Güzelliğin Portresi (2019)


Şimdilerde Netflix'te izlenebilir olan bu filmi, dört çeyrekte değerlendireceğim.

İlk çeyrekte, hassiktr korku filmiymiş lan bu..
İkinci çeyrekte, pii klişeye boğmuşlar, resmen hikaye yok arkadan geçiyo gibi olan birileri var..
Üçüncü çeyrekte, pes yani hiçbir klişeyi atlamadan, ışık pırpırlamasından duvardan kan akmasına kadar her şey kullanılmış, yanlışlıkla koymayı unuttukları bir klişe bile yok yani..
Son çeyrekte ise, -o kadar izledik allah vere de güzel bir yere bağlana- derken, -iyi de biraz mantıksız değil mi yani şimdi bu- isyanıyla final yapıyoruz.

Öncelikle bunun ayıbı günahı olmaz, korkuyorum anasını satayım, kıhğ, vuiiii, diye seslerle ışık oyunlarıyla ne yaparsan yap bi irkiliyor insan. Bunu sevmeyi, korku filmlerinden zevk almayı da anlamıyorum yani.

Bak çok tatlı kadro kurmuşsun, o efektleri koymasan filmin janrı korkudan maceraya kayacak ve hem daha çok kişiye ulaşacak hem daha usturuplu bir film olacak. Oturup tekrar kurgulasınlar abi bu filmi, yemin ederim imdb puanımı 4'ten 7'ye yükselticem!


Burçin Terzioğlu'nu çok severim, Instagramı olsa takip edeceğim bir ünlüdür. Dizilerini oturup izleyemiyorum tabii, e doğru düzgün sinema filmi de yapmıyor. Ben nerede gördüm de bu kadar beğeniyorum bu kadını bilinmez. Fakat 5 yaşından beri oyunculuk yaptığını, şimdi filmografisine bakınca öğrendim. Hızlıca göz attım nerelerde izlemiş olabilirim diye; Kadın İsterse (2004-06)'yi baya izliyorduk zamanında aslında, evin iki kızından birini oynuyormuştu, hayatta oradan hatırlıyor olamam, çok eski; Merhamet (2013-14), heh bak bunun ilk bölümüne denk gelmiştim, beğenmiştim de açılış sahnesini, uzun bi plansekansla parti verilen evin içinde dolaşıyordu kamera... Çok güzeldi, Özgü Namal da çok güzeldi, bu dizi iyiymiş lan galiba bir ara oturup izlesem mi acaba?!; sonra bu Güzelliğin Portresi (2019)'ni yapmış işte, en yenilerde de Hakan: Muhafız (2018- )'a sonradan dahil olmuştu, ilk iki sezonunu izlemiştim, ikinci sezonda vardı komple. Bu kadar... 35 başlıklı filmografiden 4 başlık seçebildim ama sevmişim yine de. Buldum buldum, Intense Reklamları tabii ya!..


Çılgın ressam malikanesinde ölü bulundu!

Nisan, çok sevmediği babasının ölümü üzerine yıllar sonra ülkeye dönüyor, ailesiyle beraber... Bir tane polis, bunun intihar olmayabileceği düşüncesiyle olayı araştırmak istiyor. Nisan, çok güzel anılar biriktirmediği bu malikanede olmaktan epey rahatsız bir şekilde, ölüm sonrası prosedürler için uğraşıyor, eşinin de yardımıyla... Bir de galerici var, babasının ölmeden önce sergi yaptığı bir sürü tabloyu sergilemek istiyor ama Nisan hararetle karşı çıkuyor. Ev zaten korku tüneli gibi maşallah, her yer tablo, bir sürü kapı, küçük kız çocuğu; bir de gündelikçiyim diyen kızı eve yatılıya alıyolar, "hanımım hanımım" diye dolaşıyor.

Saçma sapan şeyler, kıhğ'lar iuvvi'ler, koaugh'lar... Yapmayın böyle sesler, ne güzel kızsınız işte, rahat durun tablolar.. Burçin Terzioğlu, Birkan Sokullu, Melisa Şenolsun, Serkan Keskin ve kısaca FD... Filmin yazarını yönetmenini söylemiyorum lan, gıcıklık değil mi.. Hadi bakalım, sizi kişisel tarihime almıyorum yaratıcı kadro!.. O kadar!..

16 Mayıs 2020
Oku..

Cingöz Recai: Bir Efsanenin Dönüşü (2017)

Konuk Yazar // Alper Kaya


Türkiye’de ilk polisiye seri olma özelliği taşıyan, Peyami Safa’nın annesinin adından devşirerek kendisine mahlas ürettiği Server Bedi adıyla yazdığı Cingöz Recai serisini bilir misiniz? Ben bundan yıllar yıllar önce, henüz ortaokula giderken yaşadığım küçük Karadeniz kasabasındaki izbe bir kitapçıda tüm kitaplarını bulduğum için kendisiyle tanışmıştım.

Tabii, daha evvel sinemaya uyarlanan iki filmini de -ama en çok da Ayhan Işık'lı versiyonunu* büyük keyifle- izlemiştim. [Cingöz Recai: Beyaz Cehennem (1954) ve Cingöz Recai (1969)*] Haliyle, Cingöz Recai: Bir Efsanenin Dönüşü (2017) filmini de vizyona girer girmez izledim. Peşinen iki noktayı vurgulayıp, yazıya öyle geçmek istiyorum. Bir polisiye yazarı olarak, Türkiye’de polisiye namına kim bir tuğla koyarsa duvara, desteklerim. Hem de gönülden. En iyiye ulaşan yolların hep kötü girişimlere gebe olduğunu daha önce farklı alanlarda da gördük. Bu yüzden, bu filmin başarılı olmasını istiyorum.


Onur Ünlü’yü severim ancak yönetmenlik konusunda artık ne kadar kredisi kalmıştır, bu bir soru işareti. Hem devasa bütçeli bir prodüksiyonu, bir ikisi hariç hakikaten çok iyi oyuncuları size verecekler; hem de sizin ortaya çıkardığınız işin, iki saatlik bir seyir sonrası izleyicinin aklında kalacak pek bir sahnesi olmayacak. Güzel bir başarısızlık.

Cingöz Recai döndü, ama dönen şey bir 'efsane' değil. Başta Stephen King’in Hayvan Mezarlığı romanı, geçtiğimiz haftalarda seyrettiğim Wake Wood (2009) filmi olmak üzere çoğu yerde işlenen bir tema vardır: Ölen ve gömülen birisinin geri gelmesi. Geri geldiğinde, vücut olarak aynı kişi olsa da aslında 'o' olmaması... Cingöz Recai: Bir Efsanenin Dönüşü (2017) de o filmlerden fırlamış gibi. Evet, sahnede bir Cingöz var; bir yerlerden tanıdık geliyor. Hatta bu görüşümüzü pekiştirsin diye eski filmlerden, efsane birkaç cümleyi de söyletiyorlar Kenan İmirzalıoğlu’na ama olmuyor. Aşı tutmuyor. Kendi deyimiyle, -hücum edilmez bir vücut içinde, ölmez bir ruhu olan- Cingöz Recai’ye hem vücut olarak hücum ediyorlar, hem de ruhunu öldürmek için ardı ardına darbeleri hiç sıkılmadan indiriyorlar. Neden?

İnsanların emek vererek ürettiği herhangi bir şeyi kötülemek, kimsenin haddi değil. Ama 'kötülemek', haddi değil, beğenmeyebiliriz, sevmeyebiliriz, eğreti durduğunu düşünebiliriz... Ben de kötülüyormuş gibi olmamak adına, biraz daha açacağım şimdi beğenmediğim noktaları.


Aşk: Bilirsiniz işte, Cingöz, çapkın bir adamdır. Aşık olduğu falan pek vaki değildir. Filmde Cingöz Recai’yi bir kadına karşı haddinden fazla tutuk göstermişler. Oysa Cingöz’ün bu bağlamda 'eril tavır' olarak eleştirilecek bir yapısı dahi vardır. Bu golü atmayı es geçip, seyirciyi, 'ha kavuştular, ha kavuşacaklar' izlemine sokmak tipik bir reyting hamlesi değil de nedir?

Teknoloji: Evet, Cingöz Recai yurt dışındaki teknolojiyi takip eden bir adamdı. Evet, lüks yaşamayı seven bir adamdı. Evet, ilgisi alakası hep bu tarz 'oyuncaklar' üzerindeydi. Ama bu kadar da değildi. Vestel’den reklam almak için filmi tamamen teknoloji alt yapısına sokmak niye? (Ve evet, cevabın içinde gizli olduğu soruları seviyorum) Eleştirdiğim nokta veya gözüme iyi gelmeyen nokta şu: Bu haliyle ne bir dönem filmi, ne de modern bir yapım. Cingöz Recai dendiğinde kafada canlanan o eski İstanbul’dan eser yok filmde. İstanbul kavramını pek tabii sadece coğrafi bir konum olarak anmadım.

Polisiye: Cingöz Recai serisi, bir polisiyedir. Cingöz bir hırsızdır ama insan öldürmez. Fakat bir hırsızlık yaptığı sırada, eğer kriminal bir vaka ile karşılaşırsa Başkomiser Mehmet Rıza’yı sinir etmek için o vakayı çözmeye çalışır. Ki, seriyi okuduğunuzda görürsünüz; dönemine göre hayli iyi bir polisiye yazarıdır Peyami Safa. Fakat bu filmde polisiyenin p’si dahi yok neredeyse; ortalıkta gezinen polisler haricinde... Öyle ki, filmin oyuncularından Boran Kuzum bile nasıl bir film çektiklerini anlamamış olacak ki verdiği röportajda “Çok güzel bir aksiyon filmi çektik” ifadesini kullanmış. Ya onunki doğru, ya bizimki. Bildiğim tek bir şey var ki; bir kez üstünkörü Cingöz Recai serisini okuyan, bu filmi yazardı da çekerdi de. Fakat böyle bir efsaneyi sırtlamak için, o seriyi birden çok kez okumak gerekiyordu.


Filmin, benim gözümde tek iyi yanı; ilk sahnelerinden birisinde Mehmet Rıza’nın okuduğu Ateş Etme İstanbul kitabını ekranda uzun uzun tutmaları oldu. Celil Oker ile bu film vasıtasıyla tanışacak olanları uyarayım: Romanları ateş eder Celil Üstadın. Sarsılmaya hazır olun.

(Yazıyı 15 Ekim 2017'de alperkaya.org'ta yayımlayan Alper'den rica ettim, yazılısinema'ya taşıdım. Bir polisiye filmin dramını, polisiye yazarından bir de bu sayfada okuyun istedim. Onur Ünlü'ye yakıştıramadığım bu filmin, sıkışık bir programın kurbanı olduğunu düşünüyorum ben.
Aynı dönem içinde, Şekspir uyarlaması Kırık Kalpler Bankası (2017), internet dizisi Görünen Adam (2017), çok uğraşıldığını duyduğum Aşkın Gören Gözlere İhtiyacı Yoktur (2017), bu arada işte sadece yönetmenliğini üstlendiği yüksek bütçeli Cingöz Recai (2017), bir yandan devam eden Put Şeylere (2017) ve senenin sonuna doğru da Manyak (2018)'la uğraştı.
Yoğun ve üretken bir dönemdi, gelen teklifleri de geri çevirmedi, kendi işlerini de ertelemedi. Ama demek ki öyle yapmamak gerekiyormuş. Tam bir özensizlik harikası Cingöz Recai filmi izledik bu yüzden.. Ellerine sağlık Alper Kaya, seviyoruz ama yetmez Onur Ünlü.. Saygılar..)

Yönetmen: Onur Ünlü Senaristler: Pınar Bulut, Kerem Deren Yapımcılar: Ali Akdeniz, Hayri Aslan
Kadro: Kenan İmirzalıoğlu, Haluk Bilginer, Meryem Uzerli, Fatih Artman, Serkan Keskin, Boran Kuzum, Meriç Aral, Ushan Çakır ve Algı Eke..

1 Haziran 2018
Oku..

Şaşkın (2006)


Kaliteli olmayan ama samimiyetiyle beni yakalayan bir film. Güzel değil ama tatlı film. Yani "Hadi şu filmi izleyelim, ben çok seviyorum" diyemeyeceğiniz bir film, çünkü başkasının sevmesine ihtimal olmayan film. Çok gömdüm gibi oldu ama öyle hakikaten. Arkadaşlara izlettim, bildiğin beğenmediler. Ha beğenmedikleri yerlerde çok haklıydılar ama benim gözüme batmıyor mesela onlar.

Cengiz Keten'in öyküsünü Doğu Yücel'in senaryolaştırdığı ve Şahin Alparslan'ın yönettiği filmin kadrosunda, Onur Ünsal ve Evrim Akın başrolleriyle; Serdar Yeğin, Ahmet Mümtaz Taylan, Serkan Keskin, Selin Demiratar, Esra Soybelli ve hatta küçük Serenay Sarıkaya var. Küçük derken ergen Serenay, yalnız Evrim Akın'dan uzun filmde ahahaha.. Film YouTube'ta var; eski film olunca kimse kastırmıyo galiba telif melif diye, baksana birden çok kullanıcıda var.


Mehmet radyoda Deniz diye bir kızın aşk hakkında söylediklerinden etkilenir ve eldeki tek bilgi olan Alanya'da bir otelde stajyer olmasından yola çıkıp onu bulmaya çalışır. Ev arkadaşı Çetin'le beraber geldikleri Alanya'daki o otelde Deniz diye bir stajyer yoktur, acaba Deniz kimdir? Zeynep ise çırpınan Mehmet'i bilir ama "Ne konuşcam yea" tribiyle hiç sesini çıkarmadan takılır. Bu romantik kovalamacanın ritmini bozacak hadiseler de olmayacak değildir.

Yan olayların bazen asıl hikayenin önüne geçer gibi olduğu ama tam da geçemediği anlar oluyor, gereksiz detay gibi duruyor bunlar. Ya da senaryo çiğliği de denebilir tabii. Ama işte dediğim gibi o samimiyeti yakalayınca çok göze batmıyor bunlar. Benzer samimiyeti Bora Tekay'ın Fasülye (1999) filminde de bulmuştum mesela. Öyle aklıma geldi şimdi.


Film, Evrim Akın'ın tek sinema filmi. Bu arada toplam 18 bin kişi izlemiş filmi ve hasılatı da 111 bin civarı, bütçesi neydi ki acaba?! Dün ŞAŞKIN MEHMET ŞİMDİ N'APIYOR?'u yazdım, sonra fark ettim ki çok kimsenin izlemediği bir film bu, önce bi film tanıtım yazsaydım keşke dedim. Çünkü Şimdi N'apıyor? yazılarında, bi filmdeki karakterin filmin çekildiği günden günümüze kadar başına gelenleri ve şimdi n'aptığını anlatıyorum. Kurgu tabii ki, atıyorum. Yani bu yazıyı okuyan onu da okusun bence. O yazıyı okuyup anlamayan da önce bunu okusun sonra onu yine okusun. Okuyun lan!..

020217
Oku..

Limonata (2015)


Geçen hafta yedi bölüm yayınlanıp kaldırılan Mutlu Ol Yeter'i yazmıştım. O dizinin temelleri burda atılmış işte. Film Nisan 2015'te vizyona girmişti, dizi de o tarihlerde yeni yayınlanmaya başlamıştı.. Hangisi önce lan acaba derken aklıma geldi, filmde konuk oyuncu olan Ciguli 2014 Ekim'de öldü, bi kafalar karışmıştı öldü mü ölmedi mi diye ama öldü yani, Allah rahmet eylesin.

Ali Atay'ın, 'madem Mecnun olmaktan kurtulamıyorum oyunculuğu bırakırım' demesiyle kamera arkasına geçmesi bir olmuş. Öncesinde Ertan Saban'la bi senaryo yazmışlar. Sonra demiş ki 'ben çekeyim'. Yapımcı da, 'olur' demiş hemen, ne desin.. Ertan durur mu, çakmış lafı, 'o zaman ben de oynarım. Yanıma da senin neydi o pullu kankin, onu yaz..'


Ertan Saban ve Serkan Keskin'in başrolleri paylaştığı filmde, yardımcı rollerle Funda Eryiğit, Luran Ahmeti ve Ciguli var. Funda Eryiğit'in Sadri Alışık Tiyatro Ödülü var, Sessizlik oyunuyla aldığı, yine konusu açıldı, yine bahsettim.

Sakip'in babası ölüm döşeğinde, Makedonya'da.. Adam diyor ki "Ben böyle ölemem, benim gayrimeşru bi oğlum var İstanbul'da, onu buraya getirin helallik alayım.." Sakip'e veriliyor görev, düşüyor yola.. Koskoca İstanbul'da saçma ipuçlarıyla buluyor Selim'i.. "Gelmem" diyor Selim, sonra içmeye gidiyolar, Selim sızınca Sakip onu atıyo arabaya.. Bi uyanıyo, Balkanlara hoş geldiniz.. Kavga dövüş yol macerası, olaylar olaylar..


Gayet hoş yol filmi, ilk film avantajıyla fazla gömemediğim Ali Atay'a bu yolda başarılar diliyorum. Kötü değil yani, kamera arkasında da vizyon sahibi olduğunu gösterdi, sonraki filmleri daha güzel olacak inanıyorum.. Tabii negatif eleştiriler olsaydı teknik yönden olurdu, yoksa espriler güzel, çok güldüğüm bir sürü yer var.. Puanım 6/10..

070316
Oku..

Ben de Özledim (2013-14)


Leyla ile Mecnun dizisi, oyuncuları falan Gezi Eylemleri'ne katıldıkları için yayından kaldırılmış bir dizidir. Tabii ki yekten böyle söylenmedi de, çat diye bitiverdi Gezi zamanı.. Ki yayınlandığı süre boyunca zaten elektrik faturalarındaki saçma vergilere, kendi kanalları TRT'ye, başka bir takım şeylere giydirmişlerdi, tarzları oydu ve evin yaramaz çocuğu olarak görülüp, öyle sevilmişlerdi. Gezi olayında da her zamanki gibi, sosyal sorumluluk addedip birkaç cümle etmişlerdi. Ama işte, kapıya konuverdiler.


O dönem bir de İşler Güçler diye bi dizi vardı, oyuncular kendilerini oynuyolardı güya.. Ekip de toplanıp biz de öyle bi şey yapalım madem, hem yumuşak iniş yapmış oluruz demişler ki Ben de Özledim yapılmış. Leyla ile Mecnun'un reytingleri zaten hiçbir zaman iyi olmamış, internetten yürüyen bir dizi.. Bunun da öyle olacağını tahmin etmediler mi, etmişlerdir bence. Star TV, rakiplerini geçip zaten en başarılı televizyon olduğu dönemde, böyle de bir güzellik yapmış işte.. Güzellik çünkü 70 dakika diziye normalde izin vermiyor kanallar. Hatta bence mini dizi olarak görülmüş, 13 bölüm ömür biçilmiş bile olabilir baştan.. Bir nevi jübileydi işte.. Yoksa, tarz İşler Güçler çakması, olaylar Leyla ile Mecnun çakması.. Orijinal olmayan bir iş zaten ne kadar yürüsün..


İlk bölümler, Ali Atay, Serkan Keskin ve Osman Sonant'ın dizinin bitmesinden sonra birbirlerinden ayrılamamalarını anlatıyor. Cihan Ercan ve Ahmet Mümtaz Taylan da tabii.. Yine bi işler yapalım, beraber çalışalım istiyorlar. Dizinin bütün oyuncuları az çok giriyorlar aralara.. Çeşit yapımcı saçma iş teklifleri ediyorlar, bi acayiplik olacak ya, en saçmasını seçmek mecburiyeti oluyo hep.. Sonra Ali, bi kıza çarpıyo arabayla, kızın hafızası gidiyo.. Kızın kendini arama aşamasında kötü adamımız Troll'le tanışıyoruz. Sonra işte Leyla ile Mecnun kafası ilerliyor olaylar..

Başlar iyice komik zaten de, sonlara doğru hikaye sünüyo gibi, 13 bölüm değil de bu hikayeyi 10 bölüm yapsalar güzel iş olurmuş.. Bu haliyle 6'dan 7'den sonra tekrara giriyo dizi.. Teknik kalite açısından da en baştan beri bi özensizlik var, özensizlik demiyim de rahatlamışlık gibi daha çok..


Leyla ile Mecnun ekibine ek olarak, Onur Ünlü ve Burak Aksak kadroda.. Onları kamera önü görmek ayrı zevkli tabii.. Yine bunun da yönetmeni ve yazarı oluyorlar.. Dışardan gelenler de: Gazeteci kız Melodi, Gülce Oral; hafızası yitik kız Sera Tokdemir; denizkızı Ezgi Çelik; yapımcı Şenol, Çağlar Yiğitoğulları ve kötü adam Troll, Nadir Sarıbacak.. Baştaki iki kıza geri dönmek istiyorum, Sera Tokdemir, baya güzel kız, burda sarışın ama orijinali kumral, çok daha güzel ve magazinel de bi tipmiş zaten.. Bir de Gülce Oral var, ekşide hakkında şöyle bi cümle var, "agzina findik doldurmus sincap sevimliligi vardir kendisinde." gülmelik tanım.. Kendisi 2012'de oynadığı Kebap isimli tiyatro oyunuyla meşhurdu, izlememiştim, pişmandım.. Şu ara da Kabileler oyunu varmış, kısmet..

Bir Leyla ile Mecnun değil ama İşler Güçler'le kapışsa kapışır.. Çakma fikir olmasının karşısına süresinin daha makul ve oyuncuların daha ünlü olmaları koyulabilir.. Bu arada finalsiz kalan Leyla ile Mecnun için final fikrini de anlatıyor ilk bölümde Burak Aksak..

250216
Oku..

Silsile (2014)


Gala davetiyesini görmüştüm, arkadaşımda, -sanırım ilk kez bir gala davetiyesi görüyordum- Nehir Erdoğan sarışındı ve BKM'nin filmiydi. Dikkati çeken bunlardı yani ilk olarak. Yönetmen Ozan Açıktan, Çok Filim Hareketler Bunlar (2010) ve bir Tolga Çevik komedisi olan Sen Kimsin? (2012) filmlerini yapmıştı. Bu üçüncü filminde komediden uzak, hatta baya ağır bir gerilim yaratmış.


Senaryoyu, yayın piyasasının saygı duyulan -sadece yazar değil aynı zamanda editör, çevirmen ve yayıncı da olan- isimlerinden Cem Akaş'la beraber yazan yönetmen, nedense başrolde İlker Kaleli (The London Academy of Music and Dramatic Art yani LAMDA'da oyunculuk eğitimi almış ama olmamış) ile çalışmıştır. Galiba bu isme negatif olmamda kadrodaki diğer isimleri aşırı beğeniyor olmam etkili. Tardu Flordun ve Nehir Erdoğan gayet olmuşlar.


Hikaye şu şekil:
Faruk'la Cenk sıkı dostlardır, Cenk Ece'ye meftun.
Ama olmaz Cenk'in durumu, kaçar Amerika'ya.
Seneler olmuş Ece nerdeyse Faruk'un.
Servet için gerekir Ece-Faruk ilişkisi, normalde Merve var yani.
Bi kutlama bi parti aman da Cenk gelmiş.
Faruk'un nişanlısı Ece gelince, Cenk eve kaçar gitmiş.
Ev dediğin daha izinsiz ruhsatsız olmuş mu sana bina.
Dışardan bakınca virane, içerde olay çıkan, dövüş, vuran, kaçan, yakalanan.
O yasak binada hem eski bi aşk alev alır hem adam yuvarlanır; nerden baksan cinayet..
Bir gecede değişir her şey.


Çok efsane olmasa da güzel bi hikaye, çok çok iyi olmasalar da başarılı oyuncular, çok doğru olmasa da geçerli bi teknikle yapılmış, benzerleri arasından şık bir hareketle sıyrılmayı başarmış bir film.

Yan rollerde Esra Bezen Bilgin ve Serkan Keskin, film nasıl ayakta tutulur onu gösteriyorlar. Filmde tek içime sinmeyen İlker Kaleli'dir o da muhtemelen kıskançlığımdandır. Onun dışında olmayan şey çok azdır.

Tardu Flordun'un da her muhabbeti geçtiğinde gelir aklıma, karşılaşmıştık, acelesi vardı, yanında minyon sürreal bi sevgilisi vardı, herkes kızla çok ilgileniyodu, komikti. Mantıklı gelmişti bi an, meraklı bakışlardan kurtulmak isteyen ünlülerin dikkat çeken sevgili seçimleri..


06 Temmuz 2015
Oku..

İtirazım Var (2014)


Bir Selman Bulut polisiyesi. Selman Bulut, imam.

Direk söyleyeyim abi, Onur Ünlü'nün en iyi filmi.. Yazdığını yönettiği yedinci uzun metraj filmi, sadece yazdığı bi iki filmi de var. Yani içlerinde en iyisi işte.. İlk polisiyesi değil ama en harbi polisiye hikayesi..

Yalnız polisiye tek başına olmuyo, tek başına yeterli bir tarz değil gibi; ya komedi polisiye ya kara polisiye denilen gerilimli olanlar ya bilim kurgulu polisiye.. Bi şeyli olur ya hani, en güzeli de mizahı güzel kullanan polisiye oluyor. Edebiyatta da öyle, Fransız San Antonio serisi var mesela, ne bileyim bizde Alper Canıgüz'ün Alper Kamu'su var... Polisiyede mizah önemli yani.


İtirazım Var, eski boksör bi imamın, cemaate önderlik edip öğlen namazını eda ettikleri sırada camide işlenen bi cinayetin peşine düşmesini anlatıyor. Bir boktan anlamayan veya anlamak istemeyen polisler, öldürülen tefecinin ganimetini paylaşma peşindeki köpek balıkları ve o tefeciyi öldürme ihtimali çok yüksek bir sürü zanlı.


Bi kere karakter çok tarz. Hikaye eğlenceli. Katil uşak.

Bu arada filmin yapımcısı Eflatun Film değil, kapandı mı acaba bunların şirket?! Son dizileri Beş Kardeş de Ay Yapım'dan çıkıyor. Araştırıp bi ara bilgilendiririm..

İmam'ı Serkan Keskin, imamın kızını Hazal Kaya, imamın kızının erkek arkadaşını Öner Erkan, komiseri Osman Sonant canlandırırken diğer rollerde Umut Kurt, Büşra Pekin ve Sırrı Süreyya Önder gibi isimler yer alıyor. Güzel kadro, tatlı hikaye ve ortaya çıkan güzel iş.

Klasik Onur Ünlü absürt dünyası yok pek. Daha genele hitabeden bir film.
imdb.com puanı da 8,2 zaten. Daha ne olsun?!


19 Mayıs Kutlu Olsun! 2015
Oku..

Sen Aydınlatırsın Geceyi (2013)


Bir Shakespeare sonesinin adı bu, filmde de geçiyor.

Karısından özür dilemek için şiir okuyan bir adam.. İzmir'in bağrından kopmuş güzellikte bir seyyar eski kitapçı.. 'Ölemiyom mına koyim' derdinde bir eski toprak.. Görünmez öğretmen, kan ağlayan doktor, yüzde elli opacity güvenlikçi, dev küçük esnaf..

Acayip fantastiş durumlar..


Olum, tam Onur Ünlü filmi lan, tam kara komedi, kara dram.. Kara absürt..

Her sahnesinde izleyicisini şaşırtmayı başaran, 'bu böyle olsa ya' filmi.. 'Bi şey deniycem' diyerek yazılmış bir senaryo, yaratılmış karakterler, çekilmiş film. Herkes bi şey denemiş.. Ha sinemaya faydan nedir, tartışılır.. Ama yapılması da gereken şeylerdendir..


Komediye çok farklı bir soluk getirdi Onur Ünlü tayfası. Tayfası çünkü, yine kendi oyuncularıyla yapmış filmi. Leyla ile Mecnun ve Şubat dizilerinde ve diğer kendi filmlerine oynayan oyuncular. Süper bi şey ya böyle ekibin olması..

Gökten taş yağarken kenarda duran arabanın hem serçe hem hurda olmasını beğenmedim, beleşe kaçılmış.. Onun dışında güzel idi detaylar.. Festivalde gösterildi gitmedim; bazı kültür merkezlerine geldi gidemedim; Semaver Kumpanya'da özel gösterimler oldu denk gelemedim; Torium'a gelmiş festival filmleri bir haftalığına, son gün haberim oldu, gittim. Vallaha da gittim sonunda. Artık vizyona ne zaman girecek bilmem, ben izledim rahatladım.


'Konusu ne?' diyenler için: Cemal, babasıyla yaşayan, annesini ve kardeşlerini yakın zamanda kaybetmiş bir adam. Bir kızla tanışıyor, evleniyorlar. Cemal, bir olayı yanlış anlayıp karısına dalıyor tekme-tokat. Çok pişman oluyor sonra, derken karısı hamile çıkmasın mı bir de..

Merkezde Cemal var ama pek çok hikaye işleniyor.
Ben filmi izlemeden önce okumuştum, karakterlerin hepsinin kendi halinde süper güçleri olduğunu..
Siz de bilin bence.


Oyuncular: Ali Atay, Demet Evgar, Ahmet Mümtaz Taylan, Serkan Keskin, Derya Alabora, Damla Sönmez, Ezgi Mola, Tansu Biçer ve Cengiz Bozkurt. Dahası da var da işte bunlar çok bildikler. Yazan yöneten Onur Ünlü. Helal Olsun.

13.12.13
Oku..

Leyla ile Mecnun (2011-13)


Aga anlamsızca gülmek istiyorsan bu diziyi izle; sakın mantık arama, bu diziyi yapan adamlar fena bi kafada. Senaristi Burak Aksak, yapımcısı, ilk yönetmeni, genel yönetmeni falan Onur Ünlü. Çok yönetmen değiştirdi dizi ama hep Ünlü kontrolünde gelişiyor olaylar. Her yönetmen tabii kendinden bi şeyler kattı, dikkatli izleyenler görmüştür, görecektir. Ama yazarı sabit Aksak..


Röportajlardan: "Bu dizi öyle arada bir dizi değil, ya çok izlenecek ya hiç izlenmeyecekti. Şans işte oyuncusu, teknik ekibi birbirinin dilinden anlayan adamlar çıktı. İlginç bi şey oldu ve çok beğenildi. Dizi, adının romantikliğine yenilmedi absürt komedi çizgisinde koptu gitti öyle."



Dizinin 3. sezonunu oynadığı şu günlerde; şimdi başlasam anlar mıyım, sorusuna cevabım evet olur. Genel olarak devamlılığı olan bir hikaye gibi görünse de, etmese de olur yani. Özetle konu şu: Leyla'sının peşinde bir Mecnun, gerisi hoş sohbet muhabbet. İlk sezon Arda vardı, Leyla ile kavga etmişler sette; sonra ikisi de çıkarıldı kadrodan. Leyla öldü dediler, Arda Amerika'ya mı ne bi yere gitti ama hiç koymadı kimseye. Başka Leyla'lar ayarlandı Mecnun'a; devam edildi.


-ilk sezonki leyla: Ezgi Asaroğlu (ikinci sezonun ortalarına doğru öldü)
-ikinci sezonun leylaları: Müge Boz ve Zeynep Çamcı (geçici olarak diziye uyduruldular, sezon sonu yok oldular)
-üçüncü sezonun leylası: Melis Birkan (bebeğim ya..)

Mecnun'un babasını Ahmet Mümtaz Taylan, mahalle bakkalını Cengiz Bozkurt, mahalle hırsızını Osman Sonant, mahallenin abisini de Serkan Keskin oynuyor. Ha dede var aksakallı, Köksal Engür, Mecnun var işte Ali Atay. Zaman zaman da diziye tatlı isimler girdi: Beste Bereket, Hande Doğandemir ve Açelya Devrim Yılhan gibi..


Dizi espri anlayışıyla da dikkat çekiyor. Mesela bir TRT dizisi olarak TRT'yi eleştirmesi olumlu tepkiler almıştı bir dönem. Faturadaki TRT payına isyan etmişti Erdal Baggal hatırlayınız. Bir ara da kendi koydukları altyazının üstüne gelen reklamlara isyan etmişlerdi. Kendi kanallarını seyircinin önünde eleştirmeleri cesaret isteyen bir durum tabii. Yeri geldi kendi sansürlerini kendileri koydular: daralan hemen bi sakız tüttürür, terk edilen manavda kurar çilingir sofrasını üzümün dibine vurur. Yeri gelir diğer dizilere, filmlere, her şeye giydirirler.. Mesela ekibin Lars von Trier'in Dogville (2003) filmine mesajı şöyle oldu:


Ayrıca akıllarına esince şarkı yaparlar, tutar buna klip çekerler. Dizide uygun bir yer ayarlayıp kurguda hallederler. Böyle deyince de çok biliyormuşum gibi oldu, ben gördüğümü söylüyorum. Sesi fena sayılmaz Ali Atay söyler şarkıların çoğunu.


Gezi olayları patladı sonra, dizinin oyuncuları da desteklediler oradaki kalabalığı, pek çok kişi destekledi, sonra dizi sezon finali yaptı. Şimdiye kadar bi şeylerine karışmayan TRT'nin, o olaylardan sonra yapacak bi şeyi kalmadı.
20 ağustos tarihli @efLAtunfilm tweet'i ile dizinin yayından kaldırılmış olduğunu öğrendik. Bari Leyla the Band'i yedirtmeyelim.

25.08.13
Oku..

Yeraltı (2012)


Demirkubuz'un, Dostoyevski'nin 'Yeraltından Notlar' romanından esinlenerek yazdığı yönettiği Yeraltı (2012) bugün vizyona girdi.

Filmin başrolünde Engin Günaydın var, Rus Klasik Edebiyatının bir klasiği olan 'memur'u oynuyor. Kadroda daha önce Demirkubuz'la Kıskanmak (2009)'ta beraber çalışan Serhat Tutumluer var, Çalgı Çengi (2011)'den tanıyacağımız Murat Cemcir var, İsmail abi var, İsmail abi.. (Leyla İle Mecnun'un İsmail abisi Serkan Keskin) Bir de bu arkadaş grubunun dördüncüsü olan uzun saçlı, film boyunca itici bulduğum biri var, tanımıyorum onu. Otelde tanıştığı kadını Nergis Öztürk, eve temizliğe gelen kadını Nihal Yalçın oynuyor.


Ankara'da memurluk yapan Muharrem'in, ödüllü-yazar arkadaşını hırsızlıkla suçlaması ve bu arkadaşının ödül aldığı kitabın adının 'Ankara Sıkıntısı' olması bende fazlasıyla Nuri Bilge Ceylan çağrışımı yaptı.

Bi'ara okuduğum bir yazıda; Demirkubuz'un 'Küf' isminde bir senaryo çalıştığı hatta bu filmin çekimlerine başladığı ve bu sıralarda NBC'nin Üç Maymun (2008)'unun Cannes'da gösterime girmesiyle filminin çekimlerini durdurduğu ve Ceylan'ı hırsızlıkla suçladığını yazmışlardı. Tabii bunlar dedikoduydu. Filmde Muharrem'in "İki ödül aldın, kendini Shekaspeare mi zannettin?" diye bağırmasını buraya yoranlar olacaktır.


Filmin en merak ettiğim sahnelerinden olan 'yemek masası' çok başarılı olmuş. Gerçi o uzun saçlı çok rahatsız etti beni orada ama Engin Günaydın ve Serhat Tutumluer beraber çok güzel bir sahne çıkarmışlar. Açıkçası bu ve başka bir kaç sahnesi dışında filmi çok beğendiğimi söyleyemem. Sebebi de tamamen Demirkubuz'un oyuncuyu rahat bırakmamasıdır: yönetmen sineması işte. Çok basit duran şeyler de vardı ama iyi şeyler de vardı.


Toparlarsak, fena değildi bence, Zeki Demirkubuz marka sonuçta, yılların tecrübesi.. Bir de Türk sinemasına katkıdır sonuçta gidin izleyin ki daha güzel filmler yapmaya paraları olsun.. Peki vizyon.. E, ona ben n'apiyim?! Anca kendi filmimi yaparım..

16 Nisan 2012
Oku..