdb top#250'ye üst sıralardan girdiği için hiç kimsenin sesi çıkmıyor...

Üçüncü devam olan The Dark Knight Rises (2012) ise tam bir seri kapanış filmi oluyor. Yapım anlamında ilk ikisinden aşağı kalır yanı olmadan, final hikayesi olmanın ağırlığıyla kendini sevdiriyor.  Artık Batman filmlerine çok farklı gözle bakıyoruz bu seri sayesinde. DC Comics, Nolan'ı bulmuşken bırakmıyor, bir diğer sinemada karizması çizik karakteri olan Superman'in yeni filmi, yönetmeni Zack Snyder olan Man of Steel (2013)'in yazarı olarak ekipte bulunmasını sağlıyor. DC tam toparlanıyor derken Man of Steel (2013)'in devam filmlerini yapmaya ve bir de bunlara Batman'i dahil etmeye karar verdikleri için Batman sonunda yine bozdu demeye başlıyoruz. İşin acayibi Nolan da hepsinde yapımcı, Batman'in çöküşüne yardım ediyor resmen...

Interstellar (2014) ise Nolan'ın Inception (2010)'dan sonra beynimizi yakmaya kast ettiği bir film oluyor, yine yapacağını yapıyor, o solucan deliği senin, bu paralel evren benim, akli dengemizle oynuyor. Film, Oscar'da 5 teknik adaylıktan birini ödüle çeviriyor, senenin En İyi Görsel Efektli filmi seçiliyor. Bundan sonraki yazıp yönettiği Dunkirk (2017) ise, kategori olarak bir savaş filmi... İngiliz milliyetçi damarı tutmuş, tarihe düşülen notları derleyip mükemmel sinematografiyle bizlere sunmaya karar vermiş. En İyi Film dahil 8 dalda Oscar adaylığı 3 teknik ödülle sonuçlandı. En iyi film seçilecek diye çok korktuğumu, çok sağlam aday olduğunu hatırlatmak isterim.

Memento (2000)'dan Dunkirk (2017)'e kadar 9 film saydım size, 10. filmi Tenet (2020)'e geldik, bakın ne oldu şimdi?! Sen böyle dillere destan bir kariyer yap, pandemi döneminde insanların uzun süre sonra sinemaya gidebilme fırsatı doğduğunda basın açıklamanda "Bütün dünyanın sinemaya geri dönüşü bu film olacak!" de, yine tut hayvan gibi bir bütçe çıkar yapıma, uçak falan patlak sırf keyfine, çok da bi acayip konu bul... Ama bir devamlılık gibi, karakterlerin karar alma mekanizmalarında tutarsızlık gibi saçma sapan yerlerden patla... Film zaten anlaşılmıyor, buna hazırdık hepimiz, önceki filmlerini izleyen kimse anlaşılması kolay bir film beklemiyordu zaten.. Ancak filmin içindeki unsurların bile hikayeyi anlamadığını, hatta karara varıp mantıksız bulduğunu hissettim ben izlerken... Oyuncular çok kötü diyemiyorum çünkü senaryo gerçekten çok kötü! Kötü adamın dünyanın sonunu getirecek bir planı olması basitliğinde bir olay, tam şekillenmemiş bir zamanda geri gidebilme temasının esiri olmuş. Buradan Tarantino'ya sesleneyim bari, böyle bir 10. film yapacaksan bozuşuruz!

Bu arada tabii ki her iyi yönetmenin arada bir tırt filmler yapma lüksü vardır, hepimiz insanız! Ama sen Nolan'sın lan, n'apıyosun?!

12 Mayıs 2012 güncelleme Ağustos 2015 güncelleme Aralık 2020
Oku..