Organize İşler (2005)


Yılmaz Erdoğan'ın, en iyi, Türk Sinemasının en iyilerinden biri olan film, iki Vizontele filminden sonra yazıp yönettiği üçüncü sinema filmi. Vizontele (2001) ve Vizontele Tuuba (2003)'nın başarısının verdiği yetkiye dayanarak sıvanmış kollar. Böylelikle Yılmaz Erdoğan da -sinema için- şive komiği olmadığını göstermiş olmuş. Muhteşem bir dinamizme sahip hikaye İstanbul'un arka sokaklarında geçiyor.

Hırsızlık, dolandırıcılık bilimum kandırmacılık işleriyle uğraşan bir ekibin lideri Asım, öğlen vakti seviştiği bir kadının kovalayan kocası tarafından sokak sokak kaçarken sığındığı evde intihar etmek üzere olan Süpermen'e denk geliyor. Aslen komedyen olan Samet, tutunacak dalı kalmadığı hayatına Asım'ın hareketli dünyasında devam ediyor. Bu dünya için fazla saf kalıyor fakat.


Öbür yanda, okunan değil de yazan bi yazar olan Yusuf Ziya Bey, Kuantum Fizikçisi eşi Nuran Hanım ve kızları Umut, bir araba almak istiyorlar. Ve çeteyle tanışmaları böyle oluyor. Aldıkları arabanın çalıntı olduğunu fark ettiklerinde anne-kız çeteyle savaşmak istiyor. Babaları her ne kadar meseleyi polise bırakmak istese de kızlar o işin öyle olmayacağını biliyor ve ikinci bir araba ilanı için başvuruyorlar. Bu sefer Samet satıcı, buluşuyorlar Umut'la. Bi elektrik oluyor.

Asım, o gün kapısını açıp hayatını kurtaran Samet'i hayatta tutmak için ona iş öğretmek istiyor. Samet, kapısını çalıp hayatını kurtaran Asım'a minnet duyduğundan işi öğrenmek istiyor. Ama yok. Asım diyor ki: "Olum sen herkesten temizsin, en temizimizsin. Biz bu saatten sonra kir göstermeyiz ama sen çok kirlenirsin!" Bir de unutmadan eklemek isterim; Asım yine Samet'e: "Evreşe diye bir yer var, ve yolları dar değil, ama yolları dar diye türküsü var. E komik bu. Sen de Evreşelisin ama gidip şakayı Kripton'da mı arıyosun?! Yani senin mesleğini bilmem tabii ama haksız mıyım?" Bak bak, şive komedisi yapmasını nasıl da üstü kapalı legalleştiriyor. Bu ustalık işte..


Bu çok güzel filmin çok renkli kadrosunda kimler var kimler: Yılmaz Erdoğan, Tolga Çevik, Özgü Namal, Demet Akbağ, Altan Erkekli, Öner Erkan ve Cem Yılmaz, Ebru Akel, Sarp Apak, Başak Köklükaya, Ezgi Mola, -mekanı cennet- Erdal Tosun.. Filmin oyuncu kadrosunda toplamda 170 kişi yer almış, sadece 70'i profesyonelmiş, daha nolsun. Ben de burada sadece 12'sinin adını anabildim; sadece en meşhurlar. Ha bir de şu sıralar çok tatlı bir genç kız olan -boss's daughter- Berfin Erdoğan'ın, Asım'ın kızı rolüyle ilk ve tek oyunculuk performansını izleyebilirsiniz. Pek çok açıdan yeri başkadır, tadı enfestir bu filmin. Müzikleri de ayrıca güzeldir; Yıldıray Gürgen ve Ozan Çolakoğlu işi, hep dinlerim..

18 nisan 2018
Oku..

Ekşi Elmalar (2016)


Film daha ortada yokken Cem Yılmaz anlatmıştı, onlar İftarlık Gazoz (2016)'u çekerken Yılmaz Erdoğan da Köyceğiz'e kurmuş seti, kocaman mavi ekranları varmış, tee nerelerden görülen. Baya teferruatlı, büyük para harcanan bi iş diye anlatmıştı. (Hatta dur kaynak da vereyim: Şu videoda 1:02:00 civarı..) Yani filme büyük teknik beklentiyle gittim.. Dur dur, bak nerede izledim filmi onu da anlatayım.. Bi iş için Ankara'ya gittim, işim erken bitti, zaman geçirecek yer arıyorum, Kızılay'dayım, dedim yakınlarda sinema var mı, var dediler.. Bi baktım izlenecek tek film var, o da bu, hem de Ankara'da.. "Ankara'ya öyle yakışırdı ki kar.." Yılmaz Erdoğan filmini Ankara'da izleme fırsatı buldum yani..


Eski Belediye Reisi Aziz Bey, Hakkari'nin zengin ailelerindendir. Son seçimleri kaybetmiş ama ümidini yitirmemiş, bir ağadır. Reis Bey'in bahçesi ve kızları civarın en meşhur iki şeyiymiş. Gır çeşit ağaçla, çiçekle, meyveyle dolu bahçesinde nizama uymayan bir tane ekşi elma ağacı varmış. İlaçlar kar etmiyormuş bu ağaca ve Reis Bey iyiden iyiye takmış bu asi ekşiye. Üç kızın en büyüğünün talibi var, uzaktan mektuplaşılan. Ortancanın da talibi belediyenin ziraat mühendisi; bahçeye bakmak maksadıyla sık sık gelmeler... En küçük durur mu, Ankara'da okuyan Özgür, tatile ailesinin yanına gelince görüyor Muazzez'i. Kızların sert babası, mümkün değil rıza göstersin mutluluklarına.

Reis Bey'imiz bildiğin kötü adam aslında; memlekete teleferik getirme gibi pozitif bi çılgın projesi var ama onun dışında kibir, asabiyet ve diktatörlüğü ön planda. Mühendis, kızıyla alakasını dediğinde, sen benim dengim misin, diyen kendi değil miydi?! Kızın da derdi mühendis değildi zaten, Antalya'ya, denize gidebilme hayaliydi.. Küçük kız Muazzez çok güzel ama güzel olunca şans olmuyor işte.. Peki ya dert küpü anneleri?!


Film etkileyici, yer yer ağlatıyor neredeyse teknik olarak da güzel film olacak sanılıyor ama o sondaki 'asi elmanın yükselişi' sahnesinde efektler büyük sıçıyor. Yılmaz Erdoğan'ın yazıp yönettiği filmin görüntü yönetmeni Gökhan Tiryaki.. Kızları oynayanlar, küçükten büyüğe: Farah Zeynep Abdullah, Şükran Ovalı ve Songül Öden.. Bunlara yanık oğlanlar da sırasıyla: Şükrü Özyıldız, Fatih Artman ve Caner Cindoruk.. Efekt fiyaskosu dışında gayet başarılı film bence.

Yalnız Hakkari'de yaylaya çıkmak böyle mi oluyormuş ya, şaşırdım..

91116
Oku..

The Water Diviner (2014)


Bu film, efsane aktör Russel Crowe'un ilk sinema filmi yönetmenliğidir. Pek çok iyi aktör yıllarını verir oyunculuğa ve bi noktadan sonra yani her şeyi oynayamayabileceği yaşa geldiğinde yönetmenlik yapabileceği aklına gelir.

Çünkü zaman içinde ne yönetmenler tanımışlardır, işi bilmeden sektörde cirit atan... Crowe için bu yaş ve göbekten sonra vurdulu kırdılı, kılıç sallamalı filmler artık çok olası değildir; daha sakin hikayeler ve rahat yönetmen sandalyesi...


The Water Diviner (2014), Avustralyalı yeraltı suyu tespitçisi bir çiftçinin (Russell Crowe), üç oğlunun da Çanakkale'deki ne idüğü belirsiz savaşa, Anzak-Türk kapışmasına gitmeleri, ölmeleri ve hasta annelerinin de mekanı cennet olması üzerine, oğullarının naaşlarını memlekete getirmek üzere yola çıkmasıyla başlar.

Adam talihsiz, adam çaresiz.. Bir şekil gelir İstanbul'a, yerleşir bir pansiyona. Pansiyon sahibesi (Olga Kurylenko) her nedense etkilenmekle nefret etmek arasında davranış sergiler hiç tanımadığı adama. Savaş bitmiş Çanakkale cephesinde. Ama İngilizler falan kontrolü ellerine alıp diğer (Yunan) güçlerin bölgede hakim olmasına engel oluyor.
"Çanakkale'ye gidiş yasak, turistik gezi yok öyle. Hem zaten incelemeler sürüyor orda, bulurlarsa çocuklarını getirirler Avustralyalı efendi, bi sakin ol."


Adam laf dinlemez, kaçak gider. Orada da ceset tespiti yapmak için görevli Captain Hughes (Jai Courtney) ve yardımlarını esirgemeyen Hasan Komutan (Yılmaz Erdoğan) ve yancısı Cemal Efendi (Cem Yılmaz) vardır. Bu zavallı babaya acıyıp yardım etmek isterler. Adamın psişik yeraltı hisleri iki oğlunu bulmaya yarar. Diğer oğul (Ryan Corr) ortada yok. Yoksa hala hayatta mı?

Tatlı hikaye aslında, büyük mesele değil tamam da güzel dokunuş tarihe. Ama Olga ve kayınçosunun ezber Türkçeleri aşırı rahatsız edici bir Türk seyirci için.. Kesin bu dandiklik yabancı seyirciyi de rahatsız eder. Kendi çok güzel konuşuyo gibi bi de finalde Russell'ın "Nassınız İşallah"ıyla dalga geçiyo Olga..


Ben bizim yaptığımız tarihi filmlerde kostümleri uğraşılmamış falan bulup bu işi beceremediğimizi sanırdım, al, elin adamı yaptı yine tırt duruyo bizim tarih.. Ayrıca o dans ne Olga, ben öyle dans görmedim atalarımdan; türk kahvesi tamam ama, fal falan, her şeyi öğrenmiş..

İlginç olan ilk defa bir Batı projesi bizi yermiyor, aksine iyi adam olduğumuzu anlatıyor.. Karakterler çok delikanlı, adam gibi adamlar.. Belki de bu yüzden tutmadı, para kazanamadı film..


Ayreten, filmde Türk oyunculara verilen kesin ufak rollerdir; tanıtım için olay yapıyolardır diyodum. Ama baya baya oynuyolar Russell'la... Mert Fırat da kadroda gözüküyor ama ben hiç gördüğümü hatırlamıyorum filmde. Kesmişler adamı, yazık.. İngiliz komutan Hughes'u oynayan Jai Courtney de Spartacus dizisindeki Warro..


Filmin senaryosu ise adaş Andrew Anastasios ve Andrew Knight tarafından yazılmış. Gerçek bir hikayeden esinlenildiği söylenen senaryonun bu esin kaynağı hikayeyi neden daha önce hiç duymadık ki. Anzaklar arasında bilinen bir hikaye herhalde. Madem gerçek hikaye devamı nasıl gelişti, İstanbul'a mı yerleştiler baba oğul, tam n'oldu? Anlatın!..

Filmin tanıtımı için ekipçe 'medya devi' Acun Ilıcalı'nın bizzat sunduğu bir programa katılmışlardı. Cem Yılmaz'ın kafası güzel çıktığı o programda Russel Crowe aşırı babacan tavırlar sergilerken, Yılmaz Erdoğan adeta Cem Yılmaz'dan utanıyor gibiydi.
Olga'yla ise iki cümlelik muhabbet etmeleri ve dandik ötesi Olga temalı VTR haricinde kız yok gibiydi. Olga Kurylenko lan.. Daha önce de Hitman (2007) çekimleri sırasında gelmişti.. Programdaki çok saçma hareketti bence..


Normalde 5 falan vermem gereken filme 7 veriyorum, o da olay bizim sınırlarımızda geçiyor diye.. Bizim sınırlar deyince aklıma geldi, Topkapı Sarayı'nın yolu bildiğimiz güncel yol lan, yemedim..
Avustralya'da çok beğenilen filmle, Yılmaz Erdoğan, Avustralya Film Akademisi ve Avustralya Film Eleştirmenleri'nden en iyi yardımcı aktör ödüllerini aldı..

05.04.15
Oku..

Kelebeğin Rüyası (2013)


Oscar muhabbetleri münasebetiyle oturdum izledim. Güzel senaryo, güzel film, sanata da iyi çalışılmış belli ama yemezler bence. Ama tabii aday olunsun, ekipçe bi Kodak Tiyatrosu ziyaret edilsin, güzel şeyler bunlar.


1940'tı yanılmıyorsam, o tarihlerde geçiyor. Zonguldak'ta şair iki genç. Memurlar aslen, ama gönüller şiirde. Bi hocaları var, o destekliyor bunların heveslerini. Gençler: Muzaffer (Kıvanç Tatlıtuğ) ve Rüştü (Mert Fırat), hocaları Behçet Necatigil (Yılmaz Erdoğan). Kişiler gerçek. Belediye Başkanı'nın liseli kızı Suzan'a (Belçim Bilgin) bu genç şairler göz koyar, güzel kızdır ve ikisi de beğenir, ne var bunda. İkisi de birer şiir yazıp kıza vereceklerdir isimsiz, kız kimin şiirini beğenirse o kazanacaktır iddiayı. İddiaları çok mühim değil, olmayan altınlarını verirler birbirlerine.

Dönemin hastalığı verem, bu iki şairin de başına beladır. Kızın ailesi, veremli oldukları için gençlerden uzak durmalarını ister. Gönül ferman dinlemez. Bu arada Rüştü, hastanede yer bulur bir şekilde, yerleşir, bir kızla tanışır, o da hastadır, adı Mediha'dır (Farah Zeynep Abdullah). Suzan, Muzaffer'e kalır. İyi mi olmuştur, tartışılır; çılgın kız Suzan ille de 'maden ocağı' görmek ister. Bu çılgınlık, Muzaffer'in başına iş veya işler açar.


Cumhuriyet daha çok gençtir (ayrıca bugün de doğum günüdür, kutlu olsun), yetmezmiş gibi ikinci kez büyük dünya savaşı başlamıştır. Dünyada bi büyük savaş gerçekleşirken, İstanbul'da genç şairler ve aşklarının hayatla savaşı yaşanmaktadır.

Kadroda dönemin Belediye Başkanı Zikri Özsoy rolüyle Ahmet Mümtaz Taylan ve Muzaffer'in babası rolüyle de Taner Birsel yer almaktadır.


Böyle bir hikayedir. Oscar aday adayıdır şu sıralar, umarım aday da olur; hatta çok isterim heykelciği de alır. Ama dediğim gibi çok ümitlenmeden takip edelim gelişmeleri. Peki "neden?" dersen, bilmiyorum, bi şeyi eksik ama tam adını koyamıyorum. Güzel de film baya. Bu arada yazanı yöneteni şair Yılmaz Erdoğan'dır.

İlk kez şubat 2013'te gösterilen film, güzel gişe yaptı, bu Oscar muhabbetiyle beraber istenen ölçülerde kısaltılıp Amerika'ya yollanan film bizde de son haliyle tekrar vizyona girdi. 10 milyon bütçeli yapım şu ana kadar 20 milyonun üstünde bir para kazandı. Allah bereket versin.

29 Ekim 2013
Oku..

Fasle Kargadan (2012)


İranlı yönetmen Bahman Ghobadi'nin Martin Scorsese'nin desteğiyle yaptığı Fasle Kargadan (2012) İran-Türk ortak yapımı bir film. Filmin bir kısmı İran'da bir kısmı da Türkiye'de geçiyor - 70'ler İran'ı ve günümüz Türkiye'si.

Scorsese, Ghobadi'nin önceki işlerini beğenerek takip ediyormuş; bu filminde de destek olmak istemiş. Ne açıdan destek oldu bilmiyorum filmin başında adı geçiyor - muhtemelen Amerika'da da izlenmesini sağlamıştır.
Ghobadi'nin, derdini başka şekilde anlatma, metafor peşinde koşma çabası dikkat çekiyor her filminde. Bu filminde de havadan düşen kaplumbağalar ve gergedanlar var, acaba bize ne anlatmak istiyor bir izleyin bakalım. Benim puanım 6/10'dır. Bi izlenebilir yani.


Filmde bir şair ve karısı (Behrouz Vossoughi ve Monica Bellucci); bir de bunların şoförü var (Yılmaz Erdoğan).. 77'de İran'dalar. 2010'da Türkiye'de, İstanbul'da, karısını arayan şair önce karısının kızını buluyor (Beren Saat).
Kadrodaki diğer isimlerden Caner Cindoruk, şairin gençliğini; Yılmaz Erdoğan'ın karısı Belçim Bilgin ise kızın arkadaşını oynuyor.

Bu arada, bi adamın, gençliğinde şoförlüğünü yapan adamın kızının şoförü olması da 'ey gidi zalım dünya' dedirtiyor.

03.02.13
Oku..