Wonder Woman (2017)


Önce Batman v Superman: Dawn of Justice (2016) ile karşımıza çıkmıştı. Oldukça zeki, gayet çevik ve olağanüstü seksi bir iş kadını olan Diana Prince olarak tanıştırıldı ama o aslında Wonder Woman'dı, çok geçmeden gösterdi gücünü. Türk Hava Yolları'nın katkılarıyla, hatırlarsanız... Bir sene sonra da bu Harika Kadın'ın hikayesini bu filmle öğrendik. Diana'nın çocukluk yıllarına gittik, Nazi Almanyasının Polonya'yı işgaliyle başlayan Dünya Savaşı zamanına. Ama öncesinde Amazon Cennetindeyiz.


Bir varmış bir yokmuş, zamanın birinde dünyayı idare eden tanrılar ve onların lideri Zeus varmış. Sonra Zeus, insanları yaratmış, insanlar çok tutkulu, sevgi dolu yaratıklarmış. Ama Zeus'un oğlu Ares, babasının insanları kendi soyundan daha çok seveceğini düşünüp kıskanmış ve insanları birbirine düşürmek için onların kalbine kötülük sokmuş, kin, nefret, haset ne varsa yağdırmış. Zeus oğlunun bu yaptıklarını görünce onu cezalandırmış ve kavgaya tutuşmuşlar. Sonra Ares ortadan kaybolmuş ama Zeus bir gün geri geleceğini bildiği kötülükle savaşması için üstün ırk olan Amazonları yaratmış ve onları silahlarla donatmış. İnsanlığın koruyucusu olarak ıssız bir adada zamanın gelmesini beklemelerini sağlamış. Amazonlar, asırlar boyunca hiç gelmemesini umdukları kötülük için savaş antrenmaları yapmışlar. 


Nazi üniformalı bir İngiliz ajanının uçağı tesadüf eseri Amazonların adasının yakınına düşünce eğlence başlar. O zamana kadar kraliçe annesinin bütün yok saymalarına rağmen Diana insanlığı kurtarmak için Zeus'un bıraktığı silahtır. Dünyadan bihaber yaşayan Amazonlar, yüzleştikleri bu gerçekle kötülüğün bütün zamanlar boyunca orada olduğunu, müdahalede geciktiklerini ancak anlarlar. Diana, ajan Steve ile beraber gerçek dünyaya adım atar ve savaşı bitirmek için bir ekip kurarlar. Biri keskin nişancı biri bi şeyci öyle yan işleri yapacak bir ekip yani...

Gal Gadot efsanesine Chris Pine eşlik ediyor; ikili dışında kadroda Amazon denince gözümüzde canlanan isimler Robin Wright ve Connie Nielsen var; ve tabii bir de usta isim David Thewlis kadroda... Yönetmen koltuğunda ise Monster (2003) filmiyle kariyerinin ilk ve tek sinema filmini yapmış olan Patty Jenkins hanımefendiyi görüyoruz, uzun bir aradan sonra Wonder Woman (2017) ile sinemaya dönen Jenkins'in önümüzdeki dönemde gösterilmesini umduğumuz diğer filmi de Wonder Woman 1984 (2020)...


Zack Snyder'in yazar kadrosunda olduğu seride, biliyorsunuz bir de Adalet dağıtıcıların toplandığı bir film var; Justice League (2017)'i sevmiştim, Aquaman (2018) geldi ondan sonra da... Takip edin bunları da, biliyorum bir Marvel serisi gibi olamaz ama DC de işleri toparlıyor gibi...

20 Haziran 2020
Oku..

Seven Years in Tibet (1997)


Yakışıklı ve genç Brad Pitt'i kim izlemek istemez; Brad Pitt'in gençiliği gerçekten çok cezbedici.. Üstelik saatlerce, hayranlıkla izlenebilecek yetenek. Tibet'te 7 Yıl da en bilinen, en sevilen filmlerinden. Filmde Brad Pitt'e David Thewlis eşlik ediyor. Jean-Jacques Annaud'un yönettiği film Heinrich Harrer'in aynı isimli romanından uyarlanmış. Roman aynı zamanda otobiyografi özelliği taşıyormuş, yani Harrer'in başından geçen olaylarmış bunlar. Peki neymiş bu olaylar?!


Harrer, bir grup arkadaşıyla beraber Himalayalara tırmanmak üzere olan bir dağcıdır. Ama ne dağcı, kendi çapında meşhur da... Olumsuz hava koşulları grubu zorlarken Harrer artislik yapıp tehlikeli bir sürece tek başına dalıyor. Sonra da sınır mı geçiyolar savaş mı çıkıyor bişey oluyor da bu ve bir arkadaşı ingiliz askerlerince rehin alınmak üzereyken bunlar kaçıyor Tibet'e. Aç susuz virane bir süre sonra bir köye ulaşıyorlar. Ölümle kalım arasında Genç Dalai Lama ile tanışıyorlar ve emrine giriyorlar.


Asıl hikaye bundan sonra başlıyor çünkü Dalai Lama -annesinin tembihlerine rağmen- tam bir Amerikan hayranı, açık fikirli, dünya insanı bir çocuk! Brad Pitt sevmiyorsan bile bu çocukla tanışmak, havai bir Dalai Lama güzellemesi görmek için yine izlenir. Ben çok çok önceden izlemiştim, çok yakın olmayan bir zamanda güzel bir kızla tekrar izledim. O gün bugündür daha yazacam, ancak sıra geldi.


71119
Oku..

Anomalisa (2015)


3 yılda yapıldığını okumuştum galiba bi yerde, büyük emek, bilgisayarda değil de baya elle yapılan, oyuncak gibi, küçük modellerle çekilmiş film. Yani bi çalışma masasının üstüne kurulmuş mukavva duvarlarla otel yapmak, küçük kumaş parçalarıyla minik elbiseler dikmek falan.. Güzel uğraş ama deli işi biraz.

Yazar Charlie Kaufman, senaryoyu hazırlayıp Duke Johnson'a gidiyor, senin filmler gibi yapalım şunu diyor, beraber yönetiyorlar. Ha bu arada Kaufman baya meşhur, Being John Malkovich (1999) ve Eternal Sunshine of the Spotless Mind (2004)'ın falan yazarı.. Neyse kuruyorlar seti işte çok uzun süreler çalışıyorlar..


Mutsuz bir evliliği olan Michael Stone, müşteri hizmetleri konusunda uzmanlaşmış biridir, kitabı falan vardır, konferans için eskiden yaşadığı Cincinnati'ye gelmiştir. Uçakta başlar film, taksiyle otele gelir, otelde olaylar yaşar ve evine döner. Dört farklı mekanda görülecektir yani Stone.

Film ayrıca, sevişme sahneleriyle de akılda kalacaktır..


Otele geldiğinde yolculuğunun iyi geçtiğini bildirmek için karısını arar; Michael için herhangi biridir aslında karısı.. Ve eskiden yaşadığı şehre dönmesi, eski sevgiliye olta atma güdüsü doğurur. Sonra koridorda bi ses duyar Michael, farklı bir ses.

Yani o an aslında tarz sayılan şeyin hikaye olduğu anlaşılır. Şöyle ki, Michael'ın etrafındaki herkesin sesi aynıdır, etrafında olmasa da, televizyondaki birinin falan da.. Tom Noonan seslendiriyor herkesi; Michael'ı da David Thewlis.. Bu şey işte, herkes aynı, gözümde kimsenin bi değeri yok kafası.. Neyse, koridordan farklı bir ses geliyor işte, o da The Hateful Eight (2015)'te harikalar yaratan Jennifer Jason Leigh'in sesi, Lisa..


Ufak bir umutsuzlukta doğan aşk ve umut ve hüsranla minik minik insanların, çenesi çıkan oyuncakların hikayesi.. Zaten Kaufman hikayesi olduğu için alt metin kaynar kazan, olaylar çetrefil tarlası.. Nerdeyse Being John Malkovich (1999) havası var filmde diyecem yani, onu da kesin izleyin..

Stop-Motion alt başlığındaki animasyon film, kazanamadığı Golden Globe'da olduğu gibi Oscar'da da yarışacak, ve bu sefer bence şansı var, diğer adaylar burada 4. Geleneksel: Oscar Adayları ve Kehanetlerim.. Tören de çok yakında, az kaldı resmen..

230216
Oku..

Macbeth (2015)


Filmi izleyip, sadece "Harikulade, izleyin!..", "Güzeldi, izleyin!.." gibi iki kelimelik tanıtım yazmayı falan düşünüyordum başta. Beğeneceğimi zaten biliyordum yani, her türlü tavsiye edecektim. Konusundan falan bahsetmeyi zerre düşünmemiştim. Dün, filme mi gitsem, vizyondan kalkmadan izleyeyim artık şu filmi derken şarjım bitti. Bi arkadaşıma uğradım, "Baksana hangi sinemada, kaçta oynuyo.." falan diyerek.. "Macbeth ne ya, geçen biri daha gidiyodu, güzel mi ki?" dedi. "E, klasik hikaye işte, oyuncular iyi falan..", "Ne konusu, ne anlatıyo?" falan dedi.. Şaka yapıyo sandım ama yok, baya bilmiyodu ve duymamış hiç Macbeth'i.. O an uyandım ben mevzuya, ben Shakespeare okurken, o Kierkegaard okuyo; aynı yörenin insanları ama bambaşka dünyalar.. Gayet olağan bi şey aslında.. Artistlik yapmanın lüzumu yok!..

William Shakespeare, 16. yy'da yaşamış İngiliz yazar, şair. O dönem zaten yazar dediğin ya bilimadamıdır, kitap yazıyordur ya da drama yazarıdır tiyatro yönetiyordur. Shakespeare göremedi sinema dünyasını ama sinemada onun eserleri çok görüldü. Sinemaya ilk uyarlanan oyunu Macbeth (1898)'ten sonra -imdb.com'a göre- 1109 kez eserleri filme alındı, alınıyor; sadece şu dönem bile yapım aşamasında olan 27 eseri var. En meşhur hikayeleri, Romeo & Juliet, Hamlet ve Macbeth.. Toplamda 38 oyunu 150'den fazla şiiri var.. Oyunlarındaki şiirsel replikler, onun alametifarikası..


Macbeth (2015), üç kişilik senaryo ekibinin emeği olan bir uyarlama; güncelleştirme yapılmadan, Justin Kurzel tarafından yönetilmiş. Bir Shakespeare oyununu -hem de güncelleştirme yapılmayacaksa- senaryoya çevirmek çok zor değil, zaten dili İngilizce - sıfır dert; çünkü adam sahne sahne yazmış, o kadar güzel anlatmış ki atmosferi geriye sadece iyi bir oyuncunun o replikleri okuması kalıyor. Bu sene Hollywood'un kralı ilan ettiğim Michael Fassbender Macbeth'i, sadece Hollywood'un değil dünya sinemasının kraliçesi Marion Cotillard da Lady Macbeth'i oynuyor. Kadrodaki diğer öne çıkan isimler: Macduff rolünde Sean Harris, Lady Macduff rolünde Elizabeth Debicki, kuzen Banquo rolünde Paddy Considine ve onur konuğu olarak Kral Duncan rolünde David Thewlis.


Peki ne anlatıyor Macbeth?
Macbeth, cesurluğuyla aleme nam salmış İskoç bir asker, komutan. Girdiği her zorlu mücadele kralının lehine sonuçlanıyor. Bir gün yine bir cenk kazanılıyor ve sislerin içinde üç kadın görüyor Macbeth ve yoldaşı Banquo. Kadınlara yaklaştıklarında, onların birer büyücü, sözlerinin ise kehanet olduğunu anlıyorlar. Macbeth'e "Selam sana Glamis Beyi" der ilk büyücü, ikincisi "Selam sana geleceğin Cawdor Beyi", üçüncüsü "Selam sana geleceğin kralı.." der. Bunlar ne güzel sözler. Banquo, "Bana da malumat verin" der, "Selam sana geleceğin kral babası.." sonra sislerin içinde yok olurlar. Macbeth'le Banquo gördükleri şeyin gerçek olup olmadığını anlayamadan dönerlerken kralın habercileri gelir. "Kral Duncan başarılarını duydu ve seni tebrik ediyor Macbeth, Cawdor'un yönetimini sana verdi."


Karısı Lady Macbeth'e olanı biteni mektubunda anlatan Macbeth, ertesi gece Kral'ı otağında ağırlayacaktır. Lady Macbeth, madem kral olacaksın zaten, neden süreci hızlandırmıyoruz diye Macbeth'e akıl verir ve o gece Duncan misafirlikte öldürülür; kayıplara karışan oğlu suçlanır ve kral, Macbeth olur. Psikolojisi bozulan ve çevresinde sürekli öldürdüğü insanların hayaletini gören Macbeth'e, karısı sahip çıkmaya çalışır. O şeytanlar Macbeth'e görünüp yalan müjdelerini vermeseydi, Macbeth hala onurlu ve cesur bir komutan olarak bilinirdi.

Böyle hikayelerin klasik olmasının sebebi, insanlık hallerine -sadece yazıldığı dönem de değil- yaşanılan her saniye inanılmaz bir bilgelikle ışık tutuyor olmasıdır. Onun içindir ki, bu tarz hikayeler, mümkün olduğunca ileriye taşınabilecek çağ şartlarında revize edilmeli ve işlenmelidir. Bundan yüz yıl sonra belki sinemanın modası geçer, içtiğimiz su bize hikayeler anlatır - o suya bu kıssaları yükleyecek beceride olmalıyız. Yani bu klasiklere özen gösterip, bir yandan da kendi klasiklerimizi yaratmalıyız. Çünkü insanın buna ihtiyacı var.


Filme teknik yorumum ise kurgusunun, görüntüleri kadar iyi olmadığıdır. Ama yapmaya çalıştığı şeyden dolayı tebrik etmek gerekir. Ancak filmdeki cadı sayısındaki artışa anlam veremedim, bi tane de çocuk cadı vardı falan..
Yönetmenin seneye gösterilecek bilgisayar oyunu uyarlaması filmi, Assassin's Creed (2016)'e hazırlık yaptığı sezilmektedir. Nitekim yeni filmin kadrosu da bu filmin başrollerini kapmış. Merakla beklemeyip de n'apacaz?! Filmin Oscar'daki tutunacak dalı oyunculuklardır, adaylık olursa öyle olur. imdb.com puanı 7,4 olan filme puanım 7/10..

23.12.15
Oku..

The Theory of Everything (2014)


Bu filmin Hawking hakkında olduğunu ortalarında falan anladım, bilmeden başlamıştım. Doktora tezini hazırlayana kadar herkes Stephen diyo çocuğa haliyle. İmzasının görüldüğü sahneden sonra beynim hızla çalışıp Hawking hakkında ne biliyosam hatırlattı bana: Zeki, bir bilim adamı, tekerlekli sandalye ve robotik konuşma şeysi. Ne konularda çalıştığına merak edip bakmamışım, eğitim sistemimiz de zaten bunları öğretmez. Adam fizikçiymiş, bir fizik dersinde muhabbetinin geçtiğini hatırlamam. Ulan geyik olsa yine döner. Neyse.


Evrenin genişlediği düşünüldüğünden beri çoğu fizikçi gibi Stephen da "N'oluyo da genişliyo, neden ki?" sorusuna cevap aradı. Bu arada Cambridge'de fizik eğitimi alıyordu ve kendine kozmolog demeyi seviyordu. Çok tatlı bi kızla tanıştı, Jane'le. İyi vakit geçiriyolardı ve Stephen bulmuştu. Evren genişliyorsa, filmi geri sardığımızda küçülecektir ve en başta küçücük bir nokta olacaktır. Parçacık. Tanrı parçacığı. Bi önceki tezinde evrenin sürekli genişlediğini düşünüp tanrıyı inkar eden Stephen yeni geliştirilmiş fikriyle daha çok ilgi görüp, tanrı konusundaki görüşleriyle de Jane'i sevindirmişti.

Bu arada gittikçe ilerleyen bir sinir hastalığı baş gösterdi. Ellleri, ayakları derken bütün vücudu eriyen bir sinir sistemiyle çalışmaya mahkumdu. İlk doktoru 2 sene anca yaşarsın dedi. Fransa'da komadayken ikinci doktoru solunumu kesmeyi önerdi, daha acısız bir ölüm teklif etti ama Jane karşı çıktı ve şu an 73 yaşındaki İngiliz bilim adamı hala düşünmeye devam ediyor.


"Enee bu mu bulmuş onları, hep bildiğim şeylermiş ya.." demekten kendimi alamadım. Lisede misede dediler belki de ben dinlemedim. Adını duyup ne iş yaptığını bilmediğim adamlardandı. Sonsuz Evren, Büyük Patlama, Karadelikler ve kendi adıyla anılan Hawking Radyasyonu falan en önemli çalışmaları..


Filmin hikayesi, Jane'le tanışmadan az önceyle günümüze kadar arasında geçiyo çünkü Jane Hawking'in, Stephen'ı anlattığı kitabından yola çıkılarak Anthony McCarten tarafından yazılmış (En İyi Uyarlama Senaryo Oscar Adayı).
Belgesel çekmeyi daha çok seven İngiliz yönetmen James Marsh, biyografiden de yürüsün bence, yönetimini çok beğendim. Gerçi o oyuncuların başarılı olmalarıyla da yakından ilgili. Prof. Hawking rolünde Eddie Redmayne harikalar yaratırken; Mrs. Hawking rolüyle son zamanların yükselen tatlışı Felicity Jones yeteneklerini ortaya koyuyor, iki oyuncu da Oscar adayı.

En sevdiğim tarafı da, hikaye için Jane Hawking'in kitabından yola çıktıklarını unutmamışlar. Tabii ki 'sürüyle gerçek olmayan şey var' demek istiyorum, kadının gözünden anlatılıyor ve bunu Felicity çok güzel vermiş.

Stephen'ın doktora hocası Dennis Sciama rolünde de Harry Potter serisinin Lupin'i David Thewlis var. En İyi Film Oscar'ı dahil 5 dalda ödüle aday gösterilen filmin bir diğer adaylığı ise En İyi Film Müzikleri kategorisinden; dün gece izlediğim filmin müziklerini hatırlayamıyorum.

Şöyle ilginç bir fotoğraf buldum, yönetmen James Marsh ceketle mi çalışıyomuş sette?!


Stephen'ın babası, Jane'e "Hangi ressamları seversin?" diyo, kız da "Turner mesela.." diyo.. Adam durur mu, yapıştırıyo cevabı: "Turner'ın resimleri yağmur altında kalmış gibi geliyo bana, hahha!.." diyo.. Turner'ın hayat hikayesi de bu sene film oldu. Mr. Turner (2014) biraz sıkıcı olsa da izlenebilir, teknik anlamda başarılı bir film. Bu iki filmin küçük bir ortak noktası da Alice Orr-Ewing'in rol alıyor olması, küçük roller ama..


Sıralı Tam Liste: Oscar 2015

09.02.15
Oku..