Daha (2017)


Oyuncu Onur Saylak'ın ilk ve tek sinema filmi yönetmenliği. Hakan Günday'ın aynı isimli romanından 'esinlenilmiş' olan filmin başrolünde Ahmet Mümtaz Taylan ve Hayat Van Eck yer alıyor. Bu filmde çok başarılı olan genç Hayat, bu seneki Naim (2019) filmiyle de iyice popüler bir çocuk oldu. Onur Saylak ise bu filmden sonra Şahsiyet (2018) dizisini yapıp ayakta alkışlandı, yetmedi bir de bu dizideki performansıyla Haluk Bilginer'e Emmy kazandırttı. Yani bu sene büyük işler yapan tiplerin başlangıç işi olması vesilesiyle önemli bir yapım. Keza yazar Hakan Günday için de bir basamak olan bu işin devamında, Şahsiyet (2018) ve Müslüm (2018) gibi dikkat çeken işlerin senaryoları ortaya çıktı.

Film, roman uyarlaması olmasıyla da Romandan Sinemaya başlığı altına ekleniyor.


Oğul Gaza'nın ağzından dinlediğimiz hikaye, kamyon şoförü baba Ahad'ın başının altından çıkıyor. Suriye'den kaçak giren insanları bir kamyona doldurup, köydeki evlerinin bodrumuna götürüp saklıyorlar. Zamanı gelince de tekneler ayarlanıyor, bir gece yarısı operasyonuyla Suriyeli kardeşler Avrupa topraklarına ulaştırılıyor. Gaza, bütün bu işlemler sırasından babasına yardımcı olmakla görevli. Ahad'ın en korktuğu şey, Gaza'nın okumak isteyip kendini yalnız bırakması: "De bakiyim, sikiyim okulu!"


Bodrumda saklandıkları süre boyunca yeme içme ihtiyaçları için Gaza sürekli olarak ilgileniyor Suriyeli kardeşlerle. Ahad'ın işleri döndürürken kullandığı argümanlar hep Gaza'ya miras kalması planlanan pislikler. Ama Gaza okumak istiyor, akıllı da çocuk, bakalım ne yapacak bu çıkmazda?!

Kocaman kitaptır Daha, hep korkutmuştur beni. Okuyan arkadaşlarımı gördükçe soruyordum nasıl diye, gaza geleyim istiyordum. Hepsi de beğeniyordu ama o kalınlıkta bir kitaba başlatacak teşviği hiç bulamadım. Yine Günday'ın Kinyas ve Kayra'sını çok daha fazla övüyorlardı aslında ama ona da hiç giremedim. Belki de yazarın kitaplarının arka kapağına hep kendi tipsiz resmini koyması itici geliyordu, bilemiyorum.


Filmden ise çok geç haberim oldu. İngilizce afişler ve jenerikten anlıyoruz ki zaten festivaller hedeflenerek çekilmiş bir filmdi, uzun süre duymamış olmam şaşırtmadı beni. Şahsiyet (2018) zamanı Günday'ın senaryo geçmişini araştırırken denk gelmiştim ilk kez. Listeye o zamanlar eklediğim filmi ancak daha izleyebildim. 2020'nin ilk gününe kısmetmiş. Güzel film ama çok da değil, 6/10...

01012020
Oku..

Müslüm (2018)


Babaların Babası Müslüm Baba'nın acı dolu hayat hikayesini birinin çıkıp anlatması gerekiyordu. Bazıları içten içe anlamsız buluyor ona olan sevgiyi ama kimse de hakkında kötü bir şey söyleyemiyordu. Evet, sesi duygu yüklüydü ama mesele ses değil sanki, enteresan bir enerjisi vardı. Yavaş yavaş konuşmasının, alnına dökülen kıvırcık saçlarının bir sebebi vardı.

Müslüm daha çok küçükmüş kardeşi ölmüş, türkü söylediği sesine yük binmiş; biraz büyümüş abi olmuş, annesiyle küçük kız kardeşi ölmüş, şarkılarına yük binmiş; sonra kaza geçirmiş, sonra biraz daha büyümüş son kardeşi de ölmüş, müziği bu yükün altından sesini duyurmaya çalışmış. Öyle yavaş yavaş öyle yüklü. Müslüm Baba olmuş, aşkı bulmuş, daha da ölmezmiş.


Senaryosunu aslen romancı Hakan Günday'ın Gürhan Özçiftçi ile beraber yazdığı filmin yönetmen koltuğunda iki başarılı isim beraber oturuyor: işlerini çok beğendiğim Ketche ve son birkaç senedir iyice yıldızı parlayan Can Ulkay. Son derece etkili film. Son derece "hassiktir ne hayatlar var!" filmi. Eşi Muhterem Nur'un her fırsatta "Çok iyi adam" dediği Müslüm Baba.

Biliyordum ama böyle ağır film olduğunu, hissetmişim de onun için erteleyip durmuşum. Çok geç izledim. Gece izledim. Etkilendim. Böyle büyüyüp de içinde hiç kötülük olmaması mümkün mü ya?! Acısını dindirmek için içtiği, içtiğinde şiddete başvurduğu anları tabii ki masum bulamayız ama yanındaki insanın anlayışı, tepkileri; insanı iyileştiren yanındakiler işte.


Oyuncu kadrosundaki bütün isimler zaten başarılı da Erkan Can bambaşka ya! "Sen kimsin dayı?!" deyişi, o 'dayı' detayını nasıl çıkarmışlar... Hislerim bunun Hakan Günday'ın işi olduğunu söylüyor. Timuçin Esen'e, Zerrin Tekindor ve Taner Ölmez'in muhteşem eşliği de hikayeyi bu kadar duygulu yapan detaylardan. Ve Şahin Kendirci, Müslüm'ün gençliği ona emanet, çok iyi çocuk. Başka da diyecek bi şeyim yok.

24.11.19
Oku..

Şahsiyet (2018)


Türkiye'nin ilk internet dizisi platformu Doğan Holding'in paralı blutv'sinin Masum (2017)'u, Dudullu Postası (2018) var; Türkiye'nin ikinci internet dizisi platformu Doğuş Holding'in ücretsiz puhutv'sinin Fi Çi (2017-18)'si, Dip (2018)'i, Şahsiyet (2018)'i var.. Bence puhutv rulez..

İki üç hafta önce tamama eren dizi üçer bölüm olmak üzere ve yaklaşık ayda bir yayınlandı. 12. bölümle final yapan dizinin bölüm süreleri bir saat civarında.. Yaratıcı ekip ve oyuncu kadrosunun şahaneliği mükemmel.. Harişahaşem..


Oyuncu Onur Saylak'ın sene başında vizyona giren -ilk uzun metraj yönetmenliği yaptığı- Daha (2017), Hakan Günday'ın aynı adlı romanından uyarlanmıştı. Efsane görüntü yönetmeni Feza Çaldıran'la çalışmışlardı. Film, mütevazı vizyon başarısının yanında uluslararası festivallerde de dikkat çekmeyi başarmıştı. Bu filmden hemen sonra puhutv devreye girdi ve muhtemelen şöyle dedi: "Romanların çok güzel Hakan, çok satıyor, çok okunuyor. İyisi mi sen bize bir dizi yaz, yeni olsun, Onur da yönetsin?! Ve tabii dop yine Feza Çaldıran olacak.." Uff çok feci attım, kesin böyle olmamıştır da neyse.. Teklif kabul edildi, kadro için kesenin ağzı açıldı.

Kesenin ağzını açmak demek, Haluk Bilginer'le anlaşmak demek. Tahmin tabii , yine atıyorum.. Ama belli ki çok fazla teklif gidiyor kendisine.. E artık piyasa standartları çok yükseldi, büyük şirketlerde kötü senaryo diye bir şey yok neredeyse.. Seçerken de doğal olarak en kısa sürede en çok parayı kazanabileceği işleri kabul eder bu noktadaki bir oyuncu. Bu sebeple, kesenin ağzını açmak demek, Haluk Bilginer'le anlaşmak demek diye düşünüyorum.. Dur daha bitmedi, kadrodaki diğer isimler: Cansu Dere, Metin Akdülger, İbrahim Selim, Hüseyin Avni Danyal, Şebnem Bozoklu, Şenay Gürler, Hümeyra ve Müjde Ar.. Bir de Rabia Soytürk.. Neden bir de, çünkü bu kız ilk defa oyunculuk yapıyor; 22 yaşında, güzel ve rolü gereği hiç konuşmuyor.. Hiç konuşmaması tamamdır, bir kız güzelse ve konuşmuyorsa tamamdır.. Yazının sonunda bu cümleyi hatırlayacağız!.. Bu arada "Hatırla!" dizinin mottosu..


İlerleyen yaşının getirdiği unutkanlık illetine tutulan -daha doğrusu Alzaymır başlangıcı teşhisi konan- Agah Beyoğlu, eski İstanbul Beyfendilerinden.. Bir dönem tayin sebebiyle Kambura'da, adliyede katip olarak görev yapmış.. O zamanlarda başından geçen, önüne çıkan, içine oturan bir olay olmuş.. Bir işler dönmüş o küçük ilçe Kambura'da, örtbas edilmiş.. Unutamamış yıllarca Agah Bey.. Şimdi hastalığı dolayısıyla eline unutma fırsatı geçiyor ama bu sefer de 'Unutmadan bu işi çözmem lazım' diye düşünüyor.. Ama bir yandan da unutmaya başlıyor.. Hay Allah, acele etmesi lazım, unutmadan onları öldürmesi lazım..

O kadar naif, o kadar beyfendi fakat bazen 'Nah', 'Bok!' gibi küfürler edebilen Agah Beyoğlu, bir anda ülkenin ilk seri katili oluveriyor. Cesetlere bıraktığı notlar ise Cinayet Masası'nın tek kadın polisi Nevra Elmas hakkında.. Peki, Agah Bey bu notlarla Nevra'ya ne hatırlatmaya çalışıyor? E umalım da kendisi unutmadan Nevra hatırlasın!..


Baş karakter sebebiyle muhteşem sempatik bir polisiye.. Kambura kurgu bir ilçe, plakası 96.. İstanbul'a yakın herhangi bir Anadolu kasabası diyelim.. Cinayetler İstanbul'da işlenmeye başlıyor ama bütün ipuçları Kambura'yla ilgili.. Zamanında bir olay yaşanmış burada, ihtimal aslında çok da yabancısı olmadığımız bir iğrençlik.. Agah Bey, Kambura'nın sırtındaki bu kamburu yok etmek için istemeden ülke çapında büyük bir popülariteye kavuşunca, kullandığı kedi kostümü hiç farkında olmadan gençleri farklı şekillerde etkiliyor, fan kulübü kuruluyor..


İzlemeyip izlemeyip hepsini bir Cumartesi gününe sıkıştırdığım dizinin yazarı Hakan Günday'ın kaleminin sağlamlığı, dizinin tutmasıyla zaman içinde duvar yazılarına evrilmiş:
"Ne güzel olurdu, değil mi? Yanlış bildiğimiz her şeyi unutsak, sadece doğrular kalsa."
"Türkiye'de insanlar seri katil olmaz, Türkiye'de insanlar cinnet geçirir."
"Bomba patlıyor elli kişi ölüyor panik olmuyorsunuz, teker teker ölünce mi panik oluyorsunuz?"

Ve nice güzel şiirlere, şarkı sözlerine yer veriliyor.. Çalan şarkılar gibi sahne müzikleri de çok başarılı, hikayeyi bir yerlere getirmede büyük etkileri var. E tabii bir de kostümler, Agah Beyoğlu'nu giydirmek çok keyifli olsa gerek; stilist başlığı altında Deniz Marşan'la beraber Başak Dizer Tatlıtuğ isimleri var kadroda.. Işık kullanımı, renk ve sinematografi zaten dizinin üst sınıf olma sebeplerinden en kuvvetlileri..


Hikaye derinliği ile ilgili çok yazıp puan kırmak istemiyorum aslında ama Süveyda diye güzel bir kız yaratılmış. Konuşmaktan vazgeçmiş deniliyor. Hep mi böyleydi o kız acaba, orası çok boş kalmış hikayede? Yazmadan edemedim.. Çünkü, ne kadar güzel konuşmak istememesi falan diye düşünmüştüm ama bi şeye tepki olarak mı konuşmuyor, hasta da onun için mi konuşamıyor bilinmiyordu.. Sonda patlaması bana çok anlamsız geldi mesela.. Bir kız güzelse ve konuşmuyorsa tamamdır dedim ya; yanıldım..

24.06.2018
Oku..