The 40 Year Old Virgin (2005)


Yapımcılık ve senaryo yazarlığı geçmişli Judd Apatow'un, yazıp yöneterek ilk kez sinema filmi yönetmenliğini tecrübe ettiği The 40 Year Old Virgin (2005), hem Apatow hem de kadroda yer alan oyuncular için güzel kapılar açmış bir film. Ortak senarist Steve Carell baş rollü kadroda, Catherine Keener, Paul Rudd, Seth Rogen ve Elizabeth Banks, Leslie Mann, Kat Dennings gibi ultra sevimli isimler yer alıyor. Bu zamanlarda oluşmaya başlayan kariyer birlikleri de dikkat çekiyor, malumumuz Apatow, filmlerinde aynı oyuncularla çalışmaya gayret ediyor. Bu film yapılırken 8 yıllık hayat eşi olan Leslie Mann'i de zaten bütün filmlerine dahil ediyor.

Koca burun Steve Carell, bu filmde senaryoya ortak olduğu gibi kariyerinin belli dönemlerinde böyle yaratıcı noktalarda da benzer roller üstleniyor, en son baş rolünü de oynadığı bir Netflix Orijinali olan Space Force (2020- ) dizisinde ortak yaratıcı ve senarist olarak da görevler almış. Çok yönlülüğün sinema vizyonu açısından çok değerli bir meziyet olduğunu ben dahil pek çok kişi biliyor zaten...


40 yaşına gelen ve çeşitli sebeplerle henüz bir cinsel birleşme deneyimi yaşamamış olan Andy'nin, görmezden geldiği bu yönünü öğrenen arkadaşları kolları sıvıyor ve bir anda herkesin bu konuda ne çok söyleyecek sözü oluveriyor.

Ama tabii bir yöne yapılan çalışmalar bazen başka yönlere doğru gelişebiliyor. Buna da dilimizde kısmet deniyor. İngilizce'de bile buna kismet deniyor. Hatta Almanlar, Fransızlar bile kismet diyor ama Özbekçe qismet, Gürcüce kisset mesela...

Çok övülecek, sağda solda tavsiye edilecek bir film değil ama televizyonda bir yerde denk gelirseniz de kanalı değiştirmek çok kolay değil. Benim 5 yıldız verdiğim filmin, imdb.com ortalaması 7.1/10 gibi gayet standart üstü bir seviyede... Saygılar...

3 Haziran 2020
Oku..

The Disaster Artist (2017)


Özellikle belirtilen bir şey bu, kocaman yazıyo girişte, 'GERÇEK BİR HİKAYE' diye! Çünkü inanması güç ama gerçek yani.. Mahallenin -ne mahallesi komple Hollywood'un- delisi falan gibi bi şey.. Tommy Wiseau'nun inanılmaz hikayesi! Greg Sestero'nun çok içinde bulunduğu bu inanılmaz durumu Tom Bissell ile beraber 2013 senesinde kitaplaştırmasıyla ayyuka çıkan hikaye, James Franco yönetiminde sinemaya uyarlanıyor.

Tommy ve Greg, oyuncu olmak isteyen tipler. Greg biraz çekingen biri, sevimli çocuk ama; Tommy ise tam zıttı, gereksiz bir özgüven, korkunç bir tip.. Eksi kutuplar birbirini çekiyor işte, arkadaş oluyorlar. Tommy diyor ki "Benim Los Angeles'ta evim var, gel gidelim orada Hollywood kasarız, hayallerimizin peşinden gidelim." Greg de çok gaza geliyor, haydi kalkıp gidiyolar. Greg yine yakışıklı bi tip diye ümidi var gibi ama Tommy ne yapsa olmayacak, çok başarısız! Neyse, çok bunalıyolar. Greg diyor ki: "Keşke kendi filmimizi yapacak paramız olsa, kimseye kendimizi ispatlamakla uğraşmasak!" Tommy'nin çok aklına yatan bu fikir hemen sancılı bir senaryo yazma süreciyle devam ediyor.


İlginç bir şekilde Tommy'nin çok parası var. İlginç bir şekilde ekip kurup, olmayan vizyonuyla dünyanın en iğrenç filmini yapıyor Tommy.. The Room (2003).. Ve bu saçmalığıyla zaman içinde ilgi görmeyi de başarıyor. Başarmış yani. Olacak şey değil. Yani film o kadar kötü oluyor ki, bir insan böyle bir film yapmış olamaz herhalde, olsa olsa absürt bir eleştiridir, kiçtir, komedik bi şeydir, diyerek izleniyor herhalde. Ama yine izlenmez be abi.

Tommy Wiseau'yu James Franco oynuyor, kardeşi Dave Franco ise Greg Sestero'yu. Kadrodaki diğer isimler, Seth Rogen, Alison Brie, Ari Graynor, Sharon Stone, Kelly Oxford, Zoey Deutch ve Judd Apatow.. Film Golden Globe'ta Komedi dalında En İyi Film adayıydı ve James Franco En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazandı. Oscar töreninde ise En İyi Uyarlama Senaryo kategorisinde ödül için yarışacak. Rakiplerine bakınca çok kazanma ihtimali yok gibi duruyor gerçi: bakınız kehanetler.. Güzel filmdi aslında evet ama Tommy o kadar itici bir tip ki kimsenin bunu en sevdiği filmler arasına koyacağını sanmıyorum. Ama puanım 7, iyi yani.. En sonda, filmde çekilen filmle, gerçekteki filmin beraber oynatıldığı hali çok iyiydi hem..

5 şubat 2018
Oku..

The Big Sick (2017)


Filmin yapımcısı Judd Apatow, vizyonuna güvendiğim ama daha çok yazdığı ve yönettiği filmleri sevdiğim bir sinemacı. Pakistanlı Kumail Nanjiani ise bir komedyen, ara sıra filmlerde küçük rollerle karşımıza çıkar. Kumail, anlatsam film olur dediği başından geçen bir aşk hikayesini, Apatow'a anlatıyor, o da, doğru, film olur bu, diyor; ki film oluyor. Kumail, eşi Emily ile birlikte, tanışmalarını, aşklarını yazdıkları senaryoyu -beraber yazmışlar-, yine bir komedyen olan Michael Showalter'ın yönetmesini istiyor. Apatow da okey diyor; ki film oluyor.

Kumail, Amerika'da bir Pakistanlı. Ailesi kültürlerini koruma gayesinde, Kumail oralı değil. Nasıl olsun?! Kurallara göre annesinin bulduğu Pakistanlı bir kızla evlenmesi gerekiyor çünkü. Namaz kılıp, doktor olması gerekiyor, kurallara göre. Kumail ise bir komedyen ve sahne işlerini ilerletmek istiyor, para kazanmak için Ubercilik yapıyor. Bir gün bir gösterisinde, seyirciler arasından Emily ile tanışıyor. Bir takılmalık diyorlar, eğleniyorlar. İki oluyor, beş oluyor, beş ay oluyor. Kumail ailesinin kurallarından Emily'ye, Emily yanlışlıkla öğrenmeden önce bahsetmediği için ayrılıyorlar. Bir süre sonra Emily çok hasta oluyor. Kumail, Emily'nin ailesiyle bu ara tanışıyor; Emily komadayken, aileyle kaynaşıyor. Emily uyandığında ise Kumail'i görmek istemiyor, lütfen gider misin?!


Bu arada Kumail ailesiyle de güzelce bir yüzleşiyor. Kız komada orada, siz neyin peşindesiniz burada diye yükseliyor. Neredeyse hepimize lazım olan bu yüzleşmenin çok çarpıcı cümleleri şöyleydi, direkt ayıklıyorum: "Sadece kurallara uymamı istiyorsunuz. Ama kurallar bana mantıklı gelmiyor. ... Benim için yaptığınız her şeye gerçekten minnettarım. Çok çok çok minnettarım. Gerçekten minnettarım. Ve islamın size iyi geldiğini ve sizi iyi insanlar yaptığını biliyorum. Ama ben neye inanacağımı bilmiyorum. Bunu kendi kendime çözmem lazım."

Kızın hastalığının ilginçliği, daha doğrusu anlaşılmasının zorluğu, kültürler arası çatışmanın da ilginç bir hastalığa benzemesi görüşünü kuvvetlendirilen bir anlatım oluyor. Yani bu amaçla yapılmadıysa bile ben ona yordum ve hoşuma gitti. Filmin de adı olan Kocaman Bir Sick (01:55), iki durum için de söylenmiş diyebiliyoruz. Kumail'in kendi adıyla kendi hikayesini oynadığı film, başta biraz sıkıcı olsa da sonradan açılıyo ve keyifli bir hal alıyor. İzlesek mi, izlemesek mi arada kalıp, hadi izleyelim madem diye oturduğumuz filmi iki parçaya bölüp izledik. Yani biraz izledik, uykumuz geldi bıraktık, sonra devam etmek üzere. Bitiğinde, güzel filmmiş dedim. Puanım 7.

Yalnız Emily Gordon filmde neden Emily Gardner olmuş bilemedim. Çünkü Kumail Nanjiani komple Kumail Nanjiani. Ha Emily'yi Zoe Kazan oynuyor. Anne babayı da Holly Hunter ve Ray Romano. Si Yu!

4 ocak 2018
Oku..

Love (2016-18)


Dizinin varlığından daha geçen hafta haberim oldu. Netflix işi. İkinci sezonu geçen ay yayınlanmış toplam 22 bölümü olan diziyi birkaç günde bitirdim. Ortalama yarım saatlik bölümler ve gayet sevimliler. Bu tarz dizileri -ki postere bile biraz bakınca belli oluyo tarzı- görünce izlemek istiyorum ama genelde yedinci sekizinci sezon gibi astronomik vakitlerle belirdikleri için uzak duruyorum. Bunun ikinci sezonu olması "İzlenir len aslında" dedirtti. Sonra baktım bir de Judd Apatow himayesinde, yani güvenilir kaynak, tamam dedim.

Yaratıcılığını Judd Apatow, Lesley Arfin ve Paul Rust'ın yaptığı dizinin başrolleri Paul Rust, Gillian Jacobs ve Claudia O'Doherty. Gayet tahmin edilebilir bi şey gibi, Paul bir takım fikirlerle Judd'a gelmiş, demiş ki "Tatlı bi fikir var ama ben oynarsam." Bakmışlar kocaman burnu var, komik tip, olur demişler. Şaka şaka. Belki de değil bilmiyoruz. Paul komik tip, Gillian Jacobs tatlı kız; ikisi başrolü oynuyor, Gus ve Mickey. Claudia O'Doherty de Mickey'nin ev arkadaşı Bertie'yi oynuyor, o da tatlı kız ama Gillian tam bir mimik tatlısı.


Bir benzinlik marketinde tanışan Gus ve Mickey, ilişkilerinden yeni çıkmış, hafif bitik tipler. Ama Mickey daha bitik, alkol, uyuşturucu ve seks bağımlısı çünkü. Pardon aşk ve seks bağımlısı. Sürekli böyle toplantılara gidip hani "Ben Mickey, alkoliğim!" diyen bir kız. (Bizde var mı acaba terapi grubu sistemi?!) Bir radyoda çalışıyor. Gus ise bir tv dizisi setinde çocuk oyuncunun özel öğretmeni olarak görevli. Kız çok şımarık, çok para kazanan ünlü bir ergen. (Apatow'un kızı Iris oynuyor Arya'yı, çok tatlı kız. Babasının filmlerinde izliyoruz arada..) Dandik bir cadı dizisi setindeler. Gus hobi olarak senaryo falan yazıyor, sürekli sette laf oraya gelsin istiyor. Bi de arkadaşlarıyla müzik yaptıkları bi eğlence grubu var. Gus değişik bi tip, ezik gibi. Mickey ise değişik bi tip, deli gibi. Aslında ne o ezik ne öbürü deli ama ikisi de sorunları olan tipler. Hangimiz değiliz?!

Dizide en sık kullanılan kelime; yargılamak. İşte biri bi şey yapıyo, diğeri bi şey söylüyor, hemen dont cac mi. Ulan arkadaştık hani. "Dostum böyle yapmamalısın, bunu niye yaptın ki zaten?" diyen arkadaşına, "Beni yargılıyosun gibi hissediyorum" deyiveriyo insan. Eskiden ne güzel "Haklısın adamım" veya "Doğrusunun bu olduğunu düşünüyorum" falan denirdi. Şimdi hemen dont cac mi. Arkadaş dediğin bir şeyler söyleyebilmeli ama kimse öyle arkadaş istemiyo artık. Geçenlerde benim de başıma geldi yani bu 'beni yargılama' lafını eskiden bu kadar duymuyorduk. Gerçek hayatta da filmlerde de.


Dizide en sık kullanılan ikinci kelime de; Uber. Bu bir nevi yeni nesil taksicilik. Uygulaması var, tabii ki. Araç lazım olduğunda istiyorsun, en yakınındaki Uber kullanıcısına haber gidiyor, müsaitse gelip seni alıyor, istediğin yere götürüyor. Mesela işten çıktın, eve gideceksin, tam o sırada yakınında biri araç istiyor. Onu da alıp götürüyorsun nereye diyorsa. Bildiğin korsan taksicilik ama uygulama yasal, vergisini ödüyor. Bu sebeple taksiciler çok karşı bu uygulamaya. Bizde zaten daha yayılmadı. Yayılamaz da çünkü çok fazla taksi var. Amerika'da taksi bulmak çok zor ve pahalı olduğu için herhalde kolayca yayıldı ve en son şoförsüz araçlar falan kullanmaya başlayacaklardı, n'oldu acaba?! Dizide kolayca Uber çağrılıyor, zınk diye geliyor. Güzel reklam almışlar.

240317


Öncelikle şunu söylemek isterim, bizde de Uber yayıldı. Hatta taksiciler bunları dövmeye bile kalktı, ne olaylar.. Ama bizde sanki sadece 'şoförlü özel araç' gibi kullanılıyor, hep siyah lüks minibüs tarzı araçlar gözüküyor Uber diye.. Neyse..

Güzel dizimizin üçüncü ve final sezonu geldi! İlk iki sezonuyla zaten sevdiğim bir dizi olmuştu; üçüncü sezonu da iyice samimi ve 'kendimden izler' bularak izledim, çok beğendim.. 20-30 dakikalık eğlenceli 12 bölüm daha yani.. Tamam belki bi iki bölüm tırışka olmuş ama genel olarak yine başarılı. Ve bitti, hepi topu 34 bölüm tamamı.. Bu 34'ün 30'u çok iyidir mesela, öyle söyliyim..

Tanışmalarının üzerinden aylar geçiyor ve bireysel değişimlerinin ilişkilerini olumsuz etkilemesinden çekiniyorlar. Derinlere indikçe arızaları netleşen çiftimiz, sorunlarıyla bir güzel yüzleşip aslında çok da dert etmemeleri gerektiğini anlıyorlar. Ben çok tatlı buluyorum bu psikopatları. Her insan kadar kaçıklar.. tamam belki biraz fazlası ama bu onları tatlı yapıyor zaten. Bu sezonda, alkolü bırakan Mickey'nin kararlı mücadelesiyle, iş hayatındaki başarılarını; çeşitli gazlarla kariyeri için yapıcı adımlar atmaya başlayan Gus'ın da öfke nöbetlerini izliyoruz. Ayrıca Arya her geçen sezon biraz daha büyüyor ve hala pislik bir tip.

Sezon sonunda da tatlı bir sürprizle komple final yapıyorlar. Sizi unutmıycam gençler.. Hep tavsiye listemdesiniz!..

22 nisan 2018
Oku..

Pineapple Express (2008)


En son Nicolas Cage'li Joe (2013)'nun yönetmenliği yapan David Gordon Green, Seth Rogen, Evan Goldberg ve Judd Apatow üçlüsünün beraber hazırladıkları senaryo için oturmuş yönetmen koltuğuna. Seth Rogen'ın kendi yazdığı veya yapımcılığını yaptığı filmlerde -yani kendi tarzındaki filmlerde- arkadaşlarından oluşan oyuncu kadrosunu kurduğunu görüyoruz zaten her zaman. Bu filmde de James Franco ve Danny McBride'ı almış yanına. Güzel hatun oyuncu olarak da Amber Heard bebeğim tercih edilmiş.

Soldan sağa Rogen, Franco, Apatow, Green ve Goldberg

Dale ve Saul arasında uyuşturucu satıcısı / uyuşturucu kullanıcısı ilişkisinin ilerisine geçecekleri bir olay yaşanıyor. Dale, Saul'un malları aldığı Red'in malları aldığı Ted'i, görmemesi gereken bir durumda görüyor yanlışlıkla. Sonra Ted de, Red vasıtasıyla Dale ve Saul'un peşine düşüyor. Çünkü Ted, Dale'i Çinli rakiplerinin adamı sanıyor. Dale de, sevgilisi Angie'nin bu işe bulaştırılmaması için Ted'in adamlarını Angie ve ailesinden uzak tutmaya çalışıyor. Dale, Saul ve Red'in dostlukları filme damga vuruyor.


Filmi izleyin, severseniz bir de This is the End (2013)'i izleyin; yalandan devamını çekiyolar bu filmde; meraklısına.
Filmi ilk izlediğimde -bir arkadaşım zorla izletiyodu bi kalabalığa- çok uykum gelmişti, hiç anlamamıştım. Geçen gün yine izliyim dedim, yine yanlış zaman seçmişim, baktım uyukluyorum, kapattım uyudum. En son girişimim demin gerçekleşti, izledim, bitirdim.
Fena değil ya, geyik film işte. 7 verdim.


Bu arada pineapple express, sarıp içtikleri, bütün aksiyonun başlamasına sebep olan nadir bir esrar modeli.

29.09.2013
Oku..

Judd Apatow Sineması


Kariyerine, Jim Carrey ve Adam Sandler gibi sonradan çok meşhur olacak arkadaşlarıyla komedyenlik yaparak başlamış. Netflix'teki 2017 çıkışlı stand-up gösterisinde anlatıyor o dönemleri, aşırı tatlı adam.. Seksenlerin sonlarına doğru Jim Carrey çok meşhur olmaya yeni başladığında, Apatow, Jim Carrey'nin bi gösterisinin kaydında yapımcı asistanı olarak görev alıyor. Ondan sonra yine Jim Carrey'nin de rol aldığı doksanların başlarında çekilen televizyon filmleri Tom Arnold: The Naked Truth 1, 2 ve 3 filmlerinin yazar kadrosunda yer alarak, sahne kariyerini yazarlığa ve yapımcılığa çeviriyor.

2003'e kadar televizyon için çeşitli şovlar yazıyor, yapımcılık yapıyor, şovlarda üç beş bölüm yönetmenlik yapıyor. Yani işin içine girdiği için her şeye biraz bulaşıyor. Ha ama dur burası önemli; Jim Carrey'nin baş rolünde olduğu Ben Stiller'ın yönettiği The Cable Guy (1996) isimli tv filmine yapımcılık yaptığı sette, ufak bir rolle oynayan Leslie Mann ile tanışıyor. 97'de evleniyorlar. 

Yıllar geçiyor, Judd Apatow, sinemada kontrolü ele alma zamanının geldiğini düşünüyor, The 40 Year Old Virgin (2005)'in senaryosunu Steve Carell'la beraber yazıp, yönetmenliğini de kendi yapıyor. Film epey beğeniliyor.


Daha sonra yaptığı işlerde Seth Rogen, James Franco, Adam Sandler, Jason Segel ve yazar Evan Goldberg gibi birçok kafa adamla beraber çalışmışlar, her zaman da beraber çalışmak isteyen tiplerden olmuşlar. Beraber senaryolar yazıp, ortaya gayet güzel işler çıkarıyorlar.

İkinci filmi Knocked Up (2007)'ın, baş rolünde Katherine Heigl ve Seth Rogen var. Tek gecelik olarak düşünülen bir ilişkide kaza kurşunu.. Ve hamilelik.. İki tarafın da başta istemeyip sonra aile olmaya alışmasının filmi. Baş roldeki hatunun ablası rolüne kendi karısını yazan ve onun kızları olarak da kendi kızlarını oynatan Apatow, sette ailecek çalışmanın keyifli olduğunu düşünüyor. Bunu bir sonraki filmi Funny People (2009)'da da görüyoruz, kankisi Adam Sandler ve Seth Rogen'a, Leslie Mann eşlik ediyor. Mann'in oynadığı Laura karakterinin iki kızı Ingrig ve Mable da yine kendi kızları Iris ve Maure.

Zaman zaman Funny or Die için de kısa videolar çeken Apatow'un sonraki filmi This is 40 (2012). Bu filmde Knocked Up (2007) filmindeki ablanın 40 yaş sendromu anlatılıyor. Gayet eğlenceli, sevimli bi devam filmi. Yaptığı filmlerle takip edilecek yönetmenlerden biri oluyor ve ne çekse izlenir bir seviyeye geliyor.


Bu arada yazığı yönettiği filmler haricinde, yapımcısı olduğu filmlerle de biliniyor, mesela Superbad (2007), Pineapple Express (2008), Bridesmaids (2011), The Big Sick (2017) ve 5 sezon süren bir HBO dizisi olan Girls (2012-17) çok meşhur olmuş filmlerindendir. Öyle ki yönetmenliğini de yaptığı Trainwreck (2015) filminin posterine Bridesmaids (2011)'in yapımcısından yazması icap etmiştir. Bu filmde de baş rol Amy Schumer senaryosuyla beraber gelmiştir, Apatow yönetmen ve yapımcılık yapmıştır. Yani ben kendi yazmadığım senaryoyu çekmem dememiş, gelen fikirlere açık olduğunu göstermiştir. 


Ve Love (2016-18) ile Netflix macerası başlar, zaten biraz da bu dizinin gazıyla Netflix stand-up'ı Judd Apatow: The Return (2017) hayata geçiyor. Gösterisinde de bahsediyor, "Filmlerimde hep yaptığım şeyi bu dizide de yaptığımı söyleyenler oldu, neymiş bu kadar inek tipli bi oğlan normalde böyle bi kızı tavlayamazmış.. Ben canlı örneğiyim işte diyor, bi bana bakın bi de Leslie'ye..." Yine aynı gösterinin başka bir yerinde, "Bir gün Leslie'ye (Lezli) seslendim ve bana dönüp dedi ki, aslında benim adım 'Lesli' diye telaffuz ediliyor... Peki bunu söylemek için neden 20 yıl beklediğini sordum, tartışmak istemiyormuş... Bunun karşılığında bana uzun bi süre 'Jud' diyebileceğini söyledim.." Gösteride her şakası reaksiyon almıyor zaten ama tatlı adam..


Geçen gün de, son filmi The King of Staten Island (2020)'ı izledim. Sinemalar kapalı olduğu için, ben torrentten buldum indirdim ama herhangi bir dijital platformla anlaşma yapmadığını görünce merak ettim, acaba film piyasaya nasıl servis edildi.. Kendisi mi direkt internete yükledi, nedir?. Film, itfaiyeci babasını küçükken kaybeden bir çocuğun, kız kardeş ve anneyle beraber büyürken babadan öğrenmesi gerekenlerin yarattığı boşluklar yüzünden tamamlanamayışını konu ediyor. Gelecekle ilgili bir planı olmayan bu gencin bile planlarının bozulabileceğini anlatan bir film. Apatow'un baş rolde yer alan Pete Davidson'la beraber yazdıkları filmi beğendim, standart, eğlenceli, dramatikli güzel bir hikaye ve karakterler bütünü.. Marisa Tomei aşkım da var kadroda, planları bozulan çocuğun plan bozan annesi rolünde...

26.01.13, güncelleme Aralık 2020
Oku..

This is 40 (2012)


Muhteşem bir film değil ama çok eğlendim izlerken. 40'lı yaşlarına gelmiş, iki kızları olan bir çiftin; zaman zaman birbirlerinden sıkılmalarını, kavgalarını falan filan anlatıyor. Çıktığında romantik-komedi piyasasında olumlu eleştiriler alan Knocked Up (2007)'ta, yanrol olan çiftin filmi bu. Hani oradaki kızın ablasıydı. Önceki filmle konu bütünlüğü falan yok tabii, yani onu izlemezsen bunu anlamazsın gibi bir durum yok. Bir nevi devamı işte, sequel dedikleri..


Filmi yazıp yöneten Judd Apatow'un diğer uzun metraj sinema filmleri şöyle: The 40 Year Old Virgin (2005), Knocked Up (2007) ve Funny People  (2009). Gördüğünüz üzere adamın tarzı belli, yaptığı işler çok eğlenceli. Bu filmlerini severek izlemiştim, bu yüzden This is 40 (2012)'ı heyecanla -olmasa da- bekledim. Ki beklentimi de karşıladı zaten. 


Filmde çifti, Leslie Mann ve Paul Rudd oynuyor. Mann, yönetmen Apatow'la 97'den beri evli ve yönetmen bu filmine de her filminde olduğu gibi karısını ve kızlarını dahil etmiş. Yani bildiğin karısına koca kızlarına baba olarak Paul Rudd'u seçmiş.. Filmin sürprizleri ise antrenman koçu Jason Segel ve hep oynaması gerektiği rolü bulan Megan Fox.

26.01.13
Oku..

Knocked Up (2007)


Judd Apatow'un yazıp yönettiği, daha sonra da 'bir nevi sequel'i (devamı) diye not düşüp This is 40 (2012)'yi yaptığı, başrollerini Seth Rogen, Katherine Heigl, Paul Rudd ve karısı Leslie Mann'e verdiği aşırı eğlenceli bir film Knocked Up (2007).. This is 40 (2012) de çok güzel ama bu daha güzel..


Alison televizyon işindedir, terfi alır ve evlerinde yaşadığı ablasıyla beraber gece eğlenmeye, kutlamaya çıkarlar.. O gece barda Ben'le tanışan Alison, geceyi yalnız geçirmez.. Ben, gerçek bir işi olmayan, devletten aldığı yardım parasıyla ot içip arkadaşlarıyla takılan bir elemandır.. Alison sarhoşluğu geçince pişman olur zaten, bir daha da görüşmek istemez.. Ama o gece hamile kalmıştır.. Bir de işe Ben'in açısından bak, boş boş takılan adamken, baba olma ihtimaliyle karşı karşıyadır.. Alison aldırmak istemez ve başlar bir ilginç aşk macerası..


Evliliğe sıcak bakamama sebepleri Alison'ın beraber yaşadığı ablası Debbie ve eniştesi Pete örneğidir. İki çocukları ve bir sürü sorunları vardır.. Önlerindeki bu kötü örnek, yeni çiftimizi birbirinden uzaklaştırır..

Filmi efsane yapan Ben'in ev arkadaşlarıdır.. Jason'ı Jason Segel, Jonah'ı Jonah Hill, Jay'i Jay Baruchel ve Martin'i Martin Starr falan oynar.. Sürekli kafa güzel, filmlerde kimin hangi dakikada memeler gözüküyor diye notlar alıp, depoladıkları internet siteleri vardır.. Mr. Skin gibi..


Çok eğlenceli film, ben çok seviyorum.. Judd Apatow tarzı film işte.. Ayrıca Katherine Heigl romantik komedisi diye bi şey de var.. Bu arada kadroda Apatow çiftinin kızları da Pete-Debbie çiftinin kızlarını oynuyor.. Konuk olarak gördüğümüz oyuncular da Kristen Wigg, James Franco, Ken Jeong, Adam Scott gibi isimler..
Romantik komedi tavsiyesi isteyene söylenir rahatça..

17.11.2012
Oku..