Daha (2017)


Oyuncu Onur Saylak'ın ilk ve tek sinema filmi yönetmenliği. Hakan Günday'ın aynı isimli romanından 'esinlenilmiş' olan filmin başrolünde Ahmet Mümtaz Taylan ve Hayat Van Eck yer alıyor. Bu filmde çok başarılı olan genç Hayat, bu seneki Naim (2019) filmiyle de iyice popüler bir çocuk oldu. Onur Saylak ise bu filmden sonra Şahsiyet (2018) dizisini yapıp ayakta alkışlandı, yetmedi bir de bu dizideki performansıyla Haluk Bilginer'e Emmy kazandırttı. Yani bu sene büyük işler yapan tiplerin başlangıç işi olması vesilesiyle önemli bir yapım. Keza yazar Hakan Günday için de bir basamak olan bu işin devamında, Şahsiyet (2018) ve Müslüm (2018) gibi dikkat çeken işlerin senaryoları ortaya çıktı.

Film, roman uyarlaması olmasıyla da Romandan Sinemaya başlığı altına ekleniyor.


Oğul Gaza'nın ağzından dinlediğimiz hikaye, kamyon şoförü baba Ahad'ın başının altından çıkıyor. Suriye'den kaçak giren insanları bir kamyona doldurup, köydeki evlerinin bodrumuna götürüp saklıyorlar. Zamanı gelince de tekneler ayarlanıyor, bir gece yarısı operasyonuyla Suriyeli kardeşler Avrupa topraklarına ulaştırılıyor. Gaza, bütün bu işlemler sırasından babasına yardımcı olmakla görevli. Ahad'ın en korktuğu şey, Gaza'nın okumak isteyip kendini yalnız bırakması: "De bakiyim, sikiyim okulu!"


Bodrumda saklandıkları süre boyunca yeme içme ihtiyaçları için Gaza sürekli olarak ilgileniyor Suriyeli kardeşlerle. Ahad'ın işleri döndürürken kullandığı argümanlar hep Gaza'ya miras kalması planlanan pislikler. Ama Gaza okumak istiyor, akıllı da çocuk, bakalım ne yapacak bu çıkmazda?!

Kocaman kitaptır Daha, hep korkutmuştur beni. Okuyan arkadaşlarımı gördükçe soruyordum nasıl diye, gaza geleyim istiyordum. Hepsi de beğeniyordu ama o kalınlıkta bir kitaba başlatacak teşviği hiç bulamadım. Yine Günday'ın Kinyas ve Kayra'sını çok daha fazla övüyorlardı aslında ama ona da hiç giremedim. Belki de yazarın kitaplarının arka kapağına hep kendi tipsiz resmini koyması itici geliyordu, bilemiyorum.


Filmden ise çok geç haberim oldu. İngilizce afişler ve jenerikten anlıyoruz ki zaten festivaller hedeflenerek çekilmiş bir filmdi, uzun süre duymamış olmam şaşırtmadı beni. Şahsiyet (2018) zamanı Günday'ın senaryo geçmişini araştırırken denk gelmiştim ilk kez. Listeye o zamanlar eklediğim filmi ancak daha izleyebildim. 2020'nin ilk gününe kısmetmiş. Güzel film ama çok da değil, 6/10...

01012020
Oku..

Ölümlü Dünya (2018)


Bu ara sinema salonlarında o kadar çok yerli film var ki, sevinsek mi üzülsek mi bilemiyor insan. İyi tarafı, bol bol yerli üretim olması, kötü tarafıysa gösterim fırsatı bulamayan kalitesiyle meşhur yabancı filmleri kaçırıyor olmak. Neyse ki yerli filmlerin de hepsi çok kötü durumda değil. Misal bu, Ölümlü Dünya (2018)!.. Dün arkadaşımla gidecez sinemaya işte, neler var, dedi, "Ölümlü Dünya, Cebimdeki Yabancı, Kayhan, Enes Batur.." dedim. Son ikisini duymamış olayım, tepkisi gecikmedi. Öyle diyoruz da, sabah Mesut Yar'da Enes Batur konuktu, "Filmi izlemeyenler beğenmiyor genelde, o acayip!" dedi çocuk, asdfghj, haklı abi! Ama şimdi bi filmin kötü olduğunu anlamak için iki saat işkence çekmeye de gerek yok, bazen hissedilir o, ve çok nadir patlar bu hisler.. Neyse, ölümlü dünya, çok kırmayalım çocuğu..

İşinde gücünde bir aile lokantası Anadolu Tat 1071. Babaları var, abiler, kardeşler, bir amca, bir yenge.. Ve bam bam bam! Aslında kiralık katil olan bu aile, yıllardır gizlilik içinde işlerini yürüten, tehlikeli bir şirketin uzantısı konumunda. Bir gün boş boğaz kardeşlerden birinin gizlilik ihlali yaptığı açığa çıkınca ortalık karışıyor.


Bi yerde okumuştum, başından sonuna kadar silahların susmadığı bir aksiyon filmi, diye tarif edilmişti. Unutmuşum bunu, filmin girişindeki lokanta sahneleri ve müzikler, İkinci Bahar tadında bir film izlicez havası yaratmıştı, silahlar çıkınca afalladım. Çok eğlenceli, güzel film olmuş. Tabii bazen işi basitleştiren küçük hareketleri görmezden gelerek yazıyorum bunları.

Mesela bazı yerde konuşmayı samimileştirmek için kullanılan bağlaç küfürler, olmamış mına koyim çok eğreti duruyordu. Ya da Sarp Apak bilmiyor küfretmeyi, bu da olabilir. Bi de İrem Sak, -bak normalde çok severim- böyle gülmemek için kendini tuta tuta oynamış, sanırsın Güldür Güldür sahnesinde.. Hoş değildi.. Bi de botoks yaptırmış galiba, o da hoş değil.. Aynı hoş değillik, filmin en sonunda rolden çıkan Mümtaz Taylan'da da vuku buluyor. Bi cümlecik daha sabretsen film diğer nesillere de kalsa keşke; anlık eğlenceleri için kültürel miras kavramını zayıflatıyorlar.. Hoş değildi.. He bi de Alper Kul'un karakteri biraz daha ciddi işlenseydi.. Yani biliyorum şimdi oturduğu yerden her şeye kulp takan tiplerden oldum ama biz de istiyoruz ki çok güzel filmler yapılsın be abi, bizim geleceğimiz lan bu filmler.. Sakin.. Bi Feyyaz'a bi şey demedim, o da Feyyaz zaten.. Doğu Demirkol, en iddiasız ama başarılı performanslardan biriydi filmde, tebrikler..

Ali Atay'ın Limonata (2015)'dan sonra yönetmenlik yaptığı ikinci filmi oluyor bu. Senaryosunu beş kişilik bir ekip olarak yazmışlar. E eğlenceli iş, eksikleri yok mu var, yani daha güzel olabilirdi ama işte o 'duymamış olalım filmleri'nin yanında bunlar efsane işler.. Sevgiler..

11 şubat 2018


Oku..

Şaşkın (2006)


Kaliteli olmayan ama samimiyetiyle beni yakalayan bir film. Güzel değil ama tatlı film. Yani "Hadi şu filmi izleyelim, ben çok seviyorum" diyemeyeceğiniz bir film, çünkü başkasının sevmesine ihtimal olmayan film. Çok gömdüm gibi oldu ama öyle hakikaten. Arkadaşlara izlettim, bildiğin beğenmediler. Ha beğenmedikleri yerlerde çok haklıydılar ama benim gözüme batmıyor mesela onlar.

Cengiz Keten'in öyküsünü Doğu Yücel'in senaryolaştırdığı ve Şahin Alparslan'ın yönettiği filmin kadrosunda, Onur Ünsal ve Evrim Akın başrolleriyle; Serdar Yeğin, Ahmet Mümtaz Taylan, Serkan Keskin, Selin Demiratar, Esra Soybelli ve hatta küçük Serenay Sarıkaya var. Küçük derken ergen Serenay, yalnız Evrim Akın'dan uzun filmde ahahaha.. Film YouTube'ta var; eski film olunca kimse kastırmıyo galiba telif melif diye, baksana birden çok kullanıcıda var.


Mehmet radyoda Deniz diye bir kızın aşk hakkında söylediklerinden etkilenir ve eldeki tek bilgi olan Alanya'da bir otelde stajyer olmasından yola çıkıp onu bulmaya çalışır. Ev arkadaşı Çetin'le beraber geldikleri Alanya'daki o otelde Deniz diye bir stajyer yoktur, acaba Deniz kimdir? Zeynep ise çırpınan Mehmet'i bilir ama "Ne konuşcam yea" tribiyle hiç sesini çıkarmadan takılır. Bu romantik kovalamacanın ritmini bozacak hadiseler de olmayacak değildir.

Yan olayların bazen asıl hikayenin önüne geçer gibi olduğu ama tam da geçemediği anlar oluyor, gereksiz detay gibi duruyor bunlar. Ya da senaryo çiğliği de denebilir tabii. Ama işte dediğim gibi o samimiyeti yakalayınca çok göze batmıyor bunlar. Benzer samimiyeti Bora Tekay'ın Fasülye (1999) filminde de bulmuştum mesela. Öyle aklıma geldi şimdi.


Film, Evrim Akın'ın tek sinema filmi. Bu arada toplam 18 bin kişi izlemiş filmi ve hasılatı da 111 bin civarı, bütçesi neydi ki acaba?! Dün ŞAŞKIN MEHMET ŞİMDİ N'APIYOR?'u yazdım, sonra fark ettim ki çok kimsenin izlemediği bir film bu, önce bi film tanıtım yazsaydım keşke dedim. Çünkü Şimdi N'apıyor? yazılarında, bi filmdeki karakterin filmin çekildiği günden günümüze kadar başına gelenleri ve şimdi n'aptığını anlatıyorum. Kurgu tabii ki, atıyorum. Yani bu yazıyı okuyan onu da okusun bence. O yazıyı okuyup anlamayan da önce bunu okusun sonra onu yine okusun. Okuyun lan!..

020217
Oku..

Ben de Özledim (2013-14)


Leyla ile Mecnun dizisi, oyuncuları falan Gezi Eylemleri'ne katıldıkları için yayından kaldırılmış bir dizidir. Tabii ki yekten böyle söylenmedi de, çat diye bitiverdi Gezi zamanı.. Ki yayınlandığı süre boyunca zaten elektrik faturalarındaki saçma vergilere, kendi kanalları TRT'ye, başka bir takım şeylere giydirmişlerdi, tarzları oydu ve evin yaramaz çocuğu olarak görülüp, öyle sevilmişlerdi. Gezi olayında da her zamanki gibi, sosyal sorumluluk addedip birkaç cümle etmişlerdi. Ama işte, kapıya konuverdiler.


O dönem bir de İşler Güçler diye bi dizi vardı, oyuncular kendilerini oynuyolardı güya.. Ekip de toplanıp biz de öyle bi şey yapalım madem, hem yumuşak iniş yapmış oluruz demişler ki Ben de Özledim yapılmış. Leyla ile Mecnun'un reytingleri zaten hiçbir zaman iyi olmamış, internetten yürüyen bir dizi.. Bunun da öyle olacağını tahmin etmediler mi, etmişlerdir bence. Star TV, rakiplerini geçip zaten en başarılı televizyon olduğu dönemde, böyle de bir güzellik yapmış işte.. Güzellik çünkü 70 dakika diziye normalde izin vermiyor kanallar. Hatta bence mini dizi olarak görülmüş, 13 bölüm ömür biçilmiş bile olabilir baştan.. Bir nevi jübileydi işte.. Yoksa, tarz İşler Güçler çakması, olaylar Leyla ile Mecnun çakması.. Orijinal olmayan bir iş zaten ne kadar yürüsün..


İlk bölümler, Ali Atay, Serkan Keskin ve Osman Sonant'ın dizinin bitmesinden sonra birbirlerinden ayrılamamalarını anlatıyor. Cihan Ercan ve Ahmet Mümtaz Taylan da tabii.. Yine bi işler yapalım, beraber çalışalım istiyorlar. Dizinin bütün oyuncuları az çok giriyorlar aralara.. Çeşit yapımcı saçma iş teklifleri ediyorlar, bi acayiplik olacak ya, en saçmasını seçmek mecburiyeti oluyo hep.. Sonra Ali, bi kıza çarpıyo arabayla, kızın hafızası gidiyo.. Kızın kendini arama aşamasında kötü adamımız Troll'le tanışıyoruz. Sonra işte Leyla ile Mecnun kafası ilerliyor olaylar..

Başlar iyice komik zaten de, sonlara doğru hikaye sünüyo gibi, 13 bölüm değil de bu hikayeyi 10 bölüm yapsalar güzel iş olurmuş.. Bu haliyle 6'dan 7'den sonra tekrara giriyo dizi.. Teknik kalite açısından da en baştan beri bi özensizlik var, özensizlik demiyim de rahatlamışlık gibi daha çok..


Leyla ile Mecnun ekibine ek olarak, Onur Ünlü ve Burak Aksak kadroda.. Onları kamera önü görmek ayrı zevkli tabii.. Yine bunun da yönetmeni ve yazarı oluyorlar.. Dışardan gelenler de: Gazeteci kız Melodi, Gülce Oral; hafızası yitik kız Sera Tokdemir; denizkızı Ezgi Çelik; yapımcı Şenol, Çağlar Yiğitoğulları ve kötü adam Troll, Nadir Sarıbacak.. Baştaki iki kıza geri dönmek istiyorum, Sera Tokdemir, baya güzel kız, burda sarışın ama orijinali kumral, çok daha güzel ve magazinel de bi tipmiş zaten.. Bir de Gülce Oral var, ekşide hakkında şöyle bi cümle var, "agzina findik doldurmus sincap sevimliligi vardir kendisinde." gülmelik tanım.. Kendisi 2012'de oynadığı Kebap isimli tiyatro oyunuyla meşhurdu, izlememiştim, pişmandım.. Şu ara da Kabileler oyunu varmış, kısmet..

Bir Leyla ile Mecnun değil ama İşler Güçler'le kapışsa kapışır.. Çakma fikir olmasının karşısına süresinin daha makul ve oyuncuların daha ünlü olmaları koyulabilir.. Bu arada finalsiz kalan Leyla ile Mecnun için final fikrini de anlatıyor ilk bölümde Burak Aksak..

250216
Oku..

Kötü Kedi Şerafettin (2016)


Yerli animasyon film, ilk değil ama en çok ses getiren, en adamakıllı iş bu oldu herhalde.
Bu da kolay olmadı yalnız, normalde iki sene önce yapılacaktı ama sanıyorum beceremediler, Mehmet Kurtulmuş'tu yönetmen kısmında yazan isim. Sonra, Ayşe Ünal ismi de eklendi, beraber yaptılar filmi ve geçtiğimiz gün vizyona girdi.
Anima İstanbul etiketi var filmde, reklam dünyasına bilgisayar destekli efekt ve animasyon yapıyorlar, patronlarından biri de Erdil Yaşaroğlu.

Kötü Kedi Şero, Bülent Üstün'ün doksanlarda, L-Manyak'ta başladığı bir çizgi roman serisi. İnsansı kedi olarak dikkat çeken karakter, sigara içip, kavga edip, bol bol küfür ediyor. Bu sebeple film de amınakoyim'den siktirgit'den geçilmiyor. Cihangir'de, baba dediği Tonguç'la yaşıyor. Martı Rıfkı ve Fare Rıza arkadaşları, çatıya çıkıp kafaları çekiyorlar, geyik yapıp takılıyolar bütün gün. Sonra Şero iki köpek pataklıyo, stres atıyo falan. Senaryo yazma aşamasında da Büstün'e Levent Kazak eşlik etmiş. Bu arada film 13+, şiddet-korku, olumsuz örnek oluşturabilecek her şey uyarılı..


Şero, yine bir gün çatıda arkadaşlarıyla takılıyordur. Cemil gelir, bi evde tam ağzına layık bi Siyam olduğunu söyler. Pompa için Siyam'ın evine giderler, korkan Siyam, bir dizi sakarlıktan sonra kafasına düşen avizeyle nalları diker. O sırada kedinin sahibi Büstün eve gelir ve dellenir, Cemil'i öldürür, Şero'yla kavgaya tutuşur. Sonra Şero, Büstün'ü camdan atar, öldürür. Ama ölmez Büstün, zombi olup, Şero ve sevdiklerinin peşine düşer.


Hikayeyi çok beğenemedim, çünkü sanki sırf uzatmak için olay eklemişler gibi, durduk yerde "Bize para lazım" diye fikir geliyor Rıza'ya, hop banka soygunu.. Ne alaka IQ. (IQ'yu dilimize kazandıran Nedir?'e selam) Peki teknik anlamda nasıldı, fena değildi, ama iyi hiç değildi. Ayrıca bu daha başlangıç, mücadeleye de devam sonuçta. Bence de herkes bi gitsin görsün, güzel güzel para kazanılsın ki devamı yapılsın. Sonuçta tecrübeyle gelişecek şeyler bunlar. Animasyona uygun çok daha güzel hikayeler de bulunacak eminim. Bu film bize gösterdi ki, istesek yapamayacağımız şey yok. Ellerinize sağlık ekip, cebinize sağlık patronlar. Animasyon olmayan Şero da şöyle bi çizgi:


Filme puanım, affınıza sığınarak 4/10. Seslendirme kadrosu: Uğur Yücel, Güven Kıraç, Cezmi Baskın, Demet Evgar, Yekta Kopan, Ahmet Mümtaz Taylan falan.. Çok beğenmedim seslendirmeleri.. Yekta Kopan hariç..

Filme gitmeden önce Mynet Sinema'nın mobil uygulamasına baktım, en yakın nerde, kaçta oynuyor bu film diye. Seans bilgisini, online bilet alımı takip etti. Böylelikle pazar pazar kalabalıkta bilet sırası beklemedim. Ayrıca Cinetech Torium'da hafta sonu 10, hafta içi 8 tl lan bilet! Çok da şık sinema ha.
Reklam da böyle yapılır bu arada.

070216
Oku..

Sen Aydınlatırsın Geceyi (2013)


Bir Shakespeare sonesinin adı bu, filmde de geçiyor.

Karısından özür dilemek için şiir okuyan bir adam.. İzmir'in bağrından kopmuş güzellikte bir seyyar eski kitapçı.. 'Ölemiyom mına koyim' derdinde bir eski toprak.. Görünmez öğretmen, kan ağlayan doktor, yüzde elli opacity güvenlikçi, dev küçük esnaf..

Acayip fantastiş durumlar..


Olum, tam Onur Ünlü filmi lan, tam kara komedi, kara dram.. Kara absürt..

Her sahnesinde izleyicisini şaşırtmayı başaran, 'bu böyle olsa ya' filmi.. 'Bi şey deniycem' diyerek yazılmış bir senaryo, yaratılmış karakterler, çekilmiş film. Herkes bi şey denemiş.. Ha sinemaya faydan nedir, tartışılır.. Ama yapılması da gereken şeylerdendir..


Komediye çok farklı bir soluk getirdi Onur Ünlü tayfası. Tayfası çünkü, yine kendi oyuncularıyla yapmış filmi. Leyla ile Mecnun ve Şubat dizilerinde ve diğer kendi filmlerine oynayan oyuncular. Süper bi şey ya böyle ekibin olması..

Gökten taş yağarken kenarda duran arabanın hem serçe hem hurda olmasını beğenmedim, beleşe kaçılmış.. Onun dışında güzel idi detaylar.. Festivalde gösterildi gitmedim; bazı kültür merkezlerine geldi gidemedim; Semaver Kumpanya'da özel gösterimler oldu denk gelemedim; Torium'a gelmiş festival filmleri bir haftalığına, son gün haberim oldu, gittim. Vallaha da gittim sonunda. Artık vizyona ne zaman girecek bilmem, ben izledim rahatladım.


'Konusu ne?' diyenler için: Cemal, babasıyla yaşayan, annesini ve kardeşlerini yakın zamanda kaybetmiş bir adam. Bir kızla tanışıyor, evleniyorlar. Cemal, bir olayı yanlış anlayıp karısına dalıyor tekme-tokat. Çok pişman oluyor sonra, derken karısı hamile çıkmasın mı bir de..

Merkezde Cemal var ama pek çok hikaye işleniyor.
Ben filmi izlemeden önce okumuştum, karakterlerin hepsinin kendi halinde süper güçleri olduğunu..
Siz de bilin bence.


Oyuncular: Ali Atay, Demet Evgar, Ahmet Mümtaz Taylan, Serkan Keskin, Derya Alabora, Damla Sönmez, Ezgi Mola, Tansu Biçer ve Cengiz Bozkurt. Dahası da var da işte bunlar çok bildikler. Yazan yöneten Onur Ünlü. Helal Olsun.

13.12.13
Oku..

Kelebeğin Rüyası (2013)


Oscar muhabbetleri münasebetiyle oturdum izledim. Güzel senaryo, güzel film, sanata da iyi çalışılmış belli ama yemezler bence. Ama tabii aday olunsun, ekipçe bi Kodak Tiyatrosu ziyaret edilsin, güzel şeyler bunlar.


1940'tı yanılmıyorsam, o tarihlerde geçiyor. Zonguldak'ta şair iki genç. Memurlar aslen, ama gönüller şiirde. Bi hocaları var, o destekliyor bunların heveslerini. Gençler: Muzaffer (Kıvanç Tatlıtuğ) ve Rüştü (Mert Fırat), hocaları Behçet Necatigil (Yılmaz Erdoğan). Kişiler gerçek. Belediye Başkanı'nın liseli kızı Suzan'a (Belçim Bilgin) bu genç şairler göz koyar, güzel kızdır ve ikisi de beğenir, ne var bunda. İkisi de birer şiir yazıp kıza vereceklerdir isimsiz, kız kimin şiirini beğenirse o kazanacaktır iddiayı. İddiaları çok mühim değil, olmayan altınlarını verirler birbirlerine.

Dönemin hastalığı verem, bu iki şairin de başına beladır. Kızın ailesi, veremli oldukları için gençlerden uzak durmalarını ister. Gönül ferman dinlemez. Bu arada Rüştü, hastanede yer bulur bir şekilde, yerleşir, bir kızla tanışır, o da hastadır, adı Mediha'dır (Farah Zeynep Abdullah). Suzan, Muzaffer'e kalır. İyi mi olmuştur, tartışılır; çılgın kız Suzan ille de 'maden ocağı' görmek ister. Bu çılgınlık, Muzaffer'in başına iş veya işler açar.


Cumhuriyet daha çok gençtir (ayrıca bugün de doğum günüdür, kutlu olsun), yetmezmiş gibi ikinci kez büyük dünya savaşı başlamıştır. Dünyada bi büyük savaş gerçekleşirken, İstanbul'da genç şairler ve aşklarının hayatla savaşı yaşanmaktadır.

Kadroda dönemin Belediye Başkanı Zikri Özsoy rolüyle Ahmet Mümtaz Taylan ve Muzaffer'in babası rolüyle de Taner Birsel yer almaktadır.


Böyle bir hikayedir. Oscar aday adayıdır şu sıralar, umarım aday da olur; hatta çok isterim heykelciği de alır. Ama dediğim gibi çok ümitlenmeden takip edelim gelişmeleri. Peki "neden?" dersen, bilmiyorum, bi şeyi eksik ama tam adını koyamıyorum. Güzel de film baya. Bu arada yazanı yöneteni şair Yılmaz Erdoğan'dır.

İlk kez şubat 2013'te gösterilen film, güzel gişe yaptı, bu Oscar muhabbetiyle beraber istenen ölçülerde kısaltılıp Amerika'ya yollanan film bizde de son haliyle tekrar vizyona girdi. 10 milyon bütçeli yapım şu ana kadar 20 milyonun üstünde bir para kazandı. Allah bereket versin.

29 Ekim 2013
Oku..

Kurtuluş Son Durak (2012)


Hikaye, İrfan Tözüm'ün Mum Kokulu Kadınlar (1996)'ından araklanmış, modern bir final uydurulmuş. Ya çok mu zor, "Şu filmden esinlendik", "Bize ilham verdi" falan demek. Arak olunca zerre kadar değeri yok şu an gözümde.


Dertli kadınlar var. Biri kocasından dayak yiyor, birini sevgilisi terk etmiş sonra en yakın arkadaşıyla aldattığını öğreniyor falan.. Bir apartman dolusu kadın böyle. Sonra bir anda Cohen filmine dönüyor, cinayetler sonraları falan.. Atıyolar kuyuya öldürdüklerini, çaktırmıyolar hiç.. Sonra patlak veriyor, durduk yerde büyük kadın direnişine dönüyor durum. Sosyal medyanın katkılarıyla..


Yönetmen, Yusuf Pirhasan; Senarist, Barış Pirhasan. Biri ne kadar senaristse öbürü de o kadar yönetmen işte..
Direnen kadınlar: Belçim Bilgin Erdoğan, Demet Akbağ, Asuman Dabak, Nihal Yalçın, Ayten Soykök, Damla Sönmez. Mete Horozoğlu ve Ahmet Mümtaz Taylan da hanımlara eşlik ediyolar.
Ne ara oyuncu oldu, neden izlemek zorundayız anlamadığım Yavuz Bingöl var bir de.. Yavuz Bingöl eskiden türkü söylerdi artık bıraktı herhalde onu da sadece oyunculuk yapıyo.. Yavuz Bingöl haricinde kadro çok başarılı, Belçim Bilgin'in oyunculuğunu seviyorum ben, Damla Sönmez zaten tatlılıktan ölecek.


Ha bir de, filmin ismi o kadar itici ki uzun süre oturup izlemek istemedim, denk gelmesini bekledim, baktım kardeşim izliyo, dedim denk geldi tamam, oturduk izledik. O beğendi baya, çalıntı olduğunu bilmediği için, ben de beğendim gerçi ama işte..

26.10.13
Oku..

Hayal Meyal [2011]


İkisinde de var bak, 'hayal'de de 'meyal'de de, sonda bir incelme var, herkes o incelmeyi a'da sanıyor. Benim tezim incelmenin l'de olduğu yönünde. Mesela 'haya'ya kadar normal okuyun incelme olmaksızın, sonra l'yi incelterek ekleyin sona 'hayal'. Uzun zaman düşündüm bunu, a'ya konan şapka çok saçma geldi bu sebepten ama şimdi anlıyorum ki, â, kendinden sonra gelen gelen l'yi ve kendinden önce gelen k'yi inceltir.. Aksi örneği olan lütfen yazsın.. Yine de şapka çok saçma uygulama, kullanmam ben..


Yaklaşık 23 dakikalık çok iyi olmayan bir kısa film. Yazan-yöneten Baran İçöz, 88 Tekirdağ doğumlu (al bi Tekirdağlı daha) 2 sene Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nin havasını solumuş (ve Müjdat Gezen'li), bu filmden önce Uç [2010] ve Boş [2009] diye iki kısa filmi daha bulunan kısa filmci. Bu filmi de ünlü akınına uğramış..


Genç bir adam var, sıkıntılı hayatından kurtulmak isteyen ve işin kötüsü buna inanan, yetmezmiş gibi kız arkadaşını da inandırmaya çalışan, düzelecek diye yaptığı her hareketle daha da sıçan bir adam. Bir tane de küçük çocuk var, yazık, dedesi var, babası var. Bir tane de ayıcık var.


Film genel olarak çok öğrenci filmi havasında kalmış. Ne öğretiyorlar bu Müjdat Gezen'de anlamıyorum ki.. Ayrıca kafama takılan mevzu, dedesi niye ayıyı sirke götürüyor. Ben mi kaçırdım acaba olayı..
Arabadayken de hırpalandıkça ayının ağzından burnundan kan gelmesi filmin en güzel detayı.


Sıkıntılı gencin kötü arkadaşlarından birini mesela Burak Sarımola, ufak çocuğun dedesini Ali Uyandıran ve babasını Ahmet Mümtaz Taylan oynuyor. (Bu arada Leyla ile Mecnun n'olcak acaba ya..) Filmin başrolünde Mehmet Emin Kadağan ve onun kız arkadaşı rolünde de Dilek Şahinbaş var. Bursalı Dilek Şahinbaş. Eski magazin sunucusu Şahinbaş, özel hayatıyla değil de filmleriyle gündeme gelmek istiyormuş. Ayrıca filmdeki şivesini de çok beğendim. Oyunculuk diye ben buna derim. :) Gizli Oturum (2012)'da sevişme sahnesi vardı..


Teknik ekibe bakınca Selen Öztoprak el atmış sanat yönetimine. Yardımcı yönetmen Merve Hüriyet de edebiyat uyarlaması kısa film Gizli Oturum (2012)'un yönetmeni. Filmin görüntü yönetmenliğini İbrahim Karadeniz yaparken, kurguda da İçöz'e Anıl Çelik yardım etmiş.


21.08.13
Oku..

Leyla ile Mecnun (2011-13)


Aga anlamsızca gülmek istiyorsan bu diziyi izle; sakın mantık arama, bu diziyi yapan adamlar fena bi kafada. Senaristi Burak Aksak, yapımcısı, ilk yönetmeni, genel yönetmeni falan Onur Ünlü. Çok yönetmen değiştirdi dizi ama hep Ünlü kontrolünde gelişiyor olaylar. Her yönetmen tabii kendinden bi şeyler kattı, dikkatli izleyenler görmüştür, görecektir. Ama yazarı sabit Aksak..


Röportajlardan: "Bu dizi öyle arada bir dizi değil, ya çok izlenecek ya hiç izlenmeyecekti. Şans işte oyuncusu, teknik ekibi birbirinin dilinden anlayan adamlar çıktı. İlginç bi şey oldu ve çok beğenildi. Dizi, adının romantikliğine yenilmedi absürt komedi çizgisinde koptu gitti öyle."



Dizinin 3. sezonunu oynadığı şu günlerde; şimdi başlasam anlar mıyım, sorusuna cevabım evet olur. Genel olarak devamlılığı olan bir hikaye gibi görünse de, etmese de olur yani. Özetle konu şu: Leyla'sının peşinde bir Mecnun, gerisi hoş sohbet muhabbet. İlk sezon Arda vardı, Leyla ile kavga etmişler sette; sonra ikisi de çıkarıldı kadrodan. Leyla öldü dediler, Arda Amerika'ya mı ne bi yere gitti ama hiç koymadı kimseye. Başka Leyla'lar ayarlandı Mecnun'a; devam edildi.


-ilk sezonki leyla: Ezgi Asaroğlu (ikinci sezonun ortalarına doğru öldü)
-ikinci sezonun leylaları: Müge Boz ve Zeynep Çamcı (geçici olarak diziye uyduruldular, sezon sonu yok oldular)
-üçüncü sezonun leylası: Melis Birkan (bebeğim ya..)

Mecnun'un babasını Ahmet Mümtaz Taylan, mahalle bakkalını Cengiz Bozkurt, mahalle hırsızını Osman Sonant, mahallenin abisini de Serkan Keskin oynuyor. Ha dede var aksakallı, Köksal Engür, Mecnun var işte Ali Atay. Zaman zaman da diziye tatlı isimler girdi: Beste Bereket, Hande Doğandemir ve Açelya Devrim Yılhan gibi..


Dizi espri anlayışıyla da dikkat çekiyor. Mesela bir TRT dizisi olarak TRT'yi eleştirmesi olumlu tepkiler almıştı bir dönem. Faturadaki TRT payına isyan etmişti Erdal Baggal hatırlayınız. Bir ara da kendi koydukları altyazının üstüne gelen reklamlara isyan etmişlerdi. Kendi kanallarını seyircinin önünde eleştirmeleri cesaret isteyen bir durum tabii. Yeri geldi kendi sansürlerini kendileri koydular: daralan hemen bi sakız tüttürür, terk edilen manavda kurar çilingir sofrasını üzümün dibine vurur. Yeri gelir diğer dizilere, filmlere, her şeye giydirirler.. Mesela ekibin Lars von Trier'in Dogville (2003) filmine mesajı şöyle oldu:


Ayrıca akıllarına esince şarkı yaparlar, tutar buna klip çekerler. Dizide uygun bir yer ayarlayıp kurguda hallederler. Böyle deyince de çok biliyormuşum gibi oldu, ben gördüğümü söylüyorum. Sesi fena sayılmaz Ali Atay söyler şarkıların çoğunu.


Gezi olayları patladı sonra, dizinin oyuncuları da desteklediler oradaki kalabalığı, pek çok kişi destekledi, sonra dizi sezon finali yaptı. Şimdiye kadar bi şeylerine karışmayan TRT'nin, o olaylardan sonra yapacak bi şeyi kalmadı.
20 ağustos tarihli @efLAtunfilm tweet'i ile dizinin yayından kaldırılmış olduğunu öğrendik. Bari Leyla the Band'i yedirtmeyelim.

25.08.13
Oku..