99 Francs (2007)


Veya 14,99 Euro (Tam yeni paraya geçiş döneminde yapılmış film). Hani şu 10 TL yerine 9,99 TL yazıp algı yönetimi yapılıyor ya pazarlama işlerinde, o mevzuyu diyor filmin adı. Reklam sektöründe sikko sikko işler için harcanan dünyanın parasını ve harcayan/harcanan tipleri görebileceğimiz bir film. Kahramanımız büyük sanatçı, tecrübeli metin yazarı, sanat yönetmeni Octave Parango'nun, tilt olduğu bir müşteriye intikamı olarak başlayor ve bütün sektörü ilgilendiren bir olaya dönüşüyor hikaye. Ha bir de aşk var tabii.


Muhteşem -yeterli- efektleriyle, diyalogları ve kurgusuyla kendine hayran bırakan bir film var ortada. Gayet düşük beklentiyle açıp izlediğimiz film, çevremize tavsiye edeceğimiz film haline geldi. Bi film daha ne isteyebilir ki... Birkaç ödül fena olmaz aslında derseniz, o da var; yerli festivallerden ödül veya ödüllere dönmüş bir Fransız filmi. Frederic Beigbeder'in 2000 senesinde yazdığı romanından uyarlanan filmin yönetmeni Jan Kounen. Hemen baktım başka hangi filmleri var diye, dikkatimi çeken hiçbir şey olmadı.


The Artist (2011)'le aldığı Oscar'ı ile kendini dünyaya tanıtan Jean Dujardin başrolde; Jocelyn Quivrin, Vahina Giocante ve Elisa Tovati öne çıkan diğer isimler. Vahina Giocante esas kızımızı oynuyor, bazı sahnelerde vasatı aşamazken bazı sahnelerde aşırı güzel görünüyor. Çok basit duran efektleri derdini anlatmaya fazlasıyla yetiyor. Baya sevdiğim bir film oldu. Puan ise 8 diyor..

250616
Oku..

The Monuments Men (2014)


O kadar tatlı bi filmmiş ki.. Neden filmmiş, çünkü hiç öyle sanmamıştım.. O kadar tarz oyuncular bir araya toplanmış ki, dedim dandik gişe filmi, sarmaz.. Yo dostum yoo.. Hikaye klas.. Gerçek bir hikayeden yararlanılmıştır..


Hitler zamanı.. Adam kafayı kırmış, "Bi milleti yok edeceksen zenginliğini yok edeceksin!" diye bilenmiş, "Soyunu tüketmekle olmaz," diyor, "sanat eserlerini de yok edeceksin!" diyor.. Avrupa'da ne kadar tablo var, heykel var, yağmalıyor.. Herkeslerden gizlenen Hitler Museum fikri var, adam sanatı kendine saklayacak..

Bir grup sanat adamı da, Amerikalı Frank Stokes liderliğinde bir araya gelip, Nazilerin girdiği her ülkeye, her şehre gidip, sanat eserlerine sahip çıkma, kalanları toparlayıp sahiplerine verme göreviyle orduya katılıyorlar. Kah buluyorlar, kah kaçıyorlar, -e savaştalar- kah ölüyorlar..


Günümüze kadar gelen sanat eserlerinin çoğunun kurtarıcısı onlar.. Bunun hikayesi.. On numara hikaye, sekiz numara film.. Baya iyi ama işte pazarlama hatası.. The Book Thief (2013) vardı, gene Hitler'in yok etme merakını temel alan..


Robert Edsel'in tarihi romanından uyarlanan filmin senaristleri, Grant Heslov ve aynı zamanda filmin yönetmenliğini de yapan George Clooney. Kadrodaki isimler ise: George Clooney, Matt Damon, Bill Murray, Cate Blanchett, John Goodman, Bob Balaban, Jean Dujardin gibi isimler..


Filmde Hitler için söylenen "Sanata, insandan daha çok değer veriyormuş." cümlesi de akıllardan çıkmaz uzun süre..

4-6-14
Oku..

The Wolf of Wall Street (2013)


Jordan Belfort. Bu gerçek bir isim. Zamanında, küçük bir borsacılıktan milyarder bir dolandırıcılığa yükselmiş bir adam. Wall Street'te, gökdelenlerin kalın camları ardında büyük paraların konuşulduğu ofisler vardır. Borsa denen kanala hiç kafa yoramıycam, kazananın çok kazandığı, kaybedenin sıçtığı bir sistem. Kapitalizmin kalbi, şirket hissesi satmak üzerine kurulmuş ofislerde, ağzı laf yapan adamlar. Çok korkunç bence. Tam da hayal ettiğim bir borsacılık ortamı anlatılıyor zaten.


Rahat davranabilmen ve cesaretini kaybetmemen için ihtiyacın olan şey seks ve uyuşturucu. Bunlar seni hayatta tutar, duyguları köreltir. Belfort, işteki ilk gününde piyasa hakkında çok şey öğrenir, başarılıdır ancak kriz diye bir gerçek vardır. Sıfırdan başlar, hatta öğrendikleriyle kendi şirketini kurar. Çok para kazanır, çok güzel bir kadınla tanışıp karısını boşar. Artık uyuşturucu bağımlısıdır; o ve arkadaşları. Borsanın hangi çizgiden sonra illegal bir hal aldığını anlayamasam da bir süre sonra FBI peşlerine düşer, hayatı son sürat dalışa geçer.


Ve biz bunları bizzat Belfort'un kendi hikayesini anlattığı kitabından uyarlanmış olarak izleriz. Terence Winter'ın yazdığı senaryoyu usta isim Martin Scorsese yönetiyor. (İkili en yakın Boardwalk Empire dizisinde beraber çalışmışlardı, Winter, dizinin yaratıcısı, Scorsese ise ilk bölümün yönetmeniydi.) Bu filmin başına Scorsese getirildiğinde Belfort rolünü kimin oynayacağı da az çok belirlenmiş oldu; Leonardo DiCaprio. Aynı zamanda yapımcılardan birisi kendisi.. Muhteşem uyumlu yönetmen-aktör çifti Gangs of New York (2002), The Aviator (2004), The Departed (2006), Shutter Island (2010) ve bu filmle beşinci kez beraber çalışmış oluyorlar. Yardımcı oyuncu kadrosunda yancı Jonah Hill, seksi Margot Robbie, eski Matthew McConaughey, favori Jon Favreau, fransız Jean Dujardin, yazık Cristin Milioti ve slo-am Katarina Cas isimleri yer alıyor.


3 saatlik film, bir Scorsese filmi olmasından mütevellit hiç sıkmıyor. Oyuncu yönetimindeki başarıyı film kurgusunda göremesem de 8/10 puanlık bir film olduğunu düşünüyorum. Bir de o baştaki aslanlı sahneyi fazla gösterişli buldum, ya gerçekten gereksizdi o hareket ya da ben anlamadım. Oscar'da da 5 kategoride (film, erkek oyuncu, yardımcı erkek oyuncu, yönetmen ve uyarlama senaryo) adaylığı bulunan film, imdb.com top250'de yerini almış bile. Golden Globe'da da DiCaprio en iyi erkek oyuncu ödülünü kazandı.

Sıralı Tam Liste: Oscar 2014

25.01.2014
Oku..

Les Infideles (2012)


Aldatan adamlar filmi. 6 bölümden oluşan ve farklı yazıp yönetenler tarafından hazırlanan bir film. Her bölümde, son dönemde epey popüler olan Jean Dujardin ve Gilles Lellouche farklı adamları oynuyorlar.. Yani bu ikisi sabit, hikayeler falan her şey değişiyo.. Gilles Lellouche da Les Petits Mouchoirs (2010)'da Dujardin'le beraber oynayan ve bu filmde hikayelerden birini de yazıp yöneten bir eleman. Les Petits Mouchoirs (2010)'un yönetmeni Guillaume Canet de aldatan adamlar tarafında yerini almış.


En beğendiğim kısım, filmin girişi oldu. En leş de sonu. Sırf oyuncular için belki izlemek istersiniz ama hiç gerek yok ya. Kötü film, bence izlemeyin.

09.12.2012
Oku..

Les Petits Mouchoirs (2010)


Jeux d'enfants (2003)'un Julien'i, Guillaume Canet büyümüş de yönetmenlik de yaparmış, diye düşünmem çok geç değil, yakın zamandaydı. Sonuçta kendisi genç kızların sevgilisi olduğu için, hiç öyle 'başka nerelerde oynamış, aman da nasıl yaparım da bir daha izlerim bu çocuğu' gibi dertlerim olmadı ve araştırmadım. Jeux d'enfants (2003)'da rol arkadaşı Marion Cottillard'ın peşindeydim ben; Marion'un oynadığı filmlere bakarken seçtiğim bir filmdi. Ama pişman olmadım, güzel filmdi. Canet'nin de yönettiği üçüncü uzun metraj filmmiş bu.
(Jeux d'enfants, Ju Defan; Canet de Kane diye okunuyor)



Doktorundan aktörüne, kızlı erkekli, evli bekar bir arkadaş grubu var. Grupta bi' tane zengin var; her sene onun yazlığına gidiyorlar tatile. Hem hep beraber olunca daha eğlenceli zaman geçiriyorlar. Gerçi doktor olan Vincent (Benoit Magimel), yazlığın sahibi Max'e (François Cluzet) ilginç bir sevgi gösterisinde bulununca biraz kafaları karıştırıyor. Sonraki gün arkadaşlarından birinin trafik kazası geçirdiği haberiyle hastanede toplanıyorlar, komadaki arkadaşlarını ziyaret ediyorlar. Tam da tatile çıkacakları günün öncesi gelişen bu olayla moraller bozuluyor ama üzülmenin bir faydası olmadığı fikrinde karar kılıp zaten yoğun bakımda olduğu için yanında duramadıkları Ludo'ya (Jean Dujardin) çabuk iyileşmesi için dua edip planladıkları tatile çıkıyorlar.


Film, çok Fransız filmi gibi değil. Baya Hollywood havası aldım ben; hikayesi olsun, karakterler olsun.. Renkler bile farklıydı izlediğim diğer Fransız filmlerinden. Filme giriş yaptığı plansekansı görülmeye değer; her ne kadar başka filmleri çağrıştırsa da, her ne kadar tahmin edilebilir bir plan sonu olsa da. Gerçi ben 'Fransız filmi izliyorum kesin böyle bir plana absürt bir son hazırlanmıştır' diye izledim ve klişe görünce bir şaşırdım. Sonuç olarak şaşırdım yani şaşırtmayı başardı bir şekilde. Tavsiye edilir mi? Edilir. Ayrıca zaten Marion olduğu için bile izlenir sadece. imdb.com puanı 7.0


15.10.2012
Oku..