Scott Pilgrim vs. the World (2010)


Aşırı eğlenceli bir film. Her seferinde sıkılmadan izliyorum, denk gelince izlemeyi reddedemiyorum. Üç beş kere izlediğim halde internette dolaşırken kadrosunda Chris Evans'ı görünce şaşırdım; sırf onu hatırlamak için açtım ama kapatamadım tabii, oturdum izledim.. Ve neden şimdiye kadar yazmamışım diye de kendime şaştım. Düşününce hatırladım, ben bunu Saygın yazar diye bekledim çünkü, muhabbeti geçmişti; en severek, tekrar tekrar izlediği filmlerden biri bu diğeri King Arthur (2004)'muş, yazması için ısrarcı olmuştum bunları ama unutulmuş kalmış işte öyle.. Bu bana kısmetmiş..


Kanadalı çizer Bryan Lee O'Malley'nin çizgi romanından uyarlanan filmin yönetmeni, en son Baby Driver (2017)'ı çeken İngiliz Edgar Wright.. İngiliz yönetmen, En İyi Kurgu kategorisinde Oscar'a da aday gösterilen o filmin kurgucularıyla bu filmde de beraber çalışmış zamanında.

Scott Pilgrim vs. the World (2010), çekim aşamasında olduğu kadar kurgu sürecinde de kendi eğlencelerini ön planda tutmayı başaran bir ekibin ürünü olduğunu belli ediyor. Gerçekten de yapmakta oldukları şeyi kendi sevdikleri şekilde yaparak çalışanlar güzelleştirecek dünyayı. Filmi izlerken alıyorum ben o enerjiyi..


Scott Pilgrim, liseyi bitirdikten sonra arkadaşlarıyla müzik grubu kurup rock-star olma hayaliyle garajlarda çalışan, didinen onlarca Kanadalı ergenden biridir. En son tutkulu aşkı tarafından terk edilmesinin üstünden bir sene geçtikten sonra şimdi liseli bir kızla sevgilidir. Grup arkadaşları onu yargılayadursun o hemen ertesi gün rüyalarına giren kızı kütüphanede görecektir. Ramona Flowers.. Tam bir afet.. Cool kavramının yılmaz neferi.. Amerikalı, seksi, renkli saçlı..

Ramona'ya, bir çok nafile denemenin ve kallavi araştırmanın neticesinde yanaşabilen Scott, randevuyu koparır. Fakat Ramona'nın karanlık bir geçmişi vardır. Savaş başlar. Yedi Şeytani Eski Sevgili Tarikatı, Scott'un peşindedir.


Yakınlarda vizyonda izlediğimiz Spielberg'ün Ready Player One (2018)'ının daha samimi ve Old School hali.. Bilgisayar oyununun kahramanı oluyor bir anda hikayesini izlediğiniz karakter. Puanlar topluyor, çeşitli silahlar ve ekstra can kazanıyor..

Filmin kadrosunda ise çok sevimli isimler bir araya geliyor. Dünya üzerinde galiba bir tek benim sevdiğim bir film olan Juno (2007) ile bildiğim Kanadalı Michael Cera ve bu filmdeki renkli saçlı rolüyle hafızalara kazınmış Mary Elizabeth Winstead başroldeler. Alison Pill, Ellen Wong, Anna Kendrick, Aubrey Plaza; Chris Evans, Jason Schwartzman ve Brie Larson da kadrodaki diğer dikkat çeken tipler. Çok renkli kadro, çok renkli hikaye, çok renkli bir kurgu ve Ramona'nın saçları.. Filme puanım 8..

2 Mayıs 2018
Oku..

The Overnight (2015)


Patrick Brice diye bi eleman yazıp yönetmiş, öncesinde pek bi şeyi yok, ilk ciddi işi diyebiliriz.. Yalnız sizin de dikkatinizi çekti mi, afiş 90'lardan kalma gibi, oysa bu senenin filmi yani..

Alex, Emily ve oğulları Los Angeles'a yeni taşınmışlardır. Emily'nin işi dolayısıyla geldikleri yeni evlerine adapte olmakta sorun yaşayacaklarını düşünürler. Arkadaş edinmekte zorlanacağının farkında olan Alex'in bir diğer derdi de küçük pipisidir.. Arada muhabbeti açılır, karısı sorun değil falan der ama Alex gene de "Yok ya, çok küçük, eziğim ben, di mi eziğim.." diye dolaşır..


Bi gün çocukları parktayken kendine bi arkadaş bulur ve onun acayip babası Kurt'le tanışırlar.. Acayiptir adam bariz, "Çocuğa jelibon verilir mi canım, kanser olur çocuk.." kadar acayip mesela.. "Madem yenisiniz bu civarda, akşam bize yemeğe gelin kaynaşalım" der. Giderler ve Kurt'ün en az kendisi kadar ilginç karısı Charlotte'la da tanışırlar.. Önce her şey normaldir, sonra Kurt, karısının aktris olduğunu söyler ve oynadığı filmdeki sahneyi izlettirir.. Kadın, anne sütü teminini anlatan bu filmde memeleri açık oynamaktadır.. Misafirliğe gelip meme izleyen çiftimiz tam kalkmaya karar vermişken bir sürpriz daha gelir Kurt'ten.. Ot.. Kafalar çekilir, çıplak havuza girilir, olanlar olur..


Ev sahibi acayip çiftin derdi ne acayipmiş.. Meğer bu eğlence spontane değil planlı bir eğlenceymiş.. Her şey ortaya çıktığında iş işten geçmiş, misafir çiftimiz kendini olayların içinde bulmuştur.. Filmde o bi gece anlatılıyor..


Misafir çiftimizi, Adam Scott ve Argo (2012)'da küçük bir rolle yer alan Taylor Schilling oynarken, ev sahibi çift rolünde, Jason Schwartzman ve L'auberge Espagnole (2002)'da oynamış Fransız aktris Judith Godreche'i izliyoruz..

Bir de Kurt'ün yaptığı resimler görülmeye değer fantastik tablolar.. Filmi izlemeyecekseniz bile şu tabloları bi görün..


23.09.15
Oku..

The Grand Budapest Hotel (2014)


Kendine has mizah ve kadraj anlayışıyla çoğu filminin hastası olduğum üç beş sinemacıdan biri olan Wes Anderson'ın son filmi.
Geçende bi reklam filminde gördüm, Visa reklamıydı, böyle vincin tepesinde kamera başında film çekerken, her türlü ihtiyacında Visa kullandığını anlatıyodu. Reklamda, setlerinde, kamera arkası da önü kadar düzenli imajı çizilmişti, en çok o ve vinç dikkatimi çekti. Hakikaten de her filminde o vinç etkisi bariz görülüyor, her şeyin simetrik ve düzenli olması onun tarzı olmuş artık. Bu filmde de baya her plan fotoğraf gibi özenli.


Stefan Zweig'in romanından esinlenme olan film, sessiz sakin, eskiden çok moda olup şimdilerde biraz unutulmuş bir otelde geçiyor. Hayat bu, her şeyin modası geçer. Otelin sahibi olan Mustafa Bey, yazar efendiye nasıl belboyluktan yetiştiğinin hareretli hikayesini anlatıyor. Yazar diyor ki filmin başında, "Acayip hikayeler uydurduğumu sanıyor çoğunluk, ama aslında," diyor "hepsi gerçek, size şimdi bana anlatılan bi hikayeyi olduğu gibi anlatacağıım."


Wes Anderson'ın kurduğu kadrolarda görmeye alışık olduğumuz Jason Schwartzman, Bill Murray, Adrien Brody, Owen Wilson gibi isimlerin yanı sıra Willem Dafoe, Lea Seydoux, Edward Norton, Jude Law kadroya isimlerini yazdırmışlar. Başrollerde ise Ralph Fiennes, Toni Revolori ve Saoirse Ronan yer alıyor. Fiennes'i film boyunca nerde izlediğimi düşündüm durdum, kafamın bi kenarı bununla meşgulken bile epey zevk aldım filmden. Sonra hatırladım, adam Voldemort, Harry Potter'ın düşmanı. Yine iyi çağrıştırmış yani. Nasıl benzettim lan ben onu..


Film, imdb.com'ın en iyi 250 film listesinede. O listenin nasıl hazırlandığını da demin öğrendim, siz de isterseniz listenin altında formülü varmış.. Listede izlediğim filmlerden 5-6 puan verdiğim de varmış, yani hepsi iyi olacak diye bi şey yok..


Hani bazen klasik edebiyat eserlerini okuması zor geliyor ya, dili ağır, aşırı duygu yükü ve -haliyle- eski zamanlar.. Hani okumak istemiyoruz bazen.. Okuyamadığımızı da bu tarz yönetmenlerden çıkmış filmlerle takip edelim ya..


Film, en iyi film, yönetmen, senaryo, görüntü, kurgu, yapım, kostüm, makyaj ve film müzikleri olmak üzere 9 dalda Oscar almak için yarışacak.. 3. Geleneksel: Oscar Adayları ve Kehanetlerim başlığında diğer adaylıkları görebilirsiniz.. Film müziklerini yapan Alexandra Desplat aynı kategoride bir de The Imitation Game (2014) filmiyle aday oldu, ilginç oldu. 5 adaydan 2'si aynı adam zaten.. Sistem oynamış adam, biri olmasa öbürü olur..

Sıralı Tam Liste: Oscar 2015

10.06.14 güncellendi 21.01.15
Oku..

Saving Mr. Banks (2013)


Masal gibi filmmiş. Gerçek hikayeden şekillenmiş..

Mary Poppins (1964) diye bir film var, izlediniz mi? Ben izlemedim. Walt Disney Pictures'ın sahibi Walt Disney'in zamanında çok uğraştığı bir filmmiş. P.L. Travers hanımefendinin yazdığı bir kitap varmış, Walt çok istemiş Mary Poppins'in haklarını satın alıp film yapmayı. Mrs. Travers biraz huysuz bir kadın olduğu için çok kolay olmamış bu izni almak. 20 sene peşinden koşturmuş koca Walt Disney'i.

Mrs. Travers'ın gudubetliği maddi sıkıntıya düşmesiyle biraz azalmış ama koşmadığı şart, yapmadığı eziyet kalmamış Walt'a ve kitabı senaryolaştıracak ekibe. Tabii bu ketumluğun da arka planı varmış.


Bizi bu dünyaya sokan senaristler Kelly Marcel ve Sue Smith, yönetmen ise John Lee Hancock'muş. Mr Banks, Mary Poppins'teki bankacı adammış. O da aslında Mrs. Travers'ın babasıymış. Walt, Tom Hanks'miş, Mrs. Travers da Emma Thompson'mış. Emma küçükken babası Colin Farrell annesi Ruth Wilson'mış. Walt en sonunda Emma'yı ikna edip Mary Poppins'i film yapmış.

Yazık, olan senaristler B.J. Novak, Jason Schwartzman, Bradley Whitford ve şoför Paul Giamitti'ye olmuş. Ama Walt, kızlarına verdiği sözü tutmuş olmuş. Hem Mr. Banks'i de kurtarmış, o çok iyi bir babaymış. Film, 'en iyi film müziği' kategorisinden de Oscar için aday gösterilmiş. Biz çıkalım kerevetine..

Sıralı Tam Liste: Oscar 2014

20.01.14
Oku..

Hotel Chevalier [2007]


Bir Wes Anderson kısası. Aslında The Darjeeling Limited (2007) kısası. Anderson'ın, o filmden sonra çektiği bir öncesi filmi.

Çok tatlı, küçük bir hikaye işte. Filmde, Peter Sarstedt'ın 'Where do you go to' isimli şaheser soundtrack'i, Jason Schwartzman ve Natalie Portman var.
Darjeeling'teki kardeşlerden Jack ve Jack'in uzun süredir kaldığı Paris manzaralı otel odasına gelen ilginç sevgilisinin cool aşk hikayesi. Gerçi Jack daha ilginç Darjeeling izleyenler bilir. Geliyor kız, sevişiyorlar sonra. O kadar. İzlemek istediniz di mi hemen, çakallar.

evet natalie'nin poposu o!

Ekstra merak eden varsa diye filmin çekildiği otel: Hotel Raphael, Paris'te. Film de internette çok rahat bulunabilir, youtube'ta bile var sanırım..


Wes Anderson, kariyerine kısa Bottle Rocket [1994]'le başlayıp sonra onu uzun yapan, geçen seneki filmi Moonrise Kingdom (2012) için de sonradan bir kısa tanıtım tadında bir şeyler çeken bir adam. Yakın zamanda da Prada için çektiği reklam serisiyle adından söz ettirdi. O reklamlarda da Midnight in Paris (2011)'deki sahaf kız Lea Seydoux oynuyor.

15.07.13
Oku..

Moonrise Kingdom (2012)


Wes Anderson'ın senaryosunu Roman Coppola ile beraber yazdığı son filmi Moonrise Kingdom (2012). 

Geçen gün düzenlenen Akademi Ödülleri töreninde 'en iyi orijinal senaryo' kategorisinde ödülü Tarantino'nun Django Unchained (2012)'ine kaptırdı. Bence 'en iyi film' kategorisinde de yarışmayı hak ediyordu. Gayet iyi bir film gerçekten. 


Kadroda Edward Norton, Bruce Willis, Bill Murray ve Jason Schwartzman var. Filmde Sam'i oynayan Jared Gilman, bakalım ilk filmini Wes ile çeken Jason abisi gibi olabilecek mi? Kara Hayward da büyüyecek daha..

İzci kampına katılan ve bir takım ailevi sıkıntıları olan Sam, ailesiyle sorunu olan Suzy'yi gözüne kestirir. Ve bu iki çılgın romantik, tehlikelerle dolu bir maceraya atılırlar. Muhteşem manzarada, tadına doyulmaz bir zaman geçirirler. Keşke her şey düşündükleri kadar kolay olsa.

Moonrise Kingdom için iki dakikalık bir de tanıtım filmi çeken Anderson, kendi filmlerini görüntü yönetmenliğini yapan çılgınlardan.. Şu plana bak hele..


Bu arada İngiliz grafik tasarımcı Olly Moss'un hazırladığı şöyle bi poster buldum, 'Kısa Oscar Tarihi'. Çok tatlı olmuş paylaşayım istedim.. Her senenin 'en iyi film ödülü'nü kazananını kullanmış heykel tasarımında..

Oku..

Rushmore (1998)


Olivia Williams'ın en iyi performanslarından birini izleyebileceğiniz The Postman (1997)'dan bir sene sonra yer aldığı bu proje Jason Schwartzman'ın ilk işiydi. İzleyenleriniz mükemmel bir başlangıç olduğunu görmüştür zaten. Bill Murray'nin ise yönetmen Wes Anderson ile ilk çalışmasıdır ama kesinlikle son olamayacak kadar güzel bir iş çıkarmışlardır.


Senaryosunu Owen Wilson'la beraber yazan yönetmen Wes Anderson'ın ikinci uzun metraj filmi olan bu film, zamanında Murray'ye Golden Globe'da 'en iyi yardımcı erkek oyuncu' adaylığı kazandırmış. Ödülü alamaması üzücü ancak ödülü kaptırdığı adam da The Truman Show (1998)'la aday olan Ed Harris. Sıkıntı yok yani.


Max (Schwartzman), Rushmore isimli bir okulda okumaktadır. Daha doğrusu orayı yaşamaktadır. Dersleri hariç her şeyi iyi olan, okulun gelişimi için elinden gelen hatta çok daha fazlasını yapan bir öğrencidir. Mesela okuldaki çoğu kulübün kurucusu veya yöneticisi veya en azından üyesidir. Sürekli okulun sosyal gelişimi için çalışır. Diğer öğrencilerden biraz farklı çalışan bir kafası vardır ve okula yeni gelen öğretmen Miss Cross'a (Williams) aşık olur. Kankisi Herman Blume (Murray) da kendini tutamaz, o da Miss Cross'a aşık olur.

Oyunculukların muhteşem bir seyire zemin hazırladığı filmde hikayenin sıradışılığı da epey eğlenceli bi bir buçuk saat geçirmenizi sağlıyor. Bence kesin izleyin bu filmi. Schwartzman'ın gençliğinin pek sevimli bir tarafı yok hatta epey itici ama bu da karakteri daha ilginç yapmış. 8 verdim 10 üzerinden.

27.02.2013
Oku..