Movie 43 (2013)


Film, bir kaç kendini bilmez çapulcu ergenin kendi kendilerine şakalaşmalarıyla başlıyor. Bilgisayar canavarı şu aşağıdaki ufaklığa şaka olsun diye, bilgisayarında porno izleyip virüs bulaştırmak amacıyla onu oyalayacak bir şeyler düşünüyorlar.


"Movie 43 diye bir film var ama bulamıyoruz internette bir baksana" diyolar. Önce genelde, daha sonra da çok gizli yerlerde aranıyor film. Onu ararken de çok acayip filmlerle karşılaşılıyor. Film genel olarak leş ama içindeki o kısa filmler var ya.. Bu kadar güzel kadrolarla bu kadar eğlenceli kısa filmler yapılması bence muhteşem bir durum. Kadro güzel dedim di mi, güzel değil, inanılmaz.

Filmler hakkında çok bir şey söylemeye gerek yok bence. Ama Hugh Jackman'ın 'yüreği ağzına gelen adam'ı en iyilerinden. Kate Winslet'i çok sevmem ama Hugh Jackman'la beraber çok iyi ikili olmuşlar. Aga o taşak ne orada ya, filmi durdurup güldüm baya.

Kate Bosworth, 21 (2008)'de ki güzellik Richard Gere ile beraber oynuyor.. American Pie serisinin Stifler'ı Seann William Scott, 'Happy Birtday'de, hem de kimle.. Bu kim tanıyacak mısınız bakalım.. İrlandalı cüce rolünde..


Gerard Butler..

Benim Kick-Ass (2010) ile tanıyıp sevdiğim Chloe Grace Moretz, Elizabeth Banks'in yönettiği 'Middlescholl Date'de, Elizabeth Banks başka bi bölümde de oyunculuk yapıyor, en çok Zack and Miri Make a Porno (2008)'dan tanıdık onu da..

Iron Man (2008) ve August Rush (2007) gibi muhteşem filmlerde izlediğim, hangi filmde oynarsa da izleyeceğim nadir siyahi; Terrence Howard.. Bu da çok iyiydi. Wolverine'in abisi Liev Schreiber ile Naomi Watts, çocuklarını evde eğiten deli çift. Emma Stone da var, midem kalktı bi ara. Kalın sesli çilli turuncuyu ne hale sokmuşlar..

Süper kahraman buluşma şeysinde Katrina Bowden. Superman'ın eski çıktığı Lois Lane rolüyle Uma Thurman. SuperGirl, Kristen Bell ve tabii ki Wonder Woman, Leslie Bibb. Iron Man'deki seksi gazeteci..

Ya dayanamıycam şunu koyuyorum..



Atladığım olmuştur kesin, yazanlar yönetenler, oyuncular falan şu şekilde toplanabilir..


02.05.13
Oku..

Frida (2002)



Frida Kahlua diye kokteyl var mıdır acaba? diye düşünmüştüm filmden hemen sonra. Baktım yokmuş, yani varsa da kimse literatüre geçirmemiş demek ki. Ben şu an bir tarif vereyim size:

1 ölçü kahlua
2 ölçü vodka
1/2 ölçü hindistan cevizi şurubu
ve buz.
Uzun bardakta limon dilimi ile servis edilir.

(Vodkanın biri geçirdiği kazayı diğeri Diego'yu temsil ederken, hindistan cevizi şurubu yaşama sevinci olan resim yeteneğinin verdiği tat olarak bardakta)

Evet sevgili okur ne umdun ne buldun. Film yorumu diye girdiğin blogta koktey tarifi öğrenmek de varmış..



Frida Kahlo, Meksikalı, birleşik kaşlı, komünist bir kadın ressamdır. Geçirdiği trafik kazasının da etkisiyle hayatının zor bir hal alması, sert bir karaktere sahip olmasına neden oldu. Tabii hayatının aşkı olan ünlü ressam Diego Rivera'nın çapkınlıkları da çok çektirdi bu kadına.

Pera'da sergisi olmuştu, baya oldu ama bi iki sene kadar önceydi sanırım; ilginçti hayatı boyunca yaptığı resimlerin yarısından fazlasında kendi olması. Tamam ressam dediğin zaten duygularıyla yaptığı için baktığında ondan bi şeyler görürsün ama Frida'nın yaptığı resimlerde direk Frida vardı. Yaşamının bir dönemini yatalak olarak geçirmesine bağlanıyor bu durum. Yatağı ve aynası. İşte o sergiden beri bu film izlenecekler listemdeydi.


İlginç bir hayat hikayesi ve muhtemelen filmini yaparsak güzel olur diyerek yola çıkılmış ve muhteşem bir film yapılmış. Salma Hayek zaten Frida bence, çok oynamamış gibi. Sadece tip olarak değil, karakter olarak da Frida - çok yakından tanıyorum çünkü. Ufacık bir rolle Antonio Banderas, New York Valisi Rockefeller rolüyle Edward Norton ve Diego Rivera rolüyle de Spider-Man 2 (2004)'deki Dr. Octavius olan Alfred Molina'yı izliyoruz. Bir de Geoffrey Rush'ı.

Ayrıca tabloları filme o kadar güzel yerleştirmişler ki Amerikalı yönetmen Julie Teymor hanımefendiyi tebriğe boğuyorum. Across the Universe (2007)'in yönetmeni kendisi.

Film 6 adaylıktan 2 Oscar heykelciği koparmış, makyaj ve müzik dalında. Saygılar.

28.04.13
Oku..

Bizim Büyük Çaresizliğimiz (2011)


Barış Bıçakçı'nın aynı isimli romanından. Seyfi Teoman'ı geçen sene geçirdiği trafik kazasında kaybetmiştik hatırlarsınız. Bizim Büyük Çaresizliğimiz (2011)'i ikisi beraber senaryoya çevirmişler. Bence kötü olmuş, diyaloglar falan hep havada gibi. Oyuncular da iyi mi kötü mü anlamadım ki, iyi oyuncu dediğin diyalogları kendine yedirir. Herhalde. Öyledir bence. Yani ya yönetim kötü, ya oyuncular kötü, ya senaryo kötü. Gerçi yönetmen iyi olursa öbürlerini de ayarlar bir şekilde.


Filmde iki tane arkadaş var. -Çok sevimli tipler. Bence muhteşem karakterler. Tipler de çok uygun.- İlker Aksum ve Fatih Al oynuyor bu tipleri. Bir misafirleri geliyor, tatlı bi kız. Ailesi falan yok, okulu bitene kadar bunlara emanet ediliyor falan fişmekan. Derken bunların ikisi birden kıza aşık oluyorlar. Emanet kıza aşık olunurmuymuş, bakalım n'apıyolar. Kızı da Güneş Sayın oynuyor.

Sadece karakterler iyi gerisi leş; bence izlenecek film değil ama merak uyandırdıysa film youtube'da da var. Ama link verip suça ortak olmayalım.. Kısa film olsa neyse..


Hah, yönetmenin ödüllü kısa filmi Apartman (2004) da vimeo'da var. Buna link veririm işte..

28.04.13
Oku..

300 (2006)


Bu filmi 2.093.317 kere izlemişimdir herhalde. Sktir lan nereye izliyom o kadar: 117 dk film, o kadar izlemiş olsam 244.918.089 dk eder o da bölü 60 bölü 24 bölü 365'den 465 yıl yapar. Yani o kadar izlemedim filmi o sayı ilk üç günde filmi Türkiye'de izleyenlerden kazanılan paranın TL cinsinden değeri.

Ama cidden baya izledim bu filmi, 5-6 kere falan baya olur bence. Frank Miller ve Lynn Varley'nin çizgi romanının Gordon, Jhonstad ve Snyder tarafından senaryolaşıp Snyder yönetiminde filme çekilmiş. Zack Snyder, Dawn of the Dead (2004)'deki başarısı ile 300'ü çekebileceğini göstermiş yapımcılara.


Doğan her erkek çocuk savaşçı olarak yetiştiriliyordu Sparta'da. Çok zor eğitimlere maruz kalan çocuklar hayatta kalırlarsa zaten kendiliğinden savaşçı oluyor. O sıralar -yalnız zaman belirtilmiyor İran'ın Pers olduğu dönemler- bütün dünyaya hakim olmaya çalışan Pers kralı Xerxes, bir tek Sparta kralı Leonidas'a diz çöktüremiyor. Sparta'nın yöneticilerine, büyücülerine, tanrılarına bile para yediriyor ama Kral Leonidas onurlu bir adam olarak yanına aldığı 300 korumasıyla koca Pers İmparatorluğu'na kafa tutuyor. Ha ölmüyor mu ölüyor, ama şerefiyle ölüyor..


Leonidas'ı tanıtmaya gerek duymadığım Gerard Butler oynuyor. Leonidas'ın karısı Kraliçe Gorgo'yu ise Lena Headey. Dur onu tanıtalım, Game of Thrones'da ki Cersei Lannister, hani piç Joffrey'nin annesi. Bir de bahsetmek istediğim Rodrigo Santoro var, Xerxes'i oynayan. Allahım o nasıl makyaj. Ya da neden o adam yani. Böyle bir rol vardır. Toplarsın oyuncuları bakarsın hangisi o role uyuyor diye. Ulan oyuncu diye seçtiğiniz adamla karakter diye yarattığınız adamın alakası yok. Madem o kadar makyaj yapacaktınız ben oynasaydım..


Ben ilk izlediğimde falan o kambura takılmıştım mesela. Hani çürükler ayrılıyordu. Hani sadece savaşçı olabilecek çocukların yaşamasına izin verilip eğitiliyordu. Bu ne ayak diyordum. Dikkatli izleyenler falan fark etmiştir, kambur hayat hikayesini anlatırken: "Ben yamuk doğunca annem korumak için beni de alıp kaçmış, Sparta'dan uzakta büyüdüm ama hep babam gibi Spartalı savaşçı olmak istedim." diyor. Atlamışım ilk izlediğimde..


Muhteşem savaş sahneleri, kaslı kaslı adamlar ve çizgi romandan perdeye bu kadar güzel taşınmış sahneler görmek istiyorsanız ve daha izlemediyseniz mutlaka izleyiniz, izlediyseniz de bir daha izleyiniz. Devam filmi için hazırlıklar tamam..

Zack Snyder'in senaryo ekibinde olduğu 300: Rise of the Empire (2014)'ı Noam Murro yönetiyor. Murro, Ellen Page'li Smart People (2008)'ın yönetmeni.

27.04.2013
Oku..

Yönetmenler: Woody Allen..


New York'lu, yazar, yönetmen, komedyen, müzisyen, oyuncu gibi pek çok sıfatı olan bir adam.

1935 yılının aralık ayında New York'un beş ilçesinden biri olan Brooklyn'de yahudi bir ailede Allen Stewart Konigsberg olarak doğuyor. Okulu hiç sevmediği için ders çalışmak yerine hayaller kuruyor, film senaryoları üretiyor kendi çapında. 16 yaşına geldiğinde radyo ve tv programlarına kısa hikayeler yazmaya başlıyor. Ha bu arada 15 yaşındayken ismini, çok beğendiği ağaçkakan arkadaşıyla değiştiriyor. Woody burdan geliyo işte. 30 yaşına kadar tv programlarına espriler, hikayeler yazıyor, komedyenlik yapıyor, tiyatro oyunları yazıyor, klarnet çalıyor. 65, 66 ve 67 yıllarında sinema filmlerine de el atıyor. Senaryoları bi yazar grubuyla beraber yazıyor. Hatta azıcık da oynuyor. İlk yönetmenlik deneyimi de, What's Up, Tiger Lily? (1966)'nin küçük bi sahnesini yönetmesiyle oluyor.


80'lere Kadar Allen ve Filmleri (vol.1)

Neden vol.1? Woody Allen'ın elliden fazla filmi var. Hem ben sıkılmiim, hem siz sıkılmayın diye bölerek anlatıcam - tabu oynamıyoruz sonuçta. Bu adam film yaparken yazar, yönetir ve çoğunda oynar. E haliyle filmler tam anlamıyla 'Woody Allen Filmi' olabiliyor. Hikayeleri zaten kendi uyduruyor, kendi istediği gibi çekiyor ve istediği gibi oynuyor. Film biter, senarist şikayet eder "anlatmak istediğim bu değildi" diye; oyuncu der "çekememiş bu, ben böyle oynamadım" diye; yönetmen der "malzeme bu, ben n'apayım". Ama işte hepsi kendi olunca, kafa rahat..

Zamanı geldiğinde yazdığı bi senaryoyu yapım şirketi kendi yönetmesini istiyor. Allen, başrole kendini seçiyor. Take the Money and Run (1969) çok beğeniliyor. Allen filmlerinde, -genel olarak- ben öyle kahkaha atarak güldüğümü hatırlamıyorum. Ciddi ciddi komedi yapıyor adam, çok da eğleniyorum izlerken.

1969 Take The Money And Run
1971 Bananas
1972 Everything You Always Wanted to Know About Sex
1972 Play It Again, Sam
1973 Sleeper
1975 Love and Death
Annie Hall (1977)
1978 Interiors
1979 Manhattan

Play It Again, Sam (1972), Allen'ın aslında tiyatro oyunu olarak yazdığı bir hikaye.. Film yapalım diyolar, Allen'a da, oynar mısın diyolar, he diyo.

Allen hikayeleri New York'ta geçer genelde, çünkü New York'ludur kendisi. Çoğu karakterinin psikiyatrı vardır, çünkü kendisinin de var. Karakterleri ya yazardır, ya komedyen, ya oyuncu, ya yönetmen.. İstisnalar var tabii ama genelde böyledir. Allen, o tarz karakterin iç dünyasını daha iyi bildiğini, öyle bir karakter yaratınca hem hikayenin hem oyunculuğun daha gerçek durduğunu, bir manavın akşam eve gidince neler yaptığını bilmediğini ve haliyle oynayamayacağını söylüyor. Interiors (1978), Allen'ın komediden sıyrılıp, değişik şeyler yapmak istemesiyle ortaya çıkan, pek beğenilmeyen aile dramıdır. Annie Hall (1977) ve Manhattan (1979) bugün bile en beğenilen filmlerindendir. Ama kendisi en beğendiği filmi sorulduğun da Love and Death (1975) diyor.Ayrıca benim favorim Take the Money and Run (1969) da yine bu dönemde yaptığı filmlerden..

Allen iyi anlaştığı bir rol arkadaşı bulunca (tabii sevgili de) bırakmıyor. Diane Keaton, yukarı yazdığım son 6 filmde Allen'a eşlik ediyor. Gerçek hayatta da iyi arkadaş olduklarını söyleyen Allen, Diane Keaton'la çalışmanın kendisi için çok kolay olduğunu, birbirlerinden istedikleri şeyi bildikleri için film çekerken zorlanmadıklarını söylüyor.


92'ye Kadar Allen ve Filmleri (vol.2)

Seksenlere Stardust Memories (1980)'le başladı Allen.. Filmde komediden sıkılıp ciddi işler yapan, hayattan tat alamayan ve hayranlarının komediden başka bişeyden anlamayan insanlar olduğunu düşünen bir oyuncuyu oynuyor. Allen bu filmle çok tepki aldı, filmin bir otobiyografi olduğunu düşünenler vardı.
Bir röportajında filmleriniz ne kadar otobiyografik diye soruluyor, Allen: ''Sadece genel anlamda otobiyografikler. Annie Hall, olsun The Interiors ya da Manhattan olsun hepsinde de ayrıntılar uydurulmuştur. Sanırım Stardust Memories de çok otobiyografik bulunacak; çünkü film hayatında hiç eğlendirici şey bulamayacak bir noktaya gelmiş, depresyona yenik düşmüş bir sinemacıyı anlatıyor. O ben değilim ama benmişim gibi algılanacak.'' diye anlatıyor.

1980 Stardust Memories
1982 A Midsummer Night's Sex Comedy
Zelig (1983)
1984 Broadway Danny Rose
1985 The Purple Rose of Cairo
1986 Hannah and Her Sisters
1987 Radio Days
1987 September
1988 Another Woman
1989 New York Stories
1989 Crimes and Misdemeanors
1990 Alice
1992 Shadows and Fog
1992 Husbands and Wives

Bu dönem Allen'ın Mia Farrow'lu dönemidir. 80'de başlayan ilişkileri 92'de ilginç bir şekilde bitmiştir. Farrow'dan bir çocuğu olan Allen, Farrow'un üvey kızı Soon-Yi Previn'e tutulunca Farrow'dan tekmeyi yemiştir haliyle. Ama beraber oldukları dönem içinde 13 filmde de beraber çalışmış, unutulmazlar arasına giren filmler yapmışlardır. Bunların başında Zelig (1983) gelir.

Bence Farrow'dan iyi ki ayrılmış. Sevmiyodum ben onu..

Woody Allen, neden bu kadar sık film yapıyor? Öğrenebildiğim kadarıyla (röportajlarından) bütün gün yatabilecek, miskinlik yapabilecek bir bünye değil onunki. Tatil sevmiyor pek, ya yazıyor ya film çekiyor. Haftanın bir günü caz yapıyor, grubu var; her hafta aynı yerde çıkıyorlar. Sırf onu görmek için oraya giden turistler oluyormuş. Oysa görülecek bi şeyim yok diyor, onlar da bunu fark edip müzik dinleyip gidiyorlar diyor. Çok güzel bir manzarası olan bir dairede yaşıyor, yürüme mesafesi olan yerleri gezmeyi tercih ediyor. ''Yılın 360 günü restoranlarda yiyorum akşam yemeğimi'' diyor. New York'ta yürümeyi seviyor. Müzikten aldığı zevki sinemadan alamayan Allen, "Neden film yapıyosunuz?" sorusuna: "Elime böyle bir fırsat geçti ben de değerlendiriyorum, insanlar da beğeniyor" diye cevap veriyor.


93 ve Sonrası Allen ve Filmleri (vol.3)

Olaylı ayrılığın ardından eski dostu Keaton'a tekrar senaryo gönderiyor Allen.. Manhattan Murder Mystery (1993)'de beraber çalışıyorlar.

Manhattan Murder Mystery (1993)
1994 Bullets Over Broadway
1994 Don't Drink the Water
Mighty Aphrodite (1995)

Allen'ın bir diğer takıntısı da film çekerken ona karışılmaması. Yani yapımcıyla bi anlaşma yapıyor başta, sonra hiç karıştırtmıyor. United Artist'de Krim ve Pleskow var Allen'a bu konuda anlayış gösteren. Bunlar 78'de United Artist'den ayrılıp Orion Pictures'i kurdular. Tabii ki Allen, Orion'a geçiyor ve 91'e kadar beraber çalışıyorlar. Ondan sonra da 3 filmi Sweetland Films'e çekiyor. Daha sonra Miramax, Bullets Over Broadway (1994)'e 16 milyon $ harcayıp 20.5 milyon $ kazanıyor; Mighty Aphrodite (1995)'e ise 12 milyon $ harcayıp 11,5 milyon $ kazanmış. Allen'ın Miramax'ta ki yapımcısı Chon, ''Woody, yaratıcı özgürlüğü için çok büyük meblağlar feda etti, ama bundan daha memnun olamazdı.'' diyor..

Son evliliğinden sonra Allen sinemasının yeni dönemi başlıyor artık.. Her pazartesi Michael's Pub'ta sahneye çıkıp klarnet çalan Allen, yıllardır müzikle ilgili bir film yapmak istiyordu ve işte zamanı gelmişti; güzel bir oyuncu kadrosu kurup Everyone Says I Love You (1996)'yu çekti. Edward Norton, Drew Barrymore, Julia Roberts ve Natalie Portman'ın çocukluğu..

2000'li yıllara gelindiğinde, Amerika'da sevilmeyen, anlaşılmayan adam oluyor; filmleri Avrupa'da özellikle de Fransa'da daha çok beğeniliyor. Filmlerinde mütemadiyen kendinden bi şeyler bulabileceğimiz Allen, bu konuyla ilgili de Hollywood Ending (2002)'i çekiyor.

1996 Everone Says I Love You
Deconstructing Harry (1997)
1998 Celebrity
1999 Sweet and Lowdown
2000 Small Time Crooks
2001 The Curse of the Jade Scorpion
Hollywood Ending (2002)
2003 Anything Else
2004 Melinda and Melinda

Her ne kadar gerçek hayatta New York'tan kopamasa da, bu dönemde Avrupa'dan gördüğü ilgiye karşılıksız kalamıyor. 2005'te Londra'da, bir tenis hocasının ders vermek için evine gittiği öğrencisinin nişanlısıyla aşkı; 2008'de Barselona'ya tatile gelen iki kız arkadaşın İspanyol ateşiyle yanmaları; 2011'de ise rezervuarlarından sokaklarına sanatın fışkırdığı Paris'te şanslı bir yazarın hikayesini anlatıyor. Avrupa filmlerine Roma'da devam ediyor Allen...

Match Point (2005)
2006 Scoop
2007 Cassandra's Dream
Vicky Cristina Barcelona (2008)
2009 Whatever Works
You Will Meet a Tall Dark Stranger (2010)
Midnight in Paris (2011)
To Rome With Love (2012)
Blue Jasmine (2013)

Bu arada Scoop (2006)'la beraber yaşlılığından ötürü oyunculuğu bıraktığını açıklayan Allen, Paris filmini çektikten sonra hazır gelmişken şu Roma filmini de çekeyim demiş, hatta bu filmle oyunculuğa geri döneceğini de söylemişti.

Hatta bu sene kendi ne yazıp ne yönettiği bir komedide daha oyunculuk yapacakmış. Böyle sadece oyunculuk yaptığı dört beş film daha var.. Örn. Fading Gigolo (2013), Paris-Manhattan (2012)...

Ayrıca To Rome With Love (2012)  filmine ilk verdiği isim 'Bop Decameron'muş daha sonra 'Reno Fiddled' olup vizyona girmesine az bir süre kala son halini almış.
Ve bu ismini değiştirdiği ikinci filmi olmuş; ilki 'Anhedonaia' olan filminin ismini 'Annie Hall' olarak değiştirmesiymiş.

Evet bu dönemde de pek çok muhteşem film izlettirdi bize sağ olsun: Small Time Crooks (2000), Hollywood Ending (2002), Scarlett'li filmleri ve benim genel favorim Midnight in Paris (2011). Öyle tatlı bir dönem yani.


Kendisi 80 yaşında ama hala her seneye bir film yetiştirme peşinde. Bu adam para için yapıyor olabilir mi? Hiç sanmıyorum. Bu arada 97'de evlenen Previn ve Allen halen birlikteler ve iki çocukları var. Allen'ın başından 3 evlilik 2 de tutkulu birliktelik geçmiş. Totalde 3 öz çocuğu bulunmakta.. Hiç evlenmediği Farrow'dan bir oğlu (Ronan Satchel Farrow) var, velayet annedeymiş ama şimdi koca adam oldu, siyasetçi..


Bu arada Allen'ın yazdığı 3 yeni tiyatro oyununu 2003-04 arası yönetmişliği de vardır..
Çeşitli dergilerde, gazetelerde yazdığı öykülerini topladığı kitapları da vardır.. (Türkiye'de eskiden Hil Yayınları ve diğer birkaç yayınevi yapıyordu bu işi ama çok eskiden. Güncel baskıları olan dört kitabı Siren Yayınları'ndan çıkıyor.)

27.04.2013 güncellendi Ağustos 2015

Bu yazıdan sonra Woody şu aşağıdaki filmleri yapmaya devam etti ve edecek:

Magic in the Moonlight (2014)
Irrational Man (2015)
Cafe Society (2016)
Wonder Wheel (2017)
A Rainy Day in New York (2019)

Oku..

O Brother, Where Art Thou? (2000)


Nerdesin Be Birader?

Homeros'u bildin mi? Hani MÖ 800'ler falan. Truva efsanesinin anlatıldığı Ilyada ile Odyssey'nin yazarı. Yazar derken yani efsane zaten bunlar halkın dilinde dolaşan hikayeler hep. Demiş ki Homer bizden sonraki nesiller de bilsin bu hikayeleri yazalım bi kağıda kitaba, kalıcı bir eser olur hem. Belki de bakarsın çok satar köşeyi döneriz. Köşe dönme işi yalan olur tabii bütün İyonya ezbere biliyor sonuçta bu efsaneleri. Kendine bir faydası olmamıştır ama kendinden sonraki bir çok yazar etkilenmiştir bu efsanelerden. En basitinden James Joyce, Ulysses'i yazmış. Hep karıştırım zaten Odissi mi onundu Ulisis mi? Odyssey, Ilyada'nın yani Truva efsanesinin devamı niteliğindedir. İkisini de okumadım ama biliriz yani; işte bu yüzden satmıyor o kitaplar. Neyse, Odyssey, kitaptaki baş karakterin adı bu arada. Truva savaşı bittikten sonra eve dönüş yolunda iki arkadaşıyla beraber maceralara atılıp hayat hikayelerini anlatıyorlar birbirlerine.


Ethen ve Joel Coen Kardeşler'in, senaryosunu bu Odyssey'den esinlenerek yazdıkları; birbirine zincirli üç mahkumun hapisten kaçıp, yola düşme hikayelerinin filmi. Odyssey bu üçlüden biri ve George Clooney oynuyor onu. Diğer ikiliyi ise John Turturro ve Tim Blake Nelson canlandırıyor. (Unutturmayın da bir ara Turturro'nun yönettiği müzikalleri izliycem)  Bizim bu üçlünün ikisi çok salak biri kurnaz gibi ama o da salak.. Ben de salağım belki olabilir ama kesin daha salaklar da vardır..


Baya eğlenceli film; müzikleri country, gospel falan Amerikalı müzikler hep. Takdir edersiniz ki birebir uyarlama değil bu, 1930'larda falan geçiyor. Senaryo ve görüntü dalında da iki Oscar adaylıkları var.
Uyarlama senaryo Oscar'ını Traffic (2000)'e, En İyi Görüntü'yü de Ang Lee'nin filmine kaptırmış. Wo Hu Cag Long (2000), o sene zaten 10 dalda aday olup 4'ünü kazanmış..


27.04.13
Oku..

Dr. Strangelove or: How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb (1964)


Stanley Kubrick'in Spartacus (1960) ve Lolita (1962) uyarlamalarından sonra el attığı Dr. Strangelove or: How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb (1964) yada kısaca Dr. Strangelove, Peter George'un Red Alert romanının sinema uyarlaması. Peter Sellers'ın üç önemli karakteri birden oynadığı filmde George C. Scott ve Sterling Hayden gibi isimler de yer alıyor.


Kafayı yiyen bir Amerikan subayının kafasına göre, komünist Rusya'ya nükleer savaş açması ve Rusya'nın olaya tepkisi anlatılıyor. Siyah beyaz komedi imdb.com'da top250#38. Ayrıca o sene 4 kategoride Oscar adayı gösterilmiş ama 8 ödülle geceyi kapatan My Fair Lady (1964), Dr. Strangelove (1964)'a ödül bırakmamış.

Sağ koluna hakim olamayan ve tekerlekli sandalyeye mahkum Dr. Strangelove karakteri de filmde ikinci yarının başlarında ortaya çıkıyor. Amerikan tarafında olan Alman kökenli Dr., içinde bir miktar da olsa nazilik taşıyan ve Rusların karşı saldırı için planladıkları 'Kıyamet Günü Silahı'nın fikir babası olan adam. Peter Sellers'ın canlandırdığı karakterlerden biri bu. Canlandırdığı diğer karakterler de Amerikan Başkanı ve savaşı başlatan subayın yaveri.

rusyayı bombalayacak olan füzeyle beraber yola çıkan asker

23.04.2013
Oku..