The Beguiled (2017)


Ayartmak, kandırmak, aldatmak, aklını çelmek gibi Türkçe karşılıklara gelebilecek 'beguile' kelimesi geniş zaman çekimiyle karşımıza çıkıyor. Filmin Türkçe adının ise birebir çeviriden uzak durularak "Kadın Affetmez" olması uygun görülmüş. The Beguiled, 1966'da Amerikalı romancı Thomas P. Cullinan'ın yazdığı ilk kitabı. Ve bu kitap ilk olarak 1971'de Don Siegel yönetiminde sinemaya uyarlanıyor; dönemin ilgi gören filmlerinden oluyor. Ama mesela ben bu filmi değil de kitabı merak ettim, keşke Türkçe çevirisi olsaymış da okuyabilseymişiz bu romanı dedim. O kadar özgün ve ilgi çekici karakterler bir araya toplanmış ki, okumak istedim, kitaplığımda olsun istedim.


Sofia Coppola'nın gerilimli hikayeleri nasıl tatlı tatlı anlattığını takipçileri bilir. Süsü, şatafatı normalize edip çok şık görseller sunma çabasını da bilen bilir. Böyle derinliğine ikna olunan karakterler yaratma çabasını da izleyen görür. Sofia Coppola hakikaten çok başarılı, kaliteli bir sinemacıdır. Diğer bütün filmleri gibi bu filmine de bayıldım. Yani, hayır, gelmiş geçmiş en iyi film falan değil ama izlerken muhteşem keyif aldığım bir film. Kadro da şahane: Colin Farrell, Nicole Kidman, Kirsten Dunst, Elle Fanning..

Amerika İç Savaşı Dönemi, 1864 senesi, Virginia'da geçiyor hikaye. Koskoca Amerika, Güneyli Kuzeyli diye ikiye bölünmüş. Savaşın ortasında ama uzak bir köşede küçük bir okul. Beş kız öğrenciden oluşan bu eğitim yuvasında bir öğretmen bir de müdüre hanım var. Bu yedi kadının yaşadığı, yurt gibi, kurs gibi, okul denen bir yer burası. Savaşta birliği bombalanan onbaşı McBurney, bacağından aldığı yarayla ormana saklanır, saklandığı yerde de okulun öğrencilerinden Amy'ye denk gelir. Amy onu güç bela okula taşır ve hemen tedavisi başlar bu düşman askerinin.


Bir dombili baykuş, bir ülkücü türkücü, bir silik şey, bir mantar bükücü, bir ağır lolita, bir çekinik eğitmen ve bir de sıfırcı Martha'dan oluşan bu ortama süratli giriş yapan bir paralı askerin maceraları anlatılıyor. Kızların hepsinin evde bir erkek olmasının şaşkınlığıyla ve bu erkeğin asker ve düşman olmasının verdiği korkuyla yaşadıkları acayip duruma tepkilerini izliyoruz. Başta korkarak yaklaştıkları bu adama iyice ısınıp kaynaşan kızların yaşanan bir talihsizlik sonucu işlerin değişmesiyle neye uğradıklarını şaşırmaları bir oluyor.

Muhteşem sinematografik planlara ve oyuncu performanslarına sahne olan bu filmin sene başındaki ödül törenlerinde adının geçme ihtimali epey yüksek. Benim filme puanım 7/10.

25.10.2017
Oku..

Fantastic Beasts and Where to Find Them (2016)


Türkçe'de ilk baskısı 2002'de yapılan Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar? kitabının yazarı Newt Scamander'le JK Rowling sayesinde o zaman tanışmıştık. Bu bir rehber kitaptı. Rowling, Harry Potter serisinin yanında, Scamander takma adıyla yazmıştı bunu. Küçücük bi eser ama Harry Potter kitaplarıyla desteklenen bir dünya tabii ki. Her Harry Potter'cı da bilmez bunu ha, çoğu kofti..

Serinin filmlerinde bol bol denk geldiğimiz, belki de dünyasını gerçek yapanlardan biri de bu yaratıklardı. Hortkuluk'tan Böcürt'e kadar envai çeşit yaratık. İsimlerinin Türkçeleştirilmesi konusunda Sevin Okyay dehasını görüyoruz. Yazar kadar önemli çevirmen, hele de fantastik edebiyatta.

Neyse işte günlerden bir gün, geçen sene, önce film haberi sonra fragmanı geldi. Aman Allahım nasıl heyecan. "Star Wars hayranlarını şimdi anlıyorum" dedim. Çok benimsediğin bir seri, yıllar sonra yeni bir işle ortaya çıkınca baya heyecanlanıyormuşsun meğer. Aklım çıktı biraz. Sonra bekleyiş. Dün film geliş ve hemen izlemeye gidiş. Aksilikler oluş ha oluş.


Geç kaldım, ilk beş dakikasını kaçırdım, salona geç girdim diye kapıya en yakın kenar koltuklardan birine oturdum. Üç boyutlu film her açıdan aynı kalitede olmuyor demek ki. Üç boyuta söve söve izledim biraz. Benden daha geç kalan bir kız girdi, mal gibi ayakta kaldı, karanlıkta yerleşemedi bir yere, kaydım yana sırf otursun artık diye. Bi de soru soruyo, bu Fantastik Canavar filmi mi? Gözlük mü almak gerekiyordu? Araya kadar sıktım dişimi, ikinci yarıyı -boşlar arasından- en güzel yerde izledim. Yalnız arada şunu fark ettim, çoğunluk orta okul, lise.. Film de zaten onlara göre yapılmış..


Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar? kitabının yazarı Scamander (Eddie Redmayne), yeni keşifler için Londra'dan New York'a geliyor, bir bavulla beraber. Bavulu, kendisine ait bir hayvanat bahçesi aslında. Gelir gelmez bavulundan kaçan bir yaratıkla uğraşıyor, tekrar yakalaması, mümkünse bunu muggle'lara çaktırmadan yapması gerekiyor. Görmemesi gereken bir şey gören muggle'ların 'obliviate' ile anıları değiştiriliyor. Mr. Kowalski (Dan Fogler) istisna, çok yardımı dokundu diye ellemiyor onu Newt; Porpentina (Katherina Waterstone) ve Queenie (Alison Sudol) de renk katan tipler. Fakat o sıralarda bir karanlık büyücünün karanlık bir canavarla ortalıkta geziyor olması şehrin seherbazlarını teyazkkuza geçirmiş. Büyü Bakanlığı'nın cool seherbazlarından Graves (Colin Farrell) de işin başında.

Filmi çok beğenemedim, hikayesini ve efektlerini zayıf buldum. Çok Harry Potter havası yoktu filmde. Bu arada Senarist direkt JK Rowling, yönetmen David Yates. Hikayenin zayıflığı konusunda aslında çok emin konuşmak istemiyorum, başını kaçırdım nihayetinde ama efektlerde sıkıntı var; daha doğrusu yaratıklarla etkileşimde olunan sahnelerde, mesela Newt Şahgaga'nın başını okşarken eli tam oturmuyor, belli yani, kolpa. Artık bu efekt problemi midir, oyuncu yönetimi problemi midir bilmem, yönetmen çözsün bu işleri. Benim filme puanım 5/10.

20.11.16


Filmi tekrar izledim ve hikayesi hakkında fikrim çok değişmedi. Yazıdan sonra da birinden "Johnny Depp'i hiç yazmamışsın" yorumu almıştım; kötü adam olarak bir sahnede görünüyordu, çok heyecanlanmamıştım açıkçası, ondan yazmadım. Ama var yani kadroda, belirtmek gerekir..

Bu dipnotu girmemin asıl amacı da filmin Oscar kazanmış olması. Bu, yıllarca çeşitli teknik kategorilerde Oscar'a adaylığı açıklanan ama hiç ödül alamayan Harry Potter serisinin ilk heykelciği sayılabilir; altında En İyi Kostüm Tasarımı yazıyor ve dört Oscar'lı sanatçı Colleen Atwood'a gidiyor..

010317
Oku..

The Lobster (2015)


'Allah bilir ne demek istedi' tip yönetmenlerden Yunan Yorgos Lanthimos'un ikinci filmini izlemiş oldum. Yani ne diyim.. Yapıyolar işte böyle şeyler; biz de zaman ayırmaya, izlemeye çalışıyoruz, yetmiyo gibi bi de hakkında bi şeyler yazıyoruz.. Hikaye kurgusuna diyecek bir şey yok, güzel anlatılmış, oyuncular zaten olmuş tipler ve güzel de idare edilmişler belli ki (bunlarla film pırıl pırıl gözüküyor) ama anlatılan şeye dönüp bir bakıyorum, peh. Hal böyle olunca diyoruz ki senin derdin hikaye anlatmak değil, şov yapmak. Hele bi de böyle kadrolar kurup kurup, izlemek zorunda bırakıyolar insanı..


Nasıl oluyor o da belli değil, göya düşük bütçesi sebebiyle her yerde gösterime giremeyen, festivallerde seyirciye koşan yapımlar: Colin Farrell, Ariane Labed, Lea Seydoux, Rachel Weisz, Angeliki Papoulia, John C. Reilly ve Ben Whishaw.. Bi tek Angeliki çok ünlü değil gibi, onu da Ariane ile beraber oynadıkları Yorgos'un bir diğer filmi Alpeis (2011)'ten biliyorum. Güzel kadro kurmuş adam valla, başrol Farrell ve Seydoux özellikle cuk oturmuş yani..


David, karısından ayrılmış, boşlukta bir adamdır. Bir otel vardır, ormanın içinde, huzurun kucağında; çift etme kampı. Anladığım kadarıyla yalnız gelenler bütün eşyaları ve alışkanlıklarından kurtulup, hayatlarını düzene sokup eş bulma uğruna geliyolar. Üniforma gibi herkesin aynı kıyafeti giymesi isteniyor. 45 gün süre ve katı kurallar var; kurallara uy, dengin bi eş bul ve bize bildir. Gerçekten uygun olup olmadığın kontrol ediliyor ve uygunsan kampta çift olarak devam edebiliyorsun. Kamptan çıkılabiliyor mu bilmiyorum, hatırlamıyorum bahsedildiğini. Ha zaten çift olmak zorundasın galiba her türlü.. Ama kaçılabiliyor otelden. İlk kaçılan yer ormanda da, ayrı bir kamp var. Asiler kampı!.. Oteldeki sisteme karşı olanlar bunlar, otelde kalanlar tarafından avlananlar..
Bu arada o 45 günde çift olamazsan dönüştürme makinesinde hayvana dönüştürülüyosun, David'in dönüşmek istediği hayvan da ıstakoz, lobster.. Bu lobster o lobster..


Bambaşka bir dünya kurmuş, çok kasınca beyin yakan bir film. Ha, çok etkileyici hareketler, şovu şov yapan şeyler yok mu, var.. Zaten biraz da bunların hatırına ama en çok oyunculuklar hatırına 5/10 veriyorum filme. imdb.com puanı da 7,5.. Çok uzun zamandır izlenecekler listemi işgal eden bir filmden kurtulmanın mutluluğunu yaşadığım şu dakikalar da öğreniyorum ki film, altı farklı ülkenin ortak yapımındaymış. Kafayı yiyecem.. Çok değerli projeleri çüküne takan olmazken..

24.12.15

Film yıllandıktan sonra Oscar adaylığı verdiler iyi mi.. En İyi Senaryo Oscar'ı için yarışacak..

280117
Oku..

Saving Mr. Banks (2013)


Masal gibi filmmiş. Gerçek hikayeden şekillenmiş..

Mary Poppins (1964) diye bir film var, izlediniz mi? Ben izlemedim. Walt Disney Pictures'ın sahibi Walt Disney'in zamanında çok uğraştığı bir filmmiş. P.L. Travers hanımefendinin yazdığı bir kitap varmış, Walt çok istemiş Mary Poppins'in haklarını satın alıp film yapmayı. Mrs. Travers biraz huysuz bir kadın olduğu için çok kolay olmamış bu izni almak. 20 sene peşinden koşturmuş koca Walt Disney'i.

Mrs. Travers'ın gudubetliği maddi sıkıntıya düşmesiyle biraz azalmış ama koşmadığı şart, yapmadığı eziyet kalmamış Walt'a ve kitabı senaryolaştıracak ekibe. Tabii bu ketumluğun da arka planı varmış.


Bizi bu dünyaya sokan senaristler Kelly Marcel ve Sue Smith, yönetmen ise John Lee Hancock'muş. Mr Banks, Mary Poppins'teki bankacı adammış. O da aslında Mrs. Travers'ın babasıymış. Walt, Tom Hanks'miş, Mrs. Travers da Emma Thompson'mış. Emma küçükken babası Colin Farrell annesi Ruth Wilson'mış. Walt en sonunda Emma'yı ikna edip Mary Poppins'i film yapmış.

Yazık, olan senaristler B.J. Novak, Jason Schwartzman, Bradley Whitford ve şoför Paul Giamitti'ye olmuş. Ama Walt, kızlarına verdiği sözü tutmuş olmuş. Hem Mr. Banks'i de kurtarmış, o çok iyi bir babaymış. Film, 'en iyi film müziği' kategorisinden de Oscar için aday gösterilmiş. Biz çıkalım kerevetine..

Sıralı Tam Liste: Oscar 2014

20.01.14
Oku..

Seven Psychopaths (2012)


Ben pek sevmedim peşin peşin söylüyorum bak. Ama kadro çok iyi Sam Rockwell, Christopher Walken, Tom Waits, Woody Harrelson, Colin Farrell ve azıcık Abbie Cornish'le azıcık da Olga Kurylenko.


Colin Farrell bir film senaryosu üzerinde çalışan yazarı oynuyor. Hikayesinde -kaç tane oldukları konusunda biraz sıkıntılarım var- psikopatlar yer alıyor. Film boyunca anlatılan psikopatlık hikayelerinin gerçek hayattan seçildiği fark ediliyor ama bir tek Vietnamlı olayı kurgu kalıyor sanki. Bilmiyorum ya çok sarmadı ya film, çok düşünmedim de üstüne. Ama işte genel olarak bir yazar ve bir avuç psikopat hikayesi. Ha köpekler var bir de.


Filmin yazarı ve yönetmeni Martin McDonagh'ın, daha önce bir kısa bir de uzun metraj filmi bulunuyor. Six Shooter (2006)'la 'en iyi kısa film' Oscar'ını almış ve başrolünde Colin Farrell'ın olduğu In Bruges (2008) filmiyle de 'en iyi senaryo' Oscar'ına aday olmuş ama ödülü Milk (2008) filmiyle Dustin Lance Black'e kaptırmış. Önceki filmlerinin bu şekilde dikkat çekmiş olması, bu filmdeki kadroyu kurmasına yardımcı olmuş olabilir. Ama film olmamış yani..

29.03.2013
Oku..

Total Recall (2012)


Arnold Schwarzenegger ve Sharon Stone'un başrollerinde oldukları, Philip K. Dick'in bir kısa hikayesinden gaza gelinip çekilen ve efsane Robocop (1987) filminin yönetmeni Paul Verhoeven'ın yönettiği Total Recall (1990)'ün, Len Wiseman tarafından çekilen yeniden uyarlamasıdır.


Dünya üzerinde çok fazla yaşayacak yerin kalmadığı bir zamanda geçmektedir hikaye. Arka planda yeraltına gizlenen asilerin, yönetimdekilerle mücadelesi yer alırken; bir yandan da aslında bir ajan olan fakat beyni yıkanıp bildiği her şey unutturulan Carl Hauser'ın kendine gelmesi, olayı anlaması, tarafını seçmesi gerekmektedir.


Mesela bu üç memeli mutant efsane olmuş bi karakter.
Porno sektörü de çok faydalandı bu fikirden..

Eski hikayeden bazı noktalarda ayrılan bu filmde Colin Farrell ve Kate Beckinsale başrolde. Gelişen sinema teknolojisiyle görsellerini daha kuvvetli hale getiren aksiyon/bilim-kurgular hikayede hep bir sakatlık yaşarlar. Ama bence bu film -çekilirken ki teknolojiler göz önüne alınarak değerlendirildiğinde- eskisinden yine daha iyi olmuş. Beckinsale'in kocası Len Wiseman'ın yönettiği filmde bir de Jessica Biel oynuyor.


Kadro çok tatlı olmamış mı ya? Bence tavsiye edilebilir kıvamda bir aksiyon filmi. Hem bu film dışında dünyanın çekirdeğine hiç bu kadar yaklaşacağınızı sanmıyorum.


Kasım 2012
Oku..