Toz Bezi (2015)


Sanat filmi dediğimiz şu bağımsız sinemanın geleceğini çok da parlak göremiyorum. Eyvallah üretim var, bu iyi bir şey ama sanki kendini tekrar ediyor, ne uzuyor ne kısalıyor gibi. Gerek hikaye anlamında gerek teknik anlamda birbirinin benzeri işler izliyoruz. İşin acı tarafı bir süre sonra sıkılıp izlemekten vazgeçeceğiz. Hepsi fakir hayata odaklanmış, topluma ayna tutan hikayeler; bir tane yalıda geçen bağımsız sinema izlemedim, varsa da bilmiyorum yani, hiç denk gelmedim. Hepsi inanılmaz bir dip sesle, ayak sürüme sesiyle dolu, kapı gıcırtısından durulmuyor. Eyvallah hepimiz Ceylan'ın kasabasından çıktık geldik de, biraz güncelleyelim böyle olmuyor. Tamam teknik konuda hadi bütçe yeterli değil doğru ekip ve ekipmanla çalışılamıyor diyelim ama aza da indirilmiyor, gayret yok. Komple de yok değil aslında ama doğru çalışanların sayısı yeterli değil bence.

Epeydir izlemek için USB'emde bekleyen 4 yerli filmden biriydi Toz Bezi (2015), seçim yaparken kronolojik mi takılsam yoksa alfabetik mi derken kadrolara baktım nedense; İnselel'i görmemle seçim süreci adeta Altın Gol tekniğiyle tamamlanmış oldu. Kavak Yelleri (2007-2011)'nde aşık olduğum, sonraları da ara ara televizyonda dizilerde görebildiğim ama tabii ki oturup izleyemediğim bir isim Didem İnselel. Güzel kadın.


Ahu Öztürk'ün yazıp yönettiği film İstanbul Film Festivali'nde En İyi Türk Filmi ve En İyi Senaryo ödüllerini kazanmış. İstanbul'da gündelik temizlik işleri yapan iki kadının hikayesi anlatılıyor. Biri kocasına, git iş bulmadan gelme, demiş; koca da bir daha gelmeyince küçük kızıyla bir başına kalmış. Diğeri de kocasından hep şikayetçi, ama kocası gelmeyenleri de görünce -ne de olsa evin erkeği diye- küçük bir şükür pozisyonunda bekliyor. Bu iki kadının dertleri, tasaları, dedikoduları...

Fakirliğin daha da doğrusu o fakirliğe sebep olan eğitimsizliğin, imkansızlığın bunalttığı bir dünyada insanların devam etmek için karar vermeleri gereken anlardaki seçimlerini görüyoruz. Bir de Kürtçe konuşulan sahnelerde altyazı olmadığı için hiçbir şey anlamıyoruz. Altyazı tınne hımına.


Tamam, Ahu Hanım anlatmış hikayesini. Binbir meşakatle film yapmış, yetmemiş festivallere sokup insanlara izletmiş, güzel. Ama bu teknik seviyede bir filme Yılın En İyi Türk Filmi ödülü vermek nedir İFF?! Biraz da sizin yüzünüzden bi yerlere gidemiyor belki de Bağımsız Türk Sineması. Yenilikçi vizyon sahibi fikirleri teşvik edecek adımlar atmak gerekmez mi sizce de, büyük düşünün!

Başrollerde yer alan Asiye Dinçsoy ve Nazan Kesal'ı tebrik ediyoruz. Özellikle Dinçsoy'u sadece ben değil birkaç film festivali de tebrik edip ödül vermiş. Bu ikili dışında kadroda Didem İnselel, Serra Yılmaz ve Mehmet Özgür yer alıyor.

Filme puanım 4, daha fazlasını vermek içimden gelmiyor. 572 kişinin oyladığı imdb.com puanı da 6,7. Demek ki birilerinin içinden gelmiş.

23.11.19
Oku..

Ölümlü Dünya (2018)


Bu ara sinema salonlarında o kadar çok yerli film var ki, sevinsek mi üzülsek mi bilemiyor insan. İyi tarafı, bol bol yerli üretim olması, kötü tarafıysa gösterim fırsatı bulamayan kalitesiyle meşhur yabancı filmleri kaçırıyor olmak. Neyse ki yerli filmlerin de hepsi çok kötü durumda değil. Misal bu, Ölümlü Dünya (2018)!.. Dün arkadaşımla gidecez sinemaya işte, neler var, dedi, "Ölümlü Dünya, Cebimdeki Yabancı, Kayhan, Enes Batur.." dedim. Son ikisini duymamış olayım, tepkisi gecikmedi. Öyle diyoruz da, sabah Mesut Yar'da Enes Batur konuktu, "Filmi izlemeyenler beğenmiyor genelde, o acayip!" dedi çocuk, asdfghj, haklı abi! Ama şimdi bi filmin kötü olduğunu anlamak için iki saat işkence çekmeye de gerek yok, bazen hissedilir o, ve çok nadir patlar bu hisler.. Neyse, ölümlü dünya, çok kırmayalım çocuğu..

İşinde gücünde bir aile lokantası Anadolu Tat 1071. Babaları var, abiler, kardeşler, bir amca, bir yenge.. Ve bam bam bam! Aslında kiralık katil olan bu aile, yıllardır gizlilik içinde işlerini yürüten, tehlikeli bir şirketin uzantısı konumunda. Bir gün boş boğaz kardeşlerden birinin gizlilik ihlali yaptığı açığa çıkınca ortalık karışıyor.


Bi yerde okumuştum, başından sonuna kadar silahların susmadığı bir aksiyon filmi, diye tarif edilmişti. Unutmuşum bunu, filmin girişindeki lokanta sahneleri ve müzikler, İkinci Bahar tadında bir film izlicez havası yaratmıştı, silahlar çıkınca afalladım. Çok eğlenceli, güzel film olmuş. Tabii bazen işi basitleştiren küçük hareketleri görmezden gelerek yazıyorum bunları.

Mesela bazı yerde konuşmayı samimileştirmek için kullanılan bağlaç küfürler, olmamış mına koyim çok eğreti duruyordu. Ya da Sarp Apak bilmiyor küfretmeyi, bu da olabilir. Bi de İrem Sak, -bak normalde çok severim- böyle gülmemek için kendini tuta tuta oynamış, sanırsın Güldür Güldür sahnesinde.. Hoş değildi.. Bi de botoks yaptırmış galiba, o da hoş değil.. Aynı hoş değillik, filmin en sonunda rolden çıkan Mümtaz Taylan'da da vuku buluyor. Bi cümlecik daha sabretsen film diğer nesillere de kalsa keşke; anlık eğlenceleri için kültürel miras kavramını zayıflatıyorlar.. Hoş değildi.. He bi de Alper Kul'un karakteri biraz daha ciddi işlenseydi.. Yani biliyorum şimdi oturduğu yerden her şeye kulp takan tiplerden oldum ama biz de istiyoruz ki çok güzel filmler yapılsın be abi, bizim geleceğimiz lan bu filmler.. Sakin.. Bi Feyyaz'a bi şey demedim, o da Feyyaz zaten.. Doğu Demirkol, en iddiasız ama başarılı performanslardan biriydi filmde, tebrikler..

Ali Atay'ın Limonata (2015)'dan sonra yönetmenlik yaptığı ikinci filmi oluyor bu. Senaryosunu beş kişilik bir ekip olarak yazmışlar. E eğlenceli iş, eksikleri yok mu var, yani daha güzel olabilirdi ama işte o 'duymamış olalım filmleri'nin yanında bunlar efsane işler.. Sevgiler..

11 şubat 2018


Oku..

Abluka (2015)


Abluka (2015), Venedik'te Jüri Özel Ödülü dahil üç ödül, Adana 22. Altın Koza'da Yılın Filmi dahil altı ödül aldı, Malatya keza, ödüller; varsa kaçırdığım teessüf ederim. Ödül verilmeyecek film de değil hani ama Antalya 52. Altın Portakal'da adı hiç anılmadı, nedeni neden?!.


Film, Emin Alper'in Tepenin Ardı (2012)'ndan sonraki ikinci filmi, o da güzel filmdi bu da güzel film. Hikayeciliğin yanında teknik başarısıyla da öne çıkan Abluka (2015)'nın görüntü yönetmeni Adam Jandrup, kurgucusu Osman Bayraktaroğlu. Öne çıkan rollerde Mehmet Özgür, Berkay Ateş, Tülin Özen isimleri var. Tülin Özen çok güzel kadın.


Kadir hapisten şartlı tahliyeyle çıkıyor, devlet ona bi iş ayarlayıp yeni bir hayat kurmasını sağlayacak. Sessiz sakin, işinde gücünde bir adam olan Kadir Abi'ye çöpten kağıt toplayıcısı süsü çekilip, zimmetlenen mıntıkadan havadis taşıma görevi veriliyor. Casus ediveriyolar garibanı. Sokak köpeklerini itlaf işiyle uğraşan Ahmet, Kadir'in kardeşi. Ahmet'in karısı çocuklarını alıp kaçmış evden, Ahmet ayrı perişan, Kadir ayrı perişan. Kadir'in yerleştiği dairenin alt katındaki Meral-Hamza çifti, nerdeyse her mahallede olan dehşet iyi yürekli insanlardan, iki dilim ekmeğinin birini komşusuna verir ya hani, öyle.


Yaşadıkları mahalle, terörist karargahı olabilecek bir yer. Kadir ve benzeri adamlara çöp aratmaları da o sebepten, eğer çöpte kimyasal atık bulunursa, demek ki bu civarda bomba yapılıyor, araştıralım demek için. Casusluğu da bu yani. Ama Kadir ne iş yapsa tam yapan bir adam, güzel güzel raporlar hazırlıyor falan.. Öte tarafta kardeşi Ahmet iyice kafayı yiyor, akabinde Kadir olan aklını da casusluk işinde yitiriyor.


Bi yerde okudum, çok hoşuma gitti: Bu filmde herkesten bi şey var falandı ya tam hatırlayamadım şimdi ama güzel laftı. Etkili film, o kaosun ortasında Kadir Abi'nin yavaş yavaş delirmesini izliyoruz. Ahmet de güzel deliriyor. Valla şöyle bi bakınca biz de güzel deliriyoruz, biraz bakabilirsek kendimize görecez..

Filme puanım 8. Zaten az yerde oynuyor, hadi ertelemeden sinemada izleyin.

09.12.15
Oku..