I Love You Phillip Morris (2009)


Steve McVicker'ın gerçek bir hikaye anlattığı kitabından uyarlanan filmin senaristi ve yönetmeni Glenn Ficarra ve John Requa ikilisi.. Yine beraber Crazy, Stupid, Love. (2011)'ı yapmışlardı, çok eğlenceliydi o da.. Sinema eğitimi alırken tanışan ikili hep beraber çalışıyor zaten, Allah bozmasın.. Filmin başında "Gerçekten yaşanmıştır.." yazıyor.. Filmin sonuna gelince, yazmasalardı bi şüphelenirdim "Gerçek mi lan bu olay!" diye düşündüm.. Çünkü kurgu olamayacak kadar saçma, anlatsan kimsenin inanmayacağı şeyler.. Elbet vardır değiştirilen, abartılan kısımlar ama çok iyi ya..

Steven Russell, evlatlık olarak büyümüş, büyüdüğünde gerçek ailesini bulmak için polis olmuş, ailesini bulduğunda hayal kırıklığına uğramış ve artık yeter diyor, dayanamıyor yaşadığı hayata.. Önce polisliği bırakıyor, başka şehre taşınıyorlar, yetmiyor, sonra küçük kızının annesi olan güzel eşini karşısına alıyor ve "Ben Geyim!" diyor.. Artık erkeklerle aleni sevişiyor, sevgilileriyle el ele sokakta dolaşıyor, geziyor, tozuyor, harcıyor.. Fark ediyor ki, eşcinsellik çok masraflı bir şey, ufak kredi kartı sahtekarlıklarıyla başlıyor macera.. Sonra ipin ucu biraz kaçıyor..


Hapiste geylerin nasıl rahat yaşadıklarını görüyoruz, bir işini mi hallettirmek istiyorsun, sakso çekiyosun.. Steven, Phillip Morris'le tanışıyor içeride, sevgili oluyorlar.. Boş zamanlarını değerlendirmek için bol bol kütüphanede takılıyor Steven, hukuk kitapları okuyor. Kafası da hep sahtekarlığa çalıştığı için, çıktığında avukatlık da sahte mesleklerinden biri oluyor.. Sevgilisini hapisten böyle kurtarıyor.. Falan falan.. Pek çok kez yakalanıp, hapse girip, türlü dolanla çıkıyor geri.. En son numarasıyla da zekasına hayran bırakmayı başarıyor Steven..

Çok iyi film diyemem ama bence kesin görülmesi gereken hikayelerden.. Filmin adında geçen 'isim' aslında film için başlık olacak kadar önemli bir şey değil.. Tamam, Steven, pek çok kez Phillip'i sevdiği için başını derde sokuyor ama.. Ben filmin adını beğenmedim.. Ya da beni ve benim gibi milyonları kandırdı diye sinirlendim, bilmiyorum.. Tütün devi Philip Morris'le ilgili bir mevzu sandım ben.. Alakası yok arkadaş.. Kendi salaklığıma yandım aslen; filmin türüne bakıyorum, biyografi-suç, filmin adına bakıyorum Phillip Morris.. Nereden bileyim bir 'l'nin hikayeyi bu kadar değiştireceğini..


Steven Russell, tarihe geçen dolandırıcılardan olmuş.. Amerikan adalet sistemiyle dalga geçen nitelikli dolandırıcılık becerisiyle, en son ağırlaştırılmış müebbet verilmiş.. Genelde duygusal zekalarıyla, sanatçı vizyonlarıyla tanınan eşcinsellere bakışı, analitik zekasıyla yerle bir eden Steven'ı, Jim Carrey oynuyor. Çakma tütün kralını ise Ewan McGregor.. Küçük rollerle de Rodrigo Santoro ve Leslie Mann'i izliyoruz.. imdb puanı: 6,6.. benim puanım: 7..

Bu arada seven varsa saygı duyuyorum ama erkek erkeğe öpüşmek ne ya?! Hani, neredeyse saygı duymaktan vazgeçeceğim yani, o kadar sevimsiz bir şey.. Düşündükçe dibe çekiyor fikir, biraz daha düşünürsem bu konuda çirkinleşeceğim.. Bak yazım düzeldi, -eceğim falan yazdım.. Kapan hadi konu!

10 Mayıs 2018
Oku..

Che (2008)


Sene 2006, ben daha üniversiteye başlamamışken, kuzenim için geldik önce İstanbul'a, kaydını yaptırdık dönüyoruz teyzemle. Ankara Otogarı'nda, AŞTİ'de, mola verilmiş, dolaşıyorum öyle, kitap tezgahı vardı, bakındım ve ucuza kalın kitap bulunca almak istedim, 'Nam-ı Diğer Che', yedi yüz küsur sayfa, beş liraydı hatırlıyorum, meşhur portresi var kapakta.. Muhtemelen korsandı ama o zaman ne korsan kitap biliyorum, ne Che'yi tanıyorum. Bak sene 2006, çok uzak değil.. Öyle büyüdük işte, evde Ernesto'nun adı geçmediği gibi kitap okuma alışkanlığımız da olmamış. Otobüse elimde Che biyografisiyle binince, bir günlük İstanbul seyahatimizde komünist olduğumu sanmış olabilir teyzem, "Senin kitabın mı o?" demişti sadece. Nitekim o eşek kadar kitabı okumadım tabii ki; ama o dönemden sonra kitap alışveriş, sahaf geziş huyu gelişti bende. Che'yi muhtemelen Gülse Birsel'in mizah kitaplarıyla takas etmişimdir. İskenderun'daki sahafımız korsan kitabı -iyi durumda olduğu sürece- sorun etmezdi, neticede o da kitap derdi. Çok sonra kah kitaplarla, kah ilgili filmlerle, internet çağında çeşitli paylaşımlarla ve İstanbul Üniversitesi'nin eski yoldaşlık zamanlarında tanıdım Ernesto'yu..


Che lakaplı Ernesto Guevara, tıp eğitimi almış Arjantinli bir gençken dünyayı dolaşma isteğindeydi. Daha yurdundan çok uzaklara gitmeden, komşu ülkelerdeki köyleri kasabaları gezerken insanların ne kadar yardıma muhtaç halde olduklarını gördü. İflah olmaz bir hümanist olan Ernesto, köy köy dolaşıp hastalarla ilgilendi. Sonra dedi ki, "Devletin işi değil mi lan bu?!" Ama devletin umrunda değildi.. İyice kötü durumdaki Küba, Amerika'nın isteklerinden zaman bulup da kendi isteklerine cevap veremez bir ülkeydi. Sonra bir örgüt kurma hazırlığında Fidel Castro'yla tanıştı. Fidel, tek çare, silahlanıp, yönetimi ele geçirmek, başka şekilde düzelmez bu durumlar kafasındaydı. Ernesto'nun da aklına yattı bu fikir ve asker oldular. Daha doğrusu, anti-asker, terörist oldular. Askeri, polisi vurup, mazlum halkı kurtardılar. Bkz. Küba Devrimi, 1959.. Fidel, liderdi ama gönüllerin lideri Che'ydi.. Küba, artık Fidel gibi asi bir devlet adamının, Amerika ve bilimum dayatmacı ülkenin gölgesinden sıyrılmış bir yöneticinin idaresindeki cennet vatandı.


Ocean's Serisi'yle (01, 04, 07) ve Oscar kazandığı Traffic (2000)'le tanınan Amerikalı yönetmen Steven Soderbergh, Che'nin Devrim Günlükleri'nden yola çıkarak hazırlanan senaryoyu -hem de İspanyolca- filme almıştır. Başrolde, bu rolün neredeyse kariyerinin en önemli parçası olduğunu düşündüğüm Benicio Del Toro oynamış. Bu kadar mı yakışır bir adama bir rol.. Ayrıca Del Toro da Traffic (2000)'le Oscar kazanmış..
Fidel'i ise Demian Bichir, kardeşi Raul'ü Rodrigo Santos oynuyor.. Sadece devrim odaklı işlenen hikayede özel hayata sadece küçük dokunuşlar var. Devrimden sonra Ernesto, parayı bulmuş gibi eşinden ayrılıp daha gencine gönül kaptırıyor, bir ondan dört bundan beş çocuğu oluyor.. İkinci eşini Kolombiyalı bebiş Catalina Sandino Moreno oynuyor.. Hikayenin devamında ise kadroya Franka Potente dahil oluyor ve senaryo Bolivya Günlükleri'nden uyarlanıyor..


Devrimden beş altı sene sonra, Küba kurtulunca olay bitti sandık ama -hadi geçtim komple dünyayı- komşularımız kötü durumda, onların da kurtarılmaya ihtiyacı var düşüncesiyle rahatı terk ediyor Che. Fidel hiç oralı değilken Che, Bolivya'ya gizlice sokuluyor ve aynı Küba'daki politikayla, içten içe büyüme ve yönetimi ele geçirme planı yapıyor.. Ama Bolivya'da işler umduğu gibi gitmiyor; 67'de, 39 yaşında, esir düştüğü bir askeri kampta öldürülüyor.
2008'de Cannes'da, film tek parça dört buçuk saatlik versiyon olarak gösteriliyor ancak sinemalarda gösterimi bi sene arayla Küba Devrimi, Che: Part I (2008); Bolivya Hezeyanı, Che: Part II (2008) şeklinde iki farklı film olarak sunuluyor.


Birilerinin hayatta kalması için başka birilerini öldürme fikrini, n'aparsan yap, kim olursan ol benim aklım almaz.. Dava mava deyip ele silah almak kolaya kaçmak gibi geliyor bana hep.. Koskoca Che beyninden bahsediyoruz, benim düşündüğüm kadarını o düşünemedi mi peki.. Elbet düşünmüştür uzun uzun, ama nasıl bir çaresizlik içindeyse, ne rezil durumlar gördüyse artık gözü kararmış, teknik olarak silaha sarılmış işte.. İşte ben de boş zamanlarımda Che'yle sidik yarıştırıyorum böyle.. Ayrıca sakın bu durumlar PKK'yla karıştırılmasın, PKK'nın amacı başka..

Filmin iki kısmına da 7'şer puan verdim.. Öyle efsane bi film değil ama kesin izlenmesi gereken bi film bence..

110116
Oku..

300: Rise of an Empire (2014)


İlk film olan 300 (2006)'le o kadar farklı ki.. Kalite baya düşmüş; ilkinin yönetmeni Zack Snyder'ın senaryo ve yapımcı kadrosunda olmasını şaşkınlıkla öğrenirken, yönetmeni Noam Murro'nun da daha önceki işi olarak sadece Smart People (2008)'ı görmem, başka da bi şey görmemem, "Nasıl olmuş da güzelim filmin devam hali böyle birine verilmiş" dememe sebep oluyor.


Frank Miller'ın, 'Xerxes' isimli çizgi romanının uyarlaması. Bu hikaye, 300 (2006)'ün devamı niteliğinde, evet, ama Spartalı yiğitleri değil, Atinalıları merkeze alıyor. Xerxes (Rodrigo Santoro), hatırlayacağınız üzere, Leonaides'ın (Gerard Butler) atarlandığı, Pers kralı.. Tanrı-kral.. Xerxes'i Xerxes yapan, Yunan asıllı Pers kumandan Artemisia (Eva Green) imiş. Artemisia, Atinalıların komutanı Themistocles'le (Sullivan Stapleton) kapışıyor. Yani ortada Spartalı yok, bi şey yok.. Yani bilmemkaç Atinalı.. Tabii sonda, Atinalılara yardıma gelen Kraliçe Gorgo (Lena Headey) idaresinde 300 bin Spartalı ile film bitiyor. Yani üçüncü film yakında deniyor..


Hikaye zayıf, diyaloglar leş.. Oyunculuklar kötü, kurgu çok tırt.. İlk filmdeki ustalık bu filmde yok; her anlamda.. Efektler falan da.. 3 boyut yapacaz diye gereksiz kan fışkırtmalar falan.. Resmen beğenmedim lan. Hayal kırıklığı.. Savaşın denizde geçmesi hikayeyi iyice sevimsiz yapıyor. 4 verdim 10 üzerinden.. İlki 8 idi..


DipNot: Eva Green bazen güzel bazen değil, ama hep sevişiyor.. Memelerinin gözükmediği filmine rastlamadım galiba..

02.04.14
Oku..

300 (2006)


Bu filmi 2.093.317 kere izlemişimdir herhalde. Sktir lan nereye izliyom o kadar: 117 dk film, o kadar izlemiş olsam 244.918.089 dk eder o da bölü 60 bölü 24 bölü 365'den 465 yıl yapar. Yani o kadar izlemedim filmi o sayı ilk üç günde filmi Türkiye'de izleyenlerden kazanılan paranın TL cinsinden değeri.

Ama cidden baya izledim bu filmi, 5-6 kere falan baya olur bence. Frank Miller ve Lynn Varley'nin çizgi romanının Gordon, Jhonstad ve Snyder tarafından senaryolaşıp Snyder yönetiminde filme çekilmiş. Zack Snyder, Dawn of the Dead (2004)'deki başarısı ile 300'ü çekebileceğini göstermiş yapımcılara.


Doğan her erkek çocuk savaşçı olarak yetiştiriliyordu Sparta'da. Çok zor eğitimlere maruz kalan çocuklar hayatta kalırlarsa zaten kendiliğinden savaşçı oluyor. O sıralar -yalnız zaman belirtilmiyor İran'ın Pers olduğu dönemler- bütün dünyaya hakim olmaya çalışan Pers kralı Xerxes, bir tek Sparta kralı Leonidas'a diz çöktüremiyor. Sparta'nın yöneticilerine, büyücülerine, tanrılarına bile para yediriyor ama Kral Leonidas onurlu bir adam olarak yanına aldığı 300 korumasıyla koca Pers İmparatorluğu'na kafa tutuyor. Ha ölmüyor mu ölüyor, ama şerefiyle ölüyor..


Leonidas'ı tanıtmaya gerek duymadığım Gerard Butler oynuyor. Leonidas'ın karısı Kraliçe Gorgo'yu ise Lena Headey. Dur onu tanıtalım, Game of Thrones'da ki Cersei Lannister, hani piç Joffrey'nin annesi. Bir de bahsetmek istediğim Rodrigo Santoro var, Xerxes'i oynayan. Allahım o nasıl makyaj. Ya da neden o adam yani. Böyle bir rol vardır. Toplarsın oyuncuları bakarsın hangisi o role uyuyor diye. Ulan oyuncu diye seçtiğiniz adamla karakter diye yarattığınız adamın alakası yok. Madem o kadar makyaj yapacaktınız ben oynasaydım..


Ben ilk izlediğimde falan o kambura takılmıştım mesela. Hani çürükler ayrılıyordu. Hani sadece savaşçı olabilecek çocukların yaşamasına izin verilip eğitiliyordu. Bu ne ayak diyordum. Dikkatli izleyenler falan fark etmiştir, kambur hayat hikayesini anlatırken: "Ben yamuk doğunca annem korumak için beni de alıp kaçmış, Sparta'dan uzakta büyüdüm ama hep babam gibi Spartalı savaşçı olmak istedim." diyor. Atlamışım ilk izlediğimde..


Muhteşem savaş sahneleri, kaslı kaslı adamlar ve çizgi romandan perdeye bu kadar güzel taşınmış sahneler görmek istiyorsanız ve daha izlemediyseniz mutlaka izleyiniz, izlediyseniz de bir daha izleyiniz. Devam filmi için hazırlıklar tamam..

Zack Snyder'in senaryo ekibinde olduğu 300: Rise of the Empire (2014)'ı Noam Murro yönetiyor. Murro, Ellen Page'li Smart People (2008)'ın yönetmeni.

27.04.2013
Oku..