Westworld (2016- )


Teknoloji kendini geliştirmeye programlanmış bir öğrenme bilgisidir. Günümüzden biraz ileride bu teknoloji kullanılarak geliştirilen Westworld, parası olanlara istedikleri hayatı yaşama olanağı sunan bir set ortamıdır, bir oyundur. Yani geliyorsun çölün ortasında ofis kurmuş şirkete, veriyorsun parayı, diyorsun ki "Ben bir süre o kovboy filmlerinde gördüğümüz o kasabada yaşamak istiyorum. Saloon'da viski içip, poker oynayıp, birilerini düelloya davet edip ateş etmek istiyorum."

Etraftakiler ultra insansı robotlar, öyle ki kendileri de robot olduklarını bilmiyor, onlara öğretilen hikayeyi yaşıyorlar. Genelevdeki kızlardan, poker oynayan adamlara, sokaktan geçen köpeğe kadar herkes 'Host / Ev Sahibi', öyle deniyor onlara, bu hayatı yaşamak için düzeneğe giren insanlar ise 'Ziyaretçi'ler.. Gezmek, tozmak, insanlarla muhabbet etmek gibi öldürmek, tecavüz etmek, banka soymak, çelme takmak da serbest, polis veya şerif düşmüyor peşine ama host'lar kendilerini insan, yaşadıkları şeyi de hayat sandıkları için onlar tepkilerini veriyorlar, vurursan o da sana vuruyor. Bazı durumlarda kaçmak veya savaşmak gerekebiliyor yani. İşin heyecanı da burada, kendini insan zanneden robotlar tarafından öldürülebilirsiniz de!. Eğer host'lar saldırıya uğrar veya öldürülürse, Westworld Ekibi onları merkeze alıp, iyileştirip, sete tekrar entegre ediyorlar ve orada yeniden hayatlarını yaşıyor host'lar.


Mesele, bu host'lardan birinin, bu ölüp ölüp diriltildiği, defalarca yaşadığı eski hayatlarının hatıralarını anımsamasıyla başlıyor. Robot olduğu bilinci, Dolores isimli host'u inanılmaz bir maceraya çekiyor. Bir uyanmış robot neye mal olacaktır?! İlk sezon bununla bitiyor, iki bununla başlıyor. Bu arada Dolores'in bu farkındalığa sahip olmasının sebebi de tamamen Westworld'ün beyin takımındaki isimlerin aksiyon arayışı. Acaba bir yapay zekaya bu yetkiyi verirsek nereye kadar gidebilir diye merak etmeleri..

İlk sezonda sistemi, host'ları ve ziyaretçileri hatta Westworld'ün kurucusu ve yanındaki a takımını tanıdık. İkinci sezon ise Dolores'in diğer host'ları da uyandırma çabasına ve Westworld'ün adım adım çöküşüne odaklanıyor. Bu ikinci sezon, Dolores'in gerçek dünyaya açılıp, insanlardan intikam alacağı mesajlarıyla bitiyordu. Üçüncü sezon ise, ilk defa bize Westworld dışındaki dünyayı gösteriyor ve insanın teknolojiye ve dolayısıyla robotlara her şeyini emanet etmesini irdeliyor. Bu sezon yeni bir dünyaya açılan yeni bir pencere olduğu için dizinin ilk iki sezonundan çok daha farklı bir çizgide, adeta başka bir dizi gibi.. Kullanılan müzikler, renkler, her şey bambaşka..


Westworld (2016- ) böyle bir dizi işte, yer yer izlemesi aşırı keyifli, teması ve hikayesi göz alıcı, tekniği kuvvetli ama ara ara temposu çok düşüyor ve anlaşılması zor hatta sıkıcı olabiliyor. Çünkü aynı anda birkaç farklı zamanı birden anlatmaya çalıştığı bir kurgusu var: bir 20 yıl öncesinden bir sahne, sonra o anda akan hikaye, daha sonra o anın yarım saat öncesinden bir sahne.. Bu biraz karmaşık hale getiriyor hikayeyi, takibi zorlaştırıyor ama bir yandan da dizinin ruhuna uygun bir hikaye kurgusu olduğu için çok estetik bir sunum oluyor.

Ayıptır söylemesi gündüz vakti uyukladığım bölümler oldu. Hayır bir de sinir oluyo insan, nerede uyukladım, tam ne kaçırdım, al geri, izle baştan.. Bunu söylemeden edemezdim yani, çünkü Westworld (2016- ) ismi geçince bu utancı tekrar tekrar yaşıyorum içimde, bunu bana yapmaya ne hakkınız var ya!..


En başa dönelim, 2016'nın sonları, mühendislik yapıyorum o zamanlar, yoğun ve yorucu bir iş hayatım var. İlk bölümü yayınlanır yayınlanmaz sosyal medyada olay oldu zaten, biz de başladık izlemeye.. Aşırı keyifli, fena taşaklı bir dizi diye kendimizden geçiyoruz, her hafta çılgınlar gibi bölüm bekliyoruz.. Her şey çok güzel, tamam ama ben ara ara uyuklamaya başladım bunu izlerken. Haftanın yorgunluğuna verip, geri alıp alıp izliyordum. 10 bölümlük ilk sezon muhteşem bir sezon finaliyle bitti, epey sağlam diziydi ama uyuyordum anasını sattımın dizisini izlerken..

İkinci sezon 2018'de yayınlandı, Kıbrıs'taydım artık, iş değiştirmiştim, İstanbul'dakine kıyasla çok daha dingin bir iş yapıyordum, sevgilim vardı falan; bu şartlarda ikinci sezonu izlemeye yeltendik diye hatırlıyorum hayal meyal, 2 hafta izledim-izlemedim yine uyuklamaktan muzdarip şekilde isyan edip bıraktım izlemeyi. Çok emin de değilim açıkçası, ilk sezonu tekrar mı izlemeye kalkmıştık da onu bırakmıştık, ikinci sezon muydu o bıraktığımız, çok bulanık anılar.. Sonuç olarak ben yoktum artık bu dünyada!.. Demek ki neymiş, İstanbul'daki iş tempomla alakası yokmuş!..


Neyse, şimdi, aradan geçen onca zamandan sonra korona karantinasında 2020 Mayıs'ında, internette dolaşırken "Birkaç gün sonra Westworld (2016- )'ün 3. sezon finali yayınlanacak" diye haber gördüm. Dedim ki, ulan gün bu gündür, güzeldi o dizi, ben de ziyadesiyle boş vakte sahibim bu aralar, neden olmasın..

YouTube'ta ilk sezon geniş özeti buldum bi, isimleri hatırlamak için, sonra ikinci sezondan başladım. 10 bölümlük ikinci sezonu bir buçuk günde falan hiç uyuklamadan bitirdim. Çok iyiydi. Dedim ki, tamam, olay motivasyonmuş. Bir de yine efsanevi bir sezon finali yaptılar ki sormayın.. Bu arada ben diziyi izlemeye karar verdiğimde, Kıbrıs'ta karantina hafifletilme kararı alındı, bizim ofis de açıldı. 3. sezonu, 2. sezon gibi bi çırpıda izleyemedim yani, günde ikişer üçer bölüm izledim. Çok iyi gidiyordu her şey, 7. bölümde bana bir uyku çöktü.. Durdur başlat geri al tekrar oynat bir daha uyu, bu bi saatlik 7. bölümü iki günde anca bitirdim. Sonra da hemen sezon finali olan 8. bölümü izledim de huzura erdim. Böyle bir dizi izleme serüveni olamaz.


Kesin açıp izlemeniz gereken ama bir yolunu bulup uyuklamadan bunu becerebilmeniz gereken bir HBO dizisi. HBO biliyorsunuz, kostümler, müzikler, sinamatografi dahil her alanda neredeyse kusursuz diziler üreten bir kanal. Game of Thorones (2011-19)'undan True Detective (2014- )'ine ve Chernobyl (2019)'ine kadar hep yüksek kalibreli işler var bünyesinde. Şunu da söylemem şart, bu üçünde de en az birkaç bölümde bir iki üç dakika içim geçmiş olabilir..

7 Mayıs 2020
Oku..

The Two Popes (2019)


Hatırlar mısınız, bundan beş altı sene önce, Papa, Ankara'ya geldi, Tayyip'le görüştü, sonra İstanbul'u, Ayasofya'yı ziyaret etti. "Çağrılmadan geliyor, ne acayipmiş bu Papa da" diye geyikler yapıldı. Çünkü ziyareti neredeyse sürpriz olmuş, yeterince hazırlık yapılamamış, ayaküstü Diyanet İşleri Başakanı bir çini hediye etmişti. Doğru düzgün koruma bile ayarlanamamış, gayet normal orta sınıf bir araçla ulaşımı sağlanmıştı. İsmini cismini bilmiyorduk tabii, Papa mı Papa, ama bir öncekinden daha sevecen olduğu belliydi. Herkesin hoşuna gitmişti aslında bu ziyareti..


The Two Popes (2019), 2013'te göreve gelen ve şu an hala devam eden Papa Francis ile bir önceki o sevimsiz olan Papa 16. Benedikt'in hikayesini anlatıyor. Alman Papa Benedikt, 2005'te göreve geldiğinde, bu işi ciddiye alanların (inananların) bir kısmı çok üzülmüş, çünkü gelir gelmez bir lüks merakı falan, büyük büyük hareketler, şatafat; verilen başka başka kararlar.. Francis de bu tarz hareketlerin dinin ruhuna ters düştüğünü söyleyip duruyormuş Kardinal olarak. Benedikt de Francis'e gıcık gidiyo her şeye muhalefet diye.. Francis en son dayanamayıp istifasını vermek istiyor ve Benedikt istifasını kabul etmeden önce Francis'le konuşmak istiyor, yazlığına davet ediyor. Ve Papa ve müstakbel Papa'nın hikayesi başlıyor.

İnanılmaz tatlı bir gerçek hikaye, neden daha önce yapmamışlarsa Papa'nın hayatını.. Çok ilgi çekici, efsane tatlı hikaye.. Çağrılmadan gelen Papa'yı tanıyabilmek, gıcık eski Papa'nın aslında nasıl biri olabileceğine dair bir bakış açısı kazanabilmek için izlenebilir.. Bir de anlatımı güzel, çok keyifli işlenmiş, karakterler de çok renkli..


Siyah duman çıkarsa Papa henüz seçilemedi,seçilene kadar tekrarlanacak, seçildiğinde de beyaz duman çıkacak. Bütün dünya canlı yayında bu anı bekliyor. Bu sahneyi Dan Brown'ın sinemaya uyarlanan maceralarından birinde detaylıca görmüştük ve her adımına zaten hakimdik. Çok gerçeküstü ritüeller bunlar, bu devirde hala daha Papa diye bir mertebe olması da gerçeküstü bir durum zaten de neyse.

Başarılı biyografi senaristi Anthony McCarten'in yazdığı senaryoyu hayata geçiren isim efsane Fernando Meirelles; neden efsane çünkü Cidade de Deus (2002)'un yönetmeni kendisi.. The Two Popes (2019)'un Papalarını Anthony Hopkins ve Jonathan Pryce oynuyor, hangisi sevimli hangisi sevimsiz Papa'yı oynuyor tahmin etmek zor değil :) İkisi de harika performanslar sergiliyorlar. Güncel Papa'nın gençliğini ise Arjantinli aktör Juan Minujín oynuyor.


8/10 puan verdiğim filmi kesin tavsiye ederim. Netflix'te ve kaçak birkaç film sitesinde mevcut, izleyebilirsiniz.. Bu arada, yeni yıla kadar başka yazamazsam şimdidden iyi yıllaaaaar!.. 2020 barış huzur, aşk meşk, para pul, sağlık sağlık getirsin!.. Amen!

27.12.19
Oku..

You Will Meet a Tall Dark Stranger (2010)


Yaşayan dahi, çılgın üretken Woody Allen'ın ortalama filmlerinden biri, çok abartlı bir hikayesi yok, özel bir kadro izlemiyoruz, şaşırtıcı bir sinema tekniği de değil karşımızdaki ama keyifli, tatlı tatlı müzikler eşliğinde akan standart bir film.. Hani belki kalabalıklarda tavsiye edilecek film değil ama hafta sonu sevgilinizle evde vakit geçirirken açabileceğiniz, belki bazen filmle ilişiğinizi kesip bir süre sonra tekrar dönebileceğiniz, ne bileyim, bi kahve koyup izlemeye devam edebileceğiniz bir film. Yormayan, üzmeyen ama tabii ki meraklandıran, şaşırtan, küçük küçük heyecanlandıran bir film. "Kaç puan veriyorsun bebek?" dedim bitince, "6.3" dedi, hep böyle küsuratlı söylüyor.. Bu tahminle filmin imdb puanını bildi resmen; ben 6 vermişim ilk izlediğimde, değiştirmedim fikrimi..


Aklıma takıldı baktım hızlıca. Bundan hemen sonraki filmi Midnight in Paris (2011)'i, Allen'ın en yüksek bütçeli filmi olarak hayal etmişimdir hep. $17 M bütçeli filmden $153 M kazanmışlar onunla; o kadar da çok para harcanmamış diye düşündüm. You Will Meet a Tall Dark Stranger (2010) için ise $22 M harcamış ve $34 M kazanmışlar. Yani Midnight in Paris (2011)'ten bile daha pahalı bir filmmiş bu, inanamadım. Son filmi Wonder Wheel (2017) ise $25 M harcanıp sadece $15 M kazandıran bir film olarak zarar hanesine yazılmış. Oysa $30 M harcanıp $43 M hasılat yapan Cafe Society (2016) filmi sonrası yaptığı bir röportajında filmleri büyük zarar eden bir yönetmen olmadığını söylemişti üstat. Büyük konuşmaya gör işte. Neyse ney canım, nasıl girdik bu para muhabbetine.. Çıkalım hemen..

Yaşlı bir çift Helena ve Alfie; kızları Sally, Roy'la evli. Alfie, doktorunun spor yaparak daha sağlıklı bir hayat sürmesi tavsiyesine uyuyor ve hareketlendirmek istediği yaşamına ayak uyduramayan Helena'yla boşanıyor. Sally, annesi biraz kafasını dağıtsın diye onu bir falcıyla tanıştırıyor. Falcı Helena'ya günün birinde uzun boylu esmer bir yabancıyla tanışacağını söylüyor. Ve damadı Roy'un ne kadar yeteneksiz bir yazar olduğunu da. Zaman içinde, Helena, Alfie, Sally ve Roy başka insanlara ilgi duymaya başlıyorlar. Ve olaylar gelişir.


Bu filmi ilk izlediğimde aklımda kalan tek şey, Roy'un bir meslektaşı olan arkadaşının ölmesi sonucu, onun roman taslağını kendisininmiş gibi yayıncısına vermesiydi. Bu usulsüzlükle eski güzel günlerine geri dönüyordu. Yani bu kısmı kalmış aklımda öyle, çok ilginç gelmişti. Bir de Radio Days (1987) filminden bir sahneyi unutamıyorum böyle: Gece eve gelen hırsızlardan biri, çalan telefon ev sahiplerini uyandırmasın diye hemen açıyordu ve bir radyo programından gelen soruya doğru cevap verip kapatıyordu. Sabah uyandıklarında salondaki bütün eşyalarının çalındığını gören ev sahipleri şaşkınlığını üstünden atamadan kapı çalıyor ve radyo programından kazandıkları yepyeni eşyaları salona yerleşiyordu.

You Will Meet a Tall Dark Stranger (2010) aslında teknik olarak çok büyük para harcanacak bir iş değil gibi duruyor, büyük bir ihtimalle oyunculara çok yedirmişler: Anthony Hopkins, Gemma Jones, Josh Brolin, Naomi Watts, Antonio Banderas, Freida Pinto, Lucy Punch ve Anna Friel..

19 nisan 2018
Oku..

Chaplin (1992)



SAHNE I
Kapı açılır ve Şarlo silüeti belirir. Bir adım atar ve üzerinde kocaman el yazısıyla filmin adı 'Chaplin' yazar. Sonra yazı kaybolur ve silüet içeri girer, kapıyı ayağıyla kapatır. Işıklı makyaj masasına oturur, Genç Charles'ın yüzünü görürüz, dramatik bir müzik eşliğinde makyajını temizleyecektir ve görüntü üzerine kadrodakilerin isimleri yazacaktır. Bastonunu masaya dayarken, ayakkabısını, şapkasını, ceketini ve takma bıyığını çıkarıp yerine koyarken detay planlar görürüz. Yüzüne krem sürer ve makyajını silmeye başlar. Göz makyajını silerken yüzüne simsiyah boya bulaştırır. Aynada kendi görüntüsüne dalar. Bu sırada dış seste editörüyle konuşmasını duyarız. 
  Editör: Haydi Charlie, dertlenmeyi bırak. Bunu çözmeliyiz. Umarım arkadaşlığımız bozulmaz. 
  Yaşlı Charles: George, bu kadar melodramatik olma. (Güler) 
  Editör: Bu senin otobiyografin Charlie. Ve editörün olarak bazı bölümlerde belirsizlik olduğunu söylemem gerek. Mesela, annen. Ne zaman kötüleşmeye başladı durumu?  
  Yaşlı Charles: Bunu söylemek zor. (Duraklar) İyi olduğu zamanlar çok iyiydi, hiç anlamazdın...
[dramatik geçiş]

SAHNE II
Charlie'nin küçüklüğü karşımızdadır; kıvırcık ve neredeyse tombik bir çocuktur. Annesi sahnede şarkı söylerken Charlie kenardan ona mırıldanarak eşlik eder. Balkon locaları olan süslü bir salondur. Seyircilerden bazıları sahneyle ilgilenmez, salonda bir gürültü hakimdir ve bu da o dönemin eğlence kültürünü gösterir. Görüntü üzerine: <Aldershot, England 1894> yazar.Bayan Chaplin şarkının bir kısmını karıştırır ve seyirci hatayı hemen anlayıp sinirlenir. Seyircilerin tepkisi sahneye bir şeyler atmaya varınca sahne amiri kadını kenara çağırır ve kendisi çıkar. Seyirciyi sakinleştirmeye çalışan adamın hemen arkasından Charlie sahneye atlar, adamı paçasından çekiştirir. 
  Çocuk Charles: Şarkı söyleyebilirim efendim. Ben söyleyebilirim. 
Seyirci çocuğun halini çok sevimli bulur. 
  Şişman Seyirci: Bırak söylesin, lanet herif, bırak çocuğu, hahahah... 
Sahne amiri mecburen kabullenir durumu, Charlie'ye adını sorar ve onu takdim eder. 
  Sahne Amiri: Hanımlar beyler, kısa zamanda çok masraf yaparak sizin özel beğenilerinize sunuyoruz. Karşınızda Charles Chaplin! 
Charles sempatik dansıyla şarkısını söyler ve çok alkış alır.  Günü kurtarmıştır. Annesi sahne kenarından ne hissedeceğini bilmeden Charlie'yi izler.
[kesme]


Belki de hiç böyle değildir, belki de senaryoya hiç bağlı kalınmamıştır ama gösterilen bu. Çok seviyorum izlediğim filmlerin senaryo üzerindeki hallerini görmeyi. Tümden gelim oluyor bu. Güzel bir pratik, eğlenceli antrenman senaryo yazanlar için. Bu senaryo William Goldman'ın da aralarında bulunduğu dört kişilik bir ekibin ürünü, büyük ölçüde Charlie Chaplin'in otobiyografisinden yararlanılmış. Yönetmen ise Richard Attenborough; Gandhi (1982) ile En İyi Film ve En İyi Yönetmen Oscarlarını aldıktan sonra bu proje için en güvenilir isimlerden olmuş belli ki. Filmin en önemli diğer kozu da Robert Downey Jr. tabii ki. Böylesine değerli bir hayat hikayesinin kaliteli bir film olması için her şey yapılmış ve başarılmış. Benim en sevdiğim filmler arasındadır, 18 kez falan izlemişimdir.

Chaplin benim hiç ilgimi çeken biri değil, diyebilen var mıdır acaba? Sanatı, hayata bakışı, yoktan var oluşu.. Gandhi'den bile daha değerli bence.. Hadi geçtim hikayeyi, uzaylısınız diyelim, Robert Downey Jr.'ın yeteneğini, her yerde göremeyeceğiniz muhteşem performansını göz ardı edemezsiniz herhalde. Akrobatlık eğitiminin (bkz.)bu rolü almasındaki en önemli etken olduğu ise az bilinir, çok hissedilir. Sahne komedyenliğiyle başlayan ve sinemanın keşfiyle oyunculuk, yönetmenlik ve yapımcılığa uzanan macera.. Sayısız aşk ve olaylı ilişkiler.. Vatan hainliği ve şövalyelik..


Filmde Charles'ın annesi rolünü, gerçek hayatta Charles'ın oyuncu kızı Geraldine Chaplin oynuyor. Filmde dikkat çeken diğer isimler, Anthony Hopkins, Diane Lane, Moira Kelly, Marisa Tomei ve çıtır Milla Jovovich..

Filmin ilginç noktalarından biri, o sene gerek eleştirmenlerden gerek seyircilerden tam not alan Robert Downey Jr.'ın önemli törenlerde ödüllendirilmemesiydi. Oscar'da En İyi Sanat Yönetimi, En İyi Müzik ve En İyi Erkek Oyuncu adaylığı olan filme ödül gitmedi, Golden Globe da bi şey vermedi. Sadece BAFTA kazanan Robert Downey Jr., Amerikan ödül sistemine tepki olarak oyunculuğu bıraktı. Yok, yok bırakmadı ama bi inceden skerler yapacağınız işi deyip saldı azıcık, çünkü gayet şımartılmış bir adamdı o zaman kadar. Bundan sonra performansı ve yer aldığı projelerin kalitesi düştü. Ünü de ha gitti ha gidecek oldu, alkol, uyuşturucu falan; çöküş dönemi yani... Sonra Marvel riske girdi, Iron Man'lik macerası başladı ve olan oldu.. Hatta Tropic Tunder (2008)'la -bak absürt komediyle- bir kez daha Oscar'a aday oldu ama yine vermediler..

Öyle işte, benim çok sevdiğim bir filmdir, tamam kusursuz film değil ama çok güzel.. 9/10..

150117
Oku..

Noah (2014)


Çekimleri sırasında seti sel basmış diye haberler okumuştum, yönetmeni Darren Aronofsky de "Bereket, uzaylı istilası filmi çekmiyoruz zuhahah!" demişti.. Severim Aronofsky'yi ve filmlerini.. Tarz adamdır.. Black Swan (2010)'dan sonra ne yapacağını merakla bekliyorduk ki çok geçmeden Ari Handel'le beraber Nuh efsanesi hakkında bir senaryoya başladıklarını duyurdular. Hollywood böyledir, önceden duyurur ki millet meraktan kudursun, her yerde konuşulsun..


Film gösterime girdi, bir oldu iki oldu, gidecem gidemiyorum, ya işim çıkıyor, ya seans denk gelmiyor.. Böyle ilk günler gitmeyince de insan inceden bi soğuyor mu ne?! Neyse internete düşsün izlerim artık kafasına girmeye başladım.. O ara izleyenler de çoğaldı ve kimse beğenmemiş diye duyuyorum.. İyice merak ettim.. Sonunda izledim, dün gece düştü internete..


Adem'le Havva "Yassagh kardeşim!" uyarısını sallamadıkları için geldi başımıza bunlar.. Bi yanda krallıklar kurulmuş, askerlik, kölelik, yaşam mücadelesi kol geziyor.. Öte yanda kendi halinde ekip biçip yaşamını sürdürmeye çalışan Nuh ve ailesi ve diğer böyle kendi başınalar.. Evel (Habil), küçük kardeşi Kavil'i (Kabil) öldürdüğünde iyiliğin soyu kurudu sanıldı ama Seth de gayet babasının oğluydu.. Üçüncü kardeş Seth.. Çok muhabbeti geçmez, (adı bile bizselleştirilmemiş baksana..) sessiz sakin, merhamet aşılar insanlığa.. Nuh, Seth'in soyundandır. Nuh çok içerler insanlığın bu hale gelişine ama elden ne gelir.. İçi gider naif adamın, hayvanları avlıyor pisoğlupisler diyerek..

Rüya görür, dünyayı insanlardan kurtaracak bir tufan.. Hayvanların korunması şart ve bu görev Nuh'undur.. Çünkü Nuh, görev adamıdır, denileni yapar, çünkü emir büyük yerden.. Nuh'un peygamber olma hikayesidir bu, bi deniz barınağı yapıp hayvanları yani masumları kurtaracaktır. Ama tufanı gören gemiye saldırıp masumun rızkına konmaya çalışır.. 2012 (2009) filmindeki gibi..

Tevrat, Nuh peygamberin hikayesini daha detaylı anlatıyor diye okudum, ama Tevrat'ı okumadım daha.. Film de sanırım sektörü ayakta tutan bazı kurallar gereği hikayeyi biraz değiştirdiği için -ki bu tamamen yönetmen yorumu da olabilir- bazı görsel abartılara kaçmış, (meleklerin insansı dev kayalar olması gibi) ve bu bazı izleyicileri rahatsız etmiş.. Gerçi görev de sıkıntı yaratıyo olabilir, filmde hayvansever bir tutum gösterilirken, normalde 'ne olursan ol gene gel' tavrıyla ters düşülmüş diye düşünülebilir. Gerçektir, efsanedir kısmını bi kenara bırakarak bakınca bu hali daha çarpıcı bence.. İnsanlığın yok edilmesi gerekiyor..


Gemi dışında kalan insanlar öldü, biz de çoğalmıycaz ve teker teker birbirimizi gömecez, Yafes (en küçük oğlu) doğan son insan olacak, diye yorumluyor. Dünya insandan arınacak ve tekrar eski güzel günlerine dönecek, görev bu.. Ama karısı ve çocukları adamı iyice zor duruma düşürmekten çekinmeyip, bi de üstüne vicdan yaptırıp "Nasıl kıycan bu sabilere, bırak devam edilsin" diyerek resmen Ila (büyük oğul Shem'in sevgilisi) hepimize yeter demeye getiriyolar.. Naif adama böyle dersen nasıl kıysın, sen biraz ona yardımcı olup görevine niye saygı duymuyosun a güzel kadın.. Dedeyi de işe karıştırıyolar bi de..


Nuh'un üç oğlu var, Ila'yı çocuk yaşta yağmalanan bi köyden kurtarıyorlar, kimsesi yok diye büyütüyolar.. En büyük oğlan Shem, kızı kapıyo.. Küçük oğlan zaten anlamıyo karı-kızdan ama ergen olan ortanca, Ham, yanıyor.. Tam birini buluyor, olmuyor o da, babasının görevine ters düşüyor.. Hiç sevmiyor babasını bu yüzden..

Nuh'u Russell Crowe, karısı Naameh'i Jennifer Connelly, Ila'yı Emma Watson, ergen oğlan Ham'i Logan Lerman, Shem'i Douglas Booth ve dede Metuşelah'ı Anthony Hopkins oynuyor.


Ha bana sorarsanız nasıl filmdi sence diye, bence güzeldi.. Bi arkadaşım da "Film abi işte, tabii her şeyi gerçek olmayacak" yorumu yaptı.. Film yani bu.. Tekniğine sanatına zaten girmiyorum, Darren Aronofsky sonuçta..

Mart 2014'te de filmin çizgi romanı çıkmış, Aronofsky ve Hendel'in hikayesini Niko Henrichon diye biri çizmiş..

7+7=14
Oku..

Hitchcock (2012)


Scarlett Johansson'ın projeleri arasında görmüştüm bu filmi geçen sene ve o günden beri izlenecekler listemde. İlginç bir adam ve gerilim filmlerinin usta yönetmeni olarak bilinen Alfred Hitchcock'un kariyerindeki en önemli film olarak gösterilen Psycho (1960)'nun yapım sürecini anlatan biyografik film Stephen Rebello'nun 1990 senesinde yayınlanan kitabından uyarlanmıştır. Yönetmenliğini Sacha Gervasi'nin yaptığı filmde Hitch'i, Anthony Hopkins; her başarılı erkeğin arkasında olduğu gibi bunun da arkasında olan kadın Alma Reville'yi, Helen Mirren oynuyor. Vera Miles rolünde ise Jessica Biel'i izliyoruz.


imdb.com'ın gelmiş geçmiş en iyi 250 film sıralamasında 29. sırada yer alan Psycho (1960)'da Norman Bates karakterini oynayan Anthony Perkins'i, James D'Arcy canlandırırken; Scarlett Johansson ise Marion Crane karakterini canlandıran Janet Leigh'i oynuyor. Filmde, orijinale müdahale etmemek adına kurgudan sonrası gösterilmiyor. Yani Psycho (1960)'nun sadece setine konuk olup çekimlerini görebiliyoruz. Belki çok da önemli bir nokta değil ama ben takıldım işte. İyi anlamda ama, beğendim yani bu çabayı.

Çok eğleneceğinize de eminim. En azından ben böyle şeylerle çok eğleniyorum.


Son olarak dikkat çekmek istediğim bir nokta ise Hopkins'e yapılan makyajın Oscar'da Hobbit makyajıyla kapışacak olmasıdır. Filmin tek Oscar adaylığı 'en iyi makyaj' kategorisinde.
1980'de hayatını kaybeden Hitchcock filmleriyle hiç Oscar kazanamamıştı.

22.02.2013

Sıralı Tam Liste: Oscar 2013
Oku..