Rushmore (1998)


Olivia Williams'ın en iyi performanslarından birini izleyebileceğiniz The Postman (1997)'dan bir sene sonra yer aldığı bu proje Jason Schwartzman'ın ilk işiydi. İzleyenleriniz mükemmel bir başlangıç olduğunu görmüştür zaten. Bill Murray'nin ise yönetmen Wes Anderson ile ilk çalışmasıdır ama kesinlikle son olamayacak kadar güzel bir iş çıkarmışlardır.


Senaryosunu Owen Wilson'la beraber yazan yönetmen Wes Anderson'ın ikinci uzun metraj filmi olan bu film, zamanında Murray'ye Golden Globe'da 'en iyi yardımcı erkek oyuncu' adaylığı kazandırmış. Ödülü alamaması üzücü ancak ödülü kaptırdığı adam da The Truman Show (1998)'la aday olan Ed Harris. Sıkıntı yok yani.


Max (Schwartzman), Rushmore isimli bir okulda okumaktadır. Daha doğrusu orayı yaşamaktadır. Dersleri hariç her şeyi iyi olan, okulun gelişimi için elinden gelen hatta çok daha fazlasını yapan bir öğrencidir. Mesela okuldaki çoğu kulübün kurucusu veya yöneticisi veya en azından üyesidir. Sürekli okulun sosyal gelişimi için çalışır. Diğer öğrencilerden biraz farklı çalışan bir kafası vardır ve okula yeni gelen öğretmen Miss Cross'a (Williams) aşık olur. Kankisi Herman Blume (Murray) da kendini tutamaz, o da Miss Cross'a aşık olur.

Oyunculukların muhteşem bir seyire zemin hazırladığı filmde hikayenin sıradışılığı da epey eğlenceli bi bir buçuk saat geçirmenizi sağlıyor. Bence kesin izleyin bu filmi. Schwartzman'ın gençliğinin pek sevimli bir tarafı yok hatta epey itici ama bu da karakteri daha ilginç yapmış. 8 verdim 10 üzerinden.

27.02.2013
Oku..

Sıralı Tam Liste: Oscar 2013


Akademi ödülleri Los Angeles'ta, eski Kodak yeni Dolby Theatre'da, Seth MacFarlane'in vasat sunumuyla sahiplerini buldu. Canlı performanslarla dikkat çeken gecede kim ne kazandı bir bakalım. Hatta benim kehanetlerim ne kadar tuttu ona da bakalım.. Tikliler bildiklerim..

En İyi Film: Argo

En İyi Yönetmen: Ang Lee - Life of Pi  ✔

En İyi Erkek Oyuncu: Daniel Day-Lewis - Lincoln  ✔

En İyi Kadın Oyuncu: Jennifer Lawrence - Silver Linings Playbook


En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Anne Hathaway - Les Miserables  ✔

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Christoph Waltz - Django Unchained  ✔

En İyi Uyarlama Senaryo: Chris Terrio - Argo  ✔

En İyi Özgün Senaryo: Quentin Tarantino - Django Unchained  ✔

En İyi Sinematografi: Claudio Miranda - Life of Pi

En İyi Kurgu: William Goldenberg - Argo  ✔

En İyi Yabancı Dilde Film: Amour (Avusturya)

En İyi Animasyon: Brave  ✔

En İyi Film Müziği: Mychael Danna - Life of Pi

En İyi Orijinal Şarkı: Adele - Skyfall  ✔

En İyi Sanat Yönetimi: Lincoln ✔

En İyi Ses Kurgusu: Skyfall ve Zero Dark Thirty (paylaştılar ödülü, hak geçmesin)

En İyi Ses Miksajı: Les Miserables

En İyi Kostüm: Anna Karenina

En İyi Makyaj ve Saç: Les Miserables

En İyi Görsel Efekt: Life of Pi

En iyi filmi de bildim aslında ama içimden geçen o değildi. Onun dışında genel olarak tahminlerim tuttu. Sadece makyaja anlam veremedim. Bir de şu ses kurgusuyla miksajının farkı ne ki - bi de berabere kalmalar falan iyice, o kadar mı önemli?


Tören öncesi herkes güzel güzel giyinip pozlar verdi falan böyle. Onlar arasından da favorim Amy Adams, ne zaman istese veririm yani o derece.

25.02.2013
Oku..

Hitchcock (2012)


Scarlett Johansson'ın projeleri arasında görmüştüm bu filmi geçen sene ve o günden beri izlenecekler listemde. İlginç bir adam ve gerilim filmlerinin usta yönetmeni olarak bilinen Alfred Hitchcock'un kariyerindeki en önemli film olarak gösterilen Psycho (1960)'nun yapım sürecini anlatan biyografik film Stephen Rebello'nun 1990 senesinde yayınlanan kitabından uyarlanmıştır. Yönetmenliğini Sacha Gervasi'nin yaptığı filmde Hitch'i, Anthony Hopkins; her başarılı erkeğin arkasında olduğu gibi bunun da arkasında olan kadın Alma Reville'yi, Helen Mirren oynuyor. Vera Miles rolünde ise Jessica Biel'i izliyoruz.


imdb.com'ın gelmiş geçmiş en iyi 250 film sıralamasında 29. sırada yer alan Psycho (1960)'da Norman Bates karakterini oynayan Anthony Perkins'i, James D'Arcy canlandırırken; Scarlett Johansson ise Marion Crane karakterini canlandıran Janet Leigh'i oynuyor. Filmde, orijinale müdahale etmemek adına kurgudan sonrası gösterilmiyor. Yani Psycho (1960)'nun sadece setine konuk olup çekimlerini görebiliyoruz. Belki çok da önemli bir nokta değil ama ben takıldım işte. İyi anlamda ama, beğendim yani bu çabayı.

Çok eğleneceğinize de eminim. En azından ben böyle şeylerle çok eğleniyorum.


Son olarak dikkat çekmek istediğim bir nokta ise Hopkins'e yapılan makyajın Oscar'da Hobbit makyajıyla kapışacak olmasıdır. Filmin tek Oscar adaylığı 'en iyi makyaj' kategorisinde.
1980'de hayatını kaybeden Hitchcock filmleriyle hiç Oscar kazanamamıştı.

22.02.2013

Sıralı Tam Liste: Oscar 2013
Oku..

Flight (2012)


Bu filme -ilk çıktığı zamanlar- bir önyargım vardı. Yani "Çok izledik bu uçak aksiyonunu, yapmayın artık" diye düşünüyordum. Oscar adayları açıklandı ve bu filmle; Denzel Washington 'en iyi erkek oyuncu', aynı zamanda Real Steel (2011)'in senaristi de olan John Gatins ise 'en iyi özgün senaryo' kategorilerinden aday gösterildiler. Merakıma yenik düşüp izledim ve pişman olmadım.


Back to the Future (1985-89-90), Forrest Gump (1994) ve Cast Away (2000) gibi efsane filmlerin efsane yönetmeni Robert Zemeckis'in iyi filmleri arasına girmeyi başarıyor Flight (2012). Alkolik pilot Whip Whitaker, kötü bir koca ve kötü bir babadır. Peki iyi bir pilot mudur? Bir pilotun alkollü olması bütün yolcuların hayatını tehlikeye atar, ancak havada arızalanan ve çakılmak üzere olan bir uçağı her pilot kurtaramaz. Yolcuların hayatını kurtaran bir pilot aynı zamanda alkollüyse kahraman mıdır, suçlu mudur?


Film boyunca bunun cevabı aranıyor. Muhteşem bir gerilimle başlayan film havasını bozmadan devam ediyor. İki gün sonra gerçekleşecek Oscar'da adaylıkları çok kuvvetli olmasa da genel olarak güzel film. Ben 7/10 verdim, imdb.com da zaten 7,3 demiş. Zemeckis'in efsaneleri arasına giremeyecek olsa da iyi filmleri arasında sayılacaktır.

Filmde, pilotun karısını Kelly Reilly, latin ateşi hostesi ise Nadine Velazquez oynuyor..

Oku..

Cocktail (1988)


Cem Yılmaz bir gösterisinde laf arasında diyordu "Hayat öyle Tom Cruise'un Kokteyl filmindeki gibi değilmiş, hep öyle sandık". Merak etmiştim, yazmıştım bir köşeye hemen.

The Bank Job (2008)'un yönetmeni Roger Donaldson'ın kariyerindeki önemli işlerden biri olan Cocktail (1988), zengin bir iş adamı olmak isteyen genç Brian'ın (Tom Cruise) takım elbisesini giyip Manhattan'ın yüksek binalarındaki pek çok ofise iş görüşmesine girerek önce üniversiteye gitmesi gerektiğini öğrenmesiyle başlar. Pazarlama ve reklam konusunda yeteneği olduğunu anlatsa da her gittiği yerde önce diploma sorarlar. Kararlı çocuk Brian üniversiteye gitmeye karar verir.


Okuyabilmek için de bir yandan geçici bir iş yapması gerekecektir. Bir barın kapısında eleman arandığı yazmaktadır, girer ve işini iyi yapan bir barmene dönüşür. Okul sistemine de ayak uyduramayıp milyoner olma yolunu başka yöne çevirir. Barmenliği öğrendiği patronu Doug'dan (Bryan Brown) ayrılır, Jordan (Elisabeth Shue) diye tatlı bir kıza aşık olur ama milyoner olma tutkusundan hiç vazgeçmez. Bakalım olabilecek mi? Ben keyifle izledim, tavsiye de ederim henüz izlemediyseniz.


85'te çekilen ilk Back to the Future filmi beğenilince 3-5 yıl sonra devam filmi yapılmak istenmiş. Zaten benim pek beğenmediğim Claudia Wells'in oynadığı Martin'in sevgilisi Jennifer rolü için bu sefer Cocktail (1988) filmiyle meşhur olan Elisabeth Shue'ya teklif edilmiş. O da seve seve kabul ederek filmografisine iki klasik 'devam filmi' eklemiş. Hatta devam eden kariyerinde bir de benim çok beğendiğim Leaving Las Vegas (1995) var. Nicolas Cage'in başrolünde olduğu filmde Shue da başarılı bir performans sergilemişti. Sonra da zaten aldı yürüdü.

17.02.2013
Oku..

Yönetmenler: Andrew Dominik..


Hakkında çok fazla bir şey bilinmeyen Yeni Zelandalı yönetmen. Sarışın. Ve son iki filminde Brad Pitt'le çalıştı. Zaten toplamda üç filmi olan bir yönetmen. O kadar yani çok bilgi yok. Filmlerinden bahsedelim.

Chopper (2000), Mark Brandon Read'in otobiyografik romanından senaryolaştırılıp filme çekildi. Read, filmde de anlatıldığı gibi birçok adam öldürmüş ama öldürdüğü adamlar kötü adamlar olduğu için bir kısım tarafından kahraman olarak görülen bir suçlu. Hapse girmeler çıkmalar, delilik diz boyu, psikopat herifin teki. Hücredeyken hayatını anlattığı bir kitap yazıyor ve çok satan oluyor. Sonrasında ünlü bir yazara dönüşüyor.
2000 yılında yapılan bu filmde Read'i, Eric Bana canlandırıyor. Ki benim izlediğim en iyi Eric Bana performansı. Yazarlığıyla meşhur olan Read filmden sonra iyice popüler oluyor. Oyunculuğa falan girişiyor hatta; Trojan Warrior (2002) diye bir komedi film yapılmış ve Read orada Eric Bana'yı oynuyor. Şu sıralar çekimleri devam eden Groomless Bride (2014) isimli bir komedi filmde de rolü var. Neyse konuyu çok dağıtmadan Chopper'ın başarılı bir film olduğunu söyleyeyim. Hatta Hollywood'daki Türkçe başlığına giren şöyle de bir sahnesi var..


İlk filmiyle dikkatleri üzerine çeken Dominik, bu kez de Ron Hansen'in aynı isimli romanından The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford (2007)'u beyaz perdeye taşıyor. Başrolde Brad Pitt'in yer aldığı proje gayet başarılı bir iş olarak hafızama kazınıyor. Çektiği iki filmde iyi olunca insan "Hadi bu adam film çeksin de izleyelim artık" diyor.

Killing Them Softly (2012). Fragmanı yayınlandığı günden itibaren merakla bekledim. Başrolde yine Brad Pitt ve yine kitap uyarlamasından vaz geçemeyen Dominik. Bu sefer George V. Higgins'in Cogan's Trade isimli romanından uyarlamış senaryoyu. Hatta Brad Pitt'in yanına da Ray Liotta'yı koymuş. Nasıl beklemem ben bu filmi.
Film indi, oturdum izledim, uyumamak için zorladım kendimi. Bu kadar kötü bir film beklemiyordum gerçekten. Pitt'in en kötü performansı diyecem ama o ne yapsın yönetmen ne istese onun yapıyorlar sonuçta. Şöyle ki ben Pitt'in oynadığı Jackie karakterini hiç anlamadım, neden orada o. Hatta neden böyle bir film var. Bu adam neden böyle bir film yapmış olabilir hiç anlam veremedim.

16 Şubat 2013
Oku..

A Good Day to Die Hard (2013)


John McClane hayırsız oğlunun Rusya'da ne haltlar yediğini görmek için yıllık izninde atlıyor uçağa gidiyor yanına. Önceki Die Hard filmlerinden edindiğimiz bilgilere göre McClane için tatil günü demek aksiyon demek, vurdu kırdı demek. Daha uçaktan iner inmez oğlunun acayip işlere karıştığını görüyor; e sonuçta babasının oğlu. Sürekli 'durduk yere aksiyon'a giren John McClane parçalanmadık araba, öldürülmedik kötü adam, düşürülmedik helikopter bırakmıyor.


Yalandan çernobil temalı bir senaryo yazılmış gerisi aksiyon, salt aksiyon. Bruce Willis'in oğlu rolünde izlediğimiz isim Jai Courtney (ki Jai, Spartacus'ün ilk sezonunda Varro rolüyle tanındı). Willis'in kızı rolündeki Mary Elizabeth Winstead'ı da azıcık izliyoruz bu filmde. Filmin Rus kötü adamını Sebastian Koch oynarken yönetmen koltuğunda ise Max Payne (2008)'in İrlandalı yönetmeni John Moore var.


15.02.13
Oku..