I Love You, Man (2009)


Larry Levin'in yazdığı hikayeyi John Hamburg perdeye taşımış. Hikaye çok tatlı bence, izlerken hep kendimden bi şeyler gördüm -kahretsin- bazı ilişkileri temelinden sarsacak bir mevzu. Hani ilişki iki kişiliktir ya, hani insanlar artık hep birbirini görmekten sıkılır, -sıkılırmış- ben bu konuda karşı düşüncedeyim; bu sebeple partnerleri haricinde insanlarla da sosyalleşmeleri gerekir, işten arkadaşlar olur, konu komşu olur, belki de en önemlisi yakın arkadaşlar olur... Benim iş dışında çok arkadaşım yok mesela, olanlarla da çıkıp bi bira içecek durumda değiliz yani! Ve bence çok mesele değildi bu ama Bebek öyle düşünmüyordu!..

Peter'la Zooey de çok tatlı bir çifttir, film evlenme teklifiyle başlar; Zooey'nin kankileri vardır ama Peter hiç ihtiyaç duymadığından yakın arkadaş edinmemiştir. Kardeşi şöyle özetler konuyu: "Sen hep ilişkilerine adadın kendini, sevgililerinden başkasıyla görüşmedin, doğru düzgün arkadaşın yok ki!"


Peter emlak danışmanıdır, işinde iyidir de aslında, iş arkadaşları vardır, eskrime gider orada spor arkadaşları vardır ama hiçbiriyle çıkıp bi bira içmemiştir. Yani bir sıkıntısı olsa yardımına koşacak biri yoktur çevresinde; mesela Zooey eve kız arkadaşlarını çağırdığında Peter'ın kaçacağı bir yer yoktur. Zooey de bunun farkındadır, aslında onun için sorun değildir, o sadece Peter'a üzülür.

Artık yeter derler bu konu baş gösterince! Kardeşi, annesi, Zooey hepsi birden Peter'a kanki bulmaya, iyi anlaşabileceği bi arkadaş bulmaya çalışırlar. Bütün bu dış çabalar hüsranla sonuçlanır ama sonunda Peter hayatının kankisiyle bir 'Open House' etkinliğinde tanışır. Sydney Fife. Adam tam bir kankidir, çok iyi anlaşırlar.

Bu arada 'Open House', emlak piyasasında ara sıra rastlanan, satılığa çıkmış bir evi tek tek herkese göstermektense, bunu etkinliğe çevirip, ilgilenenlere haber verip, 'şu tarihte bu evimizi ziyaret edip bilgi alabilirsiniz' konseptli bir organizasyondur. Emlak danışmanı tüm gün orada evle ilgili bilgi verip potansiyel alıcıların sorularını cevaplar.


Oyuncular: Paul Rudd, Jason Segel, Rashida Jones, Sarah Burns, Jaime Pressly, Jon Favreau, J.K. Simmons, Carla Gallo, Keri Safran.
Jason Segel zaten How I Met Your Mother [2005-14]'la dünyanın en iyi kankisini oynayıp, kanki kelimesinin tipolojik bakımdan tezahürü olmuştur. Bir de dizi sürerken çekmişler bu filmi, başkasının oynaması imkansızmış yani...

Çok eğlenceli bence, bitince zaman kaybettiğinizi düşündürtmüyor. Puanım 7/10..

8 Mart 2020
Oku..

The Lion King (2019)


94'teki orijinaline birebir bağlı kalınarak yapılmış bir tekrar yapım animasyon filmdir. The Lion King (1994) zamanında en çok müzikleriyle dikkat çekmiş hatta Oscar'da En İyi Film Müzikleri ödülüyle beraber En İyi Film Şarkısı olarak yarışan 3 farklı şarkısından "Can You Feel the Love Tonight" ile ödül kazanmıştır. Bu klasik sayılan animasyon filmin güncel versiyonunun yönetmeni Jon Favreau, film için elinden geleni yapmış, çok da güzel iş çıkmış.

Tabii orijinalinin çizgi filmliğinin yanında, bu versiyon epey efsane bir görsellik sunuyor. Görsel tasarım ve efekt anlamında zaten Disney'in eline su dökmek isteyecek yoktur sanıyorum. Favreau, Marvel filmlerindeki yapımcılık ve yönetmenliklerinden dolayı bu efekt konusuyla gayet haşır neşir bir sinemacı ve bilgi birikimini de güzel yansıtmış beyaz perdeye.


Hikayesi kısaca: Mufasa Kral'ın, oğlu Simba dünyaya gelir ve ormana haber salınır geleceğin kralı budur diye. Mufasa'nın kardeşi Scar tahta varis gelince tilt olur, bu sorunu ortadan kaldırmak ister. Simba'nın daha büyüyüp krallık yapmaya fırsatı olmadan amcası olacak herif bir takım komplolarla mevcut ve müstakbel Kralı ortadan kaldırır ve orman yönetiminin başına geçer. Evini terk etmek zorunda kalan Simba, ailesinden çok uzakta büyür. Scar da ormanın huzurunu kaçırır, sırtlanlarla bir olur, kötü karakter işte. Sonra Simba gerçekleri fark eder ve Amcası Scar'ı yenmek için tekrar eve döner.


Güzel film midir, çok güzel filmdir. İlki güzel değil miydi, çok güzeldi. Ha ne oldu, yeni oldu, taze oldu, güzel oldu. Güzel bir hikaye, bir aradan sonra tekrar anlatıldı. Bu eskisine zarar vermez, yenisini basitleştirmez. Tekrar yapım hata değildir. Simba da mesela, bıraktı evini gitti, n'oldu, dön dediler döndü, eskisinden daha güçlü oldu. Filmlerde de, insanlarda da, aslanlarda da tekrar denemek hata değildir.

Bu arada Simba'nın Mörfü'lüğü kaçmadı gözümden, pofuduk pofuduk. Aslanların kedi olması çok ilginç. Kükreyen bir Mufasa'nın Boncuk Bey gibi yürümesi mesela. O zaman bu yazıyı kedilere armağan edelim, yarın bir yaş mama ile kedi sevindirelim.

20-10-19
Oku..

Spider-Man: Homecoming (2017)


Efsane ilk seri, hayal kırıklığı ikinci seri derken yepisyeni bir üçüncü seriyle karşı karşıyayız. Spider-Man, yeni yeni seriler başlatmak konusunda Batman'le yarışır oldu. Yeni Peter Parker Tom Holland'ı ilk kez geçen sene Captain America: Civil War (2016)'da izledik. Ekibe kıyısından köşesinden, Tony'nin yeni keşfi olarak girdi. Ama yaşı henüz çok küçük olduğu için biraz olayların dışında tutuldu.


Sekiz sene evvelki büyük uzaylı istilasının yaşandığı zamanlarda başlıyor hikaye. O dönem savaş sonrası hurda toplayıcılığını kendine iş etmiş Adrian'ın işine çomak sokuyor Stark Endüstri ve uzay hurdası işine el koyuyor. Bu duruma bilenen Adrian da hurdaları illegal elde ediyor, çalıyor, saklıyor ve çeşitli uzaylı silahlarını satarak para kazanmasıyla kötü adamlık kariyeri başlıyor.

Bir yanda da Tony'nin himayesinde, tehlikeli işlerden uzak tutulmaya çalışılan bir taze kahraman, Peter Parker var. Kahraman kimliğini gizli tutmaya çalışan Peter halası May'le yaşıyor ve okuldan Liz'e aşık. Mahallesindeki dikkatini çeken yasa dışı faaliyete seyirci kalamayan lisanssız kahraman Spider-Man, Tony'nin tasarladığı kostümle başını belaya sokup duruyor ve Tony kıçını topluyor. Ve olaylar bu şekil gelişiyor.


Filmin düz Örümcek Adam hayranlarına çok hitap etmediği söylenmeli, Avengers serisini takip eden tipler daha çok keyif alacaklardır bu filmden. Iron Man ve Captain America karakterleri filmin kilit taşlarını oluşturuyor. Tabii ki çok eğlenceli, başarılı bir Marvel filmi olarak tavsiye edilebilirler tarafına adını yazdırıyor. Ayrıca yeni Peter Parker da çok sevimli hatta itiraf edeyim ilk Peter'la yarışır yani. Yine geçemez ama yarışır. İlk Peter aşırı samimiydi.

Filmin kadrosu ise muhteşem efsane isimlerden oluşuyor, baksanıza: Marisa Tomei, Robert Downey Jr., Michael Keaton, Jon Favreau, Gwyneth Paltrow; Peter'ı Tom Holland, Liz'i Laura Harrier ve MJ'i Zendaya oynuyor. Bu arada MJ ama Mary Jane değil, Michelle Jones; sürprizli karakter yani. Filme puanım 7.

01.10.2017
Oku..

The Jungle Book (2016)


Yıllarca Orman Çocuğu ismiyle birçok yayınevinden, geçen sene de Orman Kitabı ismiyle İthaki etiketiyle yayımlanan kitabın yazarı Rudyard Kipling, ilk çocukluk ve gençlik dönemini İngiltere'de geçirmiş bir Hintlidir. Peki bu kelime Hintli midir, Hindu mudur? Küçük bir bakınmayla kimsenin Hindu demediğini gördüm, Hintli'ye ısınmam zaman alacak. İngiliz edebiyatının kilittaşlarından olan bu romanın ilk sinema uyarlaması 1942 senesinde yapılmış ve günümüze kadar çizgi filmleri ve dizileriyle bir sürü uyarlaması izletilmiş. Ama tahmin edersiniz ki orman gibi bir görsel şöleni günümüz teknolojisiyle izlemenin tadı başka.. Hele bir de yönetmene bak: Jon Favreau..

Çok çok küçük yaşta tek başına kalan Mowgli, Tarzan gibi ormanda hatta Tarkan gibi kurtlarla büyür. Farklı olduğunu bilir ama farkı kapatmak için çok uğraşır. Kurt gibi koşup, kurt gibi yer. Orman onu biraz yadırgasa da kurtlar onun ailesi olur. Acımasız kaplan Shere Khan'ın insan nefretiyle hikayesini öğrenir. Zamanında babasıyla bu ormandayken, elindeki ateşle cehennem etmişler hayvanlara ormanı. O gün kinlenen Shere Khan ille öldürcem Mowgli'yi der. Kurtlar kaçmasına yardım eder ama gurur yapan Mowgli kaçmaktan vazgeçip geri dönüp Shere Khan'la savaşır. Kızıl Çiçek'in sahibi insan oyuna girer.


Etkileyici orman görselleri eşliğinde dostluk, aile, iç savaş konuları işlenir. Kitabını okumadım ama bu detaylardan mahrum mudur acaba, güzel anlatılıyosa efsanedir ya o kitap.. Biraz gaza geldim filmden sonra, okuyabilirim.. Gerçi okunacak sırasında zilyon kitap oldu..

Filmin seslendirici kadrosu ise Favreau Effect olmuş: Bill Murray, Ben Kingsley, Idris Elba, Lupita Nyong'o, Christopher Walken ve Scarlett Johansson.. Yalnız böyle ekipleri topluyolar mesela, sonra bize bi geliyo film bambaşka ekip, bütün büyü bozulmuş.. Bizimkiler kötü seslendiriyo demiyorum, hatta başarılıyız o konuda ama şu orijinal ekip kayboluyo bi anda.. E altyazılı izle diyosun, çok beklersin, bu kadar animasyonu olan filme bizim sinemalarda çocuk filmi muamelesi yapıldığını ve hemen dublaja girdiğini unutuyosun galiba.. Televizyonda komple dublaj zaten..

Ayrıca merak eden varsa çocuk oyuncu insan olduğu için film animasyon diye geçmiyo.. Ama onun da birçok atlama zıplama sahnesi animasyon.. Aslında mekanlar falan da gerçek.. Benim beynim yandı ya animasyonla gerçek arasına sıkıştım kaldım şu an.. Film baya güzel.. 7

Bonus: Soundtrack'ten I Wan'na Be Like You-uu-u..

040117
Oku..

Deep Impact (1998)


Baba arşivden devam ediyorum.. Ha bugün bir de 29 Ekim, kutlu olsun Cumhuriyet!.. Günün filmi Derin Darbe, baştan söyliyeyim, imdb puanı 6,1 yazılısinema puanı 6.. Gideri olan bi film, kadrosu şahane, hikaye için denebilecek fazla bi şey yok, 'ya olursa' filmi.. Yönetmeni Mimi Leder hanımefendi daha ziyade televizyona çalışan bir filmci.. 40 yönetmenlik işinden sadece 4'ü sinemada gösterilmek üzere hazırlanmış..


Kadroda Tea Leoni, geçen sene The Judge (2014)'la Oscar kazanan Robert Duvall, 'Frodo' Elijah Wood, Leelee Sobieski, ilk siyah Amerikan başkanı Morgan Freeman ve biraz da Jon Favreau yer alıyor.. Tea Leoni hakkında -hep söyliycem unutuyorum- İngiliz Naomi Watts'ın Amerikan şubesi demek bence çok tatlı tespit olur.. Resmen ben karıştırayım diye bu kadar benzer tarzlara sahipler, bi gelişmişleri Nicole Kidman.. Hepsi çok güzel, ayrı mesele, hepsinin ellili yaşlara rağmen hala aşırı gideri var, apayrı mesele..


Filme dönelim.. Astronomi öğrencisi iki genç ders sırasında birkaç bildik yıldızın yanında ilginç bir başka yıldız görürler, incelenir ve dünyaya yaklaşmakta olan bir kuyruklu yıldız olduğu, dünyaya çarparsa sıçtığımızın resmi olduğu anlaşılır.. Ama tabii ki gizliden, ve tabii ki Amerikan hükümeti tarafından.. Çarpacağı yeri de hadi tahmin edin, Manhattan, yani ilk etkilenecek yer burasıdır ve bütün ciddiyetle müdahale yolları aranır..


Olayı hükümetin gizliliğinden ilk çıkaran gazeteci kız Jenny Lerner, Amerikan başkanıyla anlaşır ve gizliliği koruması neticesinde spikerliğe ve halk kahramanlığına terfi eder.. Yıldızı ilk tespit eden astronomi öğrencisi Leo Biederman da kahraman olur ve bu müstakbel katil yıldıza adı verilir.. Sonra o yıldızı yok etmek için uzaya bir grup astronot nükleer patlayıcıyla gönderilir, ki o yıldıza konup, bombayı yerleştirip, onu parçalamaya çalışsınlar.. Ama işler istendiği gibi gitmez..


Yıldız yok edilebilecek mi? Eğer yok edilemezse etkileri nasıl olacak? Peki çarpışmanın olacağı 4 haftaya kadar ne kadar zengin/torpilli vatandaş bi uzay gemisiyle dünyadan uzaklaştırılabilecek? Hepsi ve daha fazlası için filmi izleyiniz.. Bence gayet izlenebilir bi film.. Yapımın eskiliğine takılmayın, gayet de düzgün iş çıkmış, hem de kadın yönetmen tarafından.. Yanlış anlaşılmasın kadınlıkta sorun yok, normalde aksiyon, gerilim, efekt işleri falan erkek işi olarak görünür ya, ondan.. Elinin hamuruyla güzel iş yapmış..


29.10.15
Oku..

The Wolf of Wall Street (2013)


Jordan Belfort. Bu gerçek bir isim. Zamanında, küçük bir borsacılıktan milyarder bir dolandırıcılığa yükselmiş bir adam. Wall Street'te, gökdelenlerin kalın camları ardında büyük paraların konuşulduğu ofisler vardır. Borsa denen kanala hiç kafa yoramıycam, kazananın çok kazandığı, kaybedenin sıçtığı bir sistem. Kapitalizmin kalbi, şirket hissesi satmak üzerine kurulmuş ofislerde, ağzı laf yapan adamlar. Çok korkunç bence. Tam da hayal ettiğim bir borsacılık ortamı anlatılıyor zaten.


Rahat davranabilmen ve cesaretini kaybetmemen için ihtiyacın olan şey seks ve uyuşturucu. Bunlar seni hayatta tutar, duyguları köreltir. Belfort, işteki ilk gününde piyasa hakkında çok şey öğrenir, başarılıdır ancak kriz diye bir gerçek vardır. Sıfırdan başlar, hatta öğrendikleriyle kendi şirketini kurar. Çok para kazanır, çok güzel bir kadınla tanışıp karısını boşar. Artık uyuşturucu bağımlısıdır; o ve arkadaşları. Borsanın hangi çizgiden sonra illegal bir hal aldığını anlayamasam da bir süre sonra FBI peşlerine düşer, hayatı son sürat dalışa geçer.


Ve biz bunları bizzat Belfort'un kendi hikayesini anlattığı kitabından uyarlanmış olarak izleriz. Terence Winter'ın yazdığı senaryoyu usta isim Martin Scorsese yönetiyor. (İkili en yakın Boardwalk Empire dizisinde beraber çalışmışlardı, Winter, dizinin yaratıcısı, Scorsese ise ilk bölümün yönetmeniydi.) Bu filmin başına Scorsese getirildiğinde Belfort rolünü kimin oynayacağı da az çok belirlenmiş oldu; Leonardo DiCaprio. Aynı zamanda yapımcılardan birisi kendisi.. Muhteşem uyumlu yönetmen-aktör çifti Gangs of New York (2002), The Aviator (2004), The Departed (2006), Shutter Island (2010) ve bu filmle beşinci kez beraber çalışmış oluyorlar. Yardımcı oyuncu kadrosunda yancı Jonah Hill, seksi Margot Robbie, eski Matthew McConaughey, favori Jon Favreau, fransız Jean Dujardin, yazık Cristin Milioti ve slo-am Katarina Cas isimleri yer alıyor.


3 saatlik film, bir Scorsese filmi olmasından mütevellit hiç sıkmıyor. Oyuncu yönetimindeki başarıyı film kurgusunda göremesem de 8/10 puanlık bir film olduğunu düşünüyorum. Bir de o baştaki aslanlı sahneyi fazla gösterişli buldum, ya gerçekten gereksizdi o hareket ya da ben anlamadım. Oscar'da da 5 kategoride (film, erkek oyuncu, yardımcı erkek oyuncu, yönetmen ve uyarlama senaryo) adaylığı bulunan film, imdb.com top250'de yerini almış bile. Golden Globe'da da DiCaprio en iyi erkek oyuncu ödülünü kazandı.

Sıralı Tam Liste: Oscar 2014

25.01.2014
Oku..

Iron Man Three (2013)


Uzun yazı sevmeyenler için kısa kesiyorum: Çok güzel film, gayet eğlenceli ve aksiyon dolu bir 2 saat 15 dakika geçirmek istiyorsanız kesin izlemelisiniz. Evet, bu kısa sevenler içindi. Şimdi dahası geliyor..


Aylar öncesinden, önce yönetmeni ve kadrosu belirlendiğinde sonra fragmanları dönmeye başladığında heyecan sürekli artıyordu. İlk iki filmin yönetmeni Jon Favreau, İkinci filmle bekleneni veremediği için eleştirilmiş ve kendisi üçüncü filmde yönetmenlik yapmayacağını açıklamıştı. Ki bence film kötü değildi sadece ilki kadar etkileyici bir hikayesi yoktu. Ama zaten bu tarz serilerde ilk filmin avantajı vardır, kahraman doğar. Favreau da zaten Iron Man (2008)'de neler yapabileceğini göstermişti. Ayrıca, filmlerde ufak da rolü olan Jon'un bu üçüncü filmde, Tony'nin intikam isteme sebebi olarak rolü büyüyor. Ve bir yandan Iron Man'li Marvel filmlerinin 'executive producer'ı olarak da projede yer alıyor. Yani sadece yönetmenliği bırakmış, kime bırakmış Shane Black'e.


Shane Black daha önce Robert Downey Jr.'lı Kiss Kiss Bang Bang (2005) filmini yönetmiş bir abimiz. İkinci yönetmenliği olan Iron Man 3 (2013)'le de gayet başarılı olduğunu söyleyebilirim. Senaryoyu ise şu an Sherlock Holmes'ün yeni filmini yazan Drew Pearce ile beraber yazmışlar. Çizgi roman hayranlarını etkilemek için yarattıkları bir karaktere Mandarin ismini koymuşlar (çizgi romanda ki Mandarin'le çok alakasız). Bu duruma üzülen, hayal kırıklığı yaşayan arkadaşım oldu. Ben çok etkilenmedim çünkü Marvel'i sinemadan takip edenlerdenim.

"Kendi düşmanımızı kendimiz yaratıyoruz, sonra onu yok edip kahraman oluyoruz" diyor Tony. Bütün film boyunca da -dünyaya hakim olan terörizm, Amerika'nın işidir ve dünyayı ondan kurtaracak olan da yine Amerika'dır- çerçevesinde hikaye. Evet alt metinler biraz siyasi hatta ne altı açık açık repliklerde yer alıyor bunlar. Ama beni rahatsız etmedi açıkçası. Görselin güzelliğine kapılmıştım.


Bir gün önceden, gece seansına, IMAX salonda, en güzel yerden biletlerimizi aldık. Iron Man tişörtümü de giydim maça gidiyormuşçasına. IMAX, image maximum anlamına gelen bir kısaltmadır. Çekimi zahmetli (maddi ve teknik anlamda), salonu azdır. Türkiye'de AnkaMALL, İstinyePark ve MarmaraPark'taki Cinemaximum'larda izlenebilir. Bu baya reklam oldu ama olsun yani çok güzeldi. 3D filmin rahatsız ediciliği, baş ağrıtıcılığı yok. Gözlüğü hafif, koltuklar rahat, görüntü şahane..


Guy Pearce ve Ben Kingsley'in düşman safında yer aldığı filmde kadın karakterlerimiz de dikkat çekiyor: Botanikçi Rebecca Hall ve aşırı derecede hayran olduğum ve bu filmden sonra daha da beter olduğum Pepper, Gwyneth Paltrow. Yarbay Rhodes'ın, hep ilk filmdeki gibi Terrence Howard olmasını isterim ama Don Cheadle. Ve Harley var tabii, ufaklık; Ty Simpkins. Tony Stark zaten Robert Downey Jr.


Fragmanlardaki o gergin hava filmde çok yaşanmıyor. Eğlencenin dozu iyi ayarlanmış. Ben daha dram bir hikaye bekliyordum ve beğenemeyeceğimden korkuyordum. Ayrıca filmin yönetmen değiştirdiği Happy Hogan'ın rolünün artmasından ve film müziklerinden hemen belli oluyor.

Son olarak: Gayet uzun olan film bittiğinde, salonun yarısı kalkmayıp jeneriği izledik. Demek ki hakikaten sağlam Marvel'cılar ile izlemişim filmi. Beklediğimize değdi ve 30-40 saniyelik bir film daha izledik. Filmde de en en beğendiğim sahne Jarvis'in, derin bir nefes alın, deyip Tony'yi sudan çıkardığı sahne. Bir de Tony'nin parçalı zırhı denerken dans ettiği sahne..


05.05.13 03:03
Oku..