Sultan Mehmed BoxSet

İtalyan Genteli Bellini'nin 1480 tarihli portresi

Sanat ve bilime tutkusuyla en has Osmanlı Sultanlarından olan genç Mehmed'in, ilk tahta çıkması bir olay, küçük yaşta tahtı bırakıp gitmesi başka olay, ikinciye devletin başına geçtiğinde İstanbul'a takması bambaşka bir olay. İstanbul'u fethederek Cihan Fatihi olarak anılması ise kazanılmış hak resmen. 1432 Edirne doğumlu Mehmed'in hikayesi, şehzadeliği, askerliği, 1453'teki fethi ve devamındaki devlet adamlığı, pek çok şekilde anlatılageldi günümüze. Sinema perdesinde ilk olarak Aydın Arakon'un yazıp yönettiği İstanbul'un Fethi (1951) filmi yer almakta. Hıncal Uluç şöyle anlatıyor filmi:
"Kilis'te ilkokuldayım filmi izlediğimde... Hem de iki defa gitmiştim. Öyle güzeldi.. Fatih'i, şimdiki Bora'nın babası Sami Ayanoğlu oynuyordu. Ulubatlı Hasan'ı da Türk sinemasının gelmiş geçmiş en büyük oyuncularından Turhan Seyfioğlu.. Bir sahneyi hiç unutmam. Bizans zindanlarında işkence gören Ulubatlı, gök gibi gürleyen Türk toplarının gümbürtüsü duyulmaya başlayınca, işkenceci Bizans subayına bağırır.. -Dinle kumandan!. Bu Bizans'ı almaya yemin etmiş olanların sesidir.. Ve yine dinle kumandan!. Bu Türk'ün sesidir!.- Sahne, 1951'den beri ezberimde kalmış. 67 yıl.. O zamanın imkanlarıyla hem de nasıl nefes kesen bir film yapmıştı Yeşilçam!."

Oyuncu Muharrem Gürses'in yazıp yönettiği Allah Yolunda üst başlıklı Fatih Sultan Mehmed (1983) filmi ise İslamiyet'in ışığında İstanbul'un fethini anlatıyor. Bu iki filmden sonra Fetih 1453 (2012)'ün zamanı gelmiş de geçiyormuş bile. Tarih kitaplarında heyecanla okunan hikayelerine, efsaneleşen fethine yakışır bir sinema filmi için geç bile kalınmıştı. Film çekilmeye başladı, uzadıkça uzadı.. Çok pahalıydı, güzel olması ve günümüz sinema teknolojisinin nimetlerinden yararlanması istendi.. Emekler boşa gitmesin dendi.. Ve yine çok güzel olmamakla beraber en azından derli toplu, şaşaalı bir film oldu. Ben filmi ilk gününde, ilk seansı olan 14:53'te izlemiştim, hatırlıyorum.. Heyecanla bekliyorduk çünkü.. Faruk Aksoy yönetimindeki filmde, Devrim Evin başroldeydi. Film o kadar uzundu ki, son on dakikasında çişimi tutup tutmama konusunda büyük bir sınav vermiştim. Yanımdaki arkadaşımın "Erol, sakın!" fısıltısı hala kulağımda.. Zor attım kendimi tuvalete.. Sonra yine Hıncal Uluç'ta okumuştum:
"Filmden sonra gazetecilerle konuşmamama tepki göstermişler geçen gün. Neymiş efendim, çok havalıymışım, ukalaymışım.. Onlar da insanmış, işlerini yapıyorlarmış.. Tamam kardeşim, yapsınlar.. Ama yanımda kız arkadaşım var, ben yarım saattir çişimi tutuyorum orada, dayamış mikrofonu ağzıma bir cümle bir şey.. Yahu sana laf mı yetiştireyim, çişimi tuvalete mi?.."

Ahaha diye gülmüştüm köşesinde okuyunca.. Neyse efendim. Fetih 1453 (2012) filminin hatırı sayılır gişe başarısından sonra kollar sıvandı kaymak toplamak için. Aksoy Productions olarak Kanal D ile anlaşıldı ve fakat Fatih (2013) dizisi 5. bölümün sonunda reyting muhasebesinden dolayı final yaptı. Dizide fetihten sonrası anlatılıyordu diye okumuştum, belki de bu sebeple çok ilgi görmedi. Kadrodakiler, Mehmet Akif Alakurt, Gamze Özçelik, Salih Bademci ve Hande Soral gibi isimlerdi. Büyük ümitlerle başlanan dizi hayal kırıklığı yaratmıştı.


Fakat Kanal D akıllanmıyordu. Yıllar sonra yeniden; Kenan İmirzalıoğlu başrolünde, Çetin Tekindor, Gürkan Uygun, Büşra Develi, Funda Eryiğit, Sedef Avcı gibi popüler isimlerle tekrar kadro kurarak anlatmaya başladı taht yolculuğunu.. Mehmed: Bir Cihan Fatihi (2018), altıncı bölümle final yapmak zorunda kaldı. Hıncal Uluç'a kulak verelim tekrar:
"Bitirildi. Çünkü seyredilmiyordu. Niye çöktü bu 'Süper Yapım' peki?. Diyorlar ki, 17 yaşındaki Fatih'i 41 yaşındaki aktör oynadı da ondan.. Diyorlar ki, günü, hatta kanalı yanlıştı.. Daha neler neler.. Her şeyi dediler de bir şeyi demediler.. Bu dizi berbattı, rezildi, felaketti ondan bitti.. 
Zaman her şeyden kıymetli, deyip, her türlü güvenlik önlemini kenara bırakarak fırlıyor Mehmed.. Ama salonun bir ucundan, kapıya yarım saatte geliyor. Atına biniyor. Ok gibi fırlayan at, beş metreyi beş saatte geçiyor.. Çünkü dizinin nerdeyse yüzde 80'i yavaş çekim.. Dizinin nerdeyse yarısı, hem de diyalogsuz yavaş çekim.. Yavaş çekim yürüyor, yavaş çekim gidiyor ve hiç konuşmuyorlar. Diyalog yok, bütün ormanı yavaş çekim geçiyorlar ki, 10 dakikada bitecek minnacık senaryo, 3, tam 3 saate uzasın.. Gitmiyor yahu!.. Gitmiyor.. Ekran önünde -Yürü be adam- diye bağırasım geldi kaç defa."

Başka söze gerek yok. Görüyorsunuz, mükemmel anlatmış Hıncal Baba.. Yürü be adam diye bağırasım geldi diyor, daha ne desin.. Yani Fatih'in şöyle ağız tadıyla bir dizisi izlenemedi. Yine elimizde, kötü efektli savaş sahneleriyle, kötü klişe Bizans tasviriyle, kala kala Fetih 1453 (2012) kaldı en iyisi diye..

Mehmed'in İstanbul'u fethi Türk Dünyasının hayali olduğu gibi, Haçlıların kabusuydu. Barbar Türklerin başarısı da haliyle üstü kapanmak istenen, çok dillendirilmeyen bir durum oldu. Hollywood'un fetihi anlatması zaten beklenmezken Dracula Untold (2014) ile Mehmed'i ilk kez perdeye taşıdılar.


Fatih tarafından Eflak Prensliği görevi verilen III. Vlad'ın, namıdiğer Kazıklı Voyvoda'nın Dracula'ya dönüşme efsanesini anlatan film, çocukken beraber eğitim alan Mehmed-Vlad ikilisinin nasıl olup da düşmana kestiklerine odaklanıyor. İrlandalı yazar Bram Stoker'in fantastik romanında efsaneleştirip vampir ilan ettiği Vlad'ı, tarihle harmanlanmış halde izliyoruz. Kurgu olduğu göz önüne alınırsa gayet başarılı bir film bile diyebilirim. (Vlad'ın Mehmed'i öldürmesi 'ülkemizde' bazılarınca çok tartışıldı, bu kurgudur tartışan arkadaşlar.. Tıpkı vampirlerin gerçek olmaması gibi..)

Fakat çok büyük bir eksikliği var; gereken yerlerde başrol Luke Evans'ın Türkçe konuşarak filme müthiş bir estetik katkı sunması ancak Mehmed rolündeki Dominic Cooper'ın askerlerine hitap ederken bile -muhtemelen becerememesi yüzünden- tek kelime Türkçe konuşmaması. Luke Evans'ın ve Ferdinand Kingsley'nin tabii ki Türkçeleri şahane değil ama çabaları takdire şayan. Bu arada Türk askerlerin kostümlerindeki süslemeler, şimdiye kadar hiç görmediğimiz şeyler.. Hiç mi Muhteşem Yüzyıl izlemediniz kostümcüler.. Fantastik-Aksiyon kategoride yer alan ve efekt konusunda da biraz sınıfta kalan filmin yönetmeni, Gary Shore..

8 Mayıs 2018


Geçenlerde izlediğim bir film daha bu film setinin içinde anılabilir: Deliler (2018). Osman Kaya yönetimindeki film, Fatih'ten çok azılı düşmanı Vlad sayesinde bu sette aslında. Filmin başında "Eh çok oldu bu Vlad da, Baba Sultan bir el at şu herife!" salığını verip kayboluyor. Ağaç Adam Baba Sultan'ı Yetkin Dikinciler, Kazıklı Voyvoda Vlad Tepeş'i Erkan Petekkaya, Fatih'i Rüzgar Aksoy oynuyor. Emir, dönemin bordo berelileri olan efsane Deliler'e ulaşıyor ve bir grup üst düzey savaşçı, Vlad'ı ve zulmünü yok etmek için yola koyuluyorlar. Yolda Deliler'e bir de kadın karakter eşlik ediyor ki afişe yazacak kız ismi olsun: Nur Fettahoğlu.

Film çok kötü olmamakla beraber iyilikle uzaktan yakından ilişkisi yok. Ayrıca her en kadar başka hikaye anlatırsan anlat o dönem dünya üzerinde Fatih diye bir karakter varsa sadece filmin başında göstermek çok akıllıca değil bence. Ayrıca Erkan Petekkaya ne kadar kötü bir kötü adam öyle; kesinlikle iyi anlamda demiyorum.

18.08.2019
Oku..

Warcraft (2016)


Blizzard imzalı bir bilgisayar oyunu olan Warcraft'ın filminin yapılacağı yedi sene önce falan duyurulmuş. Şirket, filmin yaratımı sürecinde senaryonun, 'oyunu oynayanları' hayal kırıklığına uğratmayacak şekilde hazırlanması için çok ısrarcı olmuş, çok ince çalışılmış. Ben oyunu oynamadım, oynayanlardan dinlediğim kadarıyla film, hayranlarını mutlu etmiş.

İlk filmi Moon (2009)'la dikkatleri üzerine çeken yönetmen Duncan Jones, senaryoyu Charles Leavitt'le beraber yazmış. Görsel efektleri doyurucu, sanat yönetimi ve kostümler baya başarılı. Oyunculuklar için çok iyi diyemeyecek olmam Paula Patton'u gözden kaçırdığım anlamına gelmesin, keşke bir ödül alma şansı olsa önümüzdeki aylarda törenlerde. Bu arada film ilk çıktığında izlemedim çünkü maymunlar cehennemi tarzı işler pek ilgi alanıma girmiyor. Hikayesini hiç bilmiyordum, bu da o tarz bi şey sandım ama daha derli toplu bir macera imiş. Geçen galiba Oscar aday adayları açıklanmış da, biri anlatıyodu, orada geçiyodu ismi. Dedim bi izliyim, Efekt Oscarı'na koşabilir..


Başka bir dünyası olan yeraltı yaratığı Orklar, başlarında büyücü Guldan'ın gazıyla İnsanların dünyasını istila etmeye kalkarlar. Guldan gücünü canlılardan alır, ruhları emerek güçlenir, büyüsüne katık eder. Dünyaya büyülü bir kapı açılır ve öncü birlik savaş hazırlıklarına başlar. Ama ufak bir kabilesi olan Reis Durotan bakış açısını değiştirince Guldan'ın gücünü kullandığı yere çoraklık getirdiğini yani Guldan hiç olmasa kendi memleketlerinde sakin sakin yaşayacaklarını fark eder.

İnsanlar da kendi büyücüleri Muhafız'ın yardımıyla bu savaştan sağ çıkmaya çalışırlar. Esir Ork Garona, İnsanların tarafına geçer. Bir yandan iç savaş sinyalleri veren Orklar, bir yandan ne idiğü belirsiz Muhafız. Bu şartlarda tutuşurlar bir savaşa ve sonunda babasının ruhunu taşıyan Goel, "Siz daha durun, savaş yeni başlıyor!" mesajı verir.


Kadroda, Marvel'ın Howard Stark'ı Dominic Cooper, RocknRolla (2008)'nın Rakınrola'sı Toby Kebbell, -küçük rollü olay soyadlı Dominic'le Preacher'dan antrenmanlı- Ruth Negga ve kariyeri Hitch (2005)'le başlayan çikolata Paula Patton var.

Oyunu oynuyo olsam kesin daha yüksek bi puan verirdim ama şimdilik 6/10. Çünkü "Ork bir nedir yaa?!" kafasındayım ben.. Bu arada hakikaten ilk kim yazdı bu Orkları, komple yaratıcısı Tolkien mi lan bu dünyanın? Lanlu lunlu bitti yazı iyi mi..

41216
Oku..

Preacher (2016- )


Mayıs-Temmuz döneminde on bölümden oluşan diziyi beğenerek, severek takip ettim. Tarz olarak absürt cool diyebileceğim diziye imdb macera drama fantezi demiş, o da olur ama benimki daha yakın gibi...

Jesse Custer'a babasından bi kilise kalmış. "Bu böyle bi şey miymiş len?" demekten kaçamayarak, Jesse'nin -baba mesleği olarak- vaizlik yaptığını izledik. Yani istemese yapmak zorunda değil ama yaparsa da kimse bi şey demiyo durumu var galiba... Vaiz dediğin de Pazar Ayinlerinde İncil'den parçalar okuyup, insanlara doğru yolu işaret eden din adamı. Gayet sıradan bir kasaba ve sıradan kasabalılar. Karanlık taraf olarak, bir iş adamı var, bir de onun adamları işte. Yani görünürde bir tane kötü olmasına rağmen komple karanlık taraf hikayesi gibi. Bir tane düz iyi var galiba, kilise çalışanı Emily, çocuklarının anası, vaizin hastası; güzel kız baya. Jesse de eskiden baya kötüymüş, kız arkadaşı Tulip'le beraber. Tövbe edip öyle başlamış vaizliği.


Günlerden bir gün öte taraflarda serbest kalıp dünyamıza gelen 'bir güç' Jesse'ye yerleşiyor. Jesse'nin zamanla fark edeceği bu güç, konuştuğu kişiye söylediği her şeyi yaptırtma gücü. Misal, "Cehennemin dibine git!" dediği bi adam bi anda ortadan kayboluveriyor; bilin bakalım adam nerede? Bir vaiz için muhteşem bir özellik, di mi? "Hepiniz iyilik yapın!" de bi ayinde, ortama bak sonra... Ama bu gücü ait olduğu yere geri götürmeye gelen iki korumayı atlatmak lazım önce. Tulip, Jesse'yi eski intikamlara ikna etmeye çalışırken, kasabaya gelen gizli vampir Cassidy de vaizle kanki oluyor.


Marvel filmlerinin Howard Stark'ı Dominic Cooper başrolde. Kadrodaki isimlerin öne çıkanları: Agent of S.H.I.E.L.D. (2013- )'ın Reina'sı Ruth Negga, This is England (2006)'ın Woody'si Joseph Gilgun, True Blood (2008-14)'ın Nora'sı Lucy Griffiths ve daha geçen gün Sherlock (2010- )'un dokuzuncu bölümünde izleyip nereden tanıdığımı çıkaramadığım -meğer buradan tanıdığım- Tom Brooke.

Dizinin yaratıcı ekibi Seth Rogen ve Evan Goldberg, arada yönetiyorlar da. Evet o tayfa, hep cigaralı filmler yapan adamlar...
Geçen gün bunların Sausage Party (2016) diye bir animasyonunu izledim, marketteki ürünler toplanmış, bi dolabın arkasında cigara dönüyodu, yuh ya :)

Peki Preacher'ın bu kadar fantastik olması sizi de çizgi roman olması yönünde kıllandırmadı mı, imdb yazmamış ama google'a yazınca çıktı, hem de DC Comics işiymiş...
Yeni sezonu beklenir, güzel iş...

Saygılar...

27.11.16
Oku..

Agent Carter (2015-16)


Marvel'ın Agents of SHIELD'dan sonra yaptığı ikinci dizi.. Sonrasında Netflix'ten başka diziler de yapılmaya başlandı ama bu ilk furyadan.. Ajan Peggy Carter'ı ekranda ilk olarak -çizgi romanda olduğu gibi- Captain America maceralarında gördük, o serinin karakterlerinden..

Captain America: The First Avenger (2011)'da Steve'in süper asker olmadan önceki halinden yani karakterinden etkilenen Peggy, bir de süper asker olmasıyla iyice hastası oluyor. Ama o da karizmatik bir asker ve kadın olduğu için aşkını çok açık etmiyor. Sonra sonra belli oluyor işte.. Askeri maceraların yanına sıkıştırılan bir aşk hikayesi.. Hikayelerinin ilginç kısmı, Steve, görevde öldü sanılınca (sanıyoruz ki) Peggy yas tutuyor, hayatı boyunca eline erkek eli değmiyor. Sonra Steve gömüldüğü buzuldan çıkarılınca dipdiri gencecik, Peggy yaşlanıp ölmüş oluyor.. Böyle hüzünlü bir aşk hikayesi var altta.. Ama Agent Carter karakterinin kendi maceraları, kendi hayatı anlatılmaya başlanınca kazın ayağının pek de öyle olmadığı görülüyor..


Peki Peggy'nin kendi maceralarına nasıl getirdik konuyu: Iron Man 3 (2013) dvd'siyle verilen Marvel One-Shot: Agent Carter [2013] kısa filmiyle.. Bu kısa filmde, Carter ordudan atanıyor gizli servis ajanı oluyor. Ancak gizli servisin yöneticisinden memuruna herkes, "Captain America'nın şeyisin diye torpillisin, kadın halinle karışma işimize" kafasındalar.. Sonra bir sürü ajanın çözemeyeceği işi Peggy kendi başına çözüyor ve dizisini yapıcaz, takipte kalın deniyor..

Herhangi bir süper gücü olmadan sadece iyi bir asker ve ajan olan Peggy karakterini, diğer Marvel işlerinde de eskiye dönüldükçe görüyoruz kısa kısa.. Misal, Captain America: The Winter Soldier (2014), Agents of SHIELD, Avengers: Age of Ultron (2015), Ant-Man (2015)..


Artık diziye gelebiliriz.. Bu arada Peggy Carter'ı bütün seri boyunca Hayley Atwell oynuyor, balık etli İngiliz'in her seferinde biraz biraz kilo alması da dikkatli gözlerden kaçmıyor.. Dizinin yaratıcıları ise yıllardır beraber çalışan yazar kankiler Christopher Markus ve Stephen McFeely.. Bu arada dizi bugün ikinci sezonunu bitirdi, o gazla yazıyorum.. 8 bölümlük ilk sezonun ardından 10 bölümlük bir ikinci sezon sunuldu.. Aslında çok da aman aman bi iş değil yani; sezon finalini yine ucu açık bıraktılar tabii ama 3. sezon olur mu olmaz mı bilinmez.. Bir Marvelist olarak takip etmek görevimiz sadece..


Hayley Atwell'in iyice ajan formundan çıkması biraz rahatsız edici, dönem filmi çektikleri için sanat yönetimi eksikliği hemen göze batıyor, kostümler gayet iyi tabii ama dekor hatta özellikle caddeler, binalar falan biraz sırıtıyo.. Efekt desen dizi olduğu için imkanlar kısıtlı.. Gerçi sinema filmi kadar uğraşacak zamanları var ama bütçe ayıramıyolar o kadar.. İlk sezonda farklı birkaç maceraya dalınan dizinin ikinci sezonu sıfır madde üzerine dönüyor..


Peki kadroda Atwell dışında kimler var? Mr. Stark'ın yardımcısı Jarvis rolünde James D'Arcy var, karısını Lotte Verbeek oynuyor; Howard da normalde tatilde falan oluyor ama oynadığı beş bölümde -sinema filmlerinde olduğu gibi- Dominic Cooper'ı izliyoruz.. Ofisin iyi ajanlarından -belki de tek- Sousa'yı, Enver Gjokaj oynuyor: Enver'in baba Arnavut anne çok karışık, ikizinin adı da Demir'miş, vardır bi Türklük derinde.. Kadrodaki tatlışlara geldi sıra: Wynn Everett, Bridget Regan ve Lyndsy Fonseca.. 18 bölümden ikisini yöneten Metin Hüseyin, İngiliz'miş, nasıl oluyosa..

040316
Oku..

Marvel One-Shot: Agent Carter [2013]


Bu One-Shot'ları biliyorsunuz değil mi? Marvel'ın, Avengers temalı yeni dönem seri filmleriyle bağlantılı olan kısa filmleri 'Marvel One-Shot' başlığında topluyorlar. Şimdiye kadar 4 tane kısa film yaptılar ve bu kısa filmler sırasıyla Thor (2011), Captain America: The First Avenger (2011), The Avengers (2012) ve Iron Man 3 (2013) filmlerinin Blu-Ray'leriyle beraber izleyiciye sunuldu.

Marvel One-Shot: The Consultant [2011]
Marvel One-Shot: A Funny Thing Happened on the Way to Thor's Hammer [2011]
Marvel One-Shot: Item 47 [2012]
Marvel One-Shot: Agent Carter [2013]

Bu dört filmin de senaryosu Eric Pearson'a ait. İki üç dakikalık ilk iki filmin yönetmen kısmında Leythum adı yer alırken, on beş dakikayı geçen son iki filmin yönetmenliğini ise Louis D'Esposito yapmış. D'Esposito, Avengers serisine Iron Man (2008)'den itibaren yapımcılar arasına ismini yazdırıyor..

Ajan Carter, Captain America'nın sevgilisi. Bu filmde de -haliyle- geçmişe dönüyoruz. Captain çok uzaklarda olduğundan, sevgilisini sahadan çekip sıkıcı ofis işleriyle boğmaya başlamışlardır. Yine bir akşam, ofisin yöneticisi Ajan Flynn, Carter'a bir sürü iş yıkıp gidiyor. Ajan Carter da ofiste yalnızken bir gizli görev geliyor. Beş ajan gönderilmesi isteniyor ama Carter tek başına gidip olayı hallediyor.
Ertesi gün Flynn ve diğerleri durumu öğreniyor. O zamanlar S.H.I.E.L.D.'in yöneticisi olan Howard Stark'tan telefon geliyor ve Carter, S.H.I.E.L.D.'ın yöneticilerinden olmak üzere yola çıkıyor.


Tabii görsel olarak yine çok uğraşılıyor, takipçisiyim ben, yapsınlar daha. Dizisi olacak Agent Carter diye..

Chris Evans'ı Captain America rolüyle azıcık gördüğümüz filmde, Ajan Carter'ı, İngiliz tatlış Hayley Atwell oynuyor. Bir de, yine Captain America: The First Avenger (2011)'da Howard Stark'ın gençliği olarak tanıdığımız Dominic Cooper var. Cooper ve Atwell'i Captain America haricinde bir kez de The Duchess (2008) filminde beraber izlemiştik.

20-09-13
Oku..