The Shape of Water (2017)


13 Dalda Oscar Adayı oldu bu film. Hepsine tek tek bakalım. Ama önce şunu hatırlayalım, 7 dalda aday olduğu Golden Globe'ta En İyi Müzik ve En İyi Yönetmen ödüllerini kazanmıştı. Oscar'a dönelim..

Prodüksiyon Tasarımı: prodüksiyon nedir bir kere, çoğu zaman filmin bütçesiyle doğrudan ilişkili olan, hikaye ekseninde, izleyiciyi dünyasına sokabilmek için, o proje için tasarlanıp kullanılan malzemelerdir. İşte ne var bu filmde, Amerika'nın gizli projeleri için hazırlanmış, anormal bir canlı formunun incelendiği laboratuvar, o anormal canlının kendisi; işte 60'larda geçiyor hikaye, sokak, sokakta görünen her şey, evler, arabalar.. Evet gayet güzeldi, izlerken sahte gelen, göze batan hiçbir şey yoktu. Ve bu alanda senenin en iyilerinden olduğunu düşündü Akademi. Teşekkür ediyoruz.


Görüntü yönetimi ve görüntü kurgusu adaylıkları var. Açıkçası çok da öyle pırıl pırıl bir ekranda izlemedik filmi, internetten, bulabildiğimiz en iyi haliyle işte izleyiverdik. Truffaut diyor ki, "Bir film hakkında eleştiri yazabilmek için en az on kere falan izlemek gerek filmi. Bir insan manyak mı ki birden fazla izlesin?" diye de ekliyor sonra. İlk birden fazla izlediği filmi şöyle anlatıyor: "Kasabaya gelir gelmez izlemeye gittiğim bir filmdi, okuldan kaçıp, ilk gününde ilk seansta izlemiştim. İki gün sonra halam filme gitmeyi önerdi. İzlediğimi söyleyemedim ve böylece filmi ikinci kez izledim." Ve o zaman anlamış filmi tekrar tekrar izlediğinde ne kadar farklı hissettirdiğini. Ama benim konumla ilgisiz bu, ben eleştiri metni yazmıyorum :)

En iyi kostüm tasarımı, prodüksiyondan aldığı tam notu pekiştiriyor. Film müziği, ses kurgusu ve miksajı da başarılı görüldüğü diğer teknik konular.
En iyi yönetmen, en iyi senaryo ve en iyi film kategorilerindeki adaylığı ise tamamen siyaset olarak yorumlayabilirim. Yazan ve yöneten Guillermo del Toro.. Başarılı bir senaryo diyebiliriz belki ama en iyi olacağına inanmak mümkün değil. Yahu, bir numarası olmayan, gayet düz bir aşk hikayesi yazılmış. Tamam belki aşıklardan biri için amfibiyen diyoruz ama mantık düz, aşk hikayesi, imkansız aşk. Diğer kategorilere geçersek, e, tabii başarılı bir yönetim, oturmuş bir karakter var ortada. Ama senenin en iyi filmlerinden biri olarak bunu göstermeleri, henüz izlemediğim üç aday filmden de ümidimi kesmeme sebep oluyor. Bu sene çok da güzel filmler yapamamış dünya demek ki... Ne dersiniz?!


Ve son olarak da kadrodan, Sally Hawkins, Richard Jenkins ve Octavia Spencer filmin performans kategorisinde Oscar adayları.. Octavia Spencer ne yaa.. Yani bence bu film 13 dalda aday olmayı hak etmiyor, dediğim gibi durumun böyle olması izlemediğim diğer 2017 yapımı filmler leş gibi herhalde diye düşündürtüyor. Benim filme genel puanım 6/10 oldu, imdb ortalaması ise 7,9... Kadroda olup da bi şeye aday gösterilmediği için adını söylemeyi unuttuğum kimse var mı diye bakıyorum: Michael Shannon.. En iyi de o ha ekipte, te allam..

25 ocak 2018
Oku..

Dünyalı John Şimdi N'apıyor?


Dr. John Oldman 14000 yaşında olduğunu arkadaşlarına itiraf ettiğinde, bunu sadece onları çok sevdiği ve onlara kendisi olarak veda etmek istediği için yapmıştı. Zaten bu itiraf ilk ve son olacaktı. Şimdiye kadar kimsenin kafası karışmasın diye bu konuyu dillendirmemiş, on senede bir de başka yerlere taşınarak izini kaybettirmişti. Çünkü yaşlanmıyordu, ölmüyordu. 2007 senesinde akademisyen olduğu okuldaki arkadaşlarıyla vedalaşırken söyleyivermişti öylece. Hepsi çeşitli dallarda uzmanlaşmış bilim insanıydılar ve John'un bu iddiası hepsini tepetaklak etmişti. Başta tabii ki inanmadılar ama konuştukça ikna oluyorlardı. 35 yaşına kadar yaşlanıp orada öylece kalan bir adam. Adamın tarih bilgisi muazzam. Dünyanın küre olduğunu ispatlamaya çalışan araştırma gemisinde bulunuyormuş mesela. Van Gogh'un bizzat kendisinden aldığı bir tablosu var. "Peki İsa'yı gördün mü?" diye soruyor bir arkadaşı. BUM! Cevap daha bombaydı: "Aslında... Bir tepeye çıktım ve orada Buda'dan öğrendiğim şeyleri birkaç kişiye anlattım... Sonra ellerim bağlı olan bir çarmıhtan kaçmam gerekti... Bir süre sonra işler benim kontrolümden çıkmıştı!.." BUM BUM BUM!

Eşyaları toplanmış evinin boş salonunda arkadaşlarına bunları anlatalı tam on sene oldu. Yani bu günlerde, Kuzey California'da öğretmenlik yaptığı bir kolejden de ayrılma vakti gelmiş olmalı. O gün o odada bulunan ve saygın biri olan eski arkadaşı Prof. Art, üç beş sene önce John'dan dinlediği bu inanılmaz hikayeyi kitaplaştırdığında bilim-kurgu romanı sanıldı. Her ne kadar "True Story" dese de kimse ciddiye almadı.

Ve John'un zaten terk etme zamanı geldiği bu hayatında, her zamankinden farklı şeyler olmaya başladı. Mesela normalde yaşlanmayan John'un yüzünde ufak kırışıklıklar oluştu, saçında gri teller peydahlandı. Yetmezmiş gibi teknoloji gelişti ve bilgiye ulaşmak çok kolaylaştı. Devir değişiyor demek ki. E şimdiki öğrencisi bir grup genç de biraz araştırmacı çıkınca ortalık biraz karıştı. Kitap kurdu Isabel hocasının kitaplığında denk geldiği Prof. Art'ın bir kitabından yola çıkarak John Oldman'ın hikayesine ulaştı. Isabel, hocaları John Young'a hasta olan kankisi Tara'yla beraber, "Yoksa o o mu lan?!" sorusunu deşerek Art'a ulaştılar. Arkadaşları dindar Philip'i rahatsız eden şey ise "Siz İsa mısınız?" sorusunun saçmalığıydı. Sonuçta çocuk yıllarca İsa'ya inanmış, onunla büyümüş.

John sürekli kaçamak hareketlerle ortamdan uzaklaşmaya çalışınca mecbur kalıp zor kullanır gençler. Elleri kolları bağlı karşısında oturan ve İsa olduğunu iddia eden John'a, Philip, "Tabii öyle diyeceksin, çünkü sen Deccal'sin!" der. Yazık, o da öyle büyümüş bir çocuktur, n'apsın?!

Ocak 2018

Not: Normalde yazdığım Şimdi N'apıyor? yazıları, üzerinden belli bir zaman geçmiş filmlerin devamı niteliğinde, benim uydurduğum şeyler olurdu. Buradaki gelecek uydurmacası bana ait değil; Jerome Bixby'nin senaryosunu yazdığı ve ölümünden çok sonra çekilen The Man from Earth (2007)'ün devamı, yönetmen Richard Schenkman'ın çalışmalarıdır. The Man from Earth: Holocene (2017)...
Epeydir Şimdi N'apıyor? yazmıyordum, yıllar önce izlediğim filme böyle bir devam çekildiğini görünce dayanamadım. Hem bu haberi sizinle paylaşmak hem de aylardır yazmadığım bir yazı dizisine ışık çakmak istedim.
Poster Kaynak: jiachenhu.com Güzel poster olmuş, tebrik!..
Oku..

Three Billboards Outside Ebbing, Missouri (2017)


Vee muhtemelen senenin en iyi filmi bu, yani daha izlemediğimiz onlarca film var tabii ama şimdilik böyle. Tam da "Bu seneki filmler ne kadar da tırt pff" diyorken karşımıza bu çıkıyor, sevindiriyor. Hikayesi, oyuncu performansları ve kaliteli sinematografisiyle göz dolduruyor film. Sadece adı biraz şey..
İtalyan sinemacı Truffaut'nun yıllar önce yazdığı sinema eleştiri yazılarını topladığı kitabını okuyorum bu ara, iyi filmin iki şartından bahsediyor, "Bir kere sinema için güzel bir hareket olmalı içinde, bir de toplum için güzel bir hareket olmalı" diyor. Cümle böyle değildi tabii de, gibi işte, bu film öyle, onu diyecem..

Haberlerde, gazetelerde görürüz ara sıra, yıllarca süren, çözülemeyen olaylar, halkın içinde elini kolunu sallayarak dolaşan katiller.. Bilmezsin o katil, o hırsız kim. Sadece ortada çözülemeyen bir dava vardır, yıllar olmuştur. Biri vurup kaçmıştır mesela. Ölenler, ağlayanlar vardır da ortada suçlanacak kimse yoktur. Bulunamaz yıllarca. Yetkililer/Devlet/Polis bazen beceremez, bulamaz suçluyu; bazen zaten becerebileceği bi şey değildir, hiç ipucu yoktur mesela; bazen de -en korkuncu- becermek istemez, uğraşmaz.


Ebbing Polisi Dixon'ı görseniz dersiniz zaten, bunlar yüzünden dünya bu halde diye. Türkiye'de çok sık denk gelinen tiplerden, azıcık yetkisi olunca insanlıktan çıkanlardan. Anladınız siz nasıl bi tip olduğunu. Bir kadının aylar önce kızı öldürülmüş. Ve hala daha suçlu yok ortada. Anne yılmış. Bir gün, Ebbing Çıkışındaki, Üç Reklam Panosu dikkatini çekiyor. Panonun sahibi reklam şirketini buluyor ve oraya reklam verdiriyor. Kızının akıbetiyle ilgili şunları soruyor: "Ölürken Tecavüze Uğradı", "Hala Kimse Tutuklanmadı Mı?" ve “Bu Nasıl Olur Şef Willoughby?”

Aslında Willoughby iyi bir adam, hatta gidiyor anlatıyor da Mildred'a durumu, "Yok diyor, ipucu yok, çözemiyoruz!" Mildred inatçı fakat, "Bana ne? Senin işin bu, kızımın katilini bulmalısın!" diyor. Biraz aksi bir kadın kabul etmek gerekirse. Üstelik Dixon da leş gibi bir polis. Ve daha bir sürü şey.. Peki iyi polis Willoughby neden Dixon'ı hala polislikte tutuyor?! Ya Ebbing ahalisi, bu iyi polisi kötüleyen reklam panolarına ne tepki gösteriyor?! Mildred başına gelecekleri göze almış bir kadın! Yürü be kadın!..


Çok iyi oynuyorlar ayrıca. Frances McDormand, Sam Rockwell ve Woody Harrelson. Hepsi de müthişler. Yazan yöneten Martin McDonagh'ın, bir önceki vasat filmi Seven Psychopaths (2012)'tan sonra ilaç gibi geliyor. Hep böyle devam.
Film, En İyi Film - Drama, En İyi Senaryo ve En İyi Oyuncu Performanslarıyla 4 dalda altın kürecik kazandı. Oscar'da da bekliyorum benzer başarıları. Bu arada Oscar adayları yarın açıklanıyor!

Bi de size ilginç bir bilgi buldum bak: Missouri Eyaleti'nin St. Claire şehrinde terk edilmiş bir kasaba olarak geçiyor Ebb, ghost town diyor. Herhalde kimse dava açmasın diye hayal ürünü bir yer olsun istemiş yazar ama biraz da gerçek gibi olsun diye böyle bir yerde geçirmiş hikayeyi. Cool bence..

22 ocak 2018
Oku..

Lady Bird (2017)


2002'de geçen hikayede 17 yaşında bir genç kızın dünyasına misafir oluyoruz. Christine 'Lady Bird' McPherson. Filmin yazan yöneten kişisi, aktris Greta Gerwig; kendisi, ekipçe yazıp oynadıkları Hannah Takes the Stairs (2007) ile kariyerine başlayıp, Baumbach ile yazdıkları Francis Ha (2012)'daki performansıyla da Golden Globe'a aday gösterilen başarılı bir oyuncu. Golden Globe'un bi numarası olduğundan değil, dikkat çekmişti yani, gerçekten çok başarılıydı, onun için diyorum. Joe Swanberg ile beraber yazıp yönettiği Nights and Weekends (2008)'ten sonra ikinci kez ve artık tek başına oturduğu yönetmen koltuğunda da gayet başarılı görünüyor Gerwig.

Christine 'Lady Bird' McPherson, kendine verdiği bu takma isimle dolaşan, farklı görünmek isteyen, zengin olmak isteyen, yaşadığı şehir California'dan nefret eden, her şeyine karışan annesine gıcık olan, tiyatro kulübündeki başrol yakışıklı çocuğa gönlünü kaptıran, sonra daha cool olan başka bir çocuktan hoşlanan, en yakın arkadaşını boşlayıp kalbini kıran daha sonra pişman olup tekrar kankisi olan, babasını annesinden daha çok seviyo gibi görünüp aslında gizliden gizliye annesine tapan, kendince dünyanın en büyük dertlerine sahip olan bir kız. Klasik hormonlar etkisindeki ergenlik dönemi muzdaribi genç bir kız işte Christine.


Her ne kadar derinlikli bir yapıya sahip senaryo izlediğimizi fark ediyor olsak da sıkılmaktan kendimizi alamadık. Kuşkusuz çok titiz çalışılmış, çok güzel bir film ama hikaye yeterince hareketlendirilememiş, sıkıcı olmuş film. Belki kurgu, belki müzik, bi yerlerde bi şeylerle oynamak gerekiyormuş daha. Yani bu haliyle Golden Globe'ta layık görüldüğü Best Motion Picture - Musical or Comedy ödülü yersiz gibi duruyor. Aday olduğu diğer üç kategori; En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Senaryo ve En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu'dan ilkinde de Saorise Ronan ödülü aldı. Bu kabul edilebilir belki.

Filmin başrolündeki Saorise Ronan'a annesi rolüyle Laurie Metcalf eşlik ediyor. Çok gerçekçi bir anne kız ilişkisi izletiyor ikili. Lady Bird'ün hayatına giren erkekleri ise bu sene Three Billboards Outside Ebbing, Missouri (2017)'de rol alan Lucas Hedges ve Call Me by Your Name (2017)'de başrol olan Timothee Chalamet oynuyor. İkisi de bu senenin dikkat çeken filmlerinden.

22 ocak 2018
Oku..

Justice League (2017)


Film üç ay önce falan gösterildi sanıyorum, ben yeni izledim. Çünkü DC filmleri artık çok heyecanlandırmıyordu beni. Ama bu filmle görüyoruz ki, DC de bu eksiğini kapatmanın yollarını aramaya başlamış ve yazar ekibine -Marvel'in adamı diyebileceğimiz, The Avengers (2012)'ın da yönetmeni- Joss Whedon'u katmış. Ve bu hareketle DC, tarz olarak Marvel'a çok yaklaşmış. Kendi karanlık dokusunu da korumayı başarmış ama. Ben bu filmi çok beğendim.

Man of Steel (2013) ile merak uyandırmışlardı ama hemen arkasından gelen Batman v Superman: Dawn of Justice (2016)'i kendileri de beğenmemişti, daha fenası çok müşteri kaybetmişlerdi. Sene başında çıkan Wonder Woman (2017) toparlanacakları sinyallerini vermişti ve Justice League (2017) de içimizi rahatlattı.


Hatırlayacağınız üzere 2016'daki filmde Batman ölmüş, şehir korumasız kalmıştı. Araları çok iyi olmayan Bruce Wayne bile üzülmüştü bu gidişe. Onun suçu olmamasına rağmen aralarındaki rekabetten dolayı o yaptı sanılıyordu. Bruce, nereden icap ettiyse özel güçlere sahip insanlardan bir ekip kurmak istiyor bu filmde. Wonder Woman Diana zaten arkadaşıdır. Efsaneyi takip ederek uzak diyarlarda Aquaman Arthur'un peşine düşer. Sonra hızlı çocuk Barry'ye ulaşır; Flash. Diana da Victor'la görüşür, babası onu bir Cyborg'a dönüştürmüştür yanlışlıkla. Barry hemen kabul eder ama diğer iki süper adamı ikna etmek kolay olmaz.

Ve kötü adam da çıkar meydana, uzayın derinliklerinden dünyayı fethetmeye gelir Steppenwolf. Yıllardır sürgündür falan.. Çok klasik mevzu.

Avengers hareketleriyle, topluca bi düşman için savaşılacak. Uh, çok heyecanlı. Ama bir de Süpermen'imiz olsaydı ne güzel olurdu. Düşmanın peşinde olduğu 'güç taşları' ölüyü diriltir nitelikte şeyler olduğu için, acaba Clark'ı geri getirsek mi diye düşünmeden edemiyorlar. Hatta fikir Bruce'dan çıkıyor. Allaaaah, Süpermen geri geliyor, Süpermen geri geliyor!! Tabii bu duruma en çok sevinenlerden biri Lois Lane oluyor. Filmde adı başroller arasında yazıyor ama iki sahnede görünüyor, ayıptır, mahrum kaldık yüzünden.


Zack Snyder'in yönettiği filme puanım tıpkı imdb ortalaması gibi 7,0. Bitmedi, bi dakka! Gal Gadot'yu kim yemek ister?! Bu arada çok kısacık da Amber Heard izliyoruz filmde, Aquaman'in 'kraliçesi' Mera rolünde. Sene sonuna doğru çıkması beklenen Aquaman (2018)'de rol daha da büyüyecek belli ki. Holley!

9 ocak 2018
Oku..

75. Altın Küre Ödülleri


Ya iki sene önce çok güzel yazmışım, dayanamayıp kopyalıycam: "Bi tek ben mi çok ciddiye alamıyorum, yoksa kimse mi sallamıyo bu ödülleri bilmiyorum ama sinema dünyasının -çok para harcanma, olay yaratma bakımından- en prestijli ikinci ödül töreni Golden Globe'ta dün ödüller sahiplerine dağıtıldı.. Bence benim bu töreni ciddiye alamayışımın sebebi Drama ve Musical or Comedy diye ikiye ayırdığı kategorileri.." Bence çok haklıyım :) Hemen kazananlara bi göz atalım..

En İyi Film - Drama: Three Billboards Outside Ebbing, Missouri (2017)
En İyi Film - Komedi/Müzikal: Lady Bird (2017)

En İyi Yönetmen: Guillermo del Toro, The Shape of Water (2017)
En İyi Senarist: Martin McDonagh, Three Billboards Outside Ebbing, Missouri (2017)

En İyi Aktör - Drama: Gary Oldman, Darkest Hour (2017)
En İyi Aktör - Komedi/Müzikal: James Franco, The Disaster Artist (2017)

En İyi Aktris - Drama: Frances McDormand, Three Billboards Outside Ebbing, Missouri (2017)
En İyi Aktris - Komedi/Müzikal: Saoirse Ronan, Lady Bird (2017)

En İyi Yardımcı Aktör: Sam Rockwell, Three Billboards Outside Ebbing, Missouri (2017)
En İyi Yardımcı Aktris: Allison Janney, I, Tonya (2017)

En İyi Yabancı Dilde Film: Aus dem Nichts (2017)
En İyi Animasyon Film: Coco (2017)

En İyi TV Dizisi - Drama: The Handmaid's Tale (2017- )
En İyi TV Dizisi - Komedi/Müzikal: The Marvelous Mrs. Maisel (2017- )
En İyi TV Mini Dizisi: Big Little Lies (2017-18)


Ödüle layık görülen filmlerin hepsi zaten izlenecekler listemdeydi, bir sürü başka filmle beraber; internete düşse de izlesek diye bekleyip dururduk. Ödül alanlara öncelik tanıyarak izleyelim hadi hepsini. Oscar'a kadar hepsi izlenecek bak, fikrimiz olsun ki, zikredelim. 23'ünde açıklanacak adaylar, kehanetlerimizi yazmayalım mı, di mi?!

8 ocak 2018
Oku..

2017'nin En Beğendiğim Filmleri


Öncelikle belirtmek isterim ki bu atanmış bir yazıdır. Başlıklar sıralamasında 2018 senesinin hemen başında yer alıyor fakat bilmenizi isterim ki Ocak 2020'de oluşturuldu. Bu, 2017 menşeili filmler arasından en beğendiklerimi bir araya getirmek için yaptığım bir çalışmadır. Bunu blogun 10 yıllık geçmişiyle ilişkilendirerek bir standart yakalamak istediğim için yapıyorum.

imdb.com üzerinden oyladığım filmlerden yola çıkarak hazırlanan bu listenin genel beğenimi yansıtacağını düşünmekle beraber, küçük bir ihtimal de olsa izleyip oy vermeyi atladığım ve şimdi düşününce de aklıma gelmeyen güzel filmler varsa nazarlık olsun diyelim. Ayrıca bu gibi bir çalışmayı o senenin sonunda yapmak çok efektif bir sonuç doğurmayacağını izlediğim filmlerin sayısı da gösteriyor. Bu senenin filmlerini gayet 3-5 yıl sonra da izlemiş olma ve bu listeye dahil etme imkanı sağlandı böylece.

Filmi izledikten sonra, o ruh haliyle 10 üzerinden verilen puanların en yüksekleri yani 8 ve üzeri olanlarla oluşturuldu bu liste. Geriye dönüp baktığımda 7 puan verdiğim ama gerçekten aklımdan çıkmayan filmler de olmuş ama o anki ruh halime güvenerek plana sadık kalıyor ve yüksek puan alanlardan da biraz eleme yaparak elit bir ilk 10 çıkarmaya çalışıyorum.

Saygılar.


9. Le Jeune Karl Marx (2017)
Oku..