Yarına Tek Bilet (2020)


Bosnalı sinemacı Drazen Kuljanin'in yazıp yönettiği Hur Man Stoppar Ett Bröllop (2014) yani 'bir düğün nasıl durdurulur' filminin uyarlaması olan Yarına Tek Bilet (2020), Netflix'in finanse ettiği ilk yerli film olma özelliğiyle bugün yayınlandı. Netflix'te şimdi izlenebilir - ama önce yazıyı okuyun sonra izlenebilir. Hikaye tatlı minik sürprizler sunuyor, onun için seyir zevkini baltalayacak bir şeyler yazmayacağım. - Ne zaman yazdım ki zaten!..

Ozan Açıktan yönetimindeki filmin oyuncuları Metin Akdülger ve Dilan Çiçek Deniz. Metin hadi neyse de Dilan Çiçek Deniz ismi büyük bir coşku barındırıyor içinde, gökkuşağı demekle aynı hissi veriyor, isim anılınca insanın içi kıpırdanıyor ama gelin görün ki karakteri Leyla hiç öyle bir tip değil. Esas oğlan Ali ise avukat bir kardeşimiz. Bunlar trende aynı kompartımana denk gelirler, kondüktör hemen müdahale eder, "Yannız abim, bayanla erkek aynı kompartmanda olmuyor, sistem izin vermiyor zaten normalde!" - Hayır n'oluyor olsa, sevişiyorlar mı hemen sanki?!


Düşük bütçeli bir yol filmi olan Yarına Tek Bilet (2020), İstanbul'dan İzmir'e hareket eden bir trenin içinde geçiyor, hikayenin kırılma noktalarıyla bölümlere ayrılmış filmin güzel bir temposu var. Zaten Ozan Açıktan demenin tempo demek olduğunu Silsile (2014)'yle falan anlamıştık, pekiştirmiş olduk. Güzel olmasına rağmen daha iyi bir tempoya çekilebilecek bir durumda da ayrıca. Sadece kurgu için biraz daha zaman ayrılabilirmiş diyebilirim, aceleye gelmiş gibi duruyor. Kötü değil ama daha iyi olabilirmiş. Yani bana bıraksan kafadan iki üç dakika daha kısaltırdım filmi.. Ama asıl büyük sorun ses! Filmin ses montajıyla mı alakalıdır bilmiyorum ama Netflix'e sesler çok düşük. Hele de bunun gibi bir diyalog filminde yer yer dudak okumak zorunda kaldım...

Gerçi bu genel bir sorun!. Başka filmlerde de yaşıyorum bunu, aynı filmi Netflix'te ve korsan bir film sitesinde açıyorum, ses seviyesi çok fark ediyor. Her korsan film sitesi de aynı değil bu arada, bazısında düşük bazısında normal ses alabiliyorum. Başta bilgisayarla alakalı bir problem sanıyordum, ekstra bir ses sistemi kullanmıyorum ve ses çıkışına bok atıyordum ama bazı film sitelerinde çok daha yüksek seslerle film izleyebilince fark ettim bunu. İlgili bi abiye denk gelirsem buradan sesimi duyurmuş olayım. YouTube'ta mesela videodan videoya değişiyor ses seviyesi ama Netflix'te hep düşük!

Çok tatlı film bu arada, severek izledim. İstesem senaryonun da bazı yerlerini boklarım ama hiç istemiyorum, sevdim deyip geçicem. Geç!.. Tüm eski sevgililere gelsin..

19 Haziran 2020
Oku..

Atiye (2019- )


Hatırlayınız birkaç sene önce, "Vay efendim, Netflix Türkiye süper kahraman dizisi yapıyor, aksiyonlu, fantastikli iş geliyor" diye yıktılar ortalığı da her yönüyle sınıfta kalan Muhafız (2018- )'ı iki sezon çektiler, hatta üçüncü sezon da yapılacak diye haber yaptılar.

Sonra da düşünmüşler "Ulan biz bunu bu kadar izlettik, bi tık daha eli yüzü düzgün bi şey yapsak daha çok izletiriz" sonucuna varıp Atiye (2019- )'yi yapmışlar. Benzer Anadolu-fantazya, yakışıklı/güzel başroller ve Netflix etiketi!.. Bu sene de yeni girişimleri olan, Celal Şengör hocanın senaryo danışmanlığıyla İmparatorluğun Yükselişi: Osmanlı (2020- ) diye bir dizi yapıyorlar, merak da etmiyor değiliz tabii..


Atiye (2019- )'ye dönüyorum. Bir kere bir sürü klişenin cirit attığı, fantastik öğeli, yer yer korku filmi efektli, sığ diyaloglu bir dizi. Çok da gömmek istemem aslında, temposu falan gayet güzel işliyor, piyasadaki bir çok işten daha iyi gibi duruyor ama sıçınca da çok sıçıyor be. Esas kızımız Atiye, ressam, çocukluğundan beri neresinden uydurduğu bilinmez bir sembolü farklı formlarla tuale aktarıyor ve böyle bir ressamlık kariyeri yapıyor. Kimse de hayırdır inşallah demiyor. Esas oğlan Erhan ise, Indiana Jones'luğun sınırlarında dolaşan, hoca mıdır, şantiye şefi midir bilinmez, nereye gitse tapılan yakışıklı bir arkeolog.


Baba mesleği arkeologlukta, babası gibi Göbekli Tepe'de çalışan Erhan ve ekibi nasılsa bir mağarada bir sembol bulur. Sanki oralarda ilk defa görülen bi şeymiş gibi bu sembol olay yaratır falan. Aa, bu Atiye'nin sağa sola çizdiği semboldür. Atiye atlar Göbekli Tepe'ye gider, aslında ışınlanır galiba, emin olamıyoruz. Neyse çiftimiz tanışır, gizemin peşine düşer.

Korku filmi gibi Atiye'ye sağda solda görünen büyücü kılıklı bir teyze vardır. Yani Atiye delidir, psikiyatr tabiriyle şizofrendir. Ama doktora göre korkulacak bir şey yoktur, çünkü ailede de vardır, genetik gibidir, bunun nesi iyidir?! Tabuttan ölüsünün çıktığını görür mü insan, allam çok korkunç..


Atiye bu işin peşinden gider ve "Madem ben bunu çocukluğumdan beri çiziyorum, öğrenebildiğim her şeyi öğrenip neden kendimi tanımak konusunda büyük adımlar atmıyorum" der ve Göbekli Tepe sit alanı içerisinde yerin dibine girer. Bir yandan da hata yapmaya müsait tatlı kız kardeşi, ablasının nişanlısı olan zengin çocuğuyla mercimeği fırına vermektedir. O sahnelerde tanık olduğumuz Melisa Şenolsun'un yandan göstermeli boyfrend tişörtü, daha önce sosyal medyalarda denk geldiğimiz bir görseline flaşbek çaktırıyor.


40'ar dakikadan 8 bölümlük sezonu bir oturmaya izledim aslında, izlenemez değil ama izlerken çıldırtıcı "E abi o niye öyle yapıyo o zaman!" dedirten, "E sorsana o zaman neden söylemedin diye o hooo!" şeklinde bıktırtan sahnelere maruz kalınıyor. Bir gizem yaratılmaya çalıştığını anlıyoruz tabii ama seyirciyi aptal yerine koymak konusunda biraz cömert davranıldığı da görülüyor. Cömert davranılmayan konulara gelince, sevişme sahneleri ve bilimum oyuncu performansları diyoruz. Aceleye getirilmiş gibi performans izlemek hikayeyi zayıflatıyor. Üstelik geçen haftalarda tesadüfen bir yerde denk geldiğim Beren Saat röportajı da şunu diyor: "Mehmet tabii daha derin bir çalışma yapmış olabilir karakteriyle ilgili ama ben çok kısa bir sürede, normal bir çalışmayla setteydim. Onunki kadar zor değildi benim karakterim." Buna benzer bir cümleydi, aynen bu değilse bile bu cümleye yaklaşmış olması bile yeterince tehlikeli değil mi yani..


Beğendiğim noktalar da oldu tabii, mesela iki ana karakteri bağlayan bir kişinin varlığı hikayede güzel bir bütünlük hissi yaratıyordu, kızkardeş mevzusu; veya o kızkardeşin Atiye'ye takma isim gibi özgün bir şekilde, Atik diye seslenişi falan.. Genel olarak oyuncu performansları zayıf olmakla beraber, üst sınıf bir gençlik dizisi kıvamında ve ülke tanıtımı açısından faydalı falan.. Ressamlığa, arkeologluğa, zengin kötü adamlığa getirilen yeni bir yaklaşım yok, yıllardır gördüğümüz mesleki klişeler uygulanmış. Puan vermem gerekirse 5/10 veriyorum.

14 Ocak 2020
Oku..

Şahsiyet (2018)


Türkiye'nin ilk internet dizisi platformu Doğan Holding'in paralı blutv'sinin Masum (2017)'u, Dudullu Postası (2018) var; Türkiye'nin ikinci internet dizisi platformu Doğuş Holding'in ücretsiz puhutv'sinin Fi Çi (2017-18)'si, Dip (2018)'i, Şahsiyet (2018)'i var.. Bence puhutv rulez..

İki üç hafta önce tamama eren dizi üçer bölüm olmak üzere ve yaklaşık ayda bir yayınlandı. 12. bölümle final yapan dizinin bölüm süreleri bir saat civarında.. Yaratıcı ekip ve oyuncu kadrosunun şahaneliği mükemmel.. Harişahaşem..


Oyuncu Onur Saylak'ın sene başında vizyona giren -ilk uzun metraj yönetmenliği yaptığı- Daha (2017), Hakan Günday'ın aynı adlı romanından uyarlanmıştı. Efsane görüntü yönetmeni Feza Çaldıran'la çalışmışlardı. Film, mütevazı vizyon başarısının yanında uluslararası festivallerde de dikkat çekmeyi başarmıştı. Bu filmden hemen sonra puhutv devreye girdi ve muhtemelen şöyle dedi: "Romanların çok güzel Hakan, çok satıyor, çok okunuyor. İyisi mi sen bize bir dizi yaz, yeni olsun, Onur da yönetsin?! Ve tabii dop yine Feza Çaldıran olacak.." Uff çok feci attım, kesin böyle olmamıştır da neyse.. Teklif kabul edildi, kadro için kesenin ağzı açıldı.

Kesenin ağzını açmak demek, Haluk Bilginer'le anlaşmak demek. Tahmin tabii , yine atıyorum.. Ama belli ki çok fazla teklif gidiyor kendisine.. E artık piyasa standartları çok yükseldi, büyük şirketlerde kötü senaryo diye bir şey yok neredeyse.. Seçerken de doğal olarak en kısa sürede en çok parayı kazanabileceği işleri kabul eder bu noktadaki bir oyuncu. Bu sebeple, kesenin ağzını açmak demek, Haluk Bilginer'le anlaşmak demek diye düşünüyorum.. Dur daha bitmedi, kadrodaki diğer isimler: Cansu Dere, Metin Akdülger, İbrahim Selim, Hüseyin Avni Danyal, Şebnem Bozoklu, Şenay Gürler, Hümeyra ve Müjde Ar.. Bir de Rabia Soytürk.. Neden bir de, çünkü bu kız ilk defa oyunculuk yapıyor; 22 yaşında, güzel ve rolü gereği hiç konuşmuyor.. Hiç konuşmaması tamamdır, bir kız güzelse ve konuşmuyorsa tamamdır.. Yazının sonunda bu cümleyi hatırlayacağız!.. Bu arada "Hatırla!" dizinin mottosu..


İlerleyen yaşının getirdiği unutkanlık illetine tutulan -daha doğrusu Alzaymır başlangıcı teşhisi konan- Agah Beyoğlu, eski İstanbul Beyfendilerinden.. Bir dönem tayin sebebiyle Kambura'da, adliyede katip olarak görev yapmış.. O zamanlarda başından geçen, önüne çıkan, içine oturan bir olay olmuş.. Bir işler dönmüş o küçük ilçe Kambura'da, örtbas edilmiş.. Unutamamış yıllarca Agah Bey.. Şimdi hastalığı dolayısıyla eline unutma fırsatı geçiyor ama bu sefer de 'Unutmadan bu işi çözmem lazım' diye düşünüyor.. Ama bir yandan da unutmaya başlıyor.. Hay Allah, acele etmesi lazım, unutmadan onları öldürmesi lazım..

O kadar naif, o kadar beyfendi fakat bazen 'Nah', 'Bok!' gibi küfürler edebilen Agah Beyoğlu, bir anda ülkenin ilk seri katili oluveriyor. Cesetlere bıraktığı notlar ise Cinayet Masası'nın tek kadın polisi Nevra Elmas hakkında.. Peki, Agah Bey bu notlarla Nevra'ya ne hatırlatmaya çalışıyor? E umalım da kendisi unutmadan Nevra hatırlasın!..


Baş karakter sebebiyle muhteşem sempatik bir polisiye.. Kambura kurgu bir ilçe, plakası 96.. İstanbul'a yakın herhangi bir Anadolu kasabası diyelim.. Cinayetler İstanbul'da işlenmeye başlıyor ama bütün ipuçları Kambura'yla ilgili.. Zamanında bir olay yaşanmış burada, ihtimal aslında çok da yabancısı olmadığımız bir iğrençlik.. Agah Bey, Kambura'nın sırtındaki bu kamburu yok etmek için istemeden ülke çapında büyük bir popülariteye kavuşunca, kullandığı kedi kostümü hiç farkında olmadan gençleri farklı şekillerde etkiliyor, fan kulübü kuruluyor..


İzlemeyip izlemeyip hepsini bir Cumartesi gününe sıkıştırdığım dizinin yazarı Hakan Günday'ın kaleminin sağlamlığı, dizinin tutmasıyla zaman içinde duvar yazılarına evrilmiş:
"Ne güzel olurdu, değil mi? Yanlış bildiğimiz her şeyi unutsak, sadece doğrular kalsa."
"Türkiye'de insanlar seri katil olmaz, Türkiye'de insanlar cinnet geçirir."
"Bomba patlıyor elli kişi ölüyor panik olmuyorsunuz, teker teker ölünce mi panik oluyorsunuz?"

Ve nice güzel şiirlere, şarkı sözlerine yer veriliyor.. Çalan şarkılar gibi sahne müzikleri de çok başarılı, hikayeyi bir yerlere getirmede büyük etkileri var. E tabii bir de kostümler, Agah Beyoğlu'nu giydirmek çok keyifli olsa gerek; stilist başlığı altında Deniz Marşan'la beraber Başak Dizer Tatlıtuğ isimleri var kadroda.. Işık kullanımı, renk ve sinematografi zaten dizinin üst sınıf olma sebeplerinden en kuvvetlileri..


Hikaye derinliği ile ilgili çok yazıp puan kırmak istemiyorum aslında ama Süveyda diye güzel bir kız yaratılmış. Konuşmaktan vazgeçmiş deniliyor. Hep mi böyleydi o kız acaba, orası çok boş kalmış hikayede? Yazmadan edemedim.. Çünkü, ne kadar güzel konuşmak istememesi falan diye düşünmüştüm ama bi şeye tepki olarak mı konuşmuyor, hasta da onun için mi konuşamıyor bilinmiyordu.. Sonda patlaması bana çok anlamsız geldi mesela.. Bir kız güzelse ve konuşmuyorsa tamamdır dedim ya; yanıldım..

24.06.2018
Oku..