Call Me by Your Name (2017)


Senenin en iyi filmleri arasında sayılıp duran bir Luca Guadagnino filmi. İtalyan sinemacı geçtiğimiz dönem ortaya koyduğu 69 yapımı bir filmin yeniden uyarlaması olan A Bigger Splash (2015) ile çektiği dikkati üçe beşe katlıyor yeni filmiyle. Call Me by Your Name (2017), Andre Aciman'ın 2007'de yayımlanan aynı isimli romanından uyarlanmış; başrollerinde Timothee Chalemet ve Armie Hammer yer alırken yardımcı rollerde de Amira Casar ve Michael Stuhlbarg'ı izliyoruz.

Entelektüel bir ailenin, müzikle uğraşan ergen oğulları Elio, bu yaz odasını bir misafirleriyle paylaşmak durumunda. Yazlıkta bir süre misafir edecekleri kişi, genç, yakışıklı, cool Oliver. Başta birbirlerine alışmaları sıkıntılı görünse de, Elio ve Oliver kaynaşıveriyorlar. Birbirlerinden hoşlandıklarını belli etmeye çalışsalar da çok başarılı olamıyorlar. Ta ki Oliver'ın tatilinin sonlarına kadar. Her aşk hikayesi gibi bu da geç kalınmışlık içeriyor. Yani az kalsın geç kalınıyorluk. Ucuna yetişilmişlik.


Her aşk hikayesi gibi dedim ama diğer aşk hikayeleriyle çok yan yana koyabileceğim türden değil bu. Ne bileyim, erkek erkeğe bir aşk hikayesini çok samimi bulamıyorum ben. Bi derdim yok geylikle, sadece içime sinen bir görüntü değil. Kadın vücudu dururken.. Olacak iş değil bence.. Filmdeki genç yetenek Elio da deniyo gerçi, kız arkadaşı da var, sevişiyolar, öpüşüyolar.. Sonra bi de Oliver'la öpüşüyo, öyle yapıyo tercihini. Ama.. Bak şimdi, eğri oturup doğru konuşalım. Kız arkadaşı pek güzel bir kız değil, Oliver dünya yakışıklısı cool bir herif. Bence sağlıklı karar veremedi, çok aceleye getirdi Elio..

Neyse ne, çok sevdiler birbirlerini. Nereden anlıyoruz bunu? Filme adını da veren, romantizm yüklü o cümleden. Bana adınla seslen, sen ben olmalıyım, ben sen olsunlar.


Filmin üç Golden Globe adaylığı var, En İyi Film ve iki başrole ait En İyi Oyuncu ve En İyi Yardımcı Oyuncu kategorilerinde. 95'li Chalemet bu senenin bir diğer dikkat çeken filmi Lady Bird (2017)'te de yer alıyor.

Oscar adaylıkları 23 Ocak'ta! Bekliyoruz!

3 Ocak 2018
Oku..

Steve Jobs (2015)


"Abi ne Jobs'muş be!" demeyen bizden değildir, net. Çünkü, bak, tamam efsane bir iş adamısın, mucitsin, dehasın ve aşırı büyü bir başarıya imza atmışsın, yetmemiş yıllar sonrasını düşünerek kazık çakmışsın, belgeselin de yapılır, filmin de yapılır, ama bu nedir:
Steve Jobs: The Lost Interview (2012) belgeseli yapıldı, sonrasında öldü, ölür ölmez Jobs (2013) diye, baya adamın kırkı çıkmadan film vizyona girdi.. Sonra bu durum çok dikkat çekti, iSteve (2013) diye bir parodi biyografi yapıldı. Üstünden biraz zaman geçti, tekrar belgesel, Steve Jobs: The Man in the Machine (2015) ve Steve Jobs (2015), doğru kalitede bir sinema filmi sonunda.


Artık herkes biliyor, Steve çevresindeki insanlara çok ibnelik etmiş bir dahi. Çünkü kafa başka çalışıyor, toplumun, yani bizim anladığımızdan farklı çalışıyor. Filmlerin ortak özelliği, başta Steve'den nefret ettirip sonra sevdirmesi.. Jobs (2013)'u izleyip pek beğenmemiştim, bunu izledikten sonra karşılaştırma yazacaktım güya, hiç karşılaştırılacak işler değilmiş ya.. Jobs (2013), biyografik bir süreç anlatırken, Steve Jobs (2015), durumlar, diyaloglar, hisler anlatıyor. Yine de ufak bir kıyas yapacam dayanamayıp: Jobs (2013), yüzeysel kaldığı için beğenilmedi; Steve Jobs (2015), o kadar derin ki her şeyi anlatamadı..


Walter Isaacson'ın kitabına dayanan konuşmalar, The Social Network (2010)'ten Oscar'lı senarist Aaron Sorkin tarafından yazılmış; Slumdog Millionaire (2008) ve Trainspotting (1996)'in yönetmeni Danny Boyle tarafından yönetilmiş.
Steve'i Michael Fassbender çok güzel canlandırmış. Asistanı Joanna'yı hiç sevmediğim Kate Winslet, adaş Wozniak'ı Seth Rogen, pis CEO'yu Jeff Daniels ve film boyunca Joaquin Phoenix'e benzetip durduğum Michael Stuhlbarg, Andy Hertzfeld'i oynuyor. Eski sevgilisi Chrisann rolü ise Katherine Waterston'ta.


Film Steve Jobs'un hayatını değil de hayatından belirli kesitleri anlatıyor. Mesela lansmanlara çıkmadan hemen önce özel hayatındaki, arkadaş ve iş çevresindeki insanlarla yaptığı beyin yakan konuşmalar; yuva yıkan, devlet yıpratan, şirket batıran konuşmalar. O konuşmaları, nasıl, kimle, ne psikolojilerle yaptığını çok güzel anlatan bir film olmuş. Film, iki dalda Oscar adayı -ki bence dahası olabilirmiş-, sadece iki ana karakteri canlandıran, Fassbender ve Winslet oyunculuklarıyla yarışacaklar. Diğer adaylar için 4. Geleneksel: Oscar Adayları ve Kehanetlerim'e bakınız; En İyi Aktör Oscar'ı için Fassbender'ın en sağlam rakibi bence Trumbo (2015)'dan Bryan Cranston.. Winslet'ın ise rakipleri kesinlikle daha muhtemel kazananlar. Filme puanım 8/10 bu arada..

şubata sarkmak
0003-010216
Oku..