Aile Arasında (2017)


Bayağı bi güldük, öyle böyle değil iyi güldük, yalnız çok güzel güldük. Bak kaç hafta oldu, kaç milyon kişiye izletti kendini, helal olsun, hakkediyo, helal seyirci!

Gülse Birsel bir şey yapsın diye bekliyordum zaten içimden içimden. Yalan Dünya, bir Avrupa Yakası değildi şimdi, doğruya doğru. Komedi hadi zahmetli televizyon için, iki saat nasıl güldüreceksin milleti ama sinema var diğer yanda, pırıl pırıl, cool cool, sanat gibi bi şey var orada. Doğruyu, güzeli, iyiyi seçti Birsel, iki saat güldürdü, çok da güzel oldu. Bence daha da yapsın sinemaya. Peki sizce de her işi Gülse Birsel yapmış gibi davranılmıyo mu?! Neden böyle ki bu?!


Ben biraz yönetmen Ozan Açıktan'a baktım. Adam BKM'nin en kalifiye, kendini en iyi yetiştiren sinemacısı. Vizontele Tuuba (2003)'da Yılmaz Erdoğan'a asist yaparak başlamış. Yılmaz Hoca'dan bu hayatta öğrenilecek çok şey var! Ben, otun onda basur yaptığını öğrendim, elbet işime yarar ileride dedim, attım hafızaya. Açıktan'ın kariyerine uzaktan bakınca en dikkat çeken hareketi Silsile (2014), güzel filmdi, izleyin denk gelirseniz, ben beğenmiştim. Peki bir komedi filmde, yönetmenin filme etkisi nedir? Güzel bir senaryo gelmiş, çok komik; oyuncular var elinde, çok komedik. İyi bir yönetmen bu durumu nasıl idare eder? Hiç bulaşma, herkes zaten işinin ehli, sen planlanan gününde çekimlerini bitir yeter! Mi? Evet biraz böyle olması gerekiyor. Belki herkes senin aylarca patronluk yaptığın filme gelip Gülse Birsel filmi diyecek, senin adın hiç anılmayacak hatta ama oluru bu.. Neyse, yönetmeniyle anılmayan nice filme tepki olarak bu yönetmeni biraz gündemde tutmak istedim. Geçelim oyunculara: Telaş komiği Engin Günaydın, çakma bebek Demet Evgar, Adanalı ama Antepli Erdal Özyağcılar, yükselen yıldız Fatih Artman, çıpçıtır Su Kutlu ve trans birey Ayta Sözeri ve ve amirim Şevket Çoruh da var.. Çok tatlı kadro di mi?!


Pavyon şarkıcısı anne ve alkolik darbukatör bir babanın kızı, Adanalı zengin bir ailenin oğluyla.. Kız ailesiyle tanıştıramaz çocuğu, çünkü.. Tanıştıramaz işte.. Toplum baskısının bireye indirgenmiş hali bu.. Oğlan, kızın babasını emniyet müdürü, hatta onu da yeni komşuları pısırık bir avizeci olan Fikret sanar. Aslında sandırılır. Kızın annesi Solmaz, Fikret'e durumu anlatır, azıcık baba taklidi yap da şu kız evlenene kadar, işimiz görülsün der. Gerisi vur patlasın, çal oynasın..

Dolu dolu, çok keyifli bir film. Ama fazlalık var orada bak, Derya Karadaş ve oynadığı tipi çıkar kadrodan bak nasıl tertemiz, pırıl pırıl oluyor ortalık. Sevgiler.

26.12.2017
Oku..

İçimdeki Ses (2015)


İçimdeki Ses (2015), Engin Günaydın'ın Vavien (2009)'den sonra yazdığı ikinci senaryosu. Yine baş role kendini yazmış tabii. Vavien (2009)'i izledikten sonra Günaydın'dan beklentilerimiz büyümüştü senaristlik anlamında, müthiş gelecek vaadediyordu. Gelin görün ki o da 'piyasa ayarında' bir komedi film yazarak -aslında- o ayarda bir filme imza atarak biraz değer kaybetti. Bahsettiğim, bir film yazmakla bir filme imza atmak aynı şey değil, izah geliyor. Bazen film yazarsın ve film yazdım dersin; bazen de yazarsın ama diyemezsin bunu ben yazdım ama imzan vardır altında. Çoğu zaman elinde olmayan sebeplerle kontrolünden çıkan işlerde olur bu. Vavien (2009) gibi İçimdeki Ses (2015)'in senaryosu da yönetilmek üzere Taylan Biraderlere gitseydi eğer, belki daha kaliteli bir iş çıkacaktı.


Yer yer çok kaliteli espriler duyduğumuz filmin geneline bir basitlik işlemiş. Bu basitliği en çok gösteren de Engin Günaydın'ın bizzat oyunculuğu. Fazla abartı olduğunu düşündüğüm bu performansa olanca tatlılığıyla Leyla Lydia Tuğutlu eşlik ediyor. Gerçekten tatlı kız, Allah var!

Selim'in, çok övünemeyerek yaptığı iş, dandik dizi senaryosu yazmak. Yalnızlıktan sıkılıp annesini kendisiyle yaşamaya ikna eden Selim, tam da o dönem Ayşıl'la tanışır. Ayşıl, Selim'in dizi dışındaki çalışmalarına, yazılarına, şiirlerine bayılır, hatta bildiğin aşık olur Selim'e. Selim çok şaşkındır tabii, şimdiye kadar kimse ona aşık olmamıştır, hele bi de böyle güzel bi kız. Aşırı tatlış çift olurlar. Aşkımlar, burnuşlar havada uçuşur. Ayşıl, Selim'in annesinin de gözüne girmeye çalışır bi yandan. Böyle fazla şekerli bi aşk hikayesi izleriz.


Tabii ki bazı diyaloglarda, ince görüşler, Engin Günaydın zekasının parladığı anlar çok net görülüyor. Komedyen olmanın getirdiği muhteşem algı açıklığıyla kaleme alınan bir iş, çok tatlı sahneler var. Ama bu parıldama arada bir karşımıza çıkıyor, genele bakıldığında -kurgu icabı- vasata düşüyor hikaye. Neyse. Puanım 4/10.

27.09.2017
Oku..

G.O.R.A. (2004)


TDK'nın dediğine göre kelime gruplarının kısaltmalarında araya nokta koyulmaz; mesela TBMM derken, TDK derken falan.. Yalnız özel isimlerde yani başlık, manşet gibi özel durumlarda -sadece bu da değil- hiçbir kural aranmaz. Yani G-O'R/A yazsa dahi bu yanlıştır diyemezsin. April'in bi kitabı vardı geçen senelerde çıkan, adı kapağa "BURADA / AYRIL / IYORUZ" şeklinde yazılmıştı alt alta, bu bir yanlış değil tasarlanmış bir grafik tercihtir. G.O.R.A. da öyle işte.. Girizgahıma kurban..

G.O.R.A. (2004), Cem Yılmaz'ın Her Şey Çok Güzel Olacak (1998)'tan sonra gaza gelip her şeyini tek başına hazırladığı (senaryoda abi desteği var) bilim-kurgu türünde bir kahkaha tufanı. Saniye başına iki üç espri düşen filmin temposu inanılmaz. Alın şunla kıyaslayın, sitkomlarda dakikada en az üç espri ortalanıyor. Yani şöyle, gösterildiği tarihten beri en az yirmi kez izlemişimdir baştan sona (televizyonda orda burda denk gelmeleri sayma), her seferinde farklı teknik hataları tespit etmekle beraber, yine çok gülüyorum yine çok gülüyorum. Devam filmi A.R.O.G. (2008) bu tempoda olamadı mesela, teknik olarak daha iyi olmasına rağmen.


Arif Işık, -her türlü halı, kilim, travel- işinde olan çakal bir kardeşimiz. Bir gün başına Amerikan Başkanı dahil herkese haber verilmesi gereken bir olay gelir; uzaylılar tarafından kaçırılmıştır, evet tarafından. Artık o dakkadan sonra G.O.R.A. gezegeninin malıdır. Gezegenin başında Amir Tocha vardır, askerlerin başı ise Komutan Logar'dır. Logar'ın geçmişinde Dünyalılardan tiskinmesini gerektiren bir anısı vardır. Kötü adamımız Logar, G.O.R.A.'ya hükmetmek için Tocha'nın kızı Ceku'ya yanlar. Ceku'nun ve halkın gözüne girmek için gezegenine bir alev topu yollar ve onu yok edip kahraman olmayı planlar ama beceremez. Kahraman olacak biri varsa o da Arif'tir. Zaten Ceku da Arif'e aşık olacaktır. Film boyunca esaretten kurtulup Dünya'ya dönme planları yapar Arif ve arkadaşları.


Çok da güzel kadrosu vardır Ömer Faruk Sorak yönetimindeki filmin. İyi ve kötü adamı Cem Yılmaz kendi oynar, diğer isimler: Özkan Uğur, 216 Ozan Güven, yeni kavuklu Rasim Öztekin, Özge Özberk; İdil Fırat, n'olmuş Erdal Tosun, tırrik Şafak Sezer, Cezmi Baskın, feyk ulan Engin Günaydın ve Cenk-Erdem Beyler.. Gerek yıldızlar geçidi kadrosuyla, gerek yenilikçi konusuyla, gerek de espri temposuyla bir şaheserdir. Yeni Türk Sineması'nın 'ilk on'una girer. Puanım 8.

270616
Oku..

Yeraltı (2012)


Demirkubuz'un, Dostoyevski'nin 'Yeraltından Notlar' romanından esinlenerek yazdığı yönettiği Yeraltı (2012) bugün vizyona girdi.

Filmin başrolünde Engin Günaydın var, Rus Klasik Edebiyatının bir klasiği olan 'memur'u oynuyor. Kadroda daha önce Demirkubuz'la Kıskanmak (2009)'ta beraber çalışan Serhat Tutumluer var, Çalgı Çengi (2011)'den tanıyacağımız Murat Cemcir var, İsmail abi var, İsmail abi.. (Leyla İle Mecnun'un İsmail abisi Serkan Keskin) Bir de bu arkadaş grubunun dördüncüsü olan uzun saçlı, film boyunca itici bulduğum biri var, tanımıyorum onu. Otelde tanıştığı kadını Nergis Öztürk, eve temizliğe gelen kadını Nihal Yalçın oynuyor.


Ankara'da memurluk yapan Muharrem'in, ödüllü-yazar arkadaşını hırsızlıkla suçlaması ve bu arkadaşının ödül aldığı kitabın adının 'Ankara Sıkıntısı' olması bende fazlasıyla Nuri Bilge Ceylan çağrışımı yaptı.

Bi'ara okuduğum bir yazıda; Demirkubuz'un 'Küf' isminde bir senaryo çalıştığı hatta bu filmin çekimlerine başladığı ve bu sıralarda NBC'nin Üç Maymun (2008)'unun Cannes'da gösterime girmesiyle filminin çekimlerini durdurduğu ve Ceylan'ı hırsızlıkla suçladığını yazmışlardı. Tabii bunlar dedikoduydu. Filmde Muharrem'in "İki ödül aldın, kendini Shekaspeare mi zannettin?" diye bağırmasını buraya yoranlar olacaktır.


Filmin en merak ettiğim sahnelerinden olan 'yemek masası' çok başarılı olmuş. Gerçi o uzun saçlı çok rahatsız etti beni orada ama Engin Günaydın ve Serhat Tutumluer beraber çok güzel bir sahne çıkarmışlar. Açıkçası bu ve başka bir kaç sahnesi dışında filmi çok beğendiğimi söyleyemem. Sebebi de tamamen Demirkubuz'un oyuncuyu rahat bırakmamasıdır: yönetmen sineması işte. Çok basit duran şeyler de vardı ama iyi şeyler de vardı.


Toparlarsak, fena değildi bence, Zeki Demirkubuz marka sonuçta, yılların tecrübesi.. Bir de Türk sinemasına katkıdır sonuçta gidin izleyin ki daha güzel filmler yapmaya paraları olsun.. Peki vizyon.. E, ona ben n'apiyim?! Anca kendi filmimi yaparım..

16 Nisan 2012
Oku..