Hayal Meyal [2011]


İkisinde de var bak, 'hayal'de de 'meyal'de de, sonda bir incelme var, herkes o incelmeyi a'da sanıyor. Benim tezim incelmenin l'de olduğu yönünde. Mesela 'haya'ya kadar normal okuyun incelme olmaksızın, sonra l'yi incelterek ekleyin sona 'hayal'. Uzun zaman düşündüm bunu, a'ya konan şapka çok saçma geldi bu sebepten ama şimdi anlıyorum ki, â, kendinden sonra gelen gelen l'yi ve kendinden önce gelen k'yi inceltir.. Aksi örneği olan lütfen yazsın.. Yine de şapka çok saçma uygulama, kullanmam ben..


Yaklaşık 23 dakikalık çok iyi olmayan bir kısa film. Yazan-yöneten Baran İçöz, 88 Tekirdağ doğumlu (al bi Tekirdağlı daha) 2 sene Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nin havasını solumuş (ve Müjdat Gezen'li), bu filmden önce Uç [2010] ve Boş [2009] diye iki kısa filmi daha bulunan kısa filmci. Bu filmi de ünlü akınına uğramış..


Genç bir adam var, sıkıntılı hayatından kurtulmak isteyen ve işin kötüsü buna inanan, yetmezmiş gibi kız arkadaşını da inandırmaya çalışan, düzelecek diye yaptığı her hareketle daha da sıçan bir adam. Bir tane de küçük çocuk var, yazık, dedesi var, babası var. Bir tane de ayıcık var.


Film genel olarak çok öğrenci filmi havasında kalmış. Ne öğretiyorlar bu Müjdat Gezen'de anlamıyorum ki.. Ayrıca kafama takılan mevzu, dedesi niye ayıyı sirke götürüyor. Ben mi kaçırdım acaba olayı..
Arabadayken de hırpalandıkça ayının ağzından burnundan kan gelmesi filmin en güzel detayı.


Sıkıntılı gencin kötü arkadaşlarından birini mesela Burak Sarımola, ufak çocuğun dedesini Ali Uyandıran ve babasını Ahmet Mümtaz Taylan oynuyor. (Bu arada Leyla ile Mecnun n'olcak acaba ya..) Filmin başrolünde Mehmet Emin Kadağan ve onun kız arkadaşı rolünde de Dilek Şahinbaş var. Bursalı Dilek Şahinbaş. Eski magazin sunucusu Şahinbaş, özel hayatıyla değil de filmleriyle gündeme gelmek istiyormuş. Ayrıca filmdeki şivesini de çok beğendim. Oyunculuk diye ben buna derim. :) Gizli Oturum (2012)'da sevişme sahnesi vardı..


Teknik ekibe bakınca Selen Öztoprak el atmış sanat yönetimine. Yardımcı yönetmen Merve Hüriyet de edebiyat uyarlaması kısa film Gizli Oturum (2012)'un yönetmeni. Filmin görüntü yönetmenliğini İbrahim Karadeniz yaparken, kurguda da İçöz'e Anıl Çelik yardım etmiş.


21.08.13
Oku..

Elysium (2013)


E ister istemez District 9 (2009) ile karşılaştırıyor insan. Çok yakınlar çünkü birbirlerine ama hikaye olarak Elysium (2013) bence bir tık geride kalmış. Bu iki filmin yönetmeni Neill Blomkamp aslen efektçi, bir çok filmde animasyon ve efekt işleriyle uğraşmış bir adam. İlk ciddi hikayesini 2009'da filme çekti işte, daha önce kısa filmleri var birkaç tane. District 9 (2009)'daki o dünyanın sıçış süreci bunda da var. Temelde ikisi de fantastik ancak Elysium (2013), District 9 (2009) kadar gerçekçi değil.


Elysium, klasik, aksiyonu ayarında bir bilim-kurgu filmi olmuş. Kötü değil, tabii ki çok güzel vakit geçirdim sinemada ama yönetmenin öncesini bilince beklenti ona göre büyüyor. Bu arada aklıma gelmişken müziklerini hiç sevmedim, hiç atmosfere uygun gürültüler değildi.

Kısaca filmin konusu:
Sene 2154. Salgın hastalıklar ve aşırı nüfus artışı nedeniyle çok kalabalık, üstünde yaşanmaz bir Dünya var karşımızda. Kalbur üstü kesim bir şekilde Dünya dışında yaşamanın bir yolunu bulmuş. Dünya'ya bir uydu uzaklığında, kendi atmosferi bulunan Elysium da hayat çok keyiflidir. Dünya'da yaşamak zorunda kalanlar da oranın hayalini kurarak zaman geçirirler. Elysium'da bulunan teknoloji, her türlü hastalığa çözüm bulabiliyorken, Dünya'da ki hasta insanlar bir şekilde oraya gitmek isteyeceklerdir tabii.


Matt Damon'a, Diego Luna ve Alice Braga eşlik ediyor. Diğer karakterleri ise William Fichtner, Wagner Moura, Sharlto Copley ve Jodie Foster oynuyor. Diego Luna'yı Milk (2008)'ten hatırlarsınız izlediyseniz, Alice Braga ise Cidade de Deus (2002)'taki, hatta filmin meşhur karesindeki sahilde öpücük veren kız. Sharlto Copley, daha önce de Dstrict 9 (2009)'da oynamış olan hatta oyunculuğa o filmle başlamış olan bi adam. Blomkamp, gözdesini bu filminde yine oynatıyor. İşte bu Copley'nin, aksanı mı kötü, sesi mi kötü anlamadım ama var yani bi şeylik. Matt Damon'ı genel olarak pek beğenmem zaten ama Jodie Foster çok güzel kötü kadın olmuş.



-Film yorumlarına baktığımda Oblivion (2013) ile benzerlik kurmuş herkes, izlemedim ben, bilmiyorum.
-Elysium, yunan mitolojisinde cennet anlamına geliyormuş, aynı isme sahip pek çok film var.
-Elysium, tasarım olarak size de Kubrick'in 2001: A Spacey Odysses (1968)'ini çağrıştırmadı mı?


Peki bu ne çağrıştırdı? 

20.08.13
Oku..

Sacha Baron Cohen ve Filmleri


İngiliz komedyen Cohen, her yarattığı karakterle tepki çeker. Mutlaka birilerinin zoruna gider yaptıkları. Televizyonda, yarattığı Ali G tiplemesiyle şov programı sunmaya başlamış ilk önce. Ali G, beyaz bir repçidir ama kendini siyah zanneder. Bu arada Borat adında Kazakistanlı bir haberci olan yeni bir tipleme çıkarır ortaya. 'Da Ali G Show'da bu iki karakterle çıkar hep seyirci karşısına.
Cohen, karakterleri gibi yaşamasıyla bilinir, normal haliyle karşılaşmak çok zordur. Ali G'yi, Ali G Indahouse (2002) ile beyaz perdeye taşırken yönetmenliğini Mark Mylod yapmıştır.


Eşcinsel moda yazarı Brüno tiplemesi yaratıldığında 'Da Ali G Show' kaldığı yerden bu üç tiplemeyle devam eder. Daha sonra Cohen, Adam McKay'in Talladega Nights (2006) filminde Jean Girard rolünde imiş ben de şimdi öğrendim indiriyorum hemen.

Sonra da Borat'ın filmi geliyor. Larry Charles yönetimindeki Borat (2006) en iyi uyarlama senaryo dalında Oscar'a aday gösterildi. (Karakter başka projeler dahilinde yaratıldığı için senaryo uyarlamaya giriyormuş, ilginç detay..) Senaryosunu aralarında Todd Phillips'in de (Hangovers) bulunduğu bir yazar ekibi hazırlamıştı ancak rakip güçlüydü, The Departed (2006) aldı. Derken, Ali G'nin pabucu dama atıldı Borat meşhur olunca.


Tim Burton'ın efsane müzikal filmi Sweeney Todd: Demon Barber of Fleet Street (2007)'te Pirelli rolüyle harikalar yarattı. Gerçi o filmdeki bütün karakterler harikaydı. Sonra Brüno (2009) tekrar Charles yönetiminde film oldu. Bu Cohen'in en tepki çeken karakteri oldu, eşcinsel olduğu için abartıya gelmiyordu, hemen rahatsız ediyordu milleti. 2009'da MTV müzik ödüllerinde Eminem'e yaptığını hatırlayınız. Adam töreni terk etti yahu :)


Martin Scorsese'nin Hugo (2011)'sunda İstasyon Görevlisi rolüyle yine çok başarılıydı. Bu arada film indi, yazıyı bitirip hemen filme başlamak istiyorum. Son olarak yarattığı karakter Wadiye Cumhuriyeti'nin lideri Admiral General Aladeen. İlk olarak Saturday Night Live'da seyirciyle buluşan tiplemenin filmi The Dictator (2012) yine Larry Charles tarafından yönetildi.
Kendi yarattığı bu dört karakter dışında oynadığı rollerle de oyunculuğu takdir topladı, en son Les Miserables (2012)'te Thenardier rolündeydi.


Yahudi asıllı Cohen, televizyon şovu 'Da Ali G Show' ile en iyi komedi programı BAFTA'sını almıştı. Ayrıca 2010'dan beri Isla Fisher ile evli ve iki çocukları var.


19.08.2013
Oku..

The Great Gatsby (2013)


Çok nadir denk gelinecek güzellikte bir uyarlama olmuş. Çok beğendim.. Kitabı okuduğumda tam anlayamadığım mevzular aydınlandı, çok sevdim hikayeyi.

F. Scott Fitzgerald'ın en bilinen romanı olan Muhteşem Gatsby daha önce de sinemaya uyarlanmış. Yazarın çoğu hikayesinde işlediği 'caz çağı' bu romanında da hikayenin iskeletini oluşturuyor.


Amerika'da, alkol yasağının kalkmasının ardından, ardı arkası kesilmeyen legal partilerle elit tabakanın hikayelerini izliyoruz. Gatsby, çok zengin bir adamdır, sürekli evinde parti verir, hızlı arabalara biner. Ama aslında Gatsby kimdir? Derdi nedir? Nick Carraway'in (Tobey Maguire) ağzından dinleriz hikayeyi. Nick, Daisy'nin (Carey Mulligan) kuzenidir. Daisy, Tom Buchanan (Joel Edgerton) ile evlidir. Myrtle (Isla Fisher), Tom'un metresidir. Peki ya Gatsby, Jay Gatsby (Leonardo DiCaprio) kimdir?


Yönetmen Baz Luhrmann, senaryoyu da Craig Pearce ile beraber hazırlamış. Moulin Rouge! (2001) ve Australia (2008) filmleriyle epey beğeni toplayan Luhrmann, bence çok güzel bir iş çıkarmış. Zaten hevesle ve merakla bekliyordum, değdi beklediğime..

Görüntüler çok hoşuma gitti, oyuncu seçimi desen yine efsane olmuş. DiCaprio, Django Unchained (2012)'taki Calvin Candie ile bazen küçük ortak noktalar yakaladığım Gatsby'yi gayet iyi oynamış. Carey Mulligan var ki bi de, Shame (2011)'de de çok iyiydi zaten, efsane bi kız..


Filmi heyecanla beklememe sebep olan şey de fragmanıdır. Fragmanında müzikler çok sağlam duruyor ama filmde sanki biraz geri planda kalmış. Önce fragmanı sonra filmi izleyin.. Film beş Oscar adayı, takipte kalın..

Sıralı Tam Liste: Oscar 2014

18.08.2013
Oku..

The Avengers (2012)


imdb.com'ın gelmiş geçmiş en iyi 250 film listesinde yer alan, yapımcısı şirketlere Türkiye'de 7,5 ABD sınırları içinde ise 623 milyon dolar kazandırmış, The Incredible Hulk (2008), Iron Man (2008), Iron Man 2 (2010), Thor (2011) ve Captain America: The First Avenger (2011) filmlerinin devamı niteliğindeki, fantastik aksiyon türü bir sinema filmidir. Marvel şirketine ait olan filmin karakterleri, çizgi roman uyarlaması karakterlerdir. Yönetmen: Joss Whedon.


Bruce Banner (Mark Ruffalo), zamanında gama ışınlarına maruz kalıp, genetiği değişen bir doktor. Özelliği, son bıraktığımızda sinirlendirildiğinde yenilmesi imkansız, yeşil bir koca adama dönüşüyor olmasıydı.

Tony Stark (Robert Downey Jr.), babadan kalma bir serveti gittikçe büyüten, başına gelen bir takım talihsizlikler sonucu icat etmek zorunda kaldığı, savunma ve saldırı amaçlı kullanılabilen silahlı bir zırhı olan, playboy.

Steve Rogers (Chris Evans), çok önceden, orduya faydası dokunsun diye ilaçla vücut geliştirmesine göz yumulan, sepya vatansever.

Natasha Romanoff (Scarlett Johansson), bize daha önce hikayesi çok anlatılmamış, sadece Tony'nin yardımcısı kılığında bilinçaltımıza sızmaya çalışmış bir S.H.I.E.L.D. ajanı.


S.H.I.E.L.D., bünyesinde pek çok ajan ve yukarıdaki süper kahramanları barındıran, Nick Fury (Samuel L. Jackson) komutasındaki ekip. Thor'un (Chris Hemsworth) kardeşi Loki'nin (Tom Hiddleston) dünyaya musallat olması sonucu, Thor'u da saflarına katan S.H.I.E.L.D., Loki'nin ayarladığı orduyla kıran kıran bir mücadeleye tutuşuyor.


Şöyle de bir kısa devam filmi var: Marvel One-Shot: Item 47 [2012]..

Film, 'en iyi görsel efekt' Oscar'ına aday gösterilmişti ama Life of Pi (2012) koklatmadı. The Avengers (2012)'ın devam filmi olarak Avengers: Age of Ultron (2015)'u izliycez. Bireyselleri saymıyorum.. Bir de yakın zamanda da Ajan Coulson'ın (Clark Gregg) başrolünde olacağı 'Agents of S.H.I.E.L.D.' dizisi olacak.


03.08.2013

Sıralı Tam Liste: Oscar 2013
Oku..

House of Cards (2013-18)


Şimdi Beyaz Saray'a bağlanıyoruz.

Dışişleri Bakanlığı için tercih edileceğinden neredeyse emin olan Francis Underwood, makamı başkasına kaptırdığını öğrendiğinde büyük yemin etti. Yemin etmedi de, 'tamam lan siz kaşındınız' gibi triplere girdi.
Yetenekli de bir adam olan Underwood, insanları yönetmeyi, ikna etmeyi çok iyi beceren bir yapıya sahip. Dışişleri Bakanı değil ama sonuçta milletvekili ve bu hala kullanabileceği güçleri olduğunu anlamına gelir.
Bundan sonrası, heyecanla izleyeceğiniz 13 bölümde, işleri nasıl kendi lehine çevireceğini anlatan bir adamın başarı öyküsü. Baya baya anlatıyor çünkü arada.
Etrafına, doğru insanları toplayıp, kafandaki plana sadık kalmalarını istiyorsun, öyle yapmaları için de onları buna mecbur ediyorsun. Ama tabii ki aksilikler olacaktır. Hayat hep böyledir.


Bu diziyi özel yapan ne?
Girişte oyuncudan çok yapımcı adı geçmesi mi? İlk iki bölümünün yönetmenliğini David Fincher'ın yapmış olması mı? Yoksa Kevin Spacey mi?
Benim diziyi neden izlediğim sorulardan belli oluyor bence.


Kevin Spacey ... Francis Underwood (çılgın milletvekili)
Robin Wright ... Claire Underwood (çılgın milletvekilinin en az onun kadar çılgın karısı)
Kate Mara ... Zoe Barnes (gazeteci kız, olmazsa olmazımız)
Corey Stoll  ... Peter Russo (alkolik milletvekili, güzel malzeme:)
Michael Kelly  ... Doug Stamper (çılgın milletvekilinin her işi halleden yardımcısı)
Sakina Jaffrey ... Linda Vasquez (yetersiz başkan'ın her işi halleden yardımcısı)
Kristen Connolly ... Christina Gallagher (alkolik milletvekilinin yardımcısı, her türlü)
Constance Zimmer ... Janine Skorsky (diğer gazeteci kız)
Michael Gill ... President Garrett Walker (yetersiz başkan:)


Netflix, dijital dağıtım yapan, yani DVD kiralayıp/satıp para kazanan bir şirket. Başlarda postayla yaptıkları bu işi şimdi internet üzerinden yapıyorlar. İlk sezonun tüm bölümleri 1 Şubat 2013'te internetten izletilmeye/dağıtılmaya başlandı. Nasıl para kazandılar hiçbir fikrim yok çünkü dizi, 2 Şubat'ta dizi-mag.com'daki yerini almış.

Produced by
Karyn McCarthy .... producer
Keith Huff           .... producer
Rick Cleveland  .... co-executive producer
Sarah Treem  .... co-executive producer
Beau Willimon  .... executive producer
Andrew Davies  .... executive producer
Michelle Dobbs .... executive producer
John P. Melfi   .... executive producer
Kevin Spacey  .... executive producer
Dana Brunetti .... executive producer
Joshua Donen .... executive producer
David Fincher .... executive producer
Eric Roth  .... executive producer

Yani diyeceğim şu, bu adamlar bu işe para yatırmış ve daha ikinci günden düşmüş internete, nereden kazandılar bu kadar? Kazandılar ki ikinci sezon çekiliyor şimdi.
Bu şirketin dağıtıcısı olduğu filmler/diziler internet üzerinden kullanıcısına HD görüntü kalitesinde ve emek hırsızlığı olmadan ulaştırılıyor ya, bilinçli birey veriyor bölüm başı 3 dolarını izliyor.. Parayı böyle kazanıyolarmış..



İzlediğimiz ilk 13 bölümün yazar yönetir kadrosu da şu şekil:



Şimdi de hikayenin çocukluğuna inelim mi?
1989 senesine gidiyoruz. İngiliz muhafazakar politikacı Michael Dobbs'un halen aktif olarak siyasetin içindeyken kaleme aldığı romanı 'House of Cards' çok satanlar listesine girdi. Epey ses getiren bu roman senaryo yazarı Andrew Davies tarafından uyarlanarak BBC tarafından dört bölümlük bir mini dizi yapıldı. Yazarlıkta epey başarılı olduğu görünen Dobbs'un birçok romanı yayınlandı. House of Cards'ta yarattığı karakter Francis Urquhart'ın iki romanı daha yazıldı ve televizyona taşındı.

Günümüzde ise Beau Willimon, Francis'i Amerika'da, Beyaz Saray'da hayal etti ve böyle bir işin yaratıcılığını üstlenmiş oldu.


-Kevin Spacey zaten cuk oturmuş Francis rolüne, diyecek bir şey yok.
-Kate Mara, gazeteci kız rolüyle, Happythankyoumoreplease (2010)'deki Mississippi ile yaptığından daha fazlasını yapıyor bana. Çok başarılı bence.
-Corey Stoll var tabii bir de, Midnight in Paris (2011)'te Hemingway rolüyle geçti üstümüzden, orada da çok başarılıydı burada da çok başarılı. Her izlediğim filminde başka bir suratla oynuyor resmen.


03.08.2013

Ve beklenen 2. sezon 14 Şubat'ta seyircisine kavuşur. Artık dizimag tarih olduğu için torrent kovaladık, altyazı bekledik, sindire sindire izledik derken dün bitirdim diziyi.


İlk sezon sonunda Başkan Yardımcısı olan bir milletvekili idi Underwood. İkinci sezona Başkan Yardımcısı başlayıp, Birleşik Devletler Başkanı olma macerasına tanıklık ediyoruz.

Çok detaya girip asit kaçırmak istemiyorum ama bazı bölümleri var ki finaliyle ağzım açık kaldı bir süre.. Olmazsa olmaz gözüyle baktığım gazeteci kız Zoe ilk bölümde hikayeden çıkıyor. Nasılı çok acayip!


Francis ve Claire Underwood yine merkezdeler hikayede, diğer öne çıkan karakterler ise:
Francis'in yardımcısı Doug ve onun karmaşık tutkusu Rachel (Rachel Brosnahan);
45. Birleşik Devletler Başkanı Garrett Walker ve eşi hanımefendiler ve üçüncü sezonda rolünün iyice büyüyeceğini düşündüğüm Jackie Sharp (Molly Parker)..

Bu arada fark ettiniz mi bilmem ama Walker, Amerika'nın Obama'dan sonraki Başkanı'nı canlandırıyor. Zaman belirtilmiyor ama o 44 bu 45.. Francis ile 46 oldu.
Sayılara girmişken, geçen sezon 3 bölüm yöneten James Foley, adeta projeyi sahiplenerek bu sezon 6 bölüm yönetiyor. Aktris asıllı Jodie Foster ve -dizinin Claire'ı- Robin Wright da birer bölüm yöneterek heveslerini gidermişler. Bölümlerde çok imza niteliğinde hareketler görmedim ama güzel hareketler tabii ki vardı.


Bir de kafama takılanlar, Gillian (Sandrine Holt) vardı ya hani, hasta kız, Claire'ın yanında çalıştı bi dönem; o bu sezon da bi girdi çıktı, Claire'ın yerine geçecekti.. Muhtemelen geçti ama görmedik hiç.. Claire bıraktı çünkü ofisi.. O kızı sevmiştim ben ya..

Bakalım Frank Underwood'un Başkan'lığı nasıl olacak, 3. sezonda..


13.03.2014


Diğer iki sezona göre enerjisi biraz düşük 3. sezonda, Başkan Vekili olarak, çok istediği odaya kavuşuyor Frank. Ancak yine de tam bir Başkan olmak için önündeki seçimi kazanması gerekiyor. Önce bi "Tamam, ben Başkan olmayacağım, sadece bana verilen görevi seçime kadar sürdüreceğim, sonra da yeni Başkan'a devrederim." deyip sempati topluyor. İşsizliği çözmek için çalışmalar yapıyo falan yani bi göze giriyo.. Ama yine istediği yerlere adamlarını yerleştirme peşinde.. Başsavcılığa önerdiği Heather Dunbar (Elizabeth Marvel), sürpriz bir hamleyle başkanlığa aday oluyor. Frank durur mu, işler değişti deyip, o da adaylığını açıklıyor. Ya n'olacaktı?! Bir de Remy'nin aşığı Jackie'yi de aday yapıyor ki dikkat dağıtsın.. Bu arada Doug'ın sahnelere geri dönüşünü de bu sezon izliyoruz.

Bu sezon sanki biraz ara sezon gibi geçiyor, 4'e hazırlık.. Seçimin ilk ayağını kazanıyor öyle bitiyor sezon.. Diğerleri kadar çarpıcı değil ama yine heyecanla izletiyor..

Bu sezonun yazan yöneten tablosu da şöyle:


Ağustos 2015


Beklenen oldu! Ortalık karıştı.. Bu sezon iyice güzel.. Dunbar ve Underwood'un aynı partiden koydukları Başkanlık adaylıkları, itinayla savaşa dönüştü. Birbirine oyun oynayarak yarışacakları tahmin edilirken Dunbar dürüstlüğünün kurbanı oldu, yarıştan çekilmek zorunda kaldı. Evlilikleri pek iyiye gitmeyen Claire ve Frank Underwood çiftinin de durumları toparlaması iyi haber kısmına yazılabilir. İyi haber dedim bak, bu dizi kötü adamı sevdiren, kötülüğü öven bi dizi, kötülerin güç kazanması iyi haber oluyo mesela.. Bir dakika, gerçekten Frank'in kötü adam olduğunu düşünmüyorum herhalde..


Demokratların en muhtemel adayının Frank olması, Cumhuriyetçilerin adayı Conway'le muhtemel rakip yapıyor onu. Conway'in eli daha sağlam gibi, genç ve dinamik bir Başkan adayı.. Sürekli Instagram, Twitter takılıyo, taş gibi karısı ve iki ufak çocuğuyla idol aile portresi çizip, huzur vaadediyor. (Joel Kinnaman ve Dominique McElligott) Gergin Underwood çiftinin ise kazanmak için başka yollar denemesi gerekiyor. Öte yandan, bir gazeteci, Frank'in zamanında nasıl oyunlar edip, bi şekil Oval Ofis'e konduğunu deşifre etmeye çalışıyor.. Yetmiyo gibi işe Suriye meselesi ve Müslüman terörizmi karışıyo.. Hem de seçimler yaklaşırken bu kadar çetrefilli işin gerçekleşmesi Frank'i iyice kızdırıyor.


Asıl şeyi demedim bak. Frank, seçim mitingi için gittiği bir üniversitede suikaste uğruyor. Yazık en yakın koruması Meechum şehit. Frank komada iken Zoe'yle yiyişiyor. Alın size dizinin tek falsosu, Zoe'yi oynayan Kate Mara ilk sezon vardı ve saçlar uzundu, öldü. Frank rüyada Zoe'yle birlikte ve Kate'in saçlar yeni moda, kısa.. Neden?

Bu sezonun yazar-yönetir ekibi ise şu şekil:


Ve bu sezonla beraber dizide James Foley'den sonra -7 bölümle- en çok yönetmenlik yapan isim, -bu sezon iyice Frank'leşen Claire'ı oynayan- Robin Wright oluyor..

190316


Ve beşinci sezon.. Francis çok istediği Başkanlık mevkisine kavuşuyor. Sıkı rakibi Conway ile son ana kadar başa baş giden Underwood, sistemin açığını buluyor ve tabii ki kazanıyor. Geçen sezon hayatını yazmasını için işe aldığı yazar Tom'u bu sezon iyice Claire'a kaptıran Francis, bir türlü Başkanlığın tadına varamıyor. Çünkü kafa zehir. Fark ediyor ki Oval Ofis'ten de öte başka bir güç var, neden kapanıyorum bu ofise.. Başkan Yardımcısı Claire Underwood zaten ofisteki işlere bakacaktır. Ve sezonun başından beri içimden geçen, ki alt metinlerde de sürekli bahsedilen Claire'ın Başkanlığı bomba haber işte.. "My turn!" dedi olum, daha ne desin..


Sezona Conway'in danışmanı olarak başlayıp rakip takımda Başkan Yardımcısı olarak bitiren Mark Usher ve bir anda kendine saygın bir pozisyon bulan diğer isim Jane Davis sezonun dikkat çeken karakterleri oldu. Birkaç sezondur kadroda olan ama bu sezon yıldızı parlayan ketum sekreter LeAnn Harvey ise ilk kez insani faaliyetlerde bulunuyor; öpüşüyor, sevişiyor.

Campbell Scott ... Mark Usher
Patricia Clarkson ... Jane Davis
Neve Campbell ... LeAnn Harvey
Paul Sparks ... Thomas Yates

Yani bu sezon da yine insanı mest ediyor House of Cards! Teknik vizyonu şaşmaz bir kalitede seyrediyor, olaylar hiç tempo düşürmeden etkilemeye devam ediyor.

11.06.2017


Üst akıl Frank Underwood siyasetin en üst mertebesinin Amerikan Başkanlığı olmadığını fark edip koltuğu Claire'a bırakıp dünyayı özelden yönetme planları yaptığını açıklamıştı. Nereden bilecekti ki taciz iddialarının asıllı çıkacağını ve canlandırıcısı Kevin Spacey'nin yediği her boku itiraf edip dizinin de kariyerinin de içine sıçacağını... Kevin'dan önce Frank olarak istifasını verip yakmıştı ortalığı, içine doğmuş gibi... Neyse olan oldu, final olacak sezon Frank öldü diye başladı.

Claire'ı Başkan oldu!.. Frank hayalet!.. Doug, Frank'in adamı, sağ kolu, köpeği; Doug üzgün!.. "Frank'siz nasıl olacak yea!" herkesin endişesiydi.. Aslında çok da iyi oluyor gibiydi.. Tam da House of Cards ruhuna uygun görünüyordu hikayeyi bağlama şekilleri... Hatta yer yer Claire neredeyse Frank'in yerini doldurabiliyor gibi oldu ama yok ya.. Seyirciyle konuşma, dördüncü duvarı yıkma konusundaki acemilikleri bozuyordu her şeyden önce.. Keşke o Frank'in özelliği olarak kalsaydı ama neyse çok da şey yapmak istemiyorum..

Hayal kırıklığı!.. Başka söze gerek yok!.. Zaten Netflix Türkiye'nin diziyi zamanında veremeyecek olması, bizi paramızla rezil etmesi, sene olmuş bilmem kaç hala 1xbet reklamının sesini kapatmaya çalışmam falan olacak şey değil...


11.11.2018
Oku..