Alice BoxSet


Lewis Carroll'ın 1865'te yayımlanan Alice's Adventures in Wonderland kitabında John Tenniel illüstrasyonları da yer almakta. Bu çizimler önemli çünkü o zamandan bugüne görsel mecra uyarlamalarında bu illüstrasyonlar esas alınıyor; çizgi romanları, çizgi filmleri, sinema filmleri.. Fantastik edebiyatın önemli eserlerinden olan bu maceranın devamı da 1871'de Through the Looking-Glass ismiyle gelmiş. Alice'ten başka kalıcı bir eseri bulunmayan yazarın aslı şairdir. Zaten Alice de komşunun küçük kızıdır.

Şimdiye kadar pek çok sinema uyarlaması yapılan maceraların en dişe dokunuru Tim Burton yönetimindeki Alice in Wonderland (2010) ve Tim Burton yapımcılığında James Bobin yönetiminde Alice Through the Looking Glass (2016) filmleri.


Alice in Wonderland (2010), 19. yy ortalarında maceraperest babasının maceraperest kızı olan Alice'in, normal bir çocuğunkinden biraz daha aktif bir hayal gücüyle büyümesini anlatarak başlıyor. Babasını kaybettikten sonra annesiyle baş başa kalan genç Alice, herkesin gözünde evlilik çağına gelmiştir. Oysa "Hele daha bi durun ya" demektedir. Tam herkesin önünde evlenme teklifi aldığı sırada gördüğü, ceketli bir tavşanın peşinden gider. Tavşan Alice'i bir kuyuya çeker ve burası Harikalar Diyarı'dır. Çocukken geldiği bu yeri yavaş yavaş hatırlar Alice, Wonderland'in rüya değil anı olduğuna ikna olunca da işe koyulur. İki kız kardeş olan Beyaz Kraliçe ve Kırmızı Kraliçe, tacı paylaşamamaktadır. Beyaz Kraliçe, Alice'in yardımıyla Kötü Kırmızı'yı yenip Krallığı kurtaracaktır.

Alice Through the Looking Glass (2016)'te ise arkadaşlarının yine Alice'e ihtiyacı vardır, Şapkacı iyice kafayı yemiş, kendini ölüme terk etmiştir. Derdi de ailesinin yaşıyor olduğuna inandığı halde onları bulamamasıdır. Alice, Zaman'ın yanına gider ve geçmişe ufak bi kaçamakla Şapkacı'nın ailesini kurtarma planı yapar. Ama geçmişi değiştiremeyeceğini çabucak öğrenir. Bu arada Kırmızı Kraliçe de geçmişe gidip tacı geri alma peşindedir.


Bu iki filme de puanım 6/10'dır, güzel filmler ama sanki bi şeyi eksik ikisinin de. Her iki film de Şapkacı rolündeki Johhny Depp reklamıyla çıktı ama ben Depp'i çok silik buldum hikayede. Hele ilk filmde iyice zayıf. Ki bak ne güzel de kadro var ortada: Mia Wasikowska, Helena Bonham Carter, Anne Hathaway, Sacha Baron Cohen..

Bu arada Alice in Wonderland (2010)'in üç Oscar adaylığından iki heykelcik çıkardığını da not etmek gerekir bir kenara.. En İyi Kostüm Tasarım ve En İyi Sanat Yönetimi..

111216
Oku..

Grimsby (2016)


Normalde hikayelerini, kendi üstlendiği ana karakterle kuran İngiliz komedyen Sacha Baron Cohen, bu filmde iki kardeşin hikayesini anlatıyor. Tabii yine kendi oynadığı karakter -kardeşlerden biri- abartılı şekilde saçmalanmış; fakat gerçeğe yakın duran diğer kardeş de hiç aşağı kalmamış..

James Bond'un meslektaşı, MI6 ajanı Sebastian, çok küçükken ailesinden, biraz sonra da abisinden ayrılmış.. Zengin bir ailede evlatlık büyümüş ve şu an ajan işte.. Diğer kardeş Nobby de varoşta kendi ayakları üzerinde durmuş, bir deste çocuk yapmış ve hep küçük kardeşini arayıp durmuş.. Dünya Sağlık Örgütü WHO'ya sızan kötü düşünceli elit insanlar, varoş yüzünden abaran dünya nüfusunu azaltmak için cihana ölümcül hastalık salma planları yapmaktadır.. Ajan kardeş bu durumu engellemeye çalışacak, kardeşi de ona bu macerasında yardımcı olacaktır..

Film, çok güzel eleştirel bakışlar yakalasa da tam ne söylediği anlaşılmayacak saçmalıktadır. Cohen'in olayı bu zaten di mi?.. Bi sahnede Nobby, varoş tayfayı gaza getirmek için şöyle bi şey söylüyo mesela, "Bize pislik deyip, kalabalık olduğumuzdan yakınıp, hepimizi yok etmek istiyorlar. Evet belki pisliğiz, hatta iğrenç bir kalabalığız ama bizi yok etmek isteyeni biz yok ederiz" falan gibi bi nutuk sonrasında kötü kadının peşine düşüyorlar.. 


Cinselliği kullanma şekli, çocuk psikolojisini sallamama, hiç adam seçmeden herkesle dalga geçme huyları olan Cohen, bu filmde de dünyayı kurtarmak için havai fişek füzesinin üstüne oturuveriyor, feda ediyor kendini hemen.. Ajanlardan kaçtıkları bi sahnede saklanmak için fil vajinasına giriyorlar kardeşiyle.. Tam o sırada fillerin seks partisi başlıyor.. Hayatta göremeyeceğiniz saçmalıklar bu filmde oluyor.. 

Şimdi sırf yerli yapım diye Recep İvedik düşmanı olup, sonra oturup bunları övmek de çok hoşuma gitmiyor ama prodüksiyon ortada.. Ayrıca Sacha Baron'un sınırsız hayal gücü her seferinde yeni bir tip yaratmaya müsait: Ali G, Borat, Brüno.. Bunlar hep referans oluyor.. Filmin yönetmeni ise kendini ispatlamış bir kardeşimiz, Transporter Serisi'nin ilk iki filminin, The Incredible Hulk (2008)'ın ve Now You See Me (2013)'nin yönetmeni Louis Leterrier.. Hele bir de kadroya bak: Mark Strong, Rebel Wilson, Penelope Cruz, Annabelle Wallis ve tabii ki Isla Fisher.. Bir de Tamsin Egerton ismi geçiyor künyede fakat ben bu güzelliğe filmde rastlamadım.. "Lan lan, gördün mü kızı, çok güzeldi" derler ya yanında geçen bi afet için ve hani sen hiç görmemişsindir onu, çok merak edersin, öyle bi şey..

Filme puanım 5.. Ama toplum baskısı olmasa 7 veriridim galiba.. %20'yi zor tutuyorum..

050616
Oku..

Talladega Nights: The Ballad of Ricky Bobby (2006)


İsminden de anlayacağınız üzere çok kaliteli bir film değil. Yönetmeni Adam McKay, Step Brothers (2008)'ın da yönetmeni ki o baya bi güzel komediydi. Normalde televizyoncuyken Will Ferrell'ın gazıyla sinemaya atıldı ve Ferrell'ın hikayelerinin senaryosuna yardım edip perdeye taşıdı Adam. Dört uzun metraj film yönetmenliği var ve hepsi Will Ferrell işi.



Will Ferrell ise kariyerine dizi oyunculuklarıyla başlayıp sinemada karakter rollerine yükselen bir komedyen. Kendi projeleri dışında başrolü yok, hep karakter oyuncusu. Normal olarak tabii. İşte yazarlığı da var, alıyor McKay'i yanına hazırlanıp çekiyorlar filmlerini.


Ben bu filmi neden izledim? Normalde olsa afişinden dahi soğuyacağım bir film ama kadroda Will Ferrell ve Ferrell'ın bi değişiği olan John C. Reilly (bana hep abi kardeş gibi geliyor bu ikisi) ikilisine eşlik eden dünya tatlıları Leslie Bibb (Iron Man filmlerindeki gazeteci kız) ve Amy Adams (en son Man of Steel (2013)'in Lois Lane'i); filmin sayfasına gitme sebebim Sacha Baron Cohen; ve The Green Mile (1999)'da ki koca adam Michael Clarke Duncan var filmde.


Film, hız tutkunu bir babanın çok küçük yaştaki oğluyla karısını bırakıp, özgür ruhunun peşinden gitmesiyle start alıyor ve o çocuğun büyüyüp bir ralli pilotu olmasıyla devam ediyor. Babasının verdiği vizzo öğüt "Birinci değilsen, sonuncusundur" Ricky'nin hayat felsefi oluyor. Çok başarılı bir yarışçı olan Ricky ile arkadaşlığa, aşka, rekabete ve aile bağlarına dair ne varsa işleniyor.


-dikkat çok memeli paragraf-
Leslie Bibb tamam tatlı hatun ama çok bi memesi olmamasına rağmen, tribünde memesini açarak yarışçıyı tavlayan kızı oynuyordu. Ricky'nin asistanını oynayan Amy Adams da ekranda göründüğü anda doğrulmama neden olan güzelliğe sahip olmasına rağmen onun da mevzu edilecek kadar bi memesi yok ve filmin sonunda bu iki az memeli durduk yere memelerini kapıştırıyorlar. Hani kızlar kötü değil de yanlış yerden girince olay kötü durmuş onun için yani. Meme konusunda eyyollamam bu kadar. Leslie Bibb'in afişteki memeler de photoshop..


Sacha Baron Cohen ise Ricky'ye rakip olarak taa Avrupalardan, Fransa'dan gelen bir yarışçıyı oynuyor. Ya genel olarak kötü film işte, ama oyuncular için izlenir izlenirse. Aklınızda bulunsun.

24.08.13
Oku..

Sacha Baron Cohen ve Filmleri


İngiliz komedyen Cohen, her yarattığı karakterle tepki çeker. Mutlaka birilerinin zoruna gider yaptıkları. Televizyonda, yarattığı Ali G tiplemesiyle şov programı sunmaya başlamış ilk önce. Ali G, beyaz bir repçidir ama kendini siyah zanneder. Bu arada Borat adında Kazakistanlı bir haberci olan yeni bir tipleme çıkarır ortaya. 'Da Ali G Show'da bu iki karakterle çıkar hep seyirci karşısına.
Cohen, karakterleri gibi yaşamasıyla bilinir, normal haliyle karşılaşmak çok zordur. Ali G'yi, Ali G Indahouse (2002) ile beyaz perdeye taşırken yönetmenliğini Mark Mylod yapmıştır.


Eşcinsel moda yazarı Brüno tiplemesi yaratıldığında 'Da Ali G Show' kaldığı yerden bu üç tiplemeyle devam eder. Daha sonra Cohen, Adam McKay'in Talladega Nights (2006) filminde Jean Girard rolünde imiş ben de şimdi öğrendim indiriyorum hemen.

Sonra da Borat'ın filmi geliyor. Larry Charles yönetimindeki Borat (2006) en iyi uyarlama senaryo dalında Oscar'a aday gösterildi. (Karakter başka projeler dahilinde yaratıldığı için senaryo uyarlamaya giriyormuş, ilginç detay..) Senaryosunu aralarında Todd Phillips'in de (Hangovers) bulunduğu bir yazar ekibi hazırlamıştı ancak rakip güçlüydü, The Departed (2006) aldı. Derken, Ali G'nin pabucu dama atıldı Borat meşhur olunca.


Tim Burton'ın efsane müzikal filmi Sweeney Todd: Demon Barber of Fleet Street (2007)'te Pirelli rolüyle harikalar yarattı. Gerçi o filmdeki bütün karakterler harikaydı. Sonra Brüno (2009) tekrar Charles yönetiminde film oldu. Bu Cohen'in en tepki çeken karakteri oldu, eşcinsel olduğu için abartıya gelmiyordu, hemen rahatsız ediyordu milleti. 2009'da MTV müzik ödüllerinde Eminem'e yaptığını hatırlayınız. Adam töreni terk etti yahu :)


Martin Scorsese'nin Hugo (2011)'sunda İstasyon Görevlisi rolüyle yine çok başarılıydı. Bu arada film indi, yazıyı bitirip hemen filme başlamak istiyorum. Son olarak yarattığı karakter Wadiye Cumhuriyeti'nin lideri Admiral General Aladeen. İlk olarak Saturday Night Live'da seyirciyle buluşan tiplemenin filmi The Dictator (2012) yine Larry Charles tarafından yönetildi.
Kendi yarattığı bu dört karakter dışında oynadığı rollerle de oyunculuğu takdir topladı, en son Les Miserables (2012)'te Thenardier rolündeydi.


Yahudi asıllı Cohen, televizyon şovu 'Da Ali G Show' ile en iyi komedi programı BAFTA'sını almıştı. Ayrıca 2010'dan beri Isla Fisher ile evli ve iki çocukları var.


19.08.2013
Oku..

Les Miserables (2012)


Victor Hugo'nun ölümsüz eseri Sefiller, Fransız Devrimi etkisinde yazılmış, romantizm akımının önemli eserlerinden. İlk kez 1909 senesinde filme alınan hikaye günümüze kadar çok kez tv veya sinema filmi olarak çekildi; tv dizileri yapıldı. Sefilller, Hugo'nun, Notre Dame'ın Kamburu ile beraber en çok filme çekilen hikayelerindendir. (bkz. The Hunchback (1997))Yetmezmiş gibi uzun zamandır Broadway'de en çok izlenen müzikallerden biri olmayı da sürdüren hikaye, bir de bu haliyle sinemaya uyarlanmış. The King's Speech (2010) filmiyle kariyerinde önemli bir adım atan İngiliz yönetmen Tom Hooper, sinemaya taşınan müzikal Sefiller'le başarısını sürdürüyor.
Başrol Hugh Jackman'a, Russell Crowe, Anne Hathaway, Amanda Seyfried, Helena Bonham Carter ve Sacha Baron Cohen gibi isimler eşlik ediyor.


Normalde müzikal filmler, bir sıfır önde başlar bende. Ama bu uyarlamayı çok beğenmedim. Kötü değil ama iyi de değil. Özellikle son zamanlarda, iki buçuk saatin altında film yapılmamaya başladığından beri bir hareket arar oldum filmde; yoksa sıkıyor. Tamam bu hikaye için belki bu süre az bile gelebilir ancak işleyiş biçimi iki buçuk saati kaldıracak durumda değildi.

Broadway sahnesinde de Eponine karakterini canlandıran Samantha Barks

Gelelim asıl konumuza. 8 dalda Oscar adayı olan film, sıkıcı olmasına rağmen bazı konularda ödülü kaptırmaz gibi duruyor. En iyi film, erkek oyuncu (Jackman), yardımcı kadın oyuncu (Hathaway), makyaj, orijinal şarkı, sanat yönetimi, ses miksajı ve kostüm. Çekim boyunca canlı performans sergileyen oyuncular, bu konuda bir ilki başarmışlar. Normal bir müzikal seti öncesi, stüdyoda şarkıları kaydedip onun üstüne rollerini oynar oyuncular ancak bu sette çekim sırasında şarkıları da kaydedilmiş. Ayrıca Fransız Devrimi'ni canlandırdıkları filmde; sanat yönetimi, kostüm, makyaj gibi kategoriler ödül getirebilir. Hatta ben, Hathaway'in performansı da boş dönmez derim.

17.01.2012

Sıralı Tam Liste: Oscar 2013
Oku..