Mother! (2017)


Masalsı bir hikaye fakat karanlık, gergin ve karamsar bir masal. Her masal pembeler bulutlar anlatacak diye bir şey yok!

Vikipedi filmin konusu olarak şunları yazıyor: "Başarılı bir şair olan kocası (Javier Bardem) ile uzaklardaki kır evinde yaşayan genç ve hamile bir kadının (Jennifer Lawrence) sakin hayatı, gizemli bir çiftin (Ed Harris ve Michelle Pfeiffer) evlerine gelmesiyle altüst olur." Bu cümlenin filmle neredeyse alakası yok. Yani belki durum böyle evet ama filmi izleyen bununla hiç ilgilenmeyecektir. Çünkü epey boyutlu bir film yapmış Darren Aronofsky, bu çok sığ bi cümle.

Ama iyi ki aynı Vikipedi başlığında şu açıklamalar da yer alıyor, paylaşmadan edemiycem: Aronofsky, "Eğer çok kurcalarsanız, işler bozulur. Bu bir psikolojik çılgınlık, bu yüzden açıklamak için çok fazla kafa yormamalısınız." diyor. Başrol oyuncusu Lawrence ise filmin bir alegori olduğunu söylüyor: "Toprak Ana'ya tecavüz edilişi ve çektiği eziyeti tasvir ediyor. Ben Toprak Ana'yı temsil ediyorum, karakteri bir şair olan Javier ise yaratıcı Tanrı'yı; Michelle Pfeiffer'ın karakteri, Ed Harris'in Adem karakterinin Havva'sı. Habil ve Kabil de var hikayede ve kurgu bazen Aden Bahçesi'ni andırıyor."


Çok kurcalamaya niyetim yok zaten benim de, Aronofsky ve Lawrence'in kısa açıklamaları gayet aydınlatıcı. Aslında böyle bir açıklamaya ihtiyaç duyan bir film bu. Hani savaş filmlerinin açılışında olur genelde, zaman-mekan bilgisi ve genel bir açıklamayla başlanır. Bunun da başına böyle bir ön bilgi gelse daha rahat olurmuş ama o da tercih meselesi. Aronofsky hiç onu yapacak bir adam değil.

Biz filmi izledik, e bu ne şimdi dedik. Ben demedim de aslında, Sevcan çok memnun değildi film bittiğinde, anlaşılmayan şeyler vardı ve onu rahatsız ediyordu bu belirsizlik. Ben rahatsız değildim, belki çok anlamamıştım ama cahillik mutluluktu! Yok yok, ben biraz sindirmeyi bekliyordum açıkçası. Sevcan hemen açtı okudu bu yukarıda size alıntıladıklarımı, "Hee," dedik, "oldu o zaman!"

Ama ben zaten rahatsız değildim ve karanlık bir masal izlemiştim, güzel bir tecrübeydi. Birer Oscar sahibi başrollerimizi değişik rollerde izlemenin keyfini sürüyordum. Ben bu filmi tavsiye ederim, görün isterim. Sevgiler.

28.12.2017
Oku..

Noah (2014)


Çekimleri sırasında seti sel basmış diye haberler okumuştum, yönetmeni Darren Aronofsky de "Bereket, uzaylı istilası filmi çekmiyoruz zuhahah!" demişti.. Severim Aronofsky'yi ve filmlerini.. Tarz adamdır.. Black Swan (2010)'dan sonra ne yapacağını merakla bekliyorduk ki çok geçmeden Ari Handel'le beraber Nuh efsanesi hakkında bir senaryoya başladıklarını duyurdular. Hollywood böyledir, önceden duyurur ki millet meraktan kudursun, her yerde konuşulsun..


Film gösterime girdi, bir oldu iki oldu, gidecem gidemiyorum, ya işim çıkıyor, ya seans denk gelmiyor.. Böyle ilk günler gitmeyince de insan inceden bi soğuyor mu ne?! Neyse internete düşsün izlerim artık kafasına girmeye başladım.. O ara izleyenler de çoğaldı ve kimse beğenmemiş diye duyuyorum.. İyice merak ettim.. Sonunda izledim, dün gece düştü internete..


Adem'le Havva "Yassagh kardeşim!" uyarısını sallamadıkları için geldi başımıza bunlar.. Bi yanda krallıklar kurulmuş, askerlik, kölelik, yaşam mücadelesi kol geziyor.. Öte yanda kendi halinde ekip biçip yaşamını sürdürmeye çalışan Nuh ve ailesi ve diğer böyle kendi başınalar.. Evel (Habil), küçük kardeşi Kavil'i (Kabil) öldürdüğünde iyiliğin soyu kurudu sanıldı ama Seth de gayet babasının oğluydu.. Üçüncü kardeş Seth.. Çok muhabbeti geçmez, (adı bile bizselleştirilmemiş baksana..) sessiz sakin, merhamet aşılar insanlığa.. Nuh, Seth'in soyundandır. Nuh çok içerler insanlığın bu hale gelişine ama elden ne gelir.. İçi gider naif adamın, hayvanları avlıyor pisoğlupisler diyerek..

Rüya görür, dünyayı insanlardan kurtaracak bir tufan.. Hayvanların korunması şart ve bu görev Nuh'undur.. Çünkü Nuh, görev adamıdır, denileni yapar, çünkü emir büyük yerden.. Nuh'un peygamber olma hikayesidir bu, bi deniz barınağı yapıp hayvanları yani masumları kurtaracaktır. Ama tufanı gören gemiye saldırıp masumun rızkına konmaya çalışır.. 2012 (2009) filmindeki gibi..

Tevrat, Nuh peygamberin hikayesini daha detaylı anlatıyor diye okudum, ama Tevrat'ı okumadım daha.. Film de sanırım sektörü ayakta tutan bazı kurallar gereği hikayeyi biraz değiştirdiği için -ki bu tamamen yönetmen yorumu da olabilir- bazı görsel abartılara kaçmış, (meleklerin insansı dev kayalar olması gibi) ve bu bazı izleyicileri rahatsız etmiş.. Gerçi görev de sıkıntı yaratıyo olabilir, filmde hayvansever bir tutum gösterilirken, normalde 'ne olursan ol gene gel' tavrıyla ters düşülmüş diye düşünülebilir. Gerçektir, efsanedir kısmını bi kenara bırakarak bakınca bu hali daha çarpıcı bence.. İnsanlığın yok edilmesi gerekiyor..


Gemi dışında kalan insanlar öldü, biz de çoğalmıycaz ve teker teker birbirimizi gömecez, Yafes (en küçük oğlu) doğan son insan olacak, diye yorumluyor. Dünya insandan arınacak ve tekrar eski güzel günlerine dönecek, görev bu.. Ama karısı ve çocukları adamı iyice zor duruma düşürmekten çekinmeyip, bi de üstüne vicdan yaptırıp "Nasıl kıycan bu sabilere, bırak devam edilsin" diyerek resmen Ila (büyük oğul Shem'in sevgilisi) hepimize yeter demeye getiriyolar.. Naif adama böyle dersen nasıl kıysın, sen biraz ona yardımcı olup görevine niye saygı duymuyosun a güzel kadın.. Dedeyi de işe karıştırıyolar bi de..


Nuh'un üç oğlu var, Ila'yı çocuk yaşta yağmalanan bi köyden kurtarıyorlar, kimsesi yok diye büyütüyolar.. En büyük oğlan Shem, kızı kapıyo.. Küçük oğlan zaten anlamıyo karı-kızdan ama ergen olan ortanca, Ham, yanıyor.. Tam birini buluyor, olmuyor o da, babasının görevine ters düşüyor.. Hiç sevmiyor babasını bu yüzden..

Nuh'u Russell Crowe, karısı Naameh'i Jennifer Connelly, Ila'yı Emma Watson, ergen oğlan Ham'i Logan Lerman, Shem'i Douglas Booth ve dede Metuşelah'ı Anthony Hopkins oynuyor.


Ha bana sorarsanız nasıl filmdi sence diye, bence güzeldi.. Bi arkadaşım da "Film abi işte, tabii her şeyi gerçek olmayacak" yorumu yaptı.. Film yani bu.. Tekniğine sanatına zaten girmiyorum, Darren Aronofsky sonuçta..

Mart 2014'te de filmin çizgi romanı çıkmış, Aronofsky ve Hendel'in hikayesini Niko Henrichon diye biri çizmiş..

7+7=14
Oku..

Yönetmenler: Darren Aronofsky..


NewYork'ta, 1969'un şubatında doğmuş yazar-yönetmen bir şahsiyet.. 91'de Harvard Üniversitesi: Aksiyon ve Animasyon bölümünden mezun oldu. Tarzı olan yönetmenlerden biridir, her filmi izlenir.

96'da Pi (1998)'yi çekti, bundan önce de öğrenciyken 2-3 tane kısa film çekti. 98'de yayınlanan Pi, Sundance Film Festivalinde 'en iyi yönetmen' ödülüne layık görüldü. Pi'nin senaryosunu, başrolü Sean Gullete ile beraber yazdı.

Bir sonraki filmi Requim for a Dream (2000) uyuşturucu bağımlılığıyla ilgili, etkili bir filmdir. Bu filmin senaryosu ise 2004'te yaşamını yitiren Hubert Selby Jr.'ın aynı isimli romanından uyarlamasıyla oluşmuştur. Ayrıca filmde Jennifer Connelly diye bi'şey var.

2002'de, yazıp yönetip yapımcılığını üstleneceği The Fountain (2006)'i çekmeye başladı. Başrol oyuncusuyla bir anlaşmazlığa düşen Aronofsky filme 2005'te tekrar başlayıp 2006'da da gösterime sokabildi. Başrolünde de Hugh Jackman'ı izledik.

Sıradaki filmi The Wrestler (2008)'ı gerçek bir hikayeden esinlenmişti diye hatırlıyorum. Bir amerikan güreşçisinin hayatının anlatıldığı filmin senaryosunu Robert D. Siegel yazmış, başrolünde de Mickey Rourke'yi izlemiştik.

Ve 2010'a gelindiğinde sinemalarda Black Swan (2010)'ı izledik. Senaryosu için üç kişilik bir yazar grubu çalıştı, başrolde Natalie Portman vardı. Film o sene 5 dalda Oscar'a aday gösterildi ve 'en iyi kadın oyuncu' ödülü Portman'a gitti. Filmde Portman'la beraber muhteşem bir oyunculuk sergileyen Mila Kunis de vardı. Otoriteler, Black Swan'ı ödüle boğdular. Bütün filmlerinin iyi olmasının yanında bence de en iyi filmi budur zaten.

2014'te gösterime hazır hale geleceğini tahmin ettiği Noah (2014)'ın kadrosunda ise Russell Crowe ve Jennifer Connelly var. Merakla bekliyoruz.

17.04.12
Oku..

Black Swan (2010)


O nasıl role girmektir; Beyaz'ı oynarken zaten sorun yok ama Siyah'ı oynayacağı zaman aklı ona oyunlar oynuyor, kötülük yaptığını düşündürtüyor kendine.. Nası keko yorum ama.. Muhteşem bir film gerçekten. Tamam hikaye güzel, bıyıklı yönetmen Aronofsky de iyi çalışmış ama Natalie yakmış yıkmış, ki akabinde 'en iyi kadın oyuncu' Oscar'ını da kapmış.


Hani böyle bazıları vardır ya, hep çalışırlar.. Çok çalışırlar, çok disiplinli olurlar bunlar. Böyle biridir Nina, annesiyle baraber yaşamasının da disiplininde katkısı kaçınılmazdır. Balerindir Nina; uzun süredir bir grupla çalışmaktadır ve ufak rollerle sahneye çıkmaktadır hep. Ama disiplinli çalışmasının karşılığını alacağını düşünmektedir. Kuğu Gölü Balesi'ni oynayacaklardır ve 'Kraliçe Kuğu' rolünün peşindedir herkes. Bakınız 'herkes'.. 'herkez' değil.. Neyse... Kraliçe Kuğu, iki karakteri canlandırır: biri Beyaz Kuğu, kırılgan, masum falan filan hatırlamıyorum şimdi tam filmde dediklerini.. Diğeri Siyah Kuğu, Beyaz'ın ikiz kardeşi ama tam tersi özellikler hırçın, asi.. Beyaz Kuğu, Prens'e aşıktır. Siyah gelir Prens'i ayartır. Beyaz intihar eder.. Oynayacakları oyun budur. Oyunun yönetmeni (Vincent Cassel) Nina'nın (Natalie Portman) çok iyi bir Beyaz olduğunu ama Siyah için çalışması gerektiğini düşünür. Rolü kapar ama gereğinden fazla çalışıp kafayı yer. Her kafayı yemiş oyuncu gibi Nina da sahnede harikalar yaratır.. Ve onun bu role hazırlanma döneminde; bir nevi onu role hazırlayan bir karakter vardır ki adı Lily'dir. (Mila Kunis) Tam bir Siyah Kuğu'dur Lily. Yerim ben onu..


Mila da çok iyi Natalie de çok iyi.. Yönetmen Darren Aronofsky de çok iyi hatta.. Filmde olay yaratan sahneler de vardır: Natalie'yle Mila'nın sevişme sahnesi mesela. Sonra Natalie'nin mastürbasyon sahnesi.. Bunlar da var yani aklınızda bulunsun..

5.3.12
Oku..