The Nice Guys (2016)


Hani böyle şaşkın dedektif tiplemesi vardır ya; kahramanımız kötü adamı tam köşeye kıstırır, silahını çeker ama silah dağılır, yere düşer falan.. Falan deme, düşer de yeter.. İşte o şaşkın dedektif filmlerinin en kalitelilerinden falan.. Kımooon..

Kiss Kiss Bang Bang (2005) ve Iron Man Three (2013) gibi efsane işlerin efsane yönetmeni Shane Black yönetimindeki eğlenceli filmde şaşkın dedektif Holland'ı Ryan Gosling, sert dayakçımız Jackson'ı da Russell Crowe oynuyor. Kadronun diğer güzellikleri ise Angourie Rice, Margaret Qualley ve Kim Basinger. The Nice Guys (2016) gerçekten kaliteli bir film ama önceki filmlerdeki sinerji yok bunda. Yani bunu izleyeceğine Kiss Kiss Bang Bang (2005)'i tekrar izleyebilirsin mesela. Ama böyle dedim diye soğuma filmden, dur..


Başarısız denemeyecek şekilde para kazanabilen Holland'ın bir kızı var, çoğu zaman şaşkın babasını toparlayan zeki küçük bir kız. Sert adamımız Jackson bir iş için Holland'ı dövdüğünde -daha doğrusu aniden vurduğunda- tanışmış da oluyorlar. Holland'ın, bunak bir kadından aldığı kayıp birini bulma işi ile ilişkili olarak, iki adam beraber Amelia'yı aramaya başlıyorlar.

Amelia, adalet bakanı annesine sinirlenip evi terk edip porno sektörüne girmiş genç ve güzel bir kız. Bu annenin bakış açısı. Kız ise bambaşka şeyler anlatıyor. Kızın oynadığı filmdeki herkes teker teker ölüyor. Bizimkiler de Amelia ölmeden işi çözmek istiyorlar.

Bir de şu meşhur film var, izlenmesi istenmeyen, bütün ekibinin öldürüldüğü film..


Amerikan adalet sisteminin gayet açık eleştirildiği bu komedi, Hollywood'un "bakın nasıl da tarafsız işler yapıyoruz" deme şekli ama herkes biliyor ki zaten yapacağını açık açık yapan bir sistemin içindeyiz. Kimse sallamıyor, kimse umursamıyor gibi davranıyor ve konu kapanıyor.

Geçen şu Reina saldırısıyla alakalı, yaralı kurtulan Amerikalı Jake Raak'ın aslında suikastçı olduğuyla ilgili komplo teorileri gibi bu filmde de kötü adamlar hiç bir şey olmamış gibi yaşamaya devam ediyor, çünkü yapılabilecek yeterince şey yok. Yani Raak gerçekten suikastçıysa ve bizim elimizde bunu ispatlayacak yeterince delil yoksa veya gözümüzün önünde o deliller yok edilmişse yeterince yapacak bi şey yok diyoruz.. Filmle Reina'nın bi alakası yok ama aynı kapıya çıkıyo. Yani yeterince yok belki de..

Filme puanım 7, imdb ortalaması 7,4.. Ha bu arada film biraz dönem filmi, peşinden koşulan porno film kocaman makaralı film yani.. Sırf onun için bile eski dönem çekilmiş olabilir, düşünsenize usb peşinden koşan adamları.. Eskiden böyle çipler mipler çok uzak şeylerken filmlerde hep onlar kullanılırdı. Günümüzde çipin ulaşımı kolay, makaralı film tarihi eser ya, mesela o.. Sinema rüyadır, rüyanda elinde olmayanı görmek istersin..

080117
Oku..

Kiss Kiss Bang Bang (2005)


Ya şu Oscar'lık filmler bitince arşivdekilerden izlemeye başladım, eskiden izleyip de çok sevdiğim, silmeye kıyamadığım ve tekrar tekrar izlediğim filmler işte.. Ya o kadar tatlı bi film ki şu, bu kadar olur yani.. Brett Halliday diye bir yazar amcamızın bi romanının bir kısmından uyarlanmış, Shane Black uyarlamış sonra da yönetmiş zaten. Bu film Shane Black'in ilk yönetmenliği. Bu filmden önce senarist olarak bilinirmiş. Mel Gibson'lı Lethal Weapon (87, 89, 92 ve 98) serisinin yaratıcısı; 26 yaşında yazdığı ilk senaryosuna sonra üç devam yazılmış.. Ama tabii ki Shane Black asıl Iron Man Three (2013)'nin yönetmenliğiyle biliniyor.


Esas çocuğumuz Harry Lockhart, filmin anlatıcılığını da üstleniyor. Bir New Yorklu olarak Los Angeles'ta ne işi olduğunu anlatarak başlıyor. Yanlışlıkla oyuncu olma ihtimali üzerine katıldığı bir partide esas kız Harmony ile tanışıyoruz. Harry aslında onu çok önceden tanıyor. Harry, alacağı dedektif rolü için bir özel dedektif olan gey Perry'den ders alacakmış, yapımcısı hiçbir masraftan kaçmamış.

Perry ile göreve çıktığı bir gece hiç beklenmedik bir olayın içine giriyor. Yapmaya çalıştıkları ufak bir casusluk işiyken, durduk yerde gölde genç kız cesetleri, cesedin kafasına yanlışlıkla sıkılan kurşunlar, onları uzaktan izleyen maskeli adamlar. Yalandan dedektiflik öğrenmeye çalışan Harry, dedektif olup çıkar sonunda. Ya da etkilemeye çalıştığı çocukluk aşkı Harmony'ye öyle söyler.


Çok samimi, çok kaliteli bir macera. Çok eğlenceli, çok ince hareketler. Oyuncular zaten efsaneler, Robert Downey Jr. başrol.. Kariyerini toparlamaya çalıştığı dönemler işte; işe yaramaz bir şımarık mı, gerçekten iyi oyuncu mu onu anlamaya çalışıyor piyasa.. Genel bir kanıya göre, Chaplin (1992)'deki muhteşem performansının takdir edilmemesiyle, sektöre küsmüş ve bu işi sadece para için yapmaya başlamış ve boş zamanlarında -başta Akademi olmak üzere- bütün camiaya küfürler etmiş. Üstelik meşhur babayla büyümenin yan etkilerinden olan canki çocukluğu da nüksetmiş. (Bir rivayete göre, on yaşında ot içip, grup seks yapıyormuş, oha lan!) Neyse işte, bu filmi yaptığı dönem, bi silkelenip kendine gelmeye başladığı dönem. Daha kaliteli işler seçmeye başladığı dönem. Ki gerek Marvel için gerek Robert için kumar olan Iron Man girişimi de bu dönemin mutlu sonu, paçayı kurtardığının resmi.


Diğer oyuncular ise, -nedense benim için hep çakma John Travolta olacak- Val Kilmer, bu filmde dünyalar güzeli ama harici projelerde normal olan Michelle Monaghan ve küçücük bir rolle hikayeye inanılmaz bir tat veren Shannyn Sossamon ve model asıllı Angela Lindvall. Shannyn Sossamon, bir filminde, çamaşırhanede, üzerinde Türk bayrağı olan ve Türkiye yazan bir tişört giyiyordu; nasıl sevmiyimdi. Ayrıca bu filmde de çok kısa görünüp pembe saçlarıyla çok tatlı olması iyice efsane.. Filme puanım 9/10 bu arada..

080316
Oku..

Iron Man Three (2013)


Uzun yazı sevmeyenler için kısa kesiyorum: Çok güzel film, gayet eğlenceli ve aksiyon dolu bir 2 saat 15 dakika geçirmek istiyorsanız kesin izlemelisiniz. Evet, bu kısa sevenler içindi. Şimdi dahası geliyor..


Aylar öncesinden, önce yönetmeni ve kadrosu belirlendiğinde sonra fragmanları dönmeye başladığında heyecan sürekli artıyordu. İlk iki filmin yönetmeni Jon Favreau, İkinci filmle bekleneni veremediği için eleştirilmiş ve kendisi üçüncü filmde yönetmenlik yapmayacağını açıklamıştı. Ki bence film kötü değildi sadece ilki kadar etkileyici bir hikayesi yoktu. Ama zaten bu tarz serilerde ilk filmin avantajı vardır, kahraman doğar. Favreau da zaten Iron Man (2008)'de neler yapabileceğini göstermişti. Ayrıca, filmlerde ufak da rolü olan Jon'un bu üçüncü filmde, Tony'nin intikam isteme sebebi olarak rolü büyüyor. Ve bir yandan Iron Man'li Marvel filmlerinin 'executive producer'ı olarak da projede yer alıyor. Yani sadece yönetmenliği bırakmış, kime bırakmış Shane Black'e.


Shane Black daha önce Robert Downey Jr.'lı Kiss Kiss Bang Bang (2005) filmini yönetmiş bir abimiz. İkinci yönetmenliği olan Iron Man 3 (2013)'le de gayet başarılı olduğunu söyleyebilirim. Senaryoyu ise şu an Sherlock Holmes'ün yeni filmini yazan Drew Pearce ile beraber yazmışlar. Çizgi roman hayranlarını etkilemek için yarattıkları bir karaktere Mandarin ismini koymuşlar (çizgi romanda ki Mandarin'le çok alakasız). Bu duruma üzülen, hayal kırıklığı yaşayan arkadaşım oldu. Ben çok etkilenmedim çünkü Marvel'i sinemadan takip edenlerdenim.

"Kendi düşmanımızı kendimiz yaratıyoruz, sonra onu yok edip kahraman oluyoruz" diyor Tony. Bütün film boyunca da -dünyaya hakim olan terörizm, Amerika'nın işidir ve dünyayı ondan kurtaracak olan da yine Amerika'dır- çerçevesinde hikaye. Evet alt metinler biraz siyasi hatta ne altı açık açık repliklerde yer alıyor bunlar. Ama beni rahatsız etmedi açıkçası. Görselin güzelliğine kapılmıştım.


Bir gün önceden, gece seansına, IMAX salonda, en güzel yerden biletlerimizi aldık. Iron Man tişörtümü de giydim maça gidiyormuşçasına. IMAX, image maximum anlamına gelen bir kısaltmadır. Çekimi zahmetli (maddi ve teknik anlamda), salonu azdır. Türkiye'de AnkaMALL, İstinyePark ve MarmaraPark'taki Cinemaximum'larda izlenebilir. Bu baya reklam oldu ama olsun yani çok güzeldi. 3D filmin rahatsız ediciliği, baş ağrıtıcılığı yok. Gözlüğü hafif, koltuklar rahat, görüntü şahane..


Guy Pearce ve Ben Kingsley'in düşman safında yer aldığı filmde kadın karakterlerimiz de dikkat çekiyor: Botanikçi Rebecca Hall ve aşırı derecede hayran olduğum ve bu filmden sonra daha da beter olduğum Pepper, Gwyneth Paltrow. Yarbay Rhodes'ın, hep ilk filmdeki gibi Terrence Howard olmasını isterim ama Don Cheadle. Ve Harley var tabii, ufaklık; Ty Simpkins. Tony Stark zaten Robert Downey Jr.


Fragmanlardaki o gergin hava filmde çok yaşanmıyor. Eğlencenin dozu iyi ayarlanmış. Ben daha dram bir hikaye bekliyordum ve beğenemeyeceğimden korkuyordum. Ayrıca filmin yönetmen değiştirdiği Happy Hogan'ın rolünün artmasından ve film müziklerinden hemen belli oluyor.

Son olarak: Gayet uzun olan film bittiğinde, salonun yarısı kalkmayıp jeneriği izledik. Demek ki hakikaten sağlam Marvel'cılar ile izlemişim filmi. Beklediğimize değdi ve 30-40 saniyelik bir film daha izledik. Filmde de en en beğendiğim sahne Jarvis'in, derin bir nefes alın, deyip Tony'yi sudan çıkardığı sahne. Bir de Tony'nin parçalı zırhı denerken dans ettiği sahne..


05.05.13 03:03
Oku..