Long Shot (2019)


Ah epeydir ne Charlize Theron ne Seth Rogen izlemiştim. Hele ikisini bir hiç izlememiştim, çok güzel oldu, çok özlemişim. Epeydir bu kadar gülmemiştim ayrıca, asıl o güzel oldu, özlemek neymiş. Jonathon Levine'in filmi çok başarılı, daha önce 50/50 (2011)'sini izlemiştim, yine Seth Rogen'li.


Güzel bakanla sevimli yazarın sıra dışı aşk hikayesi. Sahi, bakanlar nasıl aşık olur, o korumalar etraftayken nasıl birileriyle flört edilir. Hadi geç hepsini, Charlize Theron sana sorarım, nasıl bu kadar güzel olunur. Durun azıcık anlatayım. Fred, yerel bir gazeteye çalışıyor, çılgın, araştırmacı, gözü kara ama şapşik bir kişiliği var. Bir gün bir arkadaşıyla beraber bir resim sergisi açılışı gibi bir etkinliğe katılıyor. Orada evrenin en sarışın, en güzel, en etkileyici bişe bişe bakanı Charlotte'la karşılaşıyor. Charlotte'la çocukluktan tanışıyorlar, platonik aşık o zamanlar Fred bu afete. Neyse, bunlar karşılaşınca, konuşuyorlar, hasret gideriyorlar. Konuşalım ya arada diye ayrılıyorlar.


Charlotte öğreniyor ki, Bay Başkan istifa etmeyi planlıyormuş ama yerine gelecek kişiyi kendi önermek istiyor, tabii ki Charlotte'u düşünmüş. Charlotte'u herhangi bir bahaneyle düşünmeyen mi var zaten?! Teşekkür ediyor Charlotte, ama bu yeni seçim sürecinde Başkan'ın desteğinin yanında kendi vizyonunu, projelerini de duyurmak istiyor. Doğa için insanlık için güzel planları olan, güzel insan Charlotte, ülke ülke dolaşıp bu fikrini anlatmak istiyor. Bu süreçte de ekibinde konuşma yazarı istiyor. Hemen aklına Fred geliyor. Ve macera başlıyor. Tabii aşk kokan, komedik bir anlatım.


Filmde başrolü paylaşan ikiliye June Diane Raphael, Alexander Skarsgard ve Andy Serkis gibi isimler eşlik ediyor. Sadece Charlize Theron'u devlet erkanı olarak izleme keyfi için bile tavsiye edilir.

17.09.2019
Oku..

Once Upon a Time... in Hollywood (2019)


Hiç unutmam, bir röportajında "Şimdiye kadar 6 film yaptım, 10 gibi falan bırakmayı düşünüyorum. Yaşlı bir yönetmen olup kötü işler yapmak istemiyorum. Filmografimde az ama çok güzel filmler olmalı." demişti zamanında. Bu filmle etti 9... Eeey Tarantino, şimdi gözler bundan sonra yapacağın final filminde!..

Once Upon a Time... in Holywood (2019), tıpkı adı gibi bir zamanlar Holywood'da yaşanan bir olaya ucundan köşesinden yaklaşıyor. Quentin Tarantino, Polanski'nin eşi oyuncu Sharon Tate'in hamileliğinin son zamanlarında bir grup hippinin kafası güzel saldırıları sonucunda öldürülmesine kafa tutarak bir hikaye hazırlıyor. Televizyonun sevilen yüzü Rick Dalton ve dublörü Cliff Booth'un sinema sektörüne geçme aşamasındaki hayatını izlerken, bir yandan da komşuları Sharon Tate'in kıskanılası yaşamından kesitler görüyoruz. Rick, yaşının ilerlemesi ve popülerliğinin silinmesi tehlikesiyle karşı karşıyayken kankisi Cliff hep yanında.


Cliff, karısını öldürdü mü öldürmedi mi bilinmez bir dilemmayla dolanırken, yoldan aldığı seksi hippi kızı götürdüğü yerde eski bir tanıdığını ziyaret etmek istemektedir. Bu sahne sayesinde tanık olduğumuz bir hippi grubu, filmin sonuna doğru tekrar ortaya çıkacak ve ortalığın karışmasına sebep olacaktır.


Söz konusu filmografideki 6. film olan Inglourious Basterds (2009)'ı hatırlatmak isterim hızlıca.. Hitler, akıllıca bir girişimle bir sinema salonunun kundaklanması sonucu yanarak can veriyordu -yaverleriyle birlikte-!.. 7. filmi Django Unchained (2012)'ta da malum siyah beyaz hikayesinden üstün çıkmayı başaran bir siyahi kahramanın hikayesini izledik. Tarih saptırılarak mutlu sona bağlanıyor yani. Bu filmde de benzer bir teknik olduğunu söyleyerek sürprizi çok bozmayalım. Bu örnek verdiğim iki filmde başrol isimler, bu anlattığım filmde başrolü paylaşıyorlar beraber.

Leonardo DiCaprio'nun canlandırdığı Rick Dalton filmde kalifiye oyunculuğuyla dikkat çekerken ya DiCaprio n'apıyor?! DiCaprio çok iyi oynuyor. Brad Pitt ise yakalardan paçalardan karizma akıtarak dolaşıyor. İki yıldız ismin beraber devleştiği çok tatlı film izliyoruz. Tam sıkılacakken devreye giren Tarantino işçiliğiyle keyifleniyoruz. Keyiflenmek dediğim sahne, ne bileyim kafasını duvara vurdura vurdura ezdiren bir adamın çıkardığı komik iniltiler, yüzme havuzunda cayır cayır yanan bir takım bedenler.. Bunlar Tarantino işçiliğine sayılıyor. - Ayrıca zeki adamdan dönem filmi izlemek gibisi var mı ya?!..


Ben çok beğendim. Duyuyorum etrafta, birkaç hikayeyi zayıf bulan kişi olmuş, kınarım üşenmem. Brad Pitt ve DiCaprio haricinde mutlaka adını anmak istediğim bir Timothy Olyphant var filmde, adamımdır, çok yeteneklidir. Bir de bakın burası çok önemli: Margot Robbie, Kurt Russell, Al Pacino ve tabii ki Margaret Qualley..

DiCaprio geçen sene Oscar'ı aldı yırttı, gözler Brad Pitt'e döndü şimdi, Oscar adaylığı gelir mi, gelirse alır mı bilinmez... Zayıf olmakla beraber ihtimali saklı tutalım!.. Bir Brad Pitt'e Oscar ayarlayıp, bir de Beyaz'ı evlendirirsek gözümüz açık gitmeyiz artık.

31.08.19
Oku..

Vox Lux (2018)


Uzun süre internete düşme sıkıntısı yaşayan, internet izleyicisine geç ulaşan bir film oldu. Ben ondan da geç izleyerek filmi geçen senenin filmi tadında ancak izleyebildim. Tabii ki Natalie Portman'ıyla dikkat çeken film, ismin hakkını veriyor ve Natalie Portman'ın sıradışı performansları arasına adını yazdırıyor. Oyuncu asıllı Brady Corbet'in yazıp yönettiği film, birden fazla yönetmenin tarzını bir arada bulunduruyor. Tam özgün bir fikir sunmuyor derken bu karışımın kendine has bir tadı olduğu fark edilebiliyor. Corbet'in ilk yönetmenlik denemesi değil ama ilk ciddi sinemacılık deneyimi galiba.


İnternette okuduğum kadarıyla Natalie Portman'dan önce başrole Rooney Mara düşünülmüş. İyi ki de vazgeçilmiş, olmazdı, belki de o ilk kafayla tamam ama Natalie'yi izledikten sonra bu role başkası olmazdı. Natalie'ye, Stacy Martin ve Raffey Cassidy eşlik ediyor. Yalnız rol dağılımı biraz karmaşık, size şöyle anlatayım:
Gençlik Dönemi: Celeste (Raffey), ablası Ellie (Stacy)
Yetişkinlik Dönemi: Celeste (Natalie), ablası Ellie (Stacy), kızı Albertine (Raffey)
Yani Celeste'nin gençliğini ve kızını aynı aktrise oynatmak romantik hareket, katılıyorum; ama Ellie'nin gençliğini ve yetişkinliğini aynı aktrise oynatmak biraz ibnelik, Celeste çok acı çekti yaşlandı da Ellie ünlü değil diye yaşlanmadı mı yani.. Bu mu mesaj? Anlayana kadar beynim yandı zaten..


Celeste, müzik okulunda okuyorken başına büyük bir olay gelir. Okuduğu okul bir takım terörist saldırıya maruz kalmıştır ve ortamda tek hayatta kalan Celeste olmuştur. Ölen bir sürü arkadaşı için kilisede hüzünlü bir şarkı mırıldanan Celeste'ye bunu kaydetmesi ve milli mücadele marşı olarak sunulması önerilir. Bir anda çok beğenilir, meşhur olur Celeste ve bir yapımcı albüm yapma fikrini ortaya atar. Hemen menajer ayarlanır. (Jude Law) Ve artık Celeste popçudur, ablası Ellie ise hep yanındadır.


Sonrası Celeste'nin meşhur ama acılarla dolu yaşamından kesitler, kızıyla diyalogları, menajeriyle dostluğu, ablasıyla derdi... Çağımız pop müzik kavramına bayağı eleştirilerle süslenen film, dramatik yönden gayet başarılı, abla-kardeş ve anne-kız ilişkilerine değinen sıradışı bir film. Dikkatleri çeksin diye yapılmış vegayet de dikkat çeken bir film.


Biri yazmış internette, "müzikleri bu kadar güzel olan filmin nasıl olur da müzikleri bu kadar geri planda kalır" diye.. Film için Sia şarkı yazmış ve seslendirmiş bu arada. Natalie Portman, Jude Law ve Sia aynı zamanda filmin yapımcıları arasında da yer alıyor. Filme puanım 7.

11.07.2019
Oku..

Helvetica (2007)

Helvetica, Latince İsveçli demekmiş, en çok şaşırdığım bilgi bu oldu niyeyse. Helvetica bir font, yazı tipi evet, onun ve diğer yazı tipleri hakkında bir belgesel yapmış Gary Hustwit. 2007'de yapılmış bir belgesele göre ne kadar modern sorunlar işlenmiş diye düşündüm izlerken.


Birçok tasarımcıyla görüşülmüş, pek çok yorum derlenmiş. Helvetica'dan söz açıp fontların dünyasına yolculuk ediliyor. İsveçli bir ikili tasarımcının ürünü olarak ortaya konan yazı tipine ilk önce bambaşka bir isim düşünülmüş, hatırlamıyorum şimdi, sonra demişler ki "Amerika'ya satılacak bu iş, pazara hitap eden bir şey olsun." Amerikan pazarına önce Helvetia (İsveç) ismiyle girmeyi düşünseler de Helvetica (İsveçli) daha makul bulunmuş. Ve dünyanın en sık kullanılan yazı tiplerinden olmuş. Halen daha günümüzde pek çok alanda karşımıza çıkıyor bu font. Nedenleri üzerine bir sürü konuşma var belgeselde.

Filmde, günümüzde diye anlatılan durumların üzerinden 10 yıldan fazla geçmesine rağmen halen daha günümüzde en popüler fontlardan. Bir çok tasarımcı fontların hikaye anlatımında, duygu aktarımında çok büyük yer kapladığını düşünse de, bazılarına göre çok işlevsel olan Helvetica tarafsız ve tam da olması gereken şekilde kelimeyi kendi duygusuyla karşıya geçirebiliyor. Falan falan.. Çok güzel şeyler.. Tip tip tasarımcı var filmde..


Windows'un Helvetica'yı kullanmak istemesi ama bir takım parasal mevzular yüzünden Arial diye kendi Helvetica'sını yaratması falan bahsi geçen ilginç konulardan. Bence bir zamanlar Photoshop karıştırmış herkesin ilgisini rahatça çekebilecek bir belgesel.

11.07.2019
Oku..

Breakfast at Tiffany's (1961)

Sevgiliyle Diyalog, Vol 1


E Filmi izlemeye başlamadan önce kitabı hatırlıyo muydun?
S Kitap çok söz sözdü, birileri bi şeyler diyordu hep... Yani bi hikaye hatırlıyo muyum?.. Hatırlamıyorum..

E Evet, kitap çok hikaye odaklı değildi, doğru, karakteri anlatıyordu daha çok, konuşmalarından tanıyorduk kızı... Kız için ne diyorsun peki?
S Ya o kız, hep mutsuz olmaya mahkum bence. Gerçi mutlu son oldu ama gerçek hayatta öyle bi şey var mı tartışılır yani... Hiç öyle bir şey görmedi kızın gözü. Yıllar yıllar.. En sonunda, e napiyim bari oldu...

E Öyle mi oldu yoksa, hani, gerçek aşkı anladı sonunda diye mi yorumlanmalı?
S Yok canım, ne anlaması, anlasaydı onu severdi. Oğlan kızı seviyo burada. Kız hala son dakikaya kadar gidiyordu başka adama, kedisini falan terk etti yani, iğrençti. Bıraktı sokağa...

E Ama şöyle, kız zaten diyor, bana aşık olmayın, ben öyle biri değilim diyor. Şimdiye kadarki bütün adamlara onu demiş. Kıza bakınca aslında, hani yalancı değil, kötü niyetli değil. Sadece kendisi için bi şeyler yapmaya çalışıyor.
S Kendi için istediği tek şey maddiyat! Onun doğrusu buydu yani. Aitlik değil! İşte kimse kimseye ait değildir falan diyor. Eyvallah yani ama, öyle bir dünyada değiliz, böyle bir dünya yok! Eğer sen öyle bir dünya yaratmaya çalışırsan kaybolur gidersin. Çünkü istediği adamlar evli adamlar, sana işte bilmem nerdeki köşkünü, villasını veriyor, ondan sonra başka ülkelere gidiyorsun... Bu karaktersizlik. Ha, neye göre, ahlaki, biz bu şekilde insanlar değiliz. Ben bunu bu şekilde eleştiririm. Aşk, sevgi, çoluk çocuk şeyi yok yani.

19.07.2018
Oku..

Interview (2007)


Hollandalı filmci Theo van Gogh, Interview (2003) filmini yaptıktan sonra 2004'te hayatını kaybetmiş. Amerikalı filmci dostu Steve Buscemi de çok beğendiği bu filmi, ölümünden birkaç sene sonra "For Theo" ithafıyla ve aynı isimle yeniden çekmiş, daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlamış. Ölü adamın arkasından "O film öyle çekilmez böyle çekilir, hıh!" diyecek hali yok ya..


Gazeteci Pierre ve ünlü oyuncu Katja, bir restoranda buluşup birer kadeh bir şeyler içerken röportaj yapmak üzere anlaşmışlar. Katja buluşmaya biraz geç kalıyor ve huysuz Pierre neredeyse kalkacakken star teşrif ediyor. Pierre esasen siyaset haberleriyle uğraştığı için Katja konusunda çok heyecanlı değil. Oysa Katja herkesin ilgi odağı, oynadığı dizilerle, zengin sevgilileriyle ve meme büyütme küçültme ameliyatlarıyla tanınıyor.

Aslında yeni film projeleri gibi röportaja konu edilecek çok fazla şey olmasına rağmen konuşacak şey bulamayıp tartışmaya başlıyorlar. Sonra kadın restoranı terk ediyor. Adam da arkasından çıkıyor ve "lanet olsun, lanet olsun" diye diye bir taksiye biniyor. Sonra minik bir kaza yapıyor taksi hemen oracıkta, Pierre'in küçük bir yarası oluyor. O sırada Katja onu görüp hemen geliyor ve onu evine götürüyor, pansuman yapıyor.


Restoranda başlayıp bu şekilde eve taşınan röportaj sohbete, alkolün etkisiyle sohbet itiraflara, samimiyetin etkisiyle itiraflar öpüşmeye varırken güzel bir röportaj için bir sürü gizli malzeme toplanmış oluyor. - Ya da belki de her güzel kız göründüğü kadar salak değildir.

Sienna Miller'la röportaj yapan gazeteci Steve Buscemi. Hem yönetip hem oynuyor. Ben yönetmen olsam, aynı zamanda başarılı bir oyuncu, sık sık kendime rol verirdim elbette. Ama role yakışmak diye bir şey de var, Sienna ne kadar Katja ise Steve o kadar Pierre değil, olamamış. Atıyorum, Gerard Butler oynasaydı bu rolü o zaman görsündü herkes gişeyi!..

06.06.2019
Oku..

Avengers: Endgame (2019)


Avengers: Infinity War (2018)'un 2. serinin 22. kısmı niteliğindeki film, Dünya nüfusunun yarısının yok edildiği o talihsiz sondan başlıyor. Peki ben IW için yazdığım yazıyı nasıl bitirmişim ona bir bakalım:
"Bu arada ben tanıyınca çok sevdim Thanos'u.. Bence haklı adam.. Birinin yönetimi ele alması ve çok kalabalık olan canlı nüfusunu adil bir şekilde azaltması gerekiyor.. Çok kalabalık oğlum bu haliyle evren.. Ben Thanosçuyum!.. Aday ol, oyum sana Thanos.. Erdoğan'ı zorlayacak aday lazım bize!.."

Evet, bu yazıya talihsiz sondu diye başladım ama zamanında o sonu sevmişim. Thanos'un derdi buydu, gücü bunun için istiyordu ama bizim intikamcı ekibimiz tabii ki "Ulan sana mı kaldı Dünya nüfusu derdi!" diyerek nafile yumruklar sallamışlardı ve içlerinden bazılarıyla birlikte Dünya nüfusunun yarısı yok olmuştu.


5 sene sonra... Ant Man kardeşimizin zaman yolculuğu diye bir imkanları olduğunu fark etmesiyle diğer elemanlara durumu haber verme telaşını izliyoruz. E diyor geçmişe gidersek, e Thanos'un o güç taşlarını elde etmesini engellersek, e savaşı biz kazanırız belki.. Belki. Geri dönememek de var işin ucunda. Robert bu konuyu hiç sevmiyor çünkü artık onu 3000 kere seven küçük bir kızı var. Ama Dünyayı kurtarabilme ihtimali, yok olan %50'yi tekrar evlerine getirip, evlerinde tutma ihtimalinin dayanılmaz hafifliği baskın geliyor.


Dünyanın en pahalı oyuncularıyla çekilmiş Dünyanın en pahalı filmini izlemek kalıyor geriye... Öyle ki ilk 3 gün, ilk hafta ve ilk ayın gişe rekorlarını kırdı, tüm zamanların en çok izlenen ve en yüksek hasılat elde eden filmi olmasına da az kaldı. Şimdiye kadar 2,18 ve 2,78 milyar dolarlık Titanic (1997) ve Avatar (2009)'la bu rekorların sahibi olan James Cameron, 2,71 milyar dolarla ikinci sıraya yükselen Avengers: Endgame (2019) için tebrik mesajı yayınladı. 356 milyon dolara mal olan Avengers: Endgame (2019)'in rakipleri sırasıyla 200 ve 237 milyona çekilmiş.

Şimdiye kadarki filmlerinde kullandığı mizah diliyle de beğenilen Avengers serisinin en absürt filminin bu olduğu da söylenebilir. Kaybedilen savaşın ardından kendini salan süper kahramanların toparlanma süreçleri keyifli bir seyir sunuyor. Ama ben bir Thor hayranı olsaydım aşırı üzülürdüm mesela. Filmin vizyona girdiği gün Avengers resmi sosyal medya hesaplarından yayınlanan 'sakın spoiler vermeyin, gözümüz üzerinizde' içerikli videolar da çok beğenildi ve söz dinlenildi! Çok da gerekliydi..


Filmi çok beğendik, 3 saatlik filmi çok severek izledik. Robert'a ve Natasha'ya çok üzüldük. Belki başka Iron Man filmi gelmeyecek ama gelenler zaten tarihe geçecek. Ancak diğer intikamcılar boş durmayıp yeni filmlerine çalışmaya başladılar tabii. Savaşın bitmesi şerefine o listeyi buraya koyalım bence. Diğer pek çok Marvel filmiyle beraber birbiriyle bağlantılı Avengers serisi:

Spider-Man: Far From Home (2019)
Morbius (2020)
Guardians of the Galaxy Vol. 3 (2021)
Black Widow
Black Panther 2
Loki
Shang-Chi
Doctor Strange 2
ve 7-8 isimsiz Marvel Project...


05.06.2019
Oku..