Eyes Wide Shut (1999)


Neyse Ne adlı YouTube kanalında Bazı Nefis Filmler video serisi yapılıyor, Melikşah Altuntaş hazırlayıp sunuyor ve benim izlediğim videonun adı "Ailecek İzlendiğinde Tatsızlık Çıkarabilecek Filmler". YouTube'ta -yaşlıların tarifiyle sörf yaparken- görüp merak ettim, bu sayede Melikşah Altuntaş diye bir sinemolog kardeşle tanıştım. Anne-babayla evde oturup "Aa bu film güzel diyolar hadi bunu izleyelim" diye açıp, ilerleyen dakikalarda "haydaa nereye düştük biz" diye rahatsız olunabilecek filmleri listelemiş. Aslında çok daha fazladır elbette de bu konsepte uyan en popüler 10 film seçmiş. Baktım tek başıma sekizini izlemişim zaten saydığı 10 filmin, büyük ölçüde tehlike bertaraf edilmiş. Ama listenin en sonuna sakladığı Eyes Wide Shut (1999)'ı görünce tekrar izlemek istedim, açtım yine. Üçüncü kez izlemiş oldum böylece.


Efsane sinemacı Stanley Kubrick'in muhteşem filmografisindeki son filmi, bu filmden sonra rahmetli oldu usta yönetmen. Avusturyalı yazar Arthur Schnitzler'in romanından uyarlanan filmin başrollerinde Tom Cruise ve Nicole Kidman yer alıyor. Film çekilirken on yıllık evli olan mükemmel çiftin filmden bir sene sonra trajik boşanmaları sinema dünyasına damga vuran gelişmelerden olmuştu. Tom Cruise'un pis pis huyları çıkmıştı ortaya, yok ayinler, yok çocuklarının plasentasını yemeler falan.. Aslında karısının plasentası o, aman neyse ne!.. Yedi mi yemedi mi onu da bilmiyorum, sadece duymuşum işte bir yerlerden. Film yeterince olay yaratmamış, üstüne Kubrick ölmemiş gibi bir de böyle şeyler çıkmıştı o dönem..


Filmde, yakışıklı doktor, güzel karısıyla mutlu bir hayat yaşamaktadır, küçük bir kızları da vardır. Her şey yolunda giderken bir gün karısı, eskiden başka bir adamla birlikte olmayı hayal ettiğini itiraf ediyor ve yakışıklı doktorun kafasına bir sürü soru işareti bırakıyor. Sonra evren türlü çeşitli yollarla cinsel sinyaller gönderip doktoru yoldan çıkarmaya çalışıyor. Yolda yürürken bir fahişe yanaşıp ilginç bir şey teklif ediyor, bir hastası çok saçma bir zamanda -sizi seviyorum doktor- öpücüğü veriyor, çok eski bir arkadaşı ona acayip bir partinin kapılarını açıyor.


Aile yapısını ve toplumda eşlerin cinselliğe yaklaşımını farklı açılardan gösteren hikaye, insanın kararlar verirken ne kadar kolay hatalar yapabileceğini gösteriyor. Bak bak, çözümleme bile yapıyorum. Usta işi bir gerilim filmi. Kubrick'in zirvesi zaten, hayattaki muhteşem finali. Yalnız ilginç olan, döneminde de, günümüze kadar da, günümüzde de hep konuşulan, dikkat çeken bir film olmasına rağmen herhangi bir ödüle layık görülmüşlüğü yok. Enteresan!

29.12.19
Oku..

Room 237 (2012)


Aralık 2011'de The Shining (1980) filmine öyle bir tanıtım yazmışım ki, bomboş yani.. Dahi yönetmen Stanley Kubrick'in, kariyeri boyunca yaptığı 13 sinema filminin de bi alt metni olduğunu, hiçbirinin sadece izlenerek anlanamayacağını, hakkında düşünerek -gerekirse- kafa patlatarak, bir sanat eseri olduğu bilinciyle anlam yüklenerek bi şeye benzetileceği sadece benim değil herkesin fikri.

Bi adam film yapıyor, bundan bilmem kaç sene sonra hakkında konuşulduğu yetmezmiş gibi bir de belgesel film yapılıyor. Çok tatlı değil mi?!


Room 237, The Shining (1980) filminde kullanılan otelin gizemli odası. Bu belgeselde, Kubrick'in filmde yaptığı numaralar (!) bir bir inceleniyor, anlam yükleniyor, bağ kuruluyor. Bu numaraların gerçekten numara olup olmadığı da tabii ki seyirciye kalmış. Sanat, duyguları ifade etme biçimidir ya hani genel bir tanımla; Kubrick de işte düşündüğü şeyi, anlatmak istediği şeyi o kadar güzel gizlemiş filmine. Hatta bu düşüncelerini daha çok insana ulaştırmak için, popüler kültür olan korku sinemasını kullanmış. Filmi izleyince zaten sadece bir korku filmi olmadığı anlaşılıyor ancak yönetmenin derdi tam ney o anlaşılmıyor. Takan takıyor, defalarca izleyip anlamaya çalışıyor.

Bu belgeselde yer alan tespitlerin bazıları çok başarılı iken bazıları aşırı kolpa kalıyor. Filmi izleyip üzerinde düşünen bi on kişi falan anlatıyor işte: Şu sahnede bu vardı, şurda bunu demek istedi; şu filminde de buna benzer şu vardı falan diye gidiyor. Yönetmen: Rodney Ascher. Daha önce de hep belgeseller yapmış ama ne hakkında bilmiyorum, çok karıştıramadım. Ama varsa yine böyle film incelemeleri bi bakarım bi ara.


Bu arada bu filmden öğrendiğim acayip bir detay: Hani Ay'a ilk ayak basışın fotoğrafı var ya, Armstrong'lu.. O fotoğrafı Kubrick mi çekmiş, başkası çekmiş de Kubrick bu sahte mi demiş tam anlamadım. Bi polemik varmış yani.. "Tamam ben gitmediniz demiyorum, ama bu fotoğraf sahte" demiş herhalde.. Hatta filmde de çocuğa Apollo 11 kazağı giydirip, hayaller gördürmesi falan da hep oraya göndermeymiş. Tabii bunlar ne kadar doğru bilmem, öyle düşünüyolar. Ama o fotoğraftaki kolpalık nesiller boyu anlatılır zaten, yok rüzgarsız ortamda o bayrak nasıl dalgalanıyo falan diye.. Kubrick, fotoğraftaki ışık olaylarından yürümüş ama bu olayı çıkarırken.


İlginç bir tespit de, filmin gerçek üstülüğünü anlatmak için, çocuğun koridorlarda kesintisiz planlarla bisiklet sürmesi ve izlediği yolun imkansız olması, alt-üst kat kavramlarının içiçe girmesi falan.. Muhteşem detaylar.

Ha bir de şey var asıl en önemlisi: Film, Stephen King'in aynı isimli romanından uyarlama ve kitabı okuyanın filmi izleyince hayal kırıklığına uğradığı, yani hiç alakası olmayan bir film. Zaten King, "Hikayenin içine sıçmışın!" demiş Kubrick'e, O da: "Skiyim içi boş hikayeni, asıl şimdi bi şeye benzedi." diye küfürleşmişler. Hatta daha en baştan, kitapta adamın kırmızı olan Vosvos'unu, sarı yapmış, filmin bi yerinde de kırmızı bi Vosvos'u kaza yapmış olarak göstermiş. Aga çok çok tatlı hareketler değil mi ya?!


Gibi şeyler işte. Seviyosanız böyle, hakkında konuşmak olsun, kılıf uydurmak olsun falan çok hoşunuza gider bu film. Ben sevdim.

Bu arada film yaklaşık bir senedir voçlist'imdeydi, altyazı bekliyodum yeni geldi, hemen izledim, anında yazdım.

11.02.2014
Oku..

The Life and Death of Peter Sellers (2004)


Daha çok televizyoncu olan Stephen Hopkins, İngiliz komedyen Peter Sellers (1925-80)'ın Roger Lewis tarafından yazılan hayat hikayesini sinema filmi yapan adam. Peter Sellers'ı oynayan adam ise daha bir adam, Geoffrey Rush.
Çok başarılı ama şimdi boş verin onu. Peter Sellers ne manyak adammış, hiç öyle bilmemiştim kendisini. Kim bu Sellers derseniz; Kubrick'in Dr. Strangelove (1964) filmindeki herhangi bir karaktere bakabilirsiniz. Ya da Blake Edwards'ın Pembe Panter serisindeki dedektif Clouseau.


Peter Sellers, bildiğin karaktersizmiş canım. Karakter yaratımındaki başarısını da buna borçluymuş. Evde, karısına ve çocuklarına karşı tutumu, çocukça davranışları falan hep annesinin yetiştirme tarzındanmış..
Hakkında çok fazla yazıp çizmeyip, Sellers'ın bir dönemki sevgilisi Britt Ekland'ı Charlize Theron oynuyor diyeyim de iyice izlemek isteyin.
Karısını Emily Watson, Edwards'ı John Lithgow, Sophia Loren'i Sonia Aquino ve Stanley Kubrick'i Stanley Tucci oynuyor.


Biyografik filmlere sardım bu ara iyice. Ünlü birine başka bir ünlünün hayat hikayesinde denk gelince çok tatlı oluyor yahu. Ünlülerin de ünlü tanıdığı oluyor haliyle. Yani mesela Sellers'ı izlerken normalde bir anda Kubrick'i de görüyorsun ya.. Çok severim biyografiyi bu yüzden. Her zaman güzel olmuyor tabii ama bu güzel. İzlensinov..

12.12.13
Oku..

Dr. Strangelove or: How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb (1964)


Stanley Kubrick'in Spartacus (1960) ve Lolita (1962) uyarlamalarından sonra el attığı Dr. Strangelove or: How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb (1964) yada kısaca Dr. Strangelove, Peter George'un Red Alert romanının sinema uyarlaması. Peter Sellers'ın üç önemli karakteri birden oynadığı filmde George C. Scott ve Sterling Hayden gibi isimler de yer alıyor.


Kafayı yiyen bir Amerikan subayının kafasına göre, komünist Rusya'ya nükleer savaş açması ve Rusya'nın olaya tepkisi anlatılıyor. Siyah beyaz komedi imdb.com'da top250#38. Ayrıca o sene 4 kategoride Oscar adayı gösterilmiş ama 8 ödülle geceyi kapatan My Fair Lady (1964), Dr. Strangelove (1964)'a ödül bırakmamış.

Sağ koluna hakim olamayan ve tekerlekli sandalyeye mahkum Dr. Strangelove karakteri de filmde ikinci yarının başlarında ortaya çıkıyor. Amerikan tarafında olan Alman kökenli Dr., içinde bir miktar da olsa nazilik taşıyan ve Rusların karşı saldırı için planladıkları 'Kıyamet Günü Silahı'nın fikir babası olan adam. Peter Sellers'ın canlandırdığı karakterlerden biri bu. Canlandırdığı diğer karakterler de Amerikan Başkanı ve savaşı başlatan subayın yaveri.

rusyayı bombalayacak olan füzeyle beraber yola çıkan asker

23.04.2013
Oku..

The Shining (1980)


Yönetmen: Stanley Kubrick
Yazar: Stephen King (roman), Stanley Kubrick (senaryo)
Oyuncular: Jack Nicholson, Shelley Duvall ve Danny Lloyd..

Şimdi bu Şayning filmini izledim ya, meğer baya izleyen, izleyip de dertlenen varmış çevremde onu gördüm. Dertlenmelerinin sebebi konunun tuhaflığıyla yazar-yönetmen-oyuncu fantastikliğinin birleşmesi. Yani ''Ee noldu şimdi, niye ki, o neydi, ne alaka ya?'' sorularını sorduruyo film sonunda. Ne anlatmaya çalışmış diye düşünüyo insan. Neyse işte izlediğimi öğrenen soruyo "Neydi la şimdi o?" diye. Sanki ben çektim filmi.. Hatta yazdım gugıla, izleyenlerden anlayan eden var mı diye.. Yok. İzleyen herkesin kafası karışıyo demek..


Şimdi hani filmin başında 'görüşme' kısmında müdür Jack'e anlatıyo ya, bundan bi on sene önce böyle böyle bi şey oldu diye. Benim fikrim, Jack'in o tarz işler yapmasının altında, anlatılan o hikaye var, Jack kafayı yedikten sonra kendi kafasının içinde önce barmenle sonra temizlikçiyle tanışıyo. Temizlikçi o hikayenin aslında Jack'in olduğunu zaten karısını ve kızlarını öldürenin de o olduğuna inandırıyo onu ve Jack karısı ve çocuğunu öldürmek için gerekli gazı almış oluyo. Çocuk da biraz enteresan olduğu için babasının olayına katkıda bulunuyo istemeden.. Ne gibi? O odada bi kadın olduğunu söylemek gibi, bence o boynundaki izi çocuk kendi kendine yaptı Jack'in de dediği gibi..


Şimdi benim bile bi kılıf uyduramadığım sahne ise en sondaki Jack'in bundan bi 70, 80 sene evvel o otelde bi baloda çekilmiş bi resminin gösterilmesi.. Tam n'oluyo??

Filmin güzel sahnelerinden bahsedecek olursam, tabii ki, çocuğun piskiletiylen bi halıda bi yerde bi halıda bi yerde gitmesi ve o sesin o ortamda yarattığı gerilim.. Sonraaa, daha önce 'Film Kulübü' diye bi kitapta okuduğum -ve filmde özellikle dikkat ettiğim-, kübrik'in germek için yaptığı ekstra merdiven sahnesi.. Hani şu karısı geri geri çıkıyo ya elinde sopayla, hah o sahne: O sahnede gerilimi artırmak için merdiven bitmesin istemiş sevgili yönetmen ve basamak ekletmiş orda fazladan..


Aralık 2011
Oku..