The Lobster (2015)


'Allah bilir ne demek istedi' tip yönetmenlerden Yunan Yorgos Lanthimos'un ikinci filmini izlemiş oldum. Yani ne diyim.. Yapıyolar işte böyle şeyler; biz de zaman ayırmaya, izlemeye çalışıyoruz, yetmiyo gibi bi de hakkında bi şeyler yazıyoruz.. Hikaye kurgusuna diyecek bir şey yok, güzel anlatılmış, oyuncular zaten olmuş tipler ve güzel de idare edilmişler belli ki (bunlarla film pırıl pırıl gözüküyor) ama anlatılan şeye dönüp bir bakıyorum, peh. Hal böyle olunca diyoruz ki senin derdin hikaye anlatmak değil, şov yapmak. Hele bi de böyle kadrolar kurup kurup, izlemek zorunda bırakıyolar insanı..


Nasıl oluyor o da belli değil, göya düşük bütçesi sebebiyle her yerde gösterime giremeyen, festivallerde seyirciye koşan yapımlar: Colin Farrell, Ariane Labed, Lea Seydoux, Rachel Weisz, Angeliki Papoulia, John C. Reilly ve Ben Whishaw.. Bi tek Angeliki çok ünlü değil gibi, onu da Ariane ile beraber oynadıkları Yorgos'un bir diğer filmi Alpeis (2011)'ten biliyorum. Güzel kadro kurmuş adam valla, başrol Farrell ve Seydoux özellikle cuk oturmuş yani..


David, karısından ayrılmış, boşlukta bir adamdır. Bir otel vardır, ormanın içinde, huzurun kucağında; çift etme kampı. Anladığım kadarıyla yalnız gelenler bütün eşyaları ve alışkanlıklarından kurtulup, hayatlarını düzene sokup eş bulma uğruna geliyolar. Üniforma gibi herkesin aynı kıyafeti giymesi isteniyor. 45 gün süre ve katı kurallar var; kurallara uy, dengin bi eş bul ve bize bildir. Gerçekten uygun olup olmadığın kontrol ediliyor ve uygunsan kampta çift olarak devam edebiliyorsun. Kamptan çıkılabiliyor mu bilmiyorum, hatırlamıyorum bahsedildiğini. Ha zaten çift olmak zorundasın galiba her türlü.. Ama kaçılabiliyor otelden. İlk kaçılan yer ormanda da, ayrı bir kamp var. Asiler kampı!.. Oteldeki sisteme karşı olanlar bunlar, otelde kalanlar tarafından avlananlar..
Bu arada o 45 günde çift olamazsan dönüştürme makinesinde hayvana dönüştürülüyosun, David'in dönüşmek istediği hayvan da ıstakoz, lobster.. Bu lobster o lobster..


Bambaşka bir dünya kurmuş, çok kasınca beyin yakan bir film. Ha, çok etkileyici hareketler, şovu şov yapan şeyler yok mu, var.. Zaten biraz da bunların hatırına ama en çok oyunculuklar hatırına 5/10 veriyorum filme. imdb.com puanı da 7,5.. Çok uzun zamandır izlenecekler listemi işgal eden bir filmden kurtulmanın mutluluğunu yaşadığım şu dakikalar da öğreniyorum ki film, altı farklı ülkenin ortak yapımındaymış. Kafayı yiyecem.. Çok değerli projeleri çüküne takan olmazken..

24.12.15

Film yıllandıktan sonra Oscar adaylığı verdiler iyi mi.. En İyi Senaryo Oscar'ı için yarışacak..

280117
Oku..

Talladega Nights: The Ballad of Ricky Bobby (2006)


İsminden de anlayacağınız üzere çok kaliteli bir film değil. Yönetmeni Adam McKay, Step Brothers (2008)'ın da yönetmeni ki o baya bi güzel komediydi. Normalde televizyoncuyken Will Ferrell'ın gazıyla sinemaya atıldı ve Ferrell'ın hikayelerinin senaryosuna yardım edip perdeye taşıdı Adam. Dört uzun metraj film yönetmenliği var ve hepsi Will Ferrell işi.



Will Ferrell ise kariyerine dizi oyunculuklarıyla başlayıp sinemada karakter rollerine yükselen bir komedyen. Kendi projeleri dışında başrolü yok, hep karakter oyuncusu. Normal olarak tabii. İşte yazarlığı da var, alıyor McKay'i yanına hazırlanıp çekiyorlar filmlerini.


Ben bu filmi neden izledim? Normalde olsa afişinden dahi soğuyacağım bir film ama kadroda Will Ferrell ve Ferrell'ın bi değişiği olan John C. Reilly (bana hep abi kardeş gibi geliyor bu ikisi) ikilisine eşlik eden dünya tatlıları Leslie Bibb (Iron Man filmlerindeki gazeteci kız) ve Amy Adams (en son Man of Steel (2013)'in Lois Lane'i); filmin sayfasına gitme sebebim Sacha Baron Cohen; ve The Green Mile (1999)'da ki koca adam Michael Clarke Duncan var filmde.


Film, hız tutkunu bir babanın çok küçük yaştaki oğluyla karısını bırakıp, özgür ruhunun peşinden gitmesiyle start alıyor ve o çocuğun büyüyüp bir ralli pilotu olmasıyla devam ediyor. Babasının verdiği vizzo öğüt "Birinci değilsen, sonuncusundur" Ricky'nin hayat felsefi oluyor. Çok başarılı bir yarışçı olan Ricky ile arkadaşlığa, aşka, rekabete ve aile bağlarına dair ne varsa işleniyor.


-dikkat çok memeli paragraf-
Leslie Bibb tamam tatlı hatun ama çok bi memesi olmamasına rağmen, tribünde memesini açarak yarışçıyı tavlayan kızı oynuyordu. Ricky'nin asistanını oynayan Amy Adams da ekranda göründüğü anda doğrulmama neden olan güzelliğe sahip olmasına rağmen onun da mevzu edilecek kadar bi memesi yok ve filmin sonunda bu iki az memeli durduk yere memelerini kapıştırıyorlar. Hani kızlar kötü değil de yanlış yerden girince olay kötü durmuş onun için yani. Meme konusunda eyyollamam bu kadar. Leslie Bibb'in afişteki memeler de photoshop..


Sacha Baron Cohen ise Ricky'ye rakip olarak taa Avrupalardan, Fransa'dan gelen bir yarışçıyı oynuyor. Ya genel olarak kötü film işte, ama oyuncular için izlenir izlenirse. Aklınızda bulunsun.

24.08.13
Oku..