Avatar İzleme Kılavuzu

Konuk Yazar // Vedat Özdemiroğlu


Pandora
Na’vistan’ın başkenti. Kara deliğe varmadan hemen soldaki boyut. Su altına çok benzediği için psikolojik olarak nefes alınamayan ülke...

Rüyada Uçmak
Bunu sağlayan bir makine, hele hele o makinenin bi de düğmesi varsa, daha kolay olur...

Avatar
DNA’sı, insan artı yerli halk olan; RNA’sı, laminant kaplama; özünde granit dokulu, kabası bitmiş tabiat evladıdır. 2154’ün üçüncü sayfa haberidir. Normal insana göre çok uzun, pek iridir. Birkaç Avatar bir araya gelse, NBA’de mola zamanı gibidir. Her garibin kalbinde, kendinden daha garip bir Avatar vardır; caney vardır. Ürkek bakışlı mazlumdur, Şirinler gibi mavidir, gerektiğinde işitsel tepki verendir. Avatar, elektrondan bir candır...

Zehirli Mızrak
Zehir barındıran mızrak...

Na'vi
Pandora halkı. Yazlarını Ev Ağacı’nda, kışlarını Ruh Ağacı’nda geçirirler. Tehlike anında tıslarlar. “Bana ne arkadaşım elektrokimyasal iletişim ağından; yemişimi emerim, doğayla bütünleşirim!” anlayışına sahip olan Na’viler, aşırı milliyetçi olanlarına Na’snavi derler. Tarım ve altı bacaklı hayvancılıkla geçinirler...

Unobitiom
Ya da benzeri bir drav taşı. Çok değerli. O kadar değerli ki, Sterlin ona ofisboy olur. Bu taş yüzünden savaş çıkabilir, ayının genetiğiyle oynanabilir. Sürekli bir elmas reklamı kafasında boşlukta dönen bu taş, denizde de güzel kayar. Sen keriz ol yeter...

Gök İnsanlar
Bildiğin insan. Sevgileri yarınlara bırakmış, duygular içinde saklı kalmış tür. Duygudan da geçtim, kendisi ölüm makinesi robotun içinde saklı kalmış, işgale, yağmaya gönül vermiş eşeğin sıpası! Bi akıllar, bi koordinatlar, ordan oraya hızlı hızlı gitmeler felan! Seni it kafalı seni! Şimdi sen bundan da esinlenip Kansas doğumlu, it kafalı bi hibrit basarsın ortama!..

Ulu Anne
Taraf tutmaz!..

Pandora Kuralları
Lilayı sev, doğayı koru! Ormanda ateş yakma, zaten bitkiler yerden aydınlatma! İkide bir “Japonlar metroda bile kitap okuyomuş” deyip, sonra da metroda kitap okuyana hır gibi bakma! Ayin sırasında kuyruğunu kıpraştırma! İşaretlere önem ver, işaretçilere pişmaniye ikram et!..

İkran
Pandora’nın yaban atları. Uçarcasına koşmak dışında bizzat uçabilirler. Bir Na’vinin ya da Na’vi yancısı Avatar’ın sadece bir İkran’ı olur. O da uçurumun kıyısında boğuşup evcilleştirebilirsen. Haa, başarırsan munisin halaybaşı olur, yanından ayrılmaz. Öyle de 'izzet ikran’ sahibidir...

Kutsal Ağacın Tohumları
Kafayı toplamış denizanası...

Neytiri
Esas kız, sporcu tabiatlı, atletik gibi ordan oraya zıplar. Ama akıllı da çok. Duygu da tavan! Dünyada bulamazsın diyolar ya, hakkaten de öyle. Gel gör ki, pundunu bulunca o da tıslar, durduramazsın...

Hibrit Kutusu
Vasati kırk gen!..

Eywa
Kutsal ruh. Ya da diyelim ruh zaten kutsal. Na’vilere sevinç ve sabır verir, iyi olan kazansın fikrindedir. Öfke saçtığı zamanlar ‘Eyvah’, neşeli olduğunda da ‘Eyvallah’ adlı asistanları devreye girer. Eywa, Ruhlar Ağacı’nın ısı yalıtımını da sağlar. Ortadoğu dinlerinden çok uzaktır ama gene de Haleluya Dağları’nı bir ayrı sever. ‘Utraya Mokri’ adlı ilk albümüyle listeleri sallamıştır...

Jack Sully
Esas oğlan. Bacakların tutmazken, gir makineye, uyu, aç gözünü, ol tazı! Özünde iyidir çünkü başroldedir. Dünyada emekli olup bağ bahçe işlerine dalmayı planlarken, kader onu Omatikaya’nın oğlu yapmıştır. Halbuki o bir aferine razıydı!..

Omatikaya
Na’vi dünyasının derin içgörüsü. ‘Mistik komünal toplum’un gizli yasası. Bir hayli manidar. Alabildiğine babacan. Her iki tarafı kadife. Balon balomanje. Gece söylemi de olur, spor kıyafet üstüne önemsiz ayrıntı gibi de konuşabilirsiniz!..

Eytucan
Neydi, valla unuttum lan!..

Toruk
Boing tipi, plazma renkli ejderha. İri kuş. Boşlukta dolaşan dağların, sarp kanyon yamaçlarının, sağda bekleme yapan ikranların arasından Pandora’nın piji gibi usulca süzülür, ayin sırasında da çığlık atar, üzülür. Ora göklerinin hakimidir, onu ikna edip hayvanı kılan ‘Toruk Mactor’ olur. Bundan bi adım sonrası Max Factor’de Satın Alma'nın başına geçmektir! İnsan Kaynakları da olurmuş...

4 Dakika, 20 Saniye
260 saniye...

EEE
Oksijen maskesiz, Pandora’da fani insanın dayanabileceği süre. Hele ki o an, yerlilerin zılgıtına maruz kalırsan, azot da gider. O şartlarda yaşayana gaz bombası attılar, ayrı!..

Thasik
Na’vi kabilesinin politik lideri. Doğal feminist. Asil ve sade, asilzade. İstanbul’da yaşasa, sanat vakfı yönetim kurulunda olurdu...

Grace Augisten
İyi kalpli bilim kadını. Yerlilerin, düşman değil, bir çeşit insan olduğunu iddia eden biyososyolog. Sonuçta yanaroğlu...

Laz Alonso
Tsu’ten’i canlandıran oyuncunun adı!..

Ejder Baba
İşgalci insanların yaban dünyaya -göya uyum sağlamak için- imha operasyonuna koydukları isim. Ne ejderi, hangi baba yiğenim, ne diyon sen? Hafızın ülkesinde köpek tavırlı kedigil kol geziyo, dokununca minyon olan bitki var, her kişinin en az birine dokandığı ayin var, sen bi dur. Dur derken, bi git! Bak hala duruyo!..

Kötü Kalpli Komutan
KKK çağrışımı, tamamen rastlantı. Yoksa bi komutan ancak Na’vilere Balyoz Operasyonu yapabilir, hiç öz halkına tasarlar mı böyle bişi? Bu komutan da sert ve ters. Çocukken de böyle oluyo bunlar. Bi ara omzu yandı, yani rütbeleri yandı, yani yaktı askerliğini ince dudak!..

Totak
Eski Türkçede ‘dudak’...

Seni Görüyorum
Na’vicede “Selamun aleyküm”. Fakat burada, seni cisim olarak değil de içini görüyorum, anlamı var. Bazı fıkıhçılar, buna itiraz eder! Eğer, elinle üç yapıp bunu dersen “Seni üç boyutlu görüyorum!” demektir bu. Salondan çıkarken gözlüğü aldılar yaa!..

Beni Benden Alan
Hamak şekil yatak bitkiler...

(Vedat Abi bu yazıyı tee ne zaman Uykusuz'da yazmıştı. Çok yazısı -benim de hazırlanmasına yardım ettiğim- kitaplarda toplandı da bu ve Yüzüklerin Efendisi İzleme Kılavuzu giremedi herhangi bir derleme kitabına. Değerli izniyle işte şimdi burada bu yazılar, yazılısinema'da!)

18 mart 2018
Oku..

Yüzüklerin Efendisi İzleme Kılavuzu

Konuk Yazar // Vedat Özdemiroğlu


Elf
Şirinliği hayat tarzı edinmiş kişilere Elf denir. Sihirli yüzüklerden üçü bunlara verilmiştir, sırasıyla söz, nişan ve nikah ortamında! Elflerin insanlardan farkı kapüşonlu giysilerden uzak durmalarıdır.

Hüküm Dağı
Hüküm Dağı, Uruk-Hai maslahatgüzarı Tribones'in barındığı Drav Yaylası'na bakar. Bu yaylada belsiz hayvanlar olarak bilinen kolpacanlar da yaşar. Gondor tahtının varisi Isildur, bazen bu dağa gelip yamaç paraşütü yapar! (Hüküm Dağı dumandır, loy, di-loy-loy, di-loy-loy, di gel yarim!)

Shire'li Bilbo
Aslen Samandağlıdır. Düğünde dernekte "ellarnie zihniyi, zap zap zap zap helmiyi" türküsünü nefis söyler. Yüzük elinden alınınca canı gider gibi olmuş, bi ara hırlamıştır!

Büyücü Gandalf
Asıl olarak büyüyle geçinir. Arada bir ekstra yapıp fal, muska işlerine de girer. Gençliğinde bir dönem Atletico Gondor'da stoper olarak oynamıştır. 3000 yılda bir sinirlenir, bu kuralı ömründe sadece bir kez bozmuştur. O da, denyo yarışmacılara "07 dürrük! Kapının kapandığından emin misiniz?" gibi şeyler demekle yükümlü tipi gördüğünde. Sanki uzay mekiğinin kapısını kontrol ediyo, tırtus seni!

Gollum
Hobbit dilinde 'yeşil başlı gövel ördek' anlamına gelir. Hobbit için alttaki maddeye bakınız. Kara Süvari için bire, Orta Dünya için ikiye, Saruman denen satışçı ipne için üçe basınız. Santral için 500 Elf yılı bekleyiniz! (Elfler benim, Entler benim, Troller senin olsun!)

Hobbit
Fantastik alemin eğlence işlerine bakan canlılardır. Genelde kırılgan olurlar çünkü tayt giyerler. Bunlardan en ünlüsü olan Hobbit Besen'in, 'ayağı kırılmış o karo ejder / senden çok vefalı çıktı sevgilim' adlı bestesi Cüceler tarafından aşırı benimsenmiştir. (Peki, bu filmde de Cücelere 7 yüzük düşmesi? Nedir bu yedi-cüce ilişkisi a dostlarım?!)

Saruman'ın İhaneti
Saruman, Altınoluk'ta 20 dönüm arsaya işi bağlamıştır. Avni Aker'de, sezonluk, kolay tutuşan kombine kart aldığı Efsane Tepesi'nde söylenir durur.

Ork
Orklar nüfus çokluğu ve işsizlik yüzünden kötü işlere girmişlerdir. Bir kısmı Mordor'un otopark dünyasını ele geçirirken, önemli sayıda Ork da Kral Torikbey'in emrinde bilinç kaçakçılığıyla uğraşır. Daha efendi olanları, yukarıda adı geçen Hobbit Besen'le çalışırlar, bunlara da Org denir.

Kıymetlimiss
Hüküm Dağı'nda ikamet eden dağ köylülerinin bazlamaya verdikleri isimdir.

İnsan
En gözü doymazlar İnsanlardır. Saruman olsun, Sauron olsun, İnsanlardan tiksinti duyar hale gelmişlerdir. Isildur, ne gıcık bir isim Yarabbim. Hayat ne kadar karışık bir mekan.

(Vedat Abi bu yazıyı tee ne zaman Uykusuz'da yazmıştı. Çok yazısı -benim de hazırlanmasına yardım ettiğim- kitaplarda toplandı da bu ve Avatar İzleme Kılavuzu giremedi herhangi bir derleme kitabına. Değerli izniyle işte şimdi burada bu yazılar, yazılısinema'da!)

18 mart 2018
Oku..

New York'ta Beş Minare (2010)

Konuk Yazar // Vedat Özdemiroğlu


Önde top oynayan çocuklar, arkada infilak eden araba. İstanbul şehri, güne suikastla uyanır, bir aydın daha öldürülmüştür.
Metrodaki ayaküstü istihbaratı takiben, camide vaaz verip, ölen mazlumlara ağlayan bir imam görürüz. Bu imam aslen Ali Sürmeli’dir ve aslında mağdura, mazluma değil, New York’lu filmde sadece İstanbul sahnesinde oynamasına ağlamaktadır.
Öte yanda, Arka Sokaklar dizisindeki komiserlik başarısından dolayı bu filmde Emniyet Müdürlüğü’ne terfi ettirilen Zafer Ergin, yeni mezun polislere yemin ettirmektedir. Sakallı Fırat’ı (M. Kırmızıgül), bir ayini izleyen müritler arasında görürüz. Beri yanda, Acar (M. Sandal), bir hücre evine operasyon yapan polislerden biridir.

Operasyon, “Kuş kafeste, operasyon başlasın” gibi aşırı sıradışı bir parolayla start alır, kadın dizayn polislerin siyah çarşafı atıp ateş etmesi gibi daha da marjinal bir numarayla sürer. Ergenin bilgisayar oyunu gibi bitmek de bilmez. O esnada New York’ta Hacı Gümüş adlı kanaat önderi, tam da namaz kılarken FBI tarafından yakalanır.
Aynı saatte, İstanbul’da milliyetçi müminler “Yılmicaz, yıkılmicaz, ayaktayız, dertlerimizle baş başayız” andıyla, toplu halde kitap, bayrak ve yerli malı Casper bilgisayar üzerine yemin ederler. Fırat polistir ve Acar’la beraber iki günlüğüne New York’a gönderilir. Misyonları, Deccal adlı terör liderini Amerikan polisinden teslim alıp Türkiye’ye getirmektir.
Deccal, Hacı Gümüş’tür, yani Haluk Bilginer’dir, “Neyle suçlanirem, avukatımı istirem” şivesiyle konuşan bir tiptir. Sorguda FBI şefi David Becker “Daha dün Atatürk’tün, hem yobaz olmuşsun, hem şiven bozulmuş, n’aptın sen abi” der.


Bu esnada Engin Altan’ı görürüz, Hacı Gümüş’ün adamıdır ama için için “Ulan bunlar yakmışlar beni, canlı bomba olacağıma canlı paraya koşarım daha iyi” diye düşünmektedir. Bu arada New York’taki Fırat, Bitlis’teki dedesiyle (Eşref Kolçak) konuşur. Elinde telefonuyla dede, her an “Türksel’in çekim gücü” diyerek zıplayacak gibidir.
Acar, Fırat’a “Ne günlerim geçti şu Amerika’da” der. Oysa bu, ancak Türkiye’de denecek şeydir. New York’ta insan New York der. David Becker, Türk polislere Hacı’nın Interpol tarafından kırmızı bültenle, ara ara da pembe panterle aranan bir suçlu olduğunu söyleyip teslim eder. Fakat adamları yolda operasyon yapıp Hacı’yı kaçırırlar. Buraya bir kelime bile eklemeden aktarıyorum.
David Becker: Siz ikiniz ortalıkta görünmeyin!
Acar: Soruşturmaya sizle gelsek olur mu?
David Becker: Tamam, yolumuza çıkmayın yeter!..
Yoluna çıkmasını istemediğin adamı niye yanında götürürsün be adam yaa?!

Bu arada FBI ve Interpol tarafından aranan Hacı, Yaz Ramazan’ın esnafı gibi, deniz kıyısında, açık havada, cemaatle beraber kabak gibi namaz kılar, çay içer, volta atar. Fırat’la Acar, Engin Altan’ı takip edip evine girerler, yakalarlar. Fırat, Altan’ı suya basıp geceden ıslatır ve Hacı’nın yerini bulmak için Fight Club zincirinin şubelerinden birine giderler. İki polis tuzağa düşürülüp yakalanır.
Bu arada New York’ta hiç çan çalmayıp hep ezan okunmaktadır.
Aynı anlarda, David Becker, Müslüman gettoda gördüğü her sakallıya kartını verip Hacı’yı sorar, namaz kılınan camiye ayakkabılarıyla girip itlik eder. Yanındaki polisle konuşmasından David’in kardeşi Brian’ın İkiz Kuleler saldırısında öldüğünü, bu yüzden Müslümanlardan nefret ettiğini öğreniriz. FBI ortamında ailece görüşmek şart olduğu için ikinci polis “Brian’ı hepimiz severdik ama unut artık” der.


Hacı, üstü lokumlu, altı bademli mevlit şekerlerini çok özlediği için ani bir kararla Türkiye’ye dönmek ister. Zaten dönmek isteyen adamı FBI yakalar ve iki polise teslim eder. Şimdi sıra Türkiye’de Hacı Gümüş’ü sorgulamaya ve konuşturmaya gelmiştir. Aynı anda, dünya alemin aradığı liderin sağ kolu, elini kolunu sallayarak ülkemize gelmiş, cami gezmektedir.
Hacı’yı sorgulayan polisin “Sen, Allah’a bağlısın da biz Devlet Su İşlerine mi bağlıyız?” şeklinde sorusuna, Hacı “Dogrisini Allah biliyur” cevabını verir. (Bunlar da aynen)
Fırat, Hacı’nın sorgusuna taliptir ve yalnız kalınca ona “1973’te adam vurdun, 1974’te Ecevit affıyla çıktın, 1975’te Semiha Yankı sonuncu oldu, yalan mı bunlar?!” diye çıkışır. Hacı “Katil değilim” der.
Bu arada, Humeyni’ye benzeyen gerçek Deccal’i ve Heidi’nin büyükbabası Alf Dede’yi andıran Fırat’ın dedesini kısaca görürüz.
Hacı’nın suçsuzluğu kanıtlanır ve gerçek Deccal yakalanır. Gerçek Deccal, bir yandan da profilden NetWork markasının bir zamanki Hintli mankeninin dedesi gibi bi adamdır. Emniyet müdürü, Deccal’in adamları için “Bu pislikleri namuslu savcılara teslim edelim” diyerek ülkede namussuz savcıların da olduğunun altını çizer.

Hacı tahliye olmuştur. Acar Musti, koca filmde durmadan tekrarladığı tek repliği olan “Başından beri bu adamın suçsuz olduğunu biliyordun, niye uğraştın?” sorusunu sorar, Mahsun Fırat “Hayat bazan insanlara yanlış işler yaptırıyor” diyerek hem ona cevap verir, hem de inceden sinema anlayışını özetler.
Globalleşmek isteyen her yerli filmde olması gereken Ayasofya’da Hıristiyan ve Müslümanın beraber dua etmesi gibi, Mevlevi semahı gibi, Boğaz’ı tepeden görmek gibi zorunlu sahneleri takiben iki polis, Hacı ve karısı Bitlis’e doğru yola çıkarlar. Bir mola yerinde, dereye bakan Mahsun Fırat, aniden “Bebeeeegiiim” diye şarkıya girecek izlenimi verir ama girmez. Mahsun Fırat, İstanbul’da oturmasına rağmen, cipinin plakası 13’tür çünkü o Bitlis’lidir. Zaten dünyada Bitlis sigarayı içmeyi sürdüren tek insan da odur.
Kör bir kadının evine gidip, otel sorarlar. Kadın “Burda kime otel sorarsanız, onda kalırsınız” diyerek bir korku filmi etkisi yakalar ve o haliyle dört misafiri buyur eder. Mahsun Fırat, dedesine gider; dedesi “Ben sana hem analık hem babalık ettim” der, tokadı basar, eski meseleler hortlamıştır. Nihayetinde Hacı, dede olur, dede hacı olur! Finalde bayrak yanar, film ateş görüntüleriyle kapanır ama asıl yanan seyircinin ta kendisidir!

Finali takiben Beşir Atalay, Ertuğrul Günay, Emniyet Genel Müdürlüğü, İstanbul Müftülüğü ve Doğuş Holding’e teşekkür edilir, çünkü filmin sanatla değil bunlarla ilgisi vardır...

(Bu yazı ilk olarak Kasım 2010'da Uykusuz'da yayımlanmıştır. VÖ'nün özel izniyle blogu şenlendirmiştir.. Blogtaki diğer yazıları: Issız Adam (2008) ve Güneşi Gördüm (2008))

11.10.15
Oku..

Issız Adam (2008)

Konuk Yazar // Vedat Özdemiroğlu


“Sen dizime yattın, ben bir hikaye anlattım,
sonra benim dizim uyuştu, böylece bu ilişkiden soğudum!..”

Alper, balköpüğü sakallı bir işletme sahibidir... Günleri, kendi restoranında yemek yaparak, duş alıp aynada kendine bakarak, eski plaklar dinleyerek ve katıldığı grup sekslerde yeni yemek tarifleri toplayarak geçmektedir... Bi ara Şeyma75 ve kasketli gözlüklü beyiyle mutluluğu yakalar gibi olur ama gene olmaz... O bir yalnız adamdır...


Ada ise çocuklar ve cüceler için kostüm diken bir dükkan sahibidir... Sanki yeni kitaplara keçi ayağı değiyormuş gibi, insan eli değdiği için hep ikinci el kitap alan duyarlı bir kızdır...
Alper ne kadar hoyrat ve sakallıysa, Ada da bir o kadar sevecen ve sakalsızdır...
Bu iki Cihangir canlısının yolu, bir sahafta kesişir... Alper, epeydir aradığı bir Hümeyra plağını bulduğu için sevinçten kükrer... Böylece tanışırlar... Alper, Ada’ya plak hakkında “Bu plak, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 1966’ya 343-016787 no’lu izniyle, İstanbul Davutpaşa’da 2222 adet üretilmiş, 20 tanesi promosyon olarak magazin servislerine, 2 tanesi de şirket sahibinin dünürüne verilmiştir” şeklinde detaylı bir açıklama yapar... Ada “Hümeyra niye ayrıldı ‘Avrupa Yakası’ndan, ne güzeldi orda” diyerek, Alper’le ilgilenmemiş görünür... Fakat Alper, kızı dükkanına kadar takip eder ve Zagor kostümü siparişler... Ada “Battal boy çalışmıyoruz, ben size Zagor kostümü yerine Selçuk Ural plağı buliim, tip olarak ikisi birbirine benziyo” der...

Artık ikili, flört dönemine girmiştir... Alper, Ada’yı yemeğe davet eder ve damıtıp şarap yapmak üzere manavdan kara üzüm alır... Ada ise hediye olarak Nil Burak’ı götürmeyi düşünür fakat Nil Hanım’a ulaşamayınca plağını götürür... Alper, Ada’yı yemek diye kandırmıştır... Asıl amacı sebzeler üzerine 70 dakikalık bir sunum yapmaktır... Gecenin bitiminde sevgili olurlar... Alper’in stajyer pornocu gibi hızlı seksine karşı, Ada “Yüzüme bak, elimi hisset, boynumu sigortala, bi hikayesi olmalı sevişmemizin, bana baktığında sevdiğin herkesi görmelisin, yer kalırsa Norveçli balıkçıları da görmelisin, sanki kendinle sevişir gibi, adeta 31 gibi sevişmelisin” diyerek teori yapar... Aslen Ada, ilişki öğretisi sahibi gizli bir bilgedir... Tek kötü huyu, peçeteye tükürüp, o tükrükte sigara söndüren arkadaşları olmasıdır...


Aşk, coşkuyla sürmektedir... Gerçi bi sabah Ada “Hiç çocuk olmamış ve hep çocuk kalmışsın gibi” diyerek, yastıkla boğulma teşebbüsünü hakketse de, Alper’in kafası, sabahları çirkin görünüşündedir... Bu yüzden sabah sabah güneş gözlüğü takar ve şahken şahbaz olur...
Yılların sevişkeni Alper, ‘Aşkım’ moduna geçmiştir...

Bu süper ilişki, Alper’in Kızılderili asıllı annesinin gelmesiyle boyut değiştirir... Zaten oğluna ‘Issız Adam’ adını veren de bu kadındır... “Çocukken kalabalıkları sevmezdi, hep odasında otururdu, ansiklopedi ezberlerdi, kırlentlerden plak yapardı, ergenleşince düz duvara tırmandı” diyerek onu Ada’ya anlatır... Yakaroğlu anne yüzünden Alper şarap manyağı olur...
Ve işte sonra olaylar gelişir...


Alper, ruh halini “Kanımda mikrop var, ayrıca yüksek oranda çinko var, seni kirletirim, zaten küreyi de ben ısıttım, parasını vermeden sevişince tam dadını alamıyom!” şeklinde otopsi raporu gibi anlatır... Hatta bi ara kendini, Rafet el Roman modeli, elinde asayla, kumsallara atar...
‘Bitsin’ tadıyla “Ben seni hakketmiyorum, doğru insanı bulduğunda bana teşekkür edeceksin” lafları havada uçuşur...

Çocuğun adı Mithat Can’dır, filmin adı Kutup Ayısı’dır, hikayenin son adı Çağan Kardeşten Masallar’dır... Varsın tokaya kızdan daha çok üzülsün, Issız Adam bizi sinemaya çekmiştir...

Tüm bunlar olurken, benim filmdeki adamım, düğünde, kafasında bira şişesiyle oynayan adamdır.

(Bu yazı ilk olarak 2008'de Uykusuz'da yayımlanmıştır. VÖ'nün özel izniyle bloga eklenmiştir.. Ayrıca İletişim Yayınları'ndan çıkan yeni kitabı Türkçe Sözlü Hafif Mizah'ta da daha nice yazıyla beraber yer almaktadır.. Bu da kitap için tadımlık bir yazı olsun hem..)

04.10.15
Oku..

Güneşi Gördüm (2009)

Konuk Yazar // Vedat Özdemiroğlu


Filmimiz, helikopter sürüsünün sıcak çatışma yöresine göçüyle başlar...
Ramo ve Mamo, dağlık bölgede yaşayan iki kardeştir. Mamo, köyde evlenecek kız bulamazken, Ramo’nun karısı Havar habire kız doğurmaktadır. Erkek çocuğu bulmak için, çatışma olmayan geceleri Ramo sevişmeye ayırmaktadır. Fakat beşinci kızı olunca delirir. Üstelik aynı köyde Altan ‘Erkekli’ de yaşadığı için iyice sinire keser. Yakınları Ramo’ya “Saçını bu şekil tararsan oğlun olur”, Havar’a da “Hamileyken oğlanlara bak” gibi tavsiyelerde bulunurlar ve böylece bir yıl sonra, Ramo’nun nihayet oğlu olur...

Ramo, oğlunu, doğar doğmaz Kunta Kinte modeli bayıra götürüp havaya kaldırır... Ramo ile Mamo’nun diğer kardeşleri Kado, gündüz vakti kadın programları izleye izleye efemineleşmekte, yengesinden fırsat buldukça çamaşır asarak kadınsı hislerini tatmin etmektedir...
Yöredeki komutan “Ev içinde ev, devlet içinde devlet olmaz” diyerek köylüleri bilinçlendirir. Zaten her iki taraf da onlara “Sizin için dağa çıktık!” demektedir. Oysa köylüler zaten dağda yaşamaktadır...
Böylece göç kaçınılmaz olur, iki aile birleşip İstanbul’a gelirler. Mamo, İstanbul’da çok kız vardır diye kıpır kıpırdır. Şehre girer girmez, İstanbul’daki beş gökdelenden birini görüp çok etkilenirler. Hemşerileri Cuma’nın yardımıyla varoş bölgesinde bir eve yerleşirler...


Balık halinde iş bulan Ramo ile Mamo, martıları gördükçe köylerinin yerel kuşu yabanboranını hatırlayıp içlenirler. Bu arada Kado (Kadri), mahalledeki travesti Cansu (Can) ile aniden bir dostluk kurar...
Göç eden iki aileden biri Norveç’e gitmek için insan kaçakçılarıyla irtibata geçer. Kaçakçılar için sorulan “Peki bu adamlar daha önce bu işi yaptılar mı?” sorusu, “Adamların işi bu!” cevabıyla tatmin edilir...
Kado, Cansu’nun arkadaşıyla tanışır, travestiperverliğinden dolayı Mamo’dan zopa yer ve ev hapsi için odaya kilitlenir...

Altan Erkekli ve ailesi, parolaları ‘Sevkiyat bizim işimiz’ olan kaçakçılar tarafından önce Yunanistan, sonra da Norveç’e götürülürken, doğum yorgunu Havar ameliyat geçirir ve hastanede kalır. Norveç’e giden aileyi karşılayan akrabaları Nedim, esasen emperyalizm, rüzgardan elektrik üretme ve Norveç fiyordları konularında gizli bir uzmandır...
Kado ise, travestilerden ‘Bizim adımız kelebek kızım’ öğretisini alıp cesaretlenerek ruj sürmelere başlar ve “Abilerim gibi değilim, içimdeki erkeği öldürmeliyim, tek erkek çocuk olsam neyse, iki abim var zaten..” diye karar alır...
Anneleri hastanedeyken Serhatları karıştıran küçük kızlar, bir faciaya sebep olurlar ve aileden koparılarak devlet himayesine alınırlar. Aynı anda Norveç’e kabul edilen diğer aileye maaş bağlanır ve biz seyirciler sosyal devlet ile asosyal devlet farkını çok yakından görürüz. Türk filmlerinde yasal bir mecburiyet olan ‘hiç konuşmayan kadın’ tipini bu filmde Norveç’e giden ailenin annesi üstlenmiştir...

Norveç’teki akraba Nedim “Nasıl olsa sosyal devlette yaşıyorum” diye iyice coşmuş, günlerini felsefe yaparak ve beş hececilerden şiirler okuyarak geçirmektedir. Ailenin süpermarkette çalışan oğlu ise Hint-Avrupa dili avantajıyla Norveççeyi hızla sökmektedir...
Kado iyiden iyiye travesti ortamlarına alışmış, barlara dadanmıştır. Ortamdaki bazı travestiler tarafından her nedense ‘Sen de çalış’ baskılarına maruz kalan Kado, evini terk etmiştir...
Sinirli abi Mamo, Kado’nun peşine düşmüştür. Şehirdeki tüm travestilerle görüşerek kardeşini arar, yine Türk Sineması mevzuatında yer alan ‘çirkinsen kötüsün’ yasası işler ve travestilerin en şişkosu, Kado’yu abisine ispiyon eder. Kado bir yandan kaçmakta, bir yandan da Cansu’ya botanik konusunda seminer düzenleyerek, kardelen (berfin) çiçeğini iki dilde anlatmaktadır. Bu çiçek, güneşi gördüğü an, canından olmaktadır ve burası, seyircilerin birbirlerine manidar bakıp ‘Vay be’ demeleri gereken bir andır...


Kado, köşe bucak kaçtığı abilerine, en kaçabileceği zamanda randevu verir ve “Gündoğumunda eski Galata Köprüsü’nde buluşalım, görüntü açısından finale yakışır orası!” der. Böylece güneşi görme fırsatını bulacaktır... (Manidar bak, ‘vay be’ de...)

Bu filmin çekimleri sırasında hiçbir canlıya zarar verilmemiştir, gerek yok, nasıl olsa filmi izleyen canlıları, yeterince hırpalarız, diye düşünülmüştür...

(Bu yazı ilk 8 Ekim 2009 Uykusuz'unda yayımlanmıştır. VÖ'nün özel izniyle de bloga eklenmiştir..)

17.09.15
Oku..